19. yüzyılın başlarında Gall'ın öncülük
ettiği phrenology akımı; zihinsel süreçlerin beyinden kaynaklanan biyolojik bir temeli
olduğunu ileri sürmektedir. Bu görüşe göre beyin üniter bir organ olmayıp, her biri özgül
bir zihinsel süreçle ilintili en az 35 değişik merkezin toplamından oluşmaktadır.
Flourens, hayvan beyinlerinin değişik bölgelerini çıkararak
bu bölgelerin hayvanın davranışlarıyla ilintisini araştırmış ve bu
deneyler sonucunda; zihinsel süreçlerin belli bir bölgeye yerleştirilemeyeceğini, zihinsel süreçlerin
beynin bütün bölgelerinin (özellikle de ön beyin) katılımıyla gerçekleştiği
sonucuna varmıştır.
Beyin ve davranış arasındaki ilişkiyi tanımlayan
üç tane temel model vardır: Birinci model davranışsal anatomi üzerine oturtulmuştur
ve nörobiyolojik sistemler modeliolarak bilinir. Bu modelde sinir sisteminin yapısal parçaları
arasındaki bağlantılar ve yolaklar arasındaki ilişki üzerinde durulur ve bu sistem
bireysel semptomları tanımlamak için oldukça uygundur. Modern görüntüleme teknikleri gelecekte
bu modelin belki de daha ayrıntılı araştırılmasını sağlayacaktır.
İkinci model endokrinolojik-farmakolojik model olarak bilinir. Bu model modern biyolojik
psikiyatrinin son yıllardaki en büyük dayanağı olmuştur. Özgün nörotransmitter değişikliklerin
psikiyatrik bozukluklar oluşturduğunu varsaymaktadır. Bu model faydalı olmakla birlikte
sinirsel ileti sistemlerinin işleyişinin karmaşıklığını ve sinir
sistemindeki elektrik şemasını görmezden gelmiştir. Reseptör sistemleri ve ikincil
mesajcı sistemler gösterilmeye başlandıkça bu modelin değeri düşmüştür.
Üçüncü model hücresel modeldir. Bilginin sinir hücreleri arasında iletilmesi sırasındaki
hücresel mekanizmalar üzerine odaklanmıştır. Hücresel model öğrenme ve bellek
fonksiyonlarını tanımlama potansiyeline sahiptir. Ayrıca, bazı psikiyatrik
bozukluklar için farmakolojik uygulamalar ile ilgili yeni yolaklar öne sürmektedir.
Nörobiyolojik sistemler modeli:
Beyin davranış sistemleri
Davranışlar
dört temel yapıda sınıflandırılabilir: otomatik, duyusal, birleşik (associative)
ve motor. Otomatik davranışların sinir sisteminin daha çok kaudal parçaları (orta
beyin ve beyin sapı) tarafından kontrol edildiğine inanılmaktadır. Otomatik davranışlar;
uyku-uyanıklık döngüsü ve solunum-dolaşım sistemi gibi temel işlevleri kapsamaktadır.
Arka beyin ayrıca beyinin yüksek işlevli bölgeleri ile ortaklaşa çalışarak, çevrenin
ve içsel işleyişlerin farkında olma durumunu sağlamaktadır.
Amaca yönelik davranış istemli aktivitenin bir örneğidir. Ön beyinin duyu, assosiasyon ve motor
sistemleri ile ilişkilidir. Üç genel assosiasyon merkezi vardır; temporal, frontal ve
pariyetal. Bu alanlar beyaz cevher demetleri ile bağlantılıdır. Bilgiler bu
demetlerle assosiasyon ve motor alanlara götürülmektedir.
Basit olarak beyinin organizasyonunda duyusal girdiler beyinin
arka kısmındaki alıcı bölgelerce alınıp motor cevap için beyinin ön bölgesindeki
alanlara taşınmaktadır. Assosiasyon alanları arada kalmaktadır. Birincil assosiasyon
alanları temporal, frontal ve paryetal loblardır.Davranışsal olarak beyin duyusal
girdiyi almakta assosiasyon alanlarında bir yargıya varmakta ve bir yanıt oluşturmaktadır.
Bilgi akışı hiyerarşisi birincil motor ve duyu alanlarında başlamaktadır.
Bazı kitaplarda bu alanlar idiyotipik korteks olarak adlandırılmaktadır. Bu
birincil alanlar; işitsel-temporal lob, görsel-oksipital lob veparyetal lobdakisomatosensory-post sentral girus’dur.
Unimodal assosiasyon alanları olarak adlandırılan
yukarıdaki bölgelerden çıkan sinir lifleri heteromodal assosiasyon alanlarınageçerler.
Burada korteksin basit bir girdi olarak gelen uyaranı bir çok duyusal modalite ile tanımladığına
inanılır. Diğer bir deyişle uyaranın görüntü, ses ve taktil nitelikleri uyaranı
sınıflandırmada kullanılır. Burası ayrıca işlenen duyusal girdiye önemli
derecede paralimbik etkininolduğu alandır. Anatomik
olarak bu alanlar temporoparyetal lob ve prefrontal kortekste bulunmaktadır. Burada prefrontal kortekse
birincil motor korteksten belirgin girdilerin ulaştığının not edilmesi gerekmektedir.
PREFRONTAL KORTEKS
Frontal lobların korteksi ve altında bulunan
beyaz cevher en üst düzeydeki davranışların bütün bileşenlerinin bağlantılarını
yapan ve onları bütünleştiren, önemli duyu ve motor sistemlerinin arasındaki feedback döngülerinin
ve bağlantıların yer aldığı alandır. Dış çevreden posterior
korteks aracılığı ile taşınan bilgiler ve limbik sistem üzerinden gelen iç yapılarla
ilişkili bilgiler frontal lobun prefrontal korteks adı verilen ön bölümlerinde kesişmektedir.
Bu nedenle prefrontal korteks bütün kaynaklardan gelen bilgilerin –iç ve dış, bilinçli
ve bilinç dışı, bellekte depolanmış olan ve organ merkezlerinden gelen- düzenlendiği
ve birleştirilip ortaya çıkarılacak davranışa karar verildiği yerdir. “İnsan
prefrontal korteksi bütün sinir sistemi aktivitelerinde bilgileri dikkatlice toplar, bütünleştirir,
formülleştirir,uygular, denetler, değişiklikler
yapar ve yargılar.” (Stuss ve Benson,1987). Perecman (1987) bu bölgeyi “bilinçlilik
merkezi”“the seat of consciousness” olarak tanımlamıştır.
Prefrontal alanlar özel durumları ile daha yüksek bilişsel
fonksiyonlarda da yetkili olmaktadır. Prefrontal alanlar uyaranın davranışsal anlamına
duyarlıdırlar. Bir başka deyişle motor planlar, uyaranın anlamı üzerine
geliştirilmektedir. Uyaranın anlamı transmodal integrasyon işlemi boyunca affektif
(duygusal) bileşenler kullanılarak uyarana eklenmektedir. Bu integrasyon sonucu uyaran sınıflandırılır.
Dürtüsel durum ve kişinin gereksinimleri doğrultusunda motivasyon ve motor plan başlatılır.
Motor plan belirli motor yolaklarının aktive edilmesi ve diğerlerinin inhibe edilmesini
gerektirir. Bu nedenle prefrontal lezyonlar davranışsal yanıtların başlatılması
ve sürdürülmesinde bozulma ile sonuçlanır. Bu bozukluklar; emosyonel inkontinans, apati, agresyon ve
dürtüselliğin kontrol edilememesi, düşüncenin yavaşlaması (abulia) ve dikkatin yoğunlaştırılamamasını
içerir. Bu kayıplar sonucunda sosyal becerilerde zayıflama, planları sürdürmede yetersizlik,
sosyal beceriksizlik ve duygu durumda değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Kısaca kişilik
değişmektedir.
PREFRONTAL KORTEKS VE DİKKAT İŞLEVLERİ
Nörofizyolojistler
on yıldan daha fazla süre DEHB’ndan farklı olarak “dikkat” üzerine çalışmışlardır.
Açıklamaya yönelik çoğu modelde dikkatin aşağıdaki bileşenleri içerdiği
belirtilmektedir:
1. Uyaranın keşfedilmesi (odaklanma)
2. Saptanan uyaranın kodlanması veya işlenmesi
3. İlgili uyarana dikkat devam ederken diğer
uyaranların filtre edilmesi
Araştırmacılar; bilgininsağlanması ve işlenmesinde yaygın sinir hücresi ağının
görev yaptığını göstermişlerdir. Epilepsi hastalarında yapılançalışmalar orta hat beyin sapı yapılarının,
çevredeki uyaranı alabilmek için gerekli olan “uyanıklık” halinin sağlanmasında
önemli olduğuna işaret etmektedir. Bu yapılardan biri ortahat pontus tegmentumda yerleşmiş
olan ve norepinefrin hücre gövdelerini içeren Lokus Sereleustur. Lokus Sereleusdan çıkan
nöronlar, özellikle korteks boyunca beyinin çoğu bölgesine dallanır. Önemli çalışmalar
Lokus Sereleusun dikkat fonksiyonundaki rolününyeni eklenen
uyaranı devam eden uyarandan ayırmada önemli olduğunu bildirilmektedir. Lokus Sereleus ile
birlikte, uyanıklık ve dikkati sürdürebilmek için ilave sistemler görev almaktadır. Belirli
bir uyarana odaklanma becerisi için superior temporal ve inferior pariyetal korteksler yanında
striatumdan girdi gerekir. Rostral orta beyin yapıları (pontus RAS ve talamus nukleusları)
belirli bir uyarana dikkati odaklama fonksiyonunda kritiktir. Bir uyarandan başka bir uyarana dikkatin
kaydırılması ise prefrontal korteks tarafından sağlanır. Dikkat
kaydırma istemli ya da istemsiz olabilir. Dikkatini kaydırmada eksiklik; aşırı
odaklanma ve irade sonucu olabileceği gibi, eğer istemsiz dikkat kayması varsa distraktibilite
olarak değerlendirilir.
Prefrontal korteks dikkatte değişiklik yapabilme ve
onu kontrol edebilme kapasitesine aracılık etmektedir. Luria (1973) onun “tetikte olma
durumunun seviyesini artırmak örneğinde olduğu gibi dikkatin yüksek formlarında olaya
katıldığını” gözlemiştir. Seçici dikkat aktivitesi süresince belirgin
frontal aktivasyon ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlerle frontal lob lezyonlarında dikkat
fonksiyonları sıklıkla etkilenmektedir. Bu hastalar bir uyarana yanıt vermekte ağır
kalabilmekte, dikkati odaklamayı sağlayamamakta veya dikkati dağıtan etkenlerden kolayca
etkilenebilmektedirler.
Frontal lobun ön kısmı (prefrontal) motor davranış
için büyük önem taşımaktadır. Santral
sulkusun ön kısmında yer alan parçası primer motor korteksi oluşturmaktadır. Genel
olarak frontal lob motivasyona yönelik faktörlere dayanan ardışık motor planlar üretmektedir.
Bu gibi zincirleme gidiş bazı planların inhibe edilirken diğerlerinin kolaylaştırılmasını
sağlar. Örnek olarak; şişeleme servisinde çalışan bir insan olduğunuzu
varsayın. Sıvı miktarlarının şişelerde eşit olmasını hızlı
bir şekilde denetliyorsunuz. Makine, sıvı sınırdan azsa kırmızı,
miktar uygunsa yeşil ışık yakmaktadır. Göreviniz kırmızı
ışık yandığında iptal tuşuna basarak o şişeyi ayırmak. Bu görevi
başarabilmek için dikkatinizi uyaran serilerinden bir tanesine odaklamanız gerekmektedir. Bu size
diğer uyana yanıt vermenizi engelleyecektir, bunu başaramazsanız hata yaparsınız.
Uyaranların bu şekilde ayrılması paryetal ve temporal loblar ile olur. Daha sonra bu algılara
dayanan bir motor karar oluşturmalısınız. Bunun için bir şekilde paryetal ve
temporal lobların sonuçlarını frontal loba ulaştırması gerekir. Bu görev de
assosiasyon bölgeleri tarafından gerçekleştirilir. Bu bilgiler frontal loba ulaştığında
kırmızı ve yeşil ışıkların davranışsal anlamları en
uygun motor yanıt için kullanılmalıdır. Burada belleğin analizine ihtiyaç duyarız.
Bu noktada frontal lob paralimbik ve limbik alanların bilgilerini motor planını başlatmak
için kullanır.
Zaman geçtikçe mesleğimizde neden daha iyi oluruz? Bunun nedeni frontal lobun karmaşık motor işleyiş
sistemlerinin tekrarlayan döngüleri sonucunda “komuta sistemleri” olarak adlandırılan
kortikal ardışık işleyiştendaha hızlı olan bir subkortikal motor
yanıt programı gelişir. İşte bu program, pratik sonucu işimizi daha az eforla
yapmamızı sağlamaktadır. Aslında daha sonrasında aynı işe çok fazla
konsantre olmak subkortikal yanıtı zayıflatacağı için işinizde kötüleşmeye
neden olabilir.
Yürütücü işlev; beyin işlevlerinin insan için eşsiz bir düzeneği olup; kendini
ayarlama, davranışı sıralama, esneklik, yanıt inhibisyonu, planlama ve davranışın
organizasyonunu sağlar. Kısacası; beynin yürütücü kontrol merkezi olup, kendimiz hakkında
düşünmemizi sağlar. Bu durum bize gelecekte neler olabileceğini ve bizi nasıl etkileyeceğini
düşünmemizi sağlar. Frontal korteks, özellikle prefrontal korteks ve onun striatal bağlantıları
yürütücü işlevler için çok önemli nöroanatomik bölgelerdir. Prefrontal korteks gelişim sırasında
en uzun gelişimi süren kısımdır. Ergenliğe kadar miyelinizasyonu devam eder.
Bellek sisteminin önemli parçalarından biri olan
hipokampusun büyük kısmı her iki temporal lobların arasındaki boşlukta bulunmaktadır.
Temporal lob ile birlikte limbik sistemin parçası olan hipokampus gri cevherin çok sayıdaki yapılarından
bir tanesidir. Limbik sistem; temporal lob, subkortikal ön beyin ve orta beyin bölgelerindeki yapılardan
oluşmaktadır. Bu yapılar bellek ve duygusal davranışları kontrol eden, anatomik
olarak bağlantılı bir sistem oluşturmaktadır.
Hipokampus algı ve bellek sistemleri arasındaki bağlantı
bölgesi olarak tanımlanmaktadır. Yakın zamana kadar bellek fonksiyonunda hipokampusun depo görevi
yaptığı ve tüm bilgilerin orada saklandığı düşünülmekteydi. Son yıllarda
yapılan çalışmalarda ise, bilgilerin depolanmasının herhangi bir kortikal alan veya
beyin yapısıyla sınırlı olmadığı gösterilmiştir. Daha ziyade
bilgilerin birincil duyu korteksine komşu olan assosiasyon korteksinde depolandığı ortaya
çıkmaktadır. Bu nedenle oksipital lobda bulunan görsel assosiasyon korteksinin lezyonlarında
görsel bilgilerin geri çağrılması zayıflamakta, temporal lobda bulunan işitsel
assosiasyon korteksinin lezyonlarında işitsel bilgilerin geri çağrılması zayıflamakta
ve bu böyle devam etmektedir. Frontal lob motor assosiasyon alanları ise motor yanıtları
programlamayı sağlar gibi görünmektedir. Hipokampus ise daha çok bu bilgilerin geri çağrılmasında
düzenleyici olarak görev almaktadır. Rolls, 1990; hipokampusun bilgi depolamak için en uygun yolu
tespit etmek üzere özelleşmiş bir yapıya sahip olduğunu ve neokortekse uzanan yolaklarla
depolamayı oraya yönlendirdiğini ileri sürmüştür. Ayrıca zaman kavramı ile de ilişkili
görünmektedir ve her bir bellek izine tarih atma (dating) etkisiyle geri çağırma
becerisini artırmakta ve bilgileri depoda sadece belli bir zaman limiti süresince tutabilmektedir.
Amigdala insanlarda limbik halkanın altında, beyin sapının üzerinde
bulunan ve birbirleri ile bağlantılı yapılardan oluşan badem şeklinde bir kütledir.
Her iki temporal lob arasında bulunur ve hipokampusa komşu olan koku duyusu ile ilişkili olan
ilkel merkezlerle direk bağlantılı bir merkezdir. Onun özelleşmiş olan bellek
fonksiyonunun objeleri tanıma ve bellek traselerine duygu içerikli etiketler yapıştırmakolduğu kabul edilmektedir.
LeDoux, yaptığı
deneylerle amigdalası alınmış insanların olayların duygusal anlamının
değerlendirmekte bir yetersizlik bir anlamda duygusal bir körlük yaşadığını
ortaya koymuştur. Bu insanlarda tüm tutkuların, korkuların, üzüntülerin yerini büyük bir
sessizlik ve duygusuzluk almakta, ağlamayı bile unutmaktaydılar. İnsanlara özgü bir
duygusal işaret olan gözyaşı, amigdala ve yakınındaki singulat girus
denilen yapı tarafından başlatılır. Teselli, kucaklama ve okşama yine bu yapıları
etkileyerek ağlamayı durdurur. Amigdala yoksa dindirilecek gözyaşları da yoktur.
Duyu organları ile beynimize akan bilgilerin %80’lik
payı görme organımız aracılığı ile gerçekleşmektedir. Görsel
sinyaller retinadan sinirler aracılığı ile beynimizin talamus bölümüne iletilir.
Talamusa ulaşan ham bilgi beynin anlayabileceği dile çevrilir ve hemen görsel kortekse iletilir.
Bu bölümde uygun bir tepki belirlenir. Tepki duygusal ise duygu repertuarının kaynağı
olan amigdalaya baş vurulur. Retinadan iletilen bilgi şok edici durumlar ile yüklü ise bu defa
talamusa ulaşan bilgilerden bir kısmı direk amigdalaya sızar ve hemen duygusal tepkinin başlamasına
neden olur. Bu noktada görsel korteksin ne olup bittiğini anlamasına fırsat yoktur. Bundan
sonra korteksin yapabileceği tek şey amigdalanın emrettiği tepkileri oluşturmaktır.
Talamustan amigdalaya bilginin nakledilmesinde iki yol vardır:
Dolaylı ve dolaysız yol. Dolaylı yol düşünen beyin yani korteksin tasarrufunda olan
yoldur. Neticede akılcı çözümler üretilir. Dolaysız yol ise direk amigdalaya bilginin sızdığı
yoldur. Bu yol aslında elektriksel bir devrenin kısa devre yapması misali illegal bir durumdur.
Dolaylı yol bunun tam iki katı sürede gerçekleşir. Dolaysız yoldan amigdalaya geçen
sinirsel impalsların doğurduğu ilkel-dürtüsel tepkilerin önüne geçmek mümkün müdür?
İşte bu durumda prefrontal korteks tampon görevi yapmaktadır. Beynin neokorteksine ait olan bu
bölge amigdala ve limbik bölgelerdeki ilkel dürtüleri yumuşatarak duygularındaha analitik ve daha makul tepkilere dönüşmesine imkan verir.
Bir anlamda hisleri bastırır, endişelerimizi dindirir. Hayatımızdaki önemli kararların
verilebilmesi için bu bölüme mutlaka ihtiyacımız var. Prefrontal korteks işleyen
bellekten sorumludur. Belleğin sağlıklı ve şuurlu bir şekilde işleyişini
denetler.
Beynin hatırlama ile ilgili ana merkezlerinden
hipokampus ile amigdala arasında farklılık vardır. Hipokampus kuru gerçekleri hatırlarken
amigdala ise bir takım bağlantılar kurarak hatırlama yoluna gider. Mesela bir insan ile
karşılaştığınızda, o insanı daha önce tanıyıp tanımadığınızı
hipokampus yoluyla hatırlarsınız, o insandan hoşlandığınızı ya da
hoşlanmadığınızı etkileyen amigdaladır. Geçmişte yaşadığımız
korku dolu bir anın benzerini tekrar yaşadığımızda aynı korku ve endişeyi
hissetmemiz amigdalanın fonksiyonudur.
Amigdalanın
her iki yarımküreden çıkarılması uyaranlar arasında anlamlı duygusal tanımlamalar
yapabilme becerisinin kaybına neden olarak hayvan ve insanlarda benzer şekilde “duygusuzlaştırıcı”
(“taming”) etki yapabilmektedir. Amigdalası çıkarılmış insanlar; spontan
davranışları, yaratıcılıkları ve duygusal ifadeleriçok azaltarak apatikhale
gelmektedirler. Bilişsel olarak bu kişiler düşünce kavramlarını kazanmada yavaştırlar
ancak bir kere kazandıklarında kaybetmeleri zor olmaktadır. Amigdalası çıkarılmış
hastalar tarafından öğrenilen materyaller bellekte saklanabilmektedir ancak yeni bilgilerin öğrenilmesi,
genel olarak bilgilerin geri çağrılması ve dikkati bir konuya odaklayabilme cerrahi işlem
öncesine göre genel durum ve dış yapılara daha bağımlı olmaktadır.
Amigdala değişik modaliteler arasında bellek bağlantıları kurabilmek için
gerekli gibi görünmektedir ve görsel sözel olmayan öğrenme de rol oynuyor olabilir.
Hipokampus
ve amigdalanın birlikte hasar gördüğü durumlarda dekleratif bellek sistemini ilgilendiren
anterograd amnezi ortaya çıkmaktadır. Sağlam kalan öğrenme kapasiteleri sadece motor
beceriler, alışkanlıklar ve otonomik refleksler ile sınırlı olmaktadır.
İpuçları hatırlamak için yararlı olamamaktadır, ipuçlarının verileceği
hiçbir şey yokmuş gibi görünmektedir. Yine de fonksiyonel hipokampusun cerrahi kaybından önce
öğrenilmiş olanlar hatırlanabilmekte ve göreceli olarak daha kolay geri çağırılabilmektedir.
Hipokampal yapılarını enflamatuar bir hastalık sonucu kaybeden hastalar, tipik olarak çevre
yapılar da zarar gördüğünden öncesinde öğrenilmiş olan bilgileri daha az hatırlayabilmektedirler
ve onlarda ipuçlarından faydalanamamaktadırlar.
Bellek
bozuklukları uzun zamandan beridir prefrontal lezyonlarla ilişkilendirilmiştir. Bununla
birlikte dikkatlice incelendiğinde bu hastalarda tipik olarak bellek sistemi ile ilgili bir bozukluklarının
olmadığı ancak bunun yerine onların hatırlamayı hatırlayamadıkları
veya başka bir deyişle bilgileri geri çağırmayı kolaylaştıracak sistemi
spontan olarak kullanamıyor olabilecekleri ortaya çıkmaktadır. Frontal amnezinin
bu fenomeni bilişsel örüntüleri ne gibi bozuklukların engelleyebileceğini göstermektedir.
Frontal amnezi hastaları bir öykü veya bir kelime listesi okuduklarında muhtemelen çok azını
geri çağırabilecekler ve kısa süre içinde duydukları ne ise onu hatırlamadıklarını
ifade edeceklerdir. Yine de suflörlük yapıldığında veya “Hikaye ne ile ilgiliydi?”
gibi indirek sorular verildiğinde hasta bir kere başladıktan sonra, hatta bazen neredeyse tam
olan yanıtlar oluşturabilecektir. Aynı hasta doğum gününü bildiği halde belki de
size yaşını söyleyemeyecektir. Verilen örneklerde hastaların yapamadıkları;
cevabı sağlayacak olan aktiviteyi (birinci vakada bellekten uygun olan bilgiyi seçebilme, ikinci
vakada soru için bir çözüm seti oluşturmak ve onu kullanmak) spontan olarak başlatamamaktır.
Hatırlamayı hatırlayamamak (prospective memory) bu hastalar için işe
gitmeyi unutmak, randevuları atlamak hatta banyo yapmayı ve gerektiğinde çamaşırlarını
değiştirmeyi unutmak gibi önemli pratik sorunlara neden olmaktadır.
Bellek
bozukluklarının diğer türleri depolama ve geri çağırma fonksiyonlarındaki zayıflama
ile ilişkili frontal lob hasarı ile bağlantılıdır. Bu hastalar öğrendikleri
bilgileri uygun ipuçları verildiğinde uygun şekilde geri çağırabildikleri halde
onları düzenleme ve yönlendirme yetersizlikleri gösterme eğilimindedirler. Dürtüsellik etkin öğrenmeyi
engelleyebilir. Onların bellek sorunlarının birçok cephesi zamansal olarak ayrıştırılmış
olayların birleştirilme kapasitesindeki azalma ile ilişkili olabilir. Stuss ve Benson (1987),
prefrontal hasarı olan hastaların ne yapılması gerektiğinin farkında olmalarına
rağmen görevleri unutmuş olmaları nedeniyle (zayıflamış prospective memory)
uygun zamanda yapmadıkları örneğinde olduğu gibi kontrol edebilme kapasitelerindeki
azalmanın davranışlarını nasıl etkilediğini göstermişlerdir. Bellek
testlerinde geri çağırma ile ilgili bölümlerden çok tanıma ile ilgili bölümlerdedaha yüksek performans gösterme eğilimindedirler.
PREFRONTAL
KORTEKS VE BİLİŞSEL FONKSİYONLAR
Frontal lob sendromları hem görünüm hem de oluşum
bakımından farklılıklar gösteren çok sayıda davranış bozukluklarını
içermektedir. Karşılık vermeyi engelleyebilme zorlukları ve dürtüsellik öğrenme
ve yanıt verme süresinin uzatılmasının gerektiği performans taslaklarında başarısız
sonuçlarla ilişkili olabilmektedir. Soyut düşünebilme kusurları ve yanıt değiştirebilme
ile ilgili yaşanan sorunlar zayıflamış zihinsel yapının verimli çalışmasını
zayıflatmaktadır. Bu kusurlar uyaran sınırlamasının (stimulus boundedness)
bir ifadesi olabilir ve dikkatin bir maddeden diğer bir maddeye (özellikle güçlü bir kaynaktan zayıf
veya karmaşık olana veya iyi tanımlanmış bir dış uyarandan içsel veya
psikolojik bir olaya) değiştirilme hızında yavaşlama ile kendini göstermektedir.
Prefrontal hasar bulunan hastalar belki de uyaran engelleme fenomenini açıklayabilecek bilgi işleme
kusurları sergilemektedirler. İleri derecede uyaran engellemesi bulunan hastalar bakışlarını
yönlendirme güçlükleri yaşayabilirler, durum eğer çok ağırsa elleri veya gözleri
hangi cisme saplanıp kalmışsa, dikkatleri nereye odaklanmışsa oraya bakakalırlar
ve kendilerini zor uzaklaştırırlar. Diğerleri kullanabilecekleri bir cisim gördüklerinde
karşı konmaz şekilde ona yanıt verirler; örneğin; bir elmayı yeme, davranışın
ortama uygun olup olmadığına aldırmadan bir çatal ile yemek yeme hareketleri yapmak...
Bunlar için Lhermitte (1983) “kullanma davranışı” terimini kullanmıştır.
Hastanın
bir hareketi, bir davranış örüntüsünü veya bir aktivasyonu istemsiz olarak tekrar etmesi olan “perseverasyon”
bu fenomenle ilişkilidir. Hastaların engel koyduğu uyaranlar bu kez kendileri tarafından
genelleştirilmektedir. Bu hastalar davranışlarının ortama uygun olmadığına
dair çevreden gelen ip uçlarını sıklıkla yok saydıkları için öğrenme
kapasiteleri düşmektedir ve çevreden kazanç elde edemeyebilmektedirler.
Prefrontal
hasar ile birlikte lisan davranışları ve süregiden aktiviteler arasında ayrılmalara
yatkınlık oluşur ki bu hastalar sözel ip uçlarını kullanmaya daha az yatkın
olurlar. Bununla birlikte öncesinde sağlam olan davranış serileri ve aktivite örüntülerinin
organizasyonunun bozulması ve parçalı hale gelmesi bu hastalar için altı çizilen sorunlar
oldukları görülmektedir. Ardışık veya diğer şekillerde organize aktiviteleri
oluşturmak ve kullanmak için gerekli olan beceri gerektiren aktiviteler prefrontal lezyonlarca,
muhtemelen alternatif çözüm stratejilerine dikkati yoğunlaştırılma becerisi azaldığından
etkilenmektedir. Örneğin ardışık el pozisyonlarını kopya edebilme özellikle hızlı
olmak gerektiğinde frontal lob lezyonlarından etkilenmektedir. Bu nedenle becerileri organize
edebilme ve ardışık olarak kullanabilme fonksiyonunun etkilenmemiş olmasının
gerektiği planlama ve problem çözme aktiviteleri bu hastalarda sıklıkla zayıflamıştır.
Sıralama fonksiyonu bozuklukları frontal lob lezyonları bulunan bazı hastalarda gözlenen amusia
(değişik ses tonları oluşturabilme, şarkı söyleyebilme veya bir müzik
aletini iyi çalabilme becerisinin olmaması) adı verilen duruma katkıda bulunmaktadır. Görsel
tarama kayıplarını da yanıt sürelerinin yavaşlaması ve araştırma
planlarının etkisizleşmesine neden oluyor gibi görünmektedir.
Hatta bazen
basit görevlerde reaksiyon zamanı (tepki oluşturma süresi) etkilenmemişken karmaşık
görevlerde yavaşlayabilmektedir. Frontal lob zaman duyusunun kayıplarıyla da ilgilidir.
Frontal lob hastalarında pratik ve sosyal yargılamalar sıklıkla zayıflamaktadır.
Prefrontal lezyonlarda kendini izleyebilme ve kendini düzeltme yetersizlikleri sık görülen
sorunlardır. Bilişsel yeteneklere bu kadar engellemeler ortaya çıktığından
frontal lob lezyonu bulunan hastalar hayal gücünü veya yaratıcılık için gerekli olan yeni
buluşlar üretebilmeye yönelik düşünceleri çok az gösterebilmektedirler.
PREFRONTAL
HASAR İLE İLİŞKİLİ DAVRANIŞ SORUNLARI
Beyinin diğer alanlarını etkileyen
lezyonlarda benzer sorunlar oluşabilir ancak prefrontal hasar ile ilişkili örnekler özel bilişsel,
duyu ve motor beceri bozuklukları ile birlikte olmaya meyillidirler. Prefrontal hasar ile ilişkili
davranış bozuklukları başlıca 5 genel grup altında toplanabilir:
1-Başlatma sorunları. Üretkenlikte, kendiliğinden ortaya çıkmada ve davranışların
sıklığında azalma ile ortaya çıkar. Hafif formlarında hastalar hareketi başlatma
zorlukları ve hırs kaybı yaşarken normal aktivitelerini, eğer bu aktiviteler bilinen,
iyi yapılandırılmış veya iyi tarif edilmişse yeterli şekilde sürdürebilmektedirler.
Daha ciddi etkilenmiş hastalar ise rutin, kendi bakımları ile ilgili ve ev ile ilgili
aktiviteler dışında çok az aktivite sergilemektedirler. Rasgele bir gözlemci ve sıklıkla
aile bireyleri tarafından bu hastalar tembel olarak tanımlanırlar. Bunların çoğu
plan ve proje üretimine katılırken bu kelimeleri eyleme dökememektedirler. Kelimeler ve eylem arasındaki
büyük farklılık “patolojik atalet” olarak adlandırılır ve bir
frontal lob hastası test görevlerine doğru yanıtı tarif etmesine rağmen hiçbir
zaman onu ortaya çıkaramaması durumunda gözlenebilir. Başlatmanın ciddi sorunları
apati, yanıtsızlık ve mutizm olarak ortaya çıkar.
2-Zihinsel ve davranışsal değişiklikler
yapabilme zorlukları.Bunlar ister dikkat, ister hareket, ister tutum esnekliğindeki değişiklikler
olsun perseverasyon veya rijidite başlıkları altında toplanmaktadır. Perseverasyon
uzun süreli veya devamlı olarak aynı hareket veya hareket serisinin veya değişik sorular,
görevler veya durumlar karşısında benzer veya aynı yanıtların tekrar edilmesini
anlatmaktadır. Kelime anlamı olarak stereotipik davranış olarak tanımlanabilir.
Perseverasyon diğer lobların lezyonlarında da ortaya çıkabilir ancak tipik olarak hastanın
özel bir bilişsel kaybı ile ilgili gözlenir. Frontal lob hastalarında ise supramodal olma eğilimindedir
–değişik görevlerdeki değişik durumlarda oluşur. Perseverasyon bazen dikkatin veya
devam eden aktivitenin baskılanması veya dikkatin öncelikli bir uyarana kaydırılması
zorlukları olarak ortaya çıkabilmektedir. Bilinen görevlerde, başta doğru olan ancak
şartlar değiştiğinde yanlış sonuç veren kontrol edilmeden ortaya çıkarılan
tekrarlayıcı yanıtlar olarak sergilenebilir. Frontal lob hastaları perseverasyon olmadan
rijidite sergileyebilmektedirler. Rijiditenin davranışsal ve dikkat ile ilgili örüntüleri bazı
nörolojik hastalıklarında da gözlenebildiğinden rijidite tek başına frontal lob
hasarından kuşku duyulması için yeterli zemin hazırlamamaktadır.
3-Durdurma sorunları. Devam eden davranışı kırma veya modüle etme, dürtüsellik,
aşırı reaksiyon gösterme, disinhibisyon ve yanlış veya istenmeyen bir yanıtı
tutabilme güçlükleri ile kendini gösterir. Bu sorunlar sıklıkla “kontrol kaybı” başlığı
altında gelir ve bu hastalar sıklıkla kontrol sorunlarına sahip kişiler olarak tanımlanırlar.
4-Kişisel farkındalıkda yetersizlik. (self-awareness) Performans
hatalarını algılamak, birisinin diğer kişilere etkisinin farkında olmak veya
uygun bir sosyal statügeliştirmek ile ilgili sorunlar ile
sonuçlanmaktadır. Kendini hatalı değerlendirme bazı frontal lob hastalarının öforik
ve kendinden hoşnut olma, hiç kaygı duymama ve sosyal ortamın şartları ile
ilgilenmeden dürtüsel olma eğilimi ile ilişkilidir.
5. Somut ve açık tavırveya soyut ve genel tavrın kaybolması da frontal
lob hasarı bulunan hastalarda sık gözlenmektedir. Bu durum kişinin objeler, deneyimler ve
davranışlar gibi o an kendisini çevreleyenlerden ayrıştırabilme becerisinin kaybı
ile ortaya çıkmaktadır. Çevreleyenler hasta tarafından en belirgin değerleri ile alınmaktadır.
Hasta plan yapma, öngörüde bulunma veya amaca yönelik davranışları sürdürme
kapasitesinden yoksun kalmaktadır.