Çocuklarda
anksiyete bozuklukları yaygın olmakla birlikte az çalışılmış bir
alandır. Anksiyete bozuklukları benlik algısında düşme, sosyal
izolasyon, sosyal işlevlerde yetersizlik ve akadamik
başarısızlıklarla birliktedir. Çocuklarda sıklıkla baş ağrısı,
kaın ağrısı ve irritabl bağırsak sendromu gibi fiziksel belirtiler
görülür. Genellikle zamanla kötüleştiğine dair kanıtlar vardır.
Geniş anlamda, anksiyete, tehlike beklentisi ile birlikte olan
emosyonel huzursuzluk olarak tanımlanabilir. Anksiyete, koruma ve
adaptif işlevi olan normal bir emosyondur. Korkular, genellikle
gerçek ya da hayali bir tehlikeye karşı normal bir reaksiyon
olarak düşünülür. Anksiyete türün devamı için gereklidir. Geçici
korku ve anksiyete normal çocuğun gelişiminin bir parçasıdır. Bu
korkular, kendisine ya da başkalarına zarar gelmesi, belli bir
durum hakkında yoğun endişelenme, ayrılık anksiyetesi olabilir.
Bazı korku ve anksiyeteler belli yaşlarda daha sıktır. Bebekler
hemen yakın çevresindeki korku veren uyaranlardan korkarlar. On
ikinci aydan itibaren yabancılardan, garip yerlerden ve yüksekten
korkma başlayabilir. Okul öncesi çocuklar yalnız kalmaktan,
karanlıktan, hayvanlardan ve hayali yaratıklardan korkabilirler.
Okul çağı çocukları doğa üstü güçlerden, değerlendirici ya da
sosyal durumlardan, doğal afetlerden hastalık ve kazalardan
korkarlar. Çocukluk korkularının normal adaptif işlevi olduğundan
normal korku ile anksiyeteyi ayırt etme her zaman kolay değildir.
Gerçekçi olmayan korkuların ya da kaygıların önemli bir sıkıntıya,
akademik, sosyal bir bozulmaya neden olması önemlidir.
Belirtilerin zamanı da önemlidir (örneğin hafif separasyon
anksiyetesi çocukta ve ergende farklı şeyler düşündürür.)
Anksiyete uyarıcı bir işarettir, yaklaşan tehlikeyi haber verir ve
tehtid ile ilgili önelemlerin alınmasını sağlar. Korku da
anksiyeteye benzeyen uyarıcı bir işarettir. Anksiyete
araştırmacıları anksiyete, korku ve fobiler arasında ayırım
yaparlar. Korkuların tersine, fobiler bir uyarandan yoğun özgül,
devam eden (persistent) korkudur ve buna sıkıntı ve kaçınma eşlik
eder. Fobik tepkiler söz konusu durumun gereği ile orantısızdır,
mantıksal düşünmelerden etkilenmez, sıklıkla korkunun normal
gelişimsel döneminin dışında olur (ör. büyük çocuklarda canavar
korkusu). Korku ve fobilerin tersine, anksiyete daha yaygıdır (diffuse)
ve özgül değildir. Korku, kaynağı bilinen, dışsal, kesin ya da
çatışmasız bir yanıttır. Anksiyete ise kaynağı bilinmeyen, içsel,
müphem ve çatışma sonucunda oluşmuş bir yanıttır (Tablo 1).
Tablo 1.
Anksiyete
Fobi
Korku
Diffuse,
daha kronik
Özgül
Özgül, daha
akut, gelişimsel dönem önemli
Nedeni belli
değil, içsel, müphem, çatışmalı
Gerçek
tehtid yok
Gerçek
tehtid var (gelişimsel dönem önemli), dışsal, kesin,
çatışmasız
Gerçekçi
olmayan kaygı, korku
Gerçekçi
değil
Gerçekçi
(gelişimsel dönem önemli)
Prevalans
ve epidemiyoloji
Anksiyete
bozuklukları çocuk ve ergenlerde en sık görülen bozukluklardan
birisidir. Toplumda yapılan çalışmalarda çocuklarda %5-18 görülür.
Ergenlik öncesinde bozukluğa bağlı olarak %0.3 ile %12.9 arasında
değişen oranlarda görülür. Ergenlerde bozukluğa bağlı olarak %0.6
ile %7 arasında değişir. En sık özgül fobiler, seperasn
anksiyetesi bozukluğu (SAB) ve yaygın anksiyete bozukluğu (YAB)
görülür.
Klinik çalışmalarda K/E oranı eşit gibidir. SAB diğer anksiyete
bozukluklarından daha erken başlangıçlıdır. Ayrıca küçük
çocuklarda büyüklere göre, daha farklı ve fazla belirtiler
bulunur. Tersine büyük çocuklarda, küçüklere göre, YAB daha
fazladır.
Düşük sosyo-ekonomik düzeyde (SED) çocuklarda normal korkular
yüksek SED’ye göre daha fazladır. Ayrıca kültürler arasında da
normal korkuların gelişiminde farklılıklar vardır. Örneğin zenci
çocukların, beyazlara göre, okulla ilgili ya da utanma ile ilgili
korkuları daha azdır. Ayrıca SAB ile düşük SED arasında ilişki
olabilir. YAB ise orta ve yüksek SED çocuklarında daha sık
olabilir.
Komorbidite
Herhangi bir anksiyete bozukluğundan sonra depresyon en sık
görülen komorbid durumdur. Dışa vuran bozukluklar (DEHB, davranım
bozukluğu, inatlaşma bozukluğu) görülebilir (%20).
a)Anksiyete uyarana özgü mü, spontan mı, beklentiye bağlı mı?
b)Anksiyete belirtileri ne kadar kaçınmaya neden oluyor
c)Toplumsal çevre ve aile ortamı ve belirtileri pekiştiren
etkenler
d)Yapısal özellikler (temperament), bağlanmanın niteliği,
yabancı/ayrılık yanıtları, çocukluk korkuları
e)Anksiyeteye neden olan ilaçlar ve tıbbi nedenler
f)Ailede anksiyete öyküsü
Anksiyete
belirtilerini taklit eden fiziksel durumlar:
-Hipogilisemi
-Feokromostoma
-Kardiak aritmiler
-Migren
-Epilepsi
-Kafeinizm
-Hipertiroidizm
Çocuk ve ergenlerin kendi korkularını yoğun olarak tanımlamaları
ve “sıkıntıda” olduklarını bildirmeleri güçtür. Çocuk ve ergenler
ayrıca belirtileri yetişkinlerden farklı bir şekilde gösterirler
(örneğin, ağlama, sinirlilik, öfke nöbetleri, somatik belirtiler).
AYRILIK KAYGISI BOZUKLUĞU
SAB evden ya da
birinci bağlanma figüründen ayrılmaya bağlı olarak oluşan aşırı
korku ve anksiyetedir. Anksiyete çocuğun yaşına ve gelişimsel
düzeyine göre uygunsuz olmalı ve en az 4 hafta sürmelidir. Anormal
ayrılma kaygısını, 7 ay ile 6 yaş arasında gözlenen yaşa uygun
fenomenden ayırt etmek önemlidir. SAB %2.4 ile %5.4 arasında
görülmektedir.
SAB olan çocuklar ayrılma durumu ya da ayrılma beklentisi
olduğunda sıkıntıya girerler, ayrılma durumlarından kaçınmak
isterler. Yaşadıkları sıkıntı “terör” şeklini ya da otonomik
uyarılma halini alabilir. SAB olan çocuklar, yapışarak, ağlayarak,
yalvararak ya da somatik yakınmalarda bulunarak ayrılığa direnç
gösterirler. Korkunun altında yatan, bağlanma figürüne ya da
kendisine zarar geleceği ve bu şekilde sürekli ayrılığı
yaşayacağıdır. Okul reddi ve yoğun somatik şikayetler en sık
tedavi arama nedenidir.
GELİŞİMSEL
PERSPEKTİF
SAB en sık ergenlik öncesi çocuklarda bulunur, ancak 18 yaşından
önce herhangi bir yaşta tanı konulabilir. Daha önce belirtildiği
gibi sıkıntı ya da ayrılıkla ilgili işlevsel bozulma gelişimsel
düzeye göre aşırı olmalıdır. Subklinil SAB, kliniğe başvurmamış
toplum örnekleminde daha sık olabilir. Çocuğun yaşına göre belirti
sayısı ve belirtilerin farklılığı değişmektedir, küçükler daha
fazla belirti gösterirler ve daha sıkıntılıdırlar.
AYIRICI TANI
KOMORBİDİTE
Okul fobisi, OKB, diğer anksiyete bozuklukları ayırıcı tanıda
düşünülmelidir. SAB olan çocuk sıklıkla depresyon ya da diğer
anksiyete bozuklukları tanısını da almaktadır. Aşırı anksiyete
bozukluğu (DSM-IV’te YAB) ve özgül fobiler en sık görülen komorbid
tanılardır. Bu çocuklarda, her zaman özgül fobi tanısını alacak
yoğunlukta olmasa da, sıklıkla çeşitli korkular (canavar,
karanlık, hayvanlar gibi) bulunmaktadır. Ayrıca depresyonu olan
ergenlik öncesi çocuklarda en sık görülen anksiyete bozukluğu
SAB’dur. SAB olan çocuklarda somatik şikayetler, arkadaşları ile
vakit harcamada ve okul dışı etkinliklere katılmada azalma
görülebilir. Okula gitmeyi reddetme ve seperasyon düşüncesi ile
sürekli uğraşmaya bağlı olarak akademik başarıda düşme
görülebilir.
GİDİŞ VE SONUÇ
Gidişi değişkendir, stres ve geçişlerin olduğu durumlarda
belirtilerde artmalar olabilir. Özellikle küçük çocuklarda oluşan
SAB tamamıyle iyileşebilir. Ancak bazı durumlarda rekkürens ve
eksaserbasyonlarla kronik gidiş gözlenebilir.
Ayrıca anksiyete
belirtileri kendilik algısını ve arkadaş ilişkilerini etkiler ve
gelişimin diğer dönemleri de etkilenebilir.
Çocukta SAB varsa
erişkin olunca, agorofobi, panik bozukluk, sosyal fobi ve
depresyon görülme olasılığı artar.
TEDAVİ
SAB tedavisinde bireysel, aile ve grup tedavisi yararlı olabilir.
Bireysel psikodinamik psikoterapide, ayrılık, otonomi, kendilik
algısı ve yaşa uygun bağımsız davranışlar üzerine odaklaşılır.
Anne babaların çocuğun ihtiyaçlarını ve bağımsız davranış isteğini
anlamaları için cesaretlendirilmeleri önemlidir. Her bir anne
babada ayrılıkla ilgili kendi temaların ele alınması da önemlidir.
Farklı
çalışmalarda bilişsel davranışçı tedavi (BDT)’nin faydalı olduğu
gösterilmiştir.
Özgül tedavi
yöntemleri şunlardır:
a)Maruz bırakma (tedrici maruz bırakma ve relaksasyonla
birlikte sistematik desensitizasyon)
c)Bilişsel stratejiler (problem çözme, başa çıkma
düşünceleri, kendi kendine konuşma)
d)Model olma (Uygun davranışın gösterilmesi)
e)Aile tedavisi (anne babaya anksiyetenin ele alınması
öğretilir ve anne baba koterapist gibi işlev görür).
Sistematik desensitizasyon ile ödül sistemi, daha büyük
çocukklarda bilişsel stratejiler) oldukça etkilidir. Örneğin çocuk
anne ve babadan ayrılmasına tedrici olarak cesaretlendirilir (ör,
diğer odaya gitme, üst kata çıkma, okula gitme gibi) ve başarılı
çabaları için stikers ya da ödüller verilir.
Genellikle psikofarmakolojik yaklaşımdan önce psikoterapötik
yaklaşım uygulanır. Psikofarmakoloji psikoterapötik yaklaşıma
yardımcı tedavi olarak düşünülmelidir.
ÖZGÜL FOBİ
Özgül fobi, hayvanlar, kan, kapalı yerler, uçma, yükseklik gibi
özgül bir nesne ya da durumla karşılaşma ya da karşılaşma
beklentisi olduğunda aşırı anlamsız belirgin ve sürekli bir
korkunun ve yoğun anksiyetenin yaşanmasıdır. Bu korku sosyal
fobide olduğu gibi utanma nedeniyle kaçınma, panik atakta olduğu
gibi panik atak geçireceği korkusu ile kaçınma, PTSB’de olduğu
gibi travmayı hatırlatan uyarılardan kaçınma, ayrılma
anksiyetesinde olduğu gibi okula gitmekten kaçınma ile ilgisizdir.
Özgül uyaranla karşılaşma hemen her zaman önemli bir anksiyet
yanıtına neden olur ve panik atak şeklini alabilir. Korkular en az
6 ay sürmeli, kişinin günlük yaşantısını, sosyal ilişkilerini ve
akademik başarısını etkilemelidir, korkusu olduğu için önemli
sıkıntısının olması gereklidir.
Fobiler %2.4 ile %3.3 arasında görülmektedir, genellikle kızlarda
daha sıktır.
Özgül fobisi olan çocuklar korku uyandıran uyaranla karşılaşmamak
için kaçınma davranışı geliştirebilirler. Bağırma, ağlama, anne
babaya yapışma, huysuzluk gösterme, donakalma ve bağlanma
figürünün tesellisini arama görülebilir. Çocukların fobik uyaranla
ilgili bilişsel görüşleri bu uyaranın kendilerine ya da
başkalarına zarar vereceğidir. Fobik çocuklarda ayrıca yoğun
beklenti anksiyetesi görülebilir. Panik benzeri fizyolojik
belirtiler gözlenebilir: kalp hızında artma, terleme,
hiperventilasyon, titreme ve mide rahatsızlığı.
GELİŞİMSEL
PERSPEKTİF
Genellikle fobilerin başlaması, “normal” çocukluk çağı
korkularının başlaması ile aynı döneme denk gelir. Hayvan, böcek,
kan, karanlık ve yaralar ile ilgili fobiler genellikle 7 yaşından
önce başlar ve travmatik bir olayla bağlantılı değildir. Diğer
çocukluk çağı fobilerinin başlaması değişik yaşlarda olabilir,
genellikle 10-13 yaşlarında artma görülür.
GİDİŞ VE SONUÇ
Özgül fobiler sıklıkla çocuklukta başlar ve normal gelişimsel
korkulardan ayırt edilmelidir. Zamanla bir çok çocuk tüm tanı
ölçütlerini karşılamasa da fobik belirtileri devam ettirirler.
Bazı çalışmalarda yetişkinlerin çocukluktan beri fobilerinin
olduğu gösterilmiştir.
AYIRICI TANI, KOMORBİDİTE
Korkunun diğer anksiyete bozuklukları ile ilgili olmadığını ortaya
koymak önemlidir (PTSB, sosyal fobi, OKB, sosyal fobi, panik
atakayrılma anksiyetesi gibi). Bununla birlikte özgül fobiler
sıklıkla diğer anksiyete bozuklukları ile birliktedir. Anksiyete
daha genel ve yaygın ise YAB düşünülmelidir.
TEDAVİ
Tedrici maruz bırakma ile edimsel yöntemlerin (contingency
management, ödül sistemi) ve kendini kontrol stratejilerinin
uygulaması en umut verici yaklaşımlardır. Tedavinin başlangıcında
hayali olarak uyaran sunulabilir. Edimsel yöntemler çocuğun fobik/kaçınma
davranışlarını değiştirmeyi amaçlar, ödüllendirme ve söndürme gibi
teknikleri içerir. Kendini kontrol stratejileri, kendini
değerlendirme ve kendini ödüllendirme (ör. bilişsel başa çıkma
stratejileri) üzerine odaklanır. Bir çok basit fobide davranışçı
teknikler ilk tercihtir. Farmakoterapinin özgül fobilerde etkili
olmadığı gösterilmiştir.
SOSYAL FOBİ
Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün
önünde olabileceği toplumsal durumlarda bir eylemi
gerçekleştirirken belirgin ve sürekli korku duymadır. Korkulan
sosyal duruma maruz kalma anksiyete meydana getirir, utanma
korkusu vardır ve sıklıkla panik atak görülebilir. Toplum önünde
konuşma, sosyal toplantılara katılma, toplum içinde gösteri yapma,
yabancılarla konuşma ve otorite figürüyle karşılaşma en sık
görülen sosyal korkulardır. Çocuk ve ergenlerde anksiyete
oluşturan durumlardan kaçınma görülebilir ve bu durum süregen bir
sıkıntıya yol açabilir. Ayrıca çocuk ve ergenler korkularının
mantıksız ya da yoğun olduğunun farkına varmayabilirler.
Sosyal fobi yaklaşık çocuk ve ergenlerde %1 görülür. Yaşça büyük
olan kesimde daha sıktır ve erişkinlerde en sık rastlanan
anksieyete bozukluklarından birisidir. Çocuk ve ergenlerde sosyal
fobinin tanınmadığı ve az tanın konulduğu, daha çok bu çocukların
“utangaç” olarak geçiştirildiği bildirilmektedir. Klinik
örneklemde %14.9 gözlenir. Sosyal fobisi olan çocuk ve eregenler,
başkalarının kendilerini aptal, garip, itici bulacağından ya da
uatanılacak aptalca bir şey yapacaklarından ya da
söyleyeceklerinden korkarlar. Somatik belirtiler sıktır; kalp
hızında artma, terleme, kızarma, titreme, gastaointestinal sıkıntı
ve davranışlar üzerinde kontrolün azalması görülebilir. Sosyal
fobisi olanlarda olumsuz biliş daha çok utanma, olumsuz
değerlendirilme ve reddedilmeye yönelik yoğun kaygılara
odaklanmıştır.
Seçici konuşmazlık, çocuğun konuşuyor olmasına karşın, konuşması
beklenen belli sosyal durumlarda konuşmamasıdır. Bunun sosyal
fobinin bir varyantı olduğu düşünülmektedir. Seçici konuşmazlığı
olan çocuklarda utangaçlık, utanma korkusu ve sosyal çekilme
sıklıkla görülür. Bu çocukların hemen hepsi sosyal fobi ya da
çekingen bozukluk (avoidant disorder) tanısını almaktadır. Daha
önceki bildirimlerin tersine, bu çocukların çoğunda erken dönemde
travma ya da inatlaşma görülmemiştir. Çocuklarda ve ergenlerde
görünüm farklı olabilir. Küçük çocuklarda sıklıkla öfke nöbetleri
ya da anne babaya “yapışma” gözlenebilir. Okuldaki aktivitelere
katılmayı reddedebilirler. Büyük çocuklar aile ya da sosyal
toplantılarına katılmaktan uzak kalabilirler arkadaş ilişkilerine
giremezler.
GİDİŞ VE SONUÇ
Çocukluk çağı sosyal fobisi tanı konulup tedavi edilmez ise önemli
uzun süreli olumsuz etkileri olabilir. Sosyal fobi okul reddi,
eğitimin erken sonlandırılması ve iş hayatına katılmama gibi
sonuçlar görülebilir. Ergenlerde karşı cinsle olan arkadaşlıklarda
önemli aksamalar meydana gelebilir.
AYIRICI
TANI, KOMORBİDİTE
Sosyal fobinin tanısı konulurken, başkalarının önünde bir işi
yerine getirmekten ya da başkalarıyla etkileşimden özgül olarak
korkma ana belirtidir. Panik bozukluğu olan kişilerde korku
paniğin tekrar oluşumuna yönelik iken sosyal fobisi olanlarda
sosyal durumlara yöneliktir. YAB’da bir çok başka kaygı vardır.
Özgül fobide, korkular sosyal durumların dışında özgül durumlarla
ya da nesnelerle ilişkilidir. Sosyal fobi ile SAB arasında ayırıcı
tanı bazen güç olabilir. SAB’da birincil bağlanma figüründen
ayrılma ile ilgili sıkıntı varken, sosyal fobide diğer insanlar
ile etkileşime girme ile ilgili sıkıntı vardır. Ancak okul reddi
her ikisinded de görülebilir ve ayırıcı tanıda güçlük olabilir.
OKB’da bulaşma korkusu, yada başkalarına zarar verme ile ilgili
korkular nedeniyle sosyal kaçınma görülebilir.
Depresif mizaç, durumsal anksiyete ve madde kullanımında artışlar
gözlenebilir. Sosyal fobisi olan çocukların, sosyal becerileri
daha zayıftır. Sosyal fobisi olan çocukların bir çoğu,
aktivitelere katılmayı reddettiğinden inatlaşma bozukluğu gibi
algılanabilir.
TEDAVİ
BDT yöntemleri sosyal fobide başarı ile uygulanabilmektedir.
Sosyal beceri geliştirme ve anksiyete azaltıcı tekniklerin BDT ile
kombine edilmesi önemlidir. Beidel ve ark (2000) sosyal fobisi
olan çocuklarda davranışçı tekniklerin, aktif özgül olmayan
tekniklere göre daha üstün olduğunu göstermiştir.
Farmakoterapi
sosyal fobisi olan çocukta tek tedavi yöntemi olarak
düşünülmemelidir. Özellikle yoğun davranışçı girişimlerden sonra
çok yönlü tedavi programının bir parçası olmalıdır. SSRI lar ilk
tercihtir. Fluvoksamin sosyal fobisi olan çocuk ve ergenlerde
yararlı olduğu gösterilmiştir. Seçici konuşmazlıkta da SSRI ların
yararlı olduğu bildirilmiştir. Bu bozuklukta da davranışçı
yöntemlerin kullanılması önemlidir. Bir açık çalışmada seçici
konuşmazlığı olan 21 çocukğun %76’sı fluoksetinden yarar
görmüştür. Dokuz haftada iyileşme durumu yaş arttıkça azalmıştır,
bu durum uzun süren belirtilerin tedavisinin daha güç olduğunu
düşündürmektedir. Black ve Uhde (1994) 16 çocukla yaptığı çift kör
bir çalışmada fluoksetinin pleseboya üstün olduğunu göstermiştir.
YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU
Yaygın anksiyete bozukluğu yoğun ve kontrol edilemeyen kaygı ile
karakterizedir. Yoğun ile kastedilen söz konusu duruma verilen
tepkinin aşırı olduğu, kontrol edilemeyen ile kastedilen ise,
kaygı/endişe başlayınca kişinin bu duygularını durduramamasıdır.
Bu nedenle gelişimsel olarak gözlenen kaygı/endişenden, YAB,
kaygının gerçekçi olmayan doğası ile ve uzun süre devam etmesi ile
ayırt edilir. YAB tanısı için yoğun kaygı günlük işlevi bozmalıdır
ve en az 6 ay sürmelidir. Yaygınlığı %2.7 ile %4.6 arasında
değişmektedir.
Sıklıkla YAB’da kaygı bir alana sınırlı değildir. YAB olan çocuk
ve ergenlerde tipik olarak gözlenen kaygılar, yeterlilik, onay
görme ve eski davranışlarının uygunluğudur. Gelecek ile ilgili
olaylar, yeni ya da tanıdık olmayan ortamlar diğer kaygı
nedenleridir. Bir işi zamanında yerine getirmeyle ilgili kaygılar
görülebilir. YAB olan çocuklar genellikle toplum kurallarına uyan
ve mükemmeliyetçi çocuklardır; yetişkinler tarafından inatçı ya da
katı (esnek olmayan) olarak tanımlanabilirler. YAB olan çocuk ve
ergenlerin sıklıkla başkaları tarafından yatıştırılması (reassurence)
gerekir, ancak bu durum kaygının azalmasında kısa süreli bir
iyilik meydana getirir.
Hastalarda motor gerginliğin artması ve aşırı uyarılmışlık (vigilance)
hali gözlenebilse de, çocuklar için sadece bir belirti gereklidir
(erişkinde 3 belirti). Baş ağrısı, karın ağrısı ve uyku güçlükleri
gibi somatik belirtilere sık rastlanır. Genel olarak, özellikle
hastaların önemli bir olaydan önce gerginlik yaşadıkları, sinirli
ve heyecanlı oldukları bildirilir. Özelikle çocuklarda kaygı ne
kadar fazla ise irritabilite o kadar fazladır.
GELİŞİMSEL
PERSPEKTİF
Çocuk
ve ergenlerde YAB ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Çocukluk çağında
E/K oranı eşitken, ergenlikte kızlarda daha sık gözlenir.
Özellikle 7 yaşından küçük çocuklarda tanı koymada dikkatli
olunmalıdır, çünkü yaklaşık 7-8 yaşında olan bilişsel
değişikliklerin kaygı süreçlerine etkili olduğunu düşündüren bazı
kanıtlar vardır.
AYIRICI TANI VE KOMORBİDİTE
YAB,
tıbbi hastalıklardan ayırt edilmelidir. Özellikle otonomik
belirtiler baskınsa olası tıbbi nedenlerin araştırılması
önemlidir. Öykü ve fizik muayene ile gastrointestinal sorunlar,
hipertiroidizm, feokromostoma, hipoglisemi ve lupus ayırt edilmeli
gerekirse ileri tetkiklere gidilmelidir. Özellikle ergenlerde
aşırı kafein kullanımı ya da diğer stimulantların kullanımı
sorgulanmalıdır.
YAB tanısı
sadece eğer kaygı yaygın ise konulması uygundur. Sosyal fobide
kaygı başkaları tarafından değerlendirilme ile ilgili iken YAB’da
çocuk kendi performansı ile ilgili kaygı duyar. Panik atağında
kaygı panik atağını yaşayacağı ile ilgilidir; OKB’da hastalık
bulaşmış olma gibi obsesyanlarla ilgilidir; ayrılma anksiyetesinde
evden ya da bağlanma figüründen ayrı kalma ile ilgili kaygı
vardır; anoreksia nervozada kilo alma ile ilgili kaygı vardır,
somatizasyon bozukluğunda bir çok fiziksel yakınma vardır;
hipokondriasiste ciddi bir hastalığının olması ile ilgili kaygı
vardır, PTSB’da hatırlatıcılarla kaygı vardır. Anksiyete özgül bir
stresi izlediğinde kısa süreli ve göreceli olarak yoğunluğu hafif
ise uyum bozukluğu tanısı daha uygundur. (DEHB,
depresyon,şizofreni...ayırıcı tanıda düşünülmelidir).
GİDİŞ
VE SONUÇ
YAB olan bir çok
yetişkin anksiyetelerinin çocukluk çağından beri var olduğunu ve
yaşamlarının çoğunda mevcut olduğunu bildirmektedir. Bu durum
YAB’nun majör bir mental bozukluk olmaktan çok, yapısal (temperamental)
bir özellik (trait) olduğunu düşündürmektedir. Bu görüş ile uyumlu
olarak, bir çok olguda YAB tipik olarak kronik ancak dalgalanmalar
gösteren bir seyir izler. Özellikle belirtiler stres olduğunda
ağırlaşır. Bozukluğun ölçütlerinin karşılanması için, önemli bir
stres ve engel olmalıdır.
TEDAVİ
Bazı
olgular dinamik iç yönelimli psikoterapötik girişimden yarar
görür. Bir çok olguda BDT’ler gereklidir.
BDT, bireysel
olarak, aile ile birlikte ya da grup şeklinde uygulanabilir. Bu
girişimler anksiyöz bilişi hedef alan bilişsel yeniden yapılanma
girişimlerini ya da fiziksel uyarılmayı hedef alan gevşeme
tekniklerini içermektedir. Davranışçı denemeler ve anksiyete
meydana getiren uyarana in vivo maruz bırakma kaçınma
davranışının azaltılmasında kullanılabilir. Grup terapilerinde,
yaşıtlarını model alma becerileri arttırabilir; benzer şekilde
aile tedavisinde anne babalara etkili model olma öğretilebilir.
Tüm girişimler arzu edilen davranışın geliştirilmesi ve kaçınma
davranışının azaltılması için ödüllendirmeyi (positive
reinforcement) içerir.
SSRI’lar YAB’da ilk
tercih edilecek ilaçlardır. Fluvoksamin plaseboya üstün
bulunmuştur.
AGOROFOBİLİ YA DA AGOROFOBİSİZ PANİK
BOZUKLUK
Panik
bozukluk, yineleyen beklenmedik panik atakların olması ve başka
atakların olacağına dair sürekli kaygı duyma, atağın yol
açabileceği sonuçlarla ilgili olarak üzüntü duyma (çıldıracağı,
kontrolünü kaybedeceği, öleceği gibi) ve ataklarla ilgili olarak
belirgin bir davranış değişikliğinin olması ile karakterize bir
bozukluktur. DSM-IV’te panik atağın ayrı bir korku ve rahatsızlık
döneminin olduğu, 10 dakika içinde en yüksek düzeye ulaştığı ve
tanı için 13 somatik veya bilişsel belirtiden 4’ünün karşılanması
gerektiği bildirilir. Somatik belirtiler nefes daralması, kalp
hızında artma, göğüs ağrısı, boğulma (soluğun kesilme) hissi, baş
dönmesi, uyuşma yada karıncalanma, sıcak/soğuk basmaları (hot/cold
flashes), terleme, titreme ve bulantıdır. Bilişsel belirtiler,
ölüm, çıldırma ve kontrolünü kaybetme korkularıdır. Panik atak
tipik olarak ani başlangıçlıdır ve 10 dakika kadar bir sürede
belirtiler yoğunlaşır.
Panik
bozukluğa agorofobi eşlik edebilir ya da etmeyebilir. Agorofobi
kişinin, beklenmedik olarak panik atağı çıkabileceği, kaçmanın zor
olabileceği ya da yardım alamayacağı yerlerde ya da durumlarda
anksiyete duymasıdır. Yalnız başına dışarıda olma, kalabalıkta
olma, sırada bekleme, köprü üstleri, otobüs, tren ya da otomobil
ile seyahat etme, büyük alış veriş merkezleri, sinemalar
agorofobik korkular arasındadır. Agorofobi ile yaygın bir kaçınma
davranışı oluşur; ya da yoğun sıkıntıyla bu duruma katlanılır;
veya bu duruma katlanmak için eşlik eden birisine gereksinim
duyulur.
Panik
bozuklukla ilgili bilişsel teorilerden birisi somatik duyumların
“katastrofik yanlış yorumlanmasına” dayandığından, çocuk ve
ergenlerde panik bozukluk görülmesi tartışmalı olarak kabul
edilir. Çünkü çocuk ve ergenler bu çeşit spontan panik ataklarla
karakterize içsel katastrofik atıflarda bulunacak bilişsel
kapasiteye erişmemişlerdir. Çocuklar, belirtilerini daha çok
dıştan gelen nedenlere bağlama eğilimleri vardır (ör.
öğretmenimden hoşlanmadığım için kalbim hızlı çarpıyor). Bu
nedenle çocuğun bilişsel yanıtları panik atağı başlatacak olaylar
dizisine neden olmaz.
Toplumda
ergenlerde panik atak %35.9 ile %63.3 arasında görülmektedir.
Panik bozukluk ise %0.6 ile %4.7 arasındadır. Ergen ve
erişkinlerde yapılan retrospektif çalışmalar, panik olgularının
bir kısmının çocukluk çağında başladığını düşündürse de, ergenlik
öncesi çocuklardaki yaygınlık bilinmemektedir.
Ergenler arasında en çok titreme, baş dönmesi/bayılacak hissi,
kalp çarpıntısı, bulantı, nefes darlığı ve terleme görülür.
Bilişsel belirtiler daha az bildirilmektedir. En sık bir çok
insanın bulunduğu yerlerden kaçınma davranışları bildirilir (ör.
lokantalar, kalabalıklar v.b).
GELİŞİMSEL PERSPEKTİF
Son
çalışmalara karşın, panik bozukluğun çocuklarda çok nadir olduğuna
dair bir kanı vardır. Last ve ark. (1992) çocuklarda görülen panik
bozukluğu belirtilerinin sıklıkla başka bir anksiyete bozukluğuyla
birlikte olduğunu bildirmiştir. Panik ataklar, tam bir panik atak
ölçütlerini karşılamasa da, yaşça büyük çocuklarda ya da
ergenlerde görülebilir.
AYRICI TANI VE KOMORBİDİTE
Çocuk ve ergenlerde ayırıcı tanıda en güç olanlardan bir tanesi
panik bozukluğun tanısı için gerekli olan beklenmedik panik
ataklar ile, diğer anksiyete bozukluklarına eşlik eden duruma özgü
ataklar arasındaki ayırımı yapmaktır. Bu durumun bir nedeni daha
önce bildirildiği gibi çocukların bilişsel farklılıklarından
kaynaklanmaktadır. Çocukların tecrübelerini daha çok dışsal,
tanımlanabilir, ya da duruma bağlı etkenlere bağlamaktadırlar.
Çevre etkenlerinin not edilmesi ve panik atağın tekrar olacağı ile
ilgili yaygın bir sıkıntının olması başka bir anksieyte bozukluğu
ile panik atağın ayırıcı tanısında yardımcı olabilir.
Hipertiroidizm, hiperparatiroidizm, vestübüler disfonksiyonlar,
epilepsi nöbetleri ve kardiyak patolojiler panik atağa neden
olabilen tıbbi durumlardır. Panik atağa çarpıntı eşlik ediyorsa
EKG tetkiki yapılmalı ve bir pediatristle konsulte edilmelidir.
Diğer nedenleri dışlamada, öykü, fizik muayene ve tetkikler
yardımcı olabilir.
GİDİŞ VE SONUÇ
Bir
çok araştırmacı panik bozukluğun orta ergenlikte başladığını
düşünmektedir, özellikle 14 yaşından sonra. Çocuk ve ergenlerde
panik bozukluğun gidişi iyi bilinmemektedir. Ancak tedavi edilmez
ise erişkinliğe kadar devam etme olasılığı vardır.
TEDAVİ VE SONUÇ
Panik
bozukluğun çocuk ve ergenlerde tedavisi ile ilgili yeterli bilgi
edinilememiştir. Agorofobili panik bozukluğu olan ergenlerde
yapılan BDT’de nefes egsersizleri (breating retraining), gevşeme
teknikleri, ip-ucu kontrollü relaksasyon (cue-controlled
relaxation), kendini olumlu yönlendirme terapisi (positive self-instruction
training), bilişsel başa çıkma prosedürleri (cognitive coping
procedures) uygulanmıştır. Gerkli başa çıkma becerileri ergenlere
öğretildikten sonra, ergenler anksieyete oluşturan duruma maruz
bırakılır ve anksiyeteleri yatışana kadar (yaklaşık 4 saat)
maruziyet sürer. Tedavinin yararı yaklaşık 6 ay sürer.
Panik bozukluğun ilaç tedavisi ile ilgili sistematik bir araştırma
yoktur. Erişkinlerde SSRI’lar yararlıdır.