Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına
gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisi ve potansiyel olarak onların gelişmelerini
ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde
getirmektedir. “Potansiyel bir durumdur, çünkü boşanmış bir ailenin bireyi
olarak yaşamak kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir.
Önemli olan anne ve babanın evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları,
boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları
ile ilgilenmeye devam etmeleridir. 1 yılda 1 milyondan fazla çocuk, anne baba boşanması
ya da ayrılığı yaşamaktadır. Boşanmaya karşı çocukların
tepkilerinin varlığının farkında oluşun artmasıyla,
1960’lardan bu konu üzerine bir çok araştırma yapılmıştır.
1975’ten bu yana boşanmalar yılda
1 milyonu aştı.
Bugün yapılan iki evlilikten biri boşanma
ile sonuçlanacak
1983’te doğan çocukların %45’nin anne
babası boşanacak. %35’inin anne babası tekrar evlenecek, %20’sinin anne
ya da babası ikinci eşinden de ayrılacak.
Evliliklerin yarısı ilk 7 yıl içerisinde
sona eriyor. Buna göre 1980’lerde doğmuş çocukların aşağı
yukarı üçte biri 18 yaşına gelmeden tek ebeveynli bir evde yaşayacak.
Bu istatistiksel veriler boşanmanın ciddi bir sosyal sorun
olduğunu şüphe götürmez bir tarzda kanıtlamaktadır. Ancak boşanmayı
iyi ya da kötünün karşıtlığı olarak görmek çok basit bir yaklaşım
olur.
Boşanma ile ilgili düşündürücü gerçeklerin ve anne babası
boşanmış çocukların gelişimle ilgili ve psikolojik sorunlar yaşamak
açısından diğer çocuklardan daha fazla risk altında olduğuna dair
artan verilerin ışığı altında, giderek daha fazla çift aileyi
dağıtmanın doğru olup olmayacağını sorgulamaktadır.
Bazıları, en azından çocuklar büyüyüp evden ayrılana kadar, kişisel
isteklerini bir kenara atıp evliliği sürdürmeyi düşünebilir. Boşanmayı
karşı tarafın istediği durumlarda, eşler karşı tarafın
önüne istatistikleri koyarak, karşı tarafta suçluluk duyguları uyandırıp,
fikrini değiştirmeyi deneyebilir. Araştırma sonuçları göstermiştir
ki; sadece çocukların iyiliği için bir arada kalmanın çok nadir işe
yaradığıdır. Bazen, birarada kalmak, çocuklara, anlaşamayan eşlerin
boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir. Kasıtlı sessiz kalmalardan,
sürekli bağrış çağırışlardan, fiziksel şiddet göstermeye
kadar çeşitli anlaşmazlık tezahürlerine şahit olmuş çocuklar, boşanmış
aile çocuklarından daha uyumsuzdur. Kısacası, bazen, bir evlilik sorununu çözmenin
tek yolu evliliği sona erdirmek olabilir.
Günümüzde evliliklerin sona ermesi sık rastlanır bir olay
olduğu için, bir çok çocuk- çok küçük olanlar hariç- boşanma kelimesini
bilmektedirler. Eğer evliliğiniz bir süredir gergin ve mutsuzsa, çocuklarınızın
birşeylerin yolunda gitmediğinin farkında olmaları büyük bir olasılıktır.
Kavganın-özellikle fiziksel şiddet ve alkolizm- bol olduğu ailelerde, çocuklar
farkında olmadan, anne babalarının ruhsal durumlarını okumayı öğrenirler.
Kızgın ya da mutsuz bir ebeveyne yaklaşmak için en doğru zamanı çeşitli
ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Aynı şekilde ne zaman
ortada olmamaları gerektiğini de bilirler. Boşanma hakkında az çok bir
şeyler bilmek ve sürekli anne-babanın kavgasına tanık olmak bile birçok
çocuğu anne babasının ayrılıyor ya da boşanıyor olduğu
haberine hazırlamaz. Olay patladığı zaman, ki bu çoğu kez anne ya da
babanın evden ayrılması ile kanıtlanır, bir çok çocuk gerçekten
sarsılır. Eğer çocuk anne ve babasının kavgalarından uzak
tutulmuşsa daha da büyük bir şok yaşar. İstismar eden biri bile
olsa, bir ebeveynden ayrı olmak çocukları dehşete düşürür. Çocuğun
aileyi terk etmiş olan ebeveyni özlemesi doğaldır. Ebeveynin ayrılmış
olması çocukların bağlılık duygularını yok etmez.
Amato ve Keith (1991) boşanmış ailelerin çocuklarıyla
ilgili yapılan 92 çalışmanın metaanalizini yapmışlardır.
Boşanma sırasında çocuğun yaşının, çocuğun
psikolojik ve sosyal uyum ve anne-baba ile ilişkilerine üzerine en anlamlı etki
eden faktör olduğunu saptamışlardır. Her çocuğun gelişim hızı
aynı olmasa da, aynı yaş grubundaki çocuklar benzer özellikler taşır.
Ailenin dağılması, aynı yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda
da bir çok değişik duygusal tepkiye yol açar. Çocuklar bu duyguları
ilerideki yaşamlarının çeşitli aşamalarında tekrar tekrar yaşayabilirler.
İçinde bulundukları yaşa göre bazı duygular öne çıkar, diğerleri
geri planda kalıp ileriki yaşlarda tekrar yoğunluk kazanır.
Sevilen Ebeveynin Kaybına
Tepkiler
Disforik tepkiler
Diğer bakımvericiye tepkiler
Dışa vuran Tepkiler
Acı ve umutsuzluk
Kendini rahatlatma
Bağımlılık
Kayıp korkusu
Kızgınlık
Huzursuzluk
Bebeklik
Kederli, ağlayan, yasta, apati
Parmak emme, oyuncaklarına sarılma
Yapışkanlık
Ayrılık kaygısı
Ayrımsız öfke
Ajitasyon
Okul öncesi
Ağlama (fakat azalmış),
üzüntü, çekilme
Masturbasyon
Yapışkanlık, bakım görme
arzusu
Ayrılık kaygısı
Oyunlarda kızgınlık ve öfkenin
dışa vurması
Ajitasyon
Orta Çocukluk
Ağlama, üzüntü
Yapışkanlık, mızmızlanma,
bebeksi konuşma, bağımsızlık
Okul fobisi
İtaatsizlik, okuldan kaçma, suç işleme
Huzursuzluk, okul başarısında
azalma
Ergenlik
Gözü yaşlılık, üzüntü,
bitkinlik
Okul fobisi
Asilik, kavgacılık, kabalık,
ilaç kötüye kullanımı, içki kullanma, evden kaçma, seksüel aktlar
Huzursuzluk, okul başarısında
azalma
Okul öncesi yaşlar
Okul öncesi çocukların ebeveyn boşanmasına tepkileri
Korku, üzüntü, kızgınlık olarak gözlenebilmektedir.
Klinik çalışmalarda genel olarak okul öncesi dönemdeki çocukların
akut yas dönemimi yaşantılarının benzer olduğu belirtilmektedir.
Gelişimsel evreye bağlı olarak 3 özgün faktör
zedelenebilirliği (vulnerability) belirlediğine işaret edilmektedir (Roseby,
1985):
Cinsiyet (Gender): Bir çok bildiride okul öncesi erkeklerin, kızlara
oranla daha fazla gelişimsel bozuklar gösterdiği ve bu problemlerin daha uzun sürdüğü
gösterilmiştir (Emery 1982, Hetherington ve ark 1978, 1979, Hodges ve Bloom 1984,
Kurdek ve Berg 1983, Wellerstein ve Kelly 1980b). Cinsiyetler arası fark olmadığını
bildiren çalışmalarda vardır (Pett 1982, Reinhard 1977). Boşanmalarda
sıklıkla evi baba terk etmekte, psikanalitik çerçeveden erkek çocuğun
neden daha sık etkilendiği bu açıdan izah getirilebilmektedir. Okul öncesi
çocukların boşanma sonrası babanın yokluğunda erkekliği
telafi (compensatory masculinity), egosentrik düşünce ve ödipal korkularla izah
edilmektedir (Roseby, 1985).
Boşanma öncesi evde yaşanan Stres: Boşanma öncesi yaşanan
olayların niteliği önemlidir. Eğer boşanma öncesi şiddet ve çatışmalar
yoğun yaşanmış ise çocuklar bozuklukları daha şiddetli yaşamakta
ve uzun süreli etkilere daha yatkın olmaktadırlar (Wallerstein & Kelly
1974)
Ebeveynlik işlevlerinin yeterli gösterilmemesi (Lack of
adequate parenting): Bu durum çocukların güven ve otonomi duygusunu olumsuz olarak
etkilemektedir (Wertman 1972).
Kısa Dönemdeki (Akut ) Etkiler
Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları
ve duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır.
Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki
kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu
semptomlar bu yaş çocuklarının olaylara immatur yaklaşımları,
fantazi ile gerçeği ayırt etmede güçlükleri, bakım ve korunma için
anne-babaya muhtaç ve bağımlı oluşlarının farkında oluşlarıyla
ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara oranla daha az tolere
etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl sonra yapılan
değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon, agresyon ve korkunun
kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa, bu durum boşanmanın
kendisinden başka faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebeveyn çatışması
ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki
34 çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum ; çok küçük çocuklarda boşanma
kararı ve erken yas evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini düşündürmektedir.
Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin boşanmayı takiben
ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli
belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.
Davranışsal Tepkiler
Regresyon
Artmış Agresyon
Klinik çalışmalarda okul öncesi çocukların çoğunun, anne ve babasının ayrılmasına
ve boşanmasına, gelişimlerinde tamamladıkları bir aşamaya geri dönerek
tepki gösterir. Bu kısa vadede (bir kaç ay) normal sayılabilir. Çocuklara zor
durumlardan kaçarak, kontrolü elinde tuttukları, zihinsel olarak emin ve rahatlatıcı
bir yere sığınma imkanı verir. Bu davranışların 1 yıl
sonrasında iyileşmeye başladığı belirtilmektedir (Hetherington
ve ark 1978).
Tipik gerileme davranışları parmak emme, yatağı
ıslatma, tutturmalar, anne ve babaya vurma, anne babaya aşırı düşkünlük
gösterme ve eskiden sevilen bir oyuncuğa yada nesneye tekrar bağlanmaktır.
Çocuklar, anne ve babalarının evliliğinin sona ermesine
duydukları öfkeyi, yaşlarına, kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna
göre değişen şekillerde ifade ederler. Çoğu çocuk, özellikle erkek çocuklar
sık sık kavga ederek, anne ve babaya, öğretmenlerine ve onlarla ilgilenen diğer
kişilere bağırarak ve kırıp dökerek öfkelerini açığa
vurular. Kalter ve Rembars’ın çalışmalarında (1981): bu yaş grubu
için agresyonu diğer yaş gruplarına göre düşük bulmuştur.
Wallerstein ve Kelly (1975) Odipal dönemdeki okul öncesi çocukların daha agresif ve bağımlılık
gösterdiklerini belirtmektedir.
Duygusal Tepkiler
Wallerstein ve Kelly (1975) boşanma veya ayrılma kararını
açıklandığı erken yas evresindeki 2.5-6 yaş arasındaki küçük
çocukların emosyonel tepkileri başlıca:
Korku, anksiyete ve üzüntü
İrritabilite
Akut seperasyon anksiyetesi
Uyku Problemleri
Bilişsel konfüzyon
Otoerotik aktiviteler (masturbasyon)
Bütün çocuklar anne ve babalarının ayrılmasından
ve ailenin dağılmasından sonra korkuya kapılırlar. Okul öncesi çocukları
daha çok, birlikte yaşadıkları evde kalan ebeveyninde kendini terk edip
gitmesinden, giden ebeveyn tarafından eskisi kadar sevilmemekten, yiyecek ya da yatacak
yer bulamamaktan korkarlar. Bu korkularını ağlamak, ebeveynden başka kimse
ile kalmayı reddetmek veya ebeveyni göz önünden ayırmamak şeklinde ortaya çıkar.
Bu dönemde çocuklar yaşadıklarına bir anlam verebilmek
için fantazilere ve masallardaki büyülü olaylara sığınabilirler. Doğadaki
olayların merkezinin kendileri olduklarını inandıkları için
ebeveynin gidişinin kendisinin suçu olduğunu düşünürler. Hayallerinde, anne
babanın hiç ayrılmadığını kurar, reddedilme ve kaybetme
duyguları ile başa çıkabilmek için türlü şeyler uydururlar.
Çocuklar anne babanın ayrılma kararı konusunda söz hakkına
sahip değillerdir. Ancak suçluluk duygusu bu konuda onların da rolü olduğu düşüncesine
yol açar. Bu duygunun nedeni kendilerinin dünyanın merkezi olduklarına inanmaları
ve bu yüzden her şeyin nedeninin kendileri olduğunu düşünmeleridir. Eğer
daha uslu olsalardı, okulda daha iyi notlar alsalardı, gizlice babalarının
gitmelerini istemeselerdi, annelerine geçen gece karşı gelmeselerdi vb. gibi
nedenlerle her şeye kendilerinin sebep olduğunu düşünürler. Hatta durumu düzeltmenin
de kendilerine bağlı olduğuna inanırlar.
Anne ve babanın boşanmasının üzerinden yıllar
geçse de, hatta onlar ikinci kez evlenmiş olsalar bile bir çok çocuk hala onları
bir araya getirme hayalleri kurar, bazen anne ve babalar çocuklarına yanlış
sinyaller vererek, onların boş yere umutlanmasına yol açarlar.
Okul öncesi yaşlardaki çocukların çoğu cansız
nesneleri insan gibi düşünür ve anne ve babanın onları her türlü şeyden
koruyabileceğine inanır. Dolayısıyla en büyük korkuları, onları
koruyan bu kişileri kaybetmektir. Bir ebeveynin evden ayrılması bu korkunun gerçeğe
dönüşmesidir. Bir ebeveyn gittiğine göre, diğeri de her an gidebilir diye düşünürler.
Zaman ve mesafe kavramları tam olarak gelişmemiş olduğu için, onlara göre,
bir ebeveynin her sabah işe gitmesi ile başka bir şehirde yaşaması
arasında bir fark yoktur. Ayrıca aynı örneklem grubundaki daha büyük çocuklarına
oranla daha akut ve büyük tepkiler gösterdiklerine işaret etmişlerdir. Okul öncesi
erkek çocukların, aynı yaş grubu kız çocuklarına oranla boşanmadan
daha fazla etkilendikleri ifade edilmektedir. Okul öncesi çocuklarda boşanmanın
akut etkileri bir yıllık sürede genellikle düzelmektedir.
Uzun Dönemdeki Etkiler
Wallerstein (1984), erken dönemdeki bulguların aksine, 10 yıllık
takip çalışmalarında: küçük çocukların daha büyük çocuklara oranla
anlamlı derecede daha az emosyonel problem yaşadıklarını saptamıştır.
Araştırmacı bunu o dönemde yaşananları küçük çocukların anımsayamamaları
ile ilişkili olarak değerlendirmiştir.
Erkek çocukların Cinsiyet Özdeşimi
Yapılan ilk çalışmalarda (Biller 1970, Westman 1970):
cinsiyet özdeşimi ve bozulmuş güven ve otonomiyi araştırmak amacıyla
araştırmalar yapmışlar. Psikoseksüel gelişimin odipal evresinde boşanma
yaşayan erkek çocukların, 3 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan
erkek çocuklara oranla daha fazla agresif davranışlar gösterdiklerini saptamışlardır.
Santrock (1970) yaptığı çalışmada 0-2yaş,
3-5 yaş ve 6-9 yaşlarında boşanma veya ayrılık yaşamış
11 yaşındaki çocukları çalışmasına almış: erken yaşlarda
boşanma yaşayan çocukların daha düşük derecede agresyon gösterdiklerini
bildirmiştir.
Psikoanalitik alnda çalışan araştırmacılar ve
klinisyenler baba-yokluğu çalışmalarında tipik olarak altını çizdikleri;
ödipal evrede artmış agresyonu erkekliği telafi ile açıklamaktadırlar
(Gardner 1977).
Kızların Cinsiyet Davranışı
Kalter ve Rembar (1981) 3-5 yaşlarında ebeveyn ayrılığı
veya boşanmış ergen kızlarla yaptıkları çalışmada; bu
kızların arkadaşlarına karşı daha fazla agresyon gösterdiklerini,
aynı yaş grubundaki erkeklere oranla daha fazla akademik problemler yaşadığı
gözlenmiştir. Araştırmacılar: bu kızların ödipal dönemde yaşadıkları
boşanmaya karşı öfkeyi internalize ederek puberteye kadar taşıdıklarını
ileri sürmektedirler.
Hetherington (1972): 13-17 yaşında intakt, dul ve boşanmış
aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış
ailelerdeki kız çocuklarının dul ailesi kız çocuklarına oranla daha
fazla heteroseksüel patern ve düşük benlik sayısı saptamıştır.
5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar, 5
yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha
fazla erkeklerle uygunsuz ilişkiye girdikleri, daha fazla baştan çıkarıcı
davrandıkları, daha erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları
görülmüştür. Baba yokluğu açısından bakıldığında
Hetherington kızların ödipal dönemde bir erkek ebeveyni kaybının
etkilerini ergenlik döneminde gösterdiklerini ileri sürmüştür. Baba yokluğu, kızların
erkeklerle etkileşimlerini etkişlediğini iddia etmiştir.
Davranışsal ve akademik etkiler
Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını
ödipal dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul
davranış problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar
ödipal dönemde ayrılık ve ya boşanma yaşayan erkek çocukların
agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını ileri sürmektedirler.
Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek çocukların
okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi
ebeveyn boşanması yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı
derecede daha sık okul başarısızlığı yaşadıklarını
saptamıştır.
Çoğu baba sevgi doludur ve çocuklarının hayatında
olumlu bir rol oynar. Babalar evden ayrıldıkları zaman çocuklarını
her karşılarında görebilecekleri güçlü erkek modelinden mahrum etmiş
olurlar. Dahası erkek çocuklar sorumluluk, başarı, babalık, diğer
insanlarla geçinmek, karşı cinsle ilişki kurmak ve saldırgan huylarını
kontrol etmek gibi konularda uygun erkek davranışlarını öğrenmek için
belki de hayatlarının en güvenilir öğretmenini kaybetmiş olurlar.
Babasız evlerde büyüyen erkek çocukların daha az rekabetçi,
sporla daha az ilgili, başkalarına bağımlı ve daha saldırgan
oldukları araştırmalarda saptanmıştır. Okulda da başarısız
olmaları ve otoriteye başkaldırmaları olasıdır. Eğer baba,
erkek çocuk okul öncesi dönemdeyken ayrılırsa, çocuğun cinsel kimliği
konusunda da aklı karışır.
Babasız büyüyen kız çocuklar ise karşı cinsle ilişki
kurmakta zorlanırlar. Bazıları yaşlarına göre çok uyanmıştır.
Bunun nedeni, babaları ile olması beklendiği gibi cinsellik dışı
yollarla bir erkeğin ilgisini çekme egzersizleri yapma fırsatı bulamamış
olmalarıdır. Yaşça küçük kızlar hayallerinde bir baba yaratıp,
onunla kendilerini avutur ve gerçeğin soğuk yüzünden kaçarlar. Babaları
tarafından ihmal edilen kız çocukların, mutluluğu, erkekleri mutlu
etmekle ölçmeleri çok üzücüdür.
Araştırma sonuçları çatışmalar sonucu yıpranmış
bir ailede yaşayan çocukların, boşanmış ailelere oranla daha fazla
problemler yaşadığıdır. 1965-1979 arasında boşanma oranları
hızlı artış göstermiştir. 1970’in sonlarında veya 80’lerin
başında doğan %40-50 arası çocuk boşanma deneyimi yaşayacakları
tahmin edilmektedir ve bunlar yaklaşık 5 yıl boyunca tek ebeveyn evlerde yaşayacaklardır.
Boşanmış annelerin %75’i , babaların %80’i tekrar evleneceğinden,
ikinci bir boşanma riski de artmaktadır (Hetherington, 1989).
Sonuçta çocuklar bir geçiş gösterirler: orijinal aileden tek
ebeveynli aileye, genellikle anne ile, eğer yeni bir evlilik olursa yeni aileye ve yeni
ebeveyne ve sıklıkla yeni kardeşlere uyum sağlamakla yüz yüze kalır.
Boşanmada annenin velayetindeki erkek çocukta özel sorunlar oluşmuştur.
Tersine, tekrar evlenme ergenlik öncesi kızlar için özel problemler doğurmuştur.
Tekrar evlenmeyi takiben ikinci yılda, anne ile kız çocuğu rasındaki çatışmalar
yüksekti. Tekrar evlenmenin olduğu kızlarda, intakt ve evlenme olmayan boşanmış
aile kızlara oranla daha fazla talepkar, daha hostil, ve baskı altında ve daha
az sevecen oluyorlardı. Davranışları zamanla iyileşirken, aileleriyle
aralarındaki zıtlaşma ve distruptif davranışlar devam ediyordu.
Üvey babaya yakınlaşma ilişkilerinde problemler özellikle
kız çocuklarında yaşanıyordu. Bunun birinci sebebi boşanmanın fırtınalı
döneminde anne-kız arasında oluşan olumlu ilişkinin yeniden evlenme ile
bozulması olabilir. Boşanma sonrasında anneler kızlarına daha fazla
bağımsızlık, otorite, ve karar verme sorumluluğu veriyorlar (boşanma
öncesi yaşantıya oranla). Bu sonuçta eşitlikçi ve ortak destek ilişkisine
dönüşüyor (en azından ergenlik öncesi kızlarda). Sonuçta; ergenlik öncesi
kızlar, annelerinin yeniden evlenmesine gücenebilmekte ve üvey baba onun bu ilişkisi
için tehdit oluşturabilmektedir. Üvey baba üvey kızını kontrol altında
tutmak için iyi ebeveyn olmak yerine, yoğun duygusal katılıktan kaçınan
nazik yabancı rolü alabilir. Küçük ve daha büyük çocuklar üvey babayı sonuçta
sıcaklıkla kabullenirler fakat 9-15 yaşlarındakiler direnç göstermeye
devam ederler çünkü bağımsızlıkları için mücadele etmek
sebebiyle, çünkü güçlü seksüel arzuları nedeniyle biyolojik olmayan babayı
tehdit olarak görmelerinden dolayıdır.
Hetherington (1989) yeniden evlenmenin sıkıntılı dönemlerinde
kardeşlerin olmasının tampon ya da destekleyici olup olmayacağını
sorgulamıştır. Yeniden evlenmiş ailelerin çocuklarında ambivalans,
hostil, düşmancıl ilişkiler boşanmamış ailelere göre daha sıktır.
Daha da ötesi kardeş kıskançlığı, agresyon ve alaka kurmama,
antisosyal davranışların artmasında önemli rol oynar. Bu tarz erkeklerde
kızlara oranla daha sıktır. Kardeş ilişkileri zamanla iyileşirken,
yinede boşanmış yeniden evlenmiş grupta diğer iki grupa oranla (intakt,
boşanmış yeniden evlenmemiş) daha fazla bozukluk kalır.
EBEVEYN BOŞANMASI VE ÇOCUĞU
TEPKİSİ
Latans Yaşı Çocuklar
Gelişimin latans döneminde sosyal farkındalık ve kendini
farkındalık önemli ölçüde artar. Erken latans döneminde boşanmayı yaşayan
çocuklar kızgınlıklarının farkına varabilirler fakat sadakat ve
korku hisleriyle bunları göstermede başarısız olabilirler. Yani sadakat
ve kızgınlık (anger and loyalty) arasında çatışma yaşar.
Latans yaşı çocuğu giden ebeveyni kendini reddi gibi algılayabilir.
Latans yaşı aile dinamiklerine aktif olarak katılır. Hess ve Camara (1979)
ve Coeper ve ark (1983) : bu çocukların düşük benlik saygısı,
depresyon, bozulmuş davranış ve okul başarısızlığı,
izlosyon göstermeye daha yatkın olduğunu belirtmektedirler.
Okul öncesi çocuklardaki gibi kızlar erkeklere oranla daha fazla
davranış problemleri gösterirler. Baba ayrılığı olan latans çağı
erkek çocukları, cinsiyet özdeşiminde bozukluklara yatkındır.
Kısa Dönemdeki Tepkiler
Davranışsal Tepkiler
Bir kaç çalışmada latans dönemi populasyonda; erkeklerin (tıpkı
okul öncesi çocuklar gibi) kızlara oranla daha fazla kızgınlık ve stres
gösterdiklerini tanımlamıştır. Çoğu erkek çocuk kızgınlıklarını;
öğretmenleri ve arkadaşları üzerine kaydırabilmektedir. Bazı çocuklar
ise direkt ve açık olarak “babanın ayrılıp gitmesinden” annelerini suçlamaktadır.
Santrock yaptığı çalışmada (1979) latans dönemi erkek çocuklar;
okul öncesi çocuklara oranla boşanma sonrası daha fazla agresyon göstermektedir.
Bu agresyonları aile dışındaki kişilere de kayabilmektedir.
Hess ve Camara; boşanmanın kendisinden ziyade aile çatışmalarının
agresyon seviyesini daha güvenilir yordadığını saptamıştır.
Wallerstein ve Kelly (1980b): erkeklerin kızlara oranla daha fazla agresyon gösterdiklerini
bulmuştur.
Emosyonel Tepkiler
6-8 yaşındaki çocuklar fantazi veya inkar ile üzüntü ve
yaslarını geçiremezler (Wallerstein & Kelly 1980b). Regresyon gözlenebilir.
Agresyon genellikle velayet üzerinde olan anneye yönelir. Diğer ebeveyn aktif olarak
yardımcı olmasa bile tipik olarak çocuklar ikisini de sadık kalır.
Sonuç olarak: hem okul başarısında hem de arkadaş
ilişkilerinde azalma; geç latans dönemi çocukların yarısında gözlenir.
1 yıl içinde bu problemlerin çoğu düzelir.
Aile ilişkileri
Wallerstein ve Kelly (1980b) ve Adams (1982): boşanma ve ayrılık
yaşayan ergenlerin aile ilişkileri dışında tipik olarak destek
ararlar. Bu ergenlerin gelişimsel olarak bireyselleşmeye hazırlanmasıyla
ilişkilidir. Buna karşın latans yaşı çocukları gelişimsel
olarak aileden bireyselleşmeye hazır değildir ve bu nedenle destek arayışı
aile ile sınırlıdır. Bu nedenle aileyi barıştırma
gayretleri içinde olabilirler.
Okul başarısı
Hetherington, Camara ve Fatherman (1981); ebeveyn yokluğu ve
akademik başarının araştırıldığı 58 çalışmayı
analizlerinde; tek ebeveynli ailelerin çocuklarının daha düşük notlar aldıklarını
bildirmektedirler. Babanın elvirişli olduğu durumlarda erkek çocukların
notlarının daha iyi olduğu saptanmıştır. Şunu akılda
tutmak önemlidir: Babanın olmadığı evde, anne otoriteyi güç kullanarak
erkek çocuğun agresyonunun bastırmaya çalıştığı
belirtilmektedir (Hetherington ve ark.1978).
Uzun Dönem Etkileri
Wallerstein ve Kelly (1980b): 5 yıllık takip ettikleri: 9-12
yaş erkek çocuklarında yaptığı araştırmada boşanma
kararı veya erken yas evresinde kızgınlık yaşayan grubun, kızgınlığının
daha da arttığını belirtmektedir. Bunların davranım bozukluğu
belirtileri ; öfke patlamaları, anne-babaya karşı gelme, suç işleme,
okul başarısızlığı ve okuldan kaçma gibi sorunları daha sık
gösterdiği yolundaydı. Karar aşamasında yoğun kızgınlık
yaşamış grup en fazla acting-out yaşıyordu. Akut evrede anne-babalarını
suçluyor, arasıra kendilerini ailelerinden yalıtıyor, geri çekiyorlardı.
Walter ve Ramber (1981): latans döneminde boşanmayı yaşamış
erkek çocukların ergenlik döneminde okul başarısızlığı ev
okuldan kaçma olaylarını sık yaşadıkları, oysa bu dönemdeki kızların
okul problemleri az gösterdikleri yolundaydı. Kurdek ve Berg (1983): latans döneminde
boşanma yaşamış çocukları 10 yıllık takiplerinde, kızların
erkeklere oranla anlamlı derecede daha iyi uyum sağladığını
belirlemiştir. Kızlar erkeklere oranla boşanmayı daha kabullenici oluyor,
babayla temasın kaybına daha az olumsuz tepki gösteriyorlardı. Uyum sağlamanın
boşanan eşler arasındaki çatışmanın derecesi ile ilişkili
olduğunu saptamışlardır.
Hetherington (1972): okul öncesi ve latans döneminde boşanmayı
yaşamış kızları ergenlik dönemlerinde değerlendirmiş: okul
öncesi yıllarda boşanmayı yaşamış kızlarda heteroseksüel
davranışları daha ciddi bulmuştur (erkeklerle etkileşimde artmış
anksiyete ve baştan çıkarıcılık). Kızgınlığı
ergenliğe taşınmış kızların bir grubunda; artmış
cinsel aktivite ve rastğele cinsel ilişkiye girme oranı fazlaydı.
ERGENLER
Sağlıklı, bütünleşmiş kimliğin gelişmesi
için aileye bağımlılığın yavaş yavaş azalması
gereklidir. Kazanılacak otonomi ergen-ebeveyn ilişkisinin natürüne bağlıdır.
Ergenlerde otonomi 3 alanda gelişir: emosyonlar, davranışlar ve değerler
(values) (Douvan &Adelson, 1966). Emosyonel otonomi; bireyin yakınlaşma ve sevgi
hislerini ev dışındaki birileriyle de doyurmaya başlamasıyla başlar.
Davranışsal otonomi, kişisel davranışları hakkında karar
verme sorumluluğunu alır. Değerlerin otonomisinde; yanlış ve doğruyu
algılama ve yaşam stilini belirlemeye başlar. Otonomi için mücadele hem ergen
hem aileler için zor anlardır. Otonominin başarılı olarak gerçekleştirilmesi
boşanmış aile ergenlerinde zor olabilir. ABD’de 10-18 yaşında 14
milyon ergen tek ebeveynle yaşamaktadır (1983, Select Commitie on childen). ABD’de
her 4 çocuktan biri tek ebeveyn ile yaşarken; 16 yaşına ulaştıklarında
beyazların 1/3’ü, siyahların 2/3’ü boşanma nedeniyle yaşamlarının
bir döneminde tek ebevyn ile yaşamak zorunda kalmıştır (Bumpass
&Rindfuss 1979).
Kısa Dönemdeki Etkiler
Davranışsal Tepkiler
Peterson yaptığı çalışmada (1982): babası
yok olan erkeklerin, intakt ailelere oranla daha geleneksel erkeklik sergilediklerini
belirledi. Santrock (1977) boşanmış ailelerdeki 10-12 yaşındaki
subjelerde; intakt ailelere oranla anlamlı derecede daha maskuline, itaatsiz, agresif ve
riskli davranışlarda bulunduklarıydı.
Wallerstein & Kelly (1980b) ve Schwartzberg (1980) ergenlerde yaptıkları
çalışmalarda ebveyn boşanmasına iki farklı yolla tepki gösteriyorlardı.
Birinci grup regresif davranışlar gösteriyor, kendinden daha küçük çocuklarla
zaman geçiriyorlardı. Okul başadevamı ve başarısında düşmeler,
zihinleriyle bu konuyla aşırı meşgul etmeleriyle ilişkiliydi. İkinci
grup: Bağımlılık gereksinimlerini transfer ediyor, hazır olmasalar
bile bağımsız olmaya çalışıyorlardı. Bunun sonucu
erkelerde antisosyal davranış ve suça yönelik davranışlar gelişiyordu.
Kızlarda ise arkadaşlarına bağımlılık ve cinsel ilişkiye
erken gibi davranışlar sergileniyordu.
Ebeveyn boşanmasının ergen kızların seksüel
davranışlarına etki ettiğini bildiren başka çalışmalarda
vardır (Hainline & Feig 1978, Hetherington ve ark 1979a): Bu kızların flörte
daha erken başladıkları, daha fazla cinsel aktivitede bulundukları, erken
yaşta evlendikleri ve büyük olasılıkla evlilik öncesi gebe kaldıklarıydı.
Emosyonel Tepkiler
Araştırma ve klinik bildiriler: ebeveyn boşanmasına
ergenlerin ciddi emosyonel tepkiler gösterdiklerine işaret etmktedirler. Wallerstein ve
Kelly’nin (1980b): 21 kişilik ergen grubunda, çoğunu karar aşamasında kızgınlık
ve yas yaşadıklarını belirtmektedir. Bunların 1/3’ü kendini
ailelerinden duygusal olarak yalıtarak tepki göstermişlerdir. Bu ergenler
ailelerinden erken ayrılmaya meyilli olmaktadır.
Bazı ergenler stratejik olarak aileden kendisini çekmekte, böylece
daha az kızgınlık duymakta ve çabuk uyum sağlamaktadırlar.
Okul Davranışları ve Başarısı
Bir çok çalışmada boşanmış ailelerdeki
ergenlerin daha düşük akademik ve bilişsel performans gösterdiklerini saptamıştır
(Allison &Furstenberg 1989, Rosenthal & Hansen 1980). Tek ebeveynli evlerde denetim
eksikliği nedeniyle, okula gitmeme ve kaçma davranışları artmaktadır
(Brown 1980).
Uzun Dönemdeki Etkileri
Boşanmanın Kuşaklar Arası Geçişi
Bir kaç çalışmada ebeveynleri boşanmış
ailelerin bireylerin evliliklerinin boşanma ile sonuçlanma olasılığı
daha yüksektir (Ganog, Coleman & Brown 1981).
BOŞANMANIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ
ETKİLERİ
Beş ve sekiz yaş arası
Çocuklar beş yaşına geldiklerinde duygularını
ve saldırganlık gibi bazı dürtülerini kısmen de olsa kontrol edebilmeyi
öğrenmiş olurlar. Kişilikleri yavaş yavaş yerine oturmaya başladığı
için dünyaya ve çevrelerine büyük ilgi duyarlar. Bu kritik döneme gelen anne baba ayrılığı
ya da boşanma, çocukların sağlıklı gelişimine sekte vurabilir.
Hala sınırlı anlama kapasitelerine rağmen boşanmanın ne anlama
geldiğini düşünebilirler ve evden ayrılan ebeveynin fiziksel boşluğunu
kuvvetle hissederler. "Bana kim bakacak? Bana ne olacak?" gibi sorulara somut
cevaplar isterler ve anne ve babalarını barıştırmak için çeşitli
yollar denerler. Her ikisine de derinden bağlılık duyarlar.
Dokuz ve On iki yaşlar arası
Bu yaş grubundaki çocuklar genellikle, anne babanın ayrılmasını
ya da boşanmasını daha iyi kabullenirler, ancak yaşamlarına yansıyan
sonuçları nedeniyle onlara öfke duyabilirler. Yinede ayrılan ebeveyne özlem
duyarlar. Eğer bu ebeveynin cinsiyeti, kendi cinsiyetleri ile aynı ise bu özlem
daha da şiddetlidir. Eski eşine öfke duyan anne ve babalar da bu yaş
grubundaki çocuklarına daha çok içlerini dökerler. Bu yanlıştır.
Bu yaşlardaki çocuklar için rol modelleri önemlidir. Anne ve
babalarını, akrabalarını, arkadaşlarını, öğretmenlerini
ve onların gözünde değeri olan diğer insanları izleyerek paylaşma,
liderlik, arkadaşlık kurma ve olaylara olumlu yaklaşma gibi becerilerini geliştirirler.
Çocuklarınızın boşanmanıza uyum sağlamalarına
yardım etmek için atacağınız ilk adım yapmanız gereken şeylerin
bilincine varmaktır:
Ailenizin kendine özgü koşulları içerisinde ayrı yaşama
ve boşanmanın ne anlama geldiğini çocuklarınızın anlamalarını
sağlamak.
Çocuklarınıza, yaşlarına uygun biçimde, boşanmanın
onları nasıl etkileyeceğini somutu ifadelerle açıklamak
Çocuklarınızı her zaman sevileceklerine ve en iyi
şekilde bakılacaklarına inandırmak ve bu yönde davranmak.
Çocuklarınızı diğer ebeveyn ile mutlu ve sıcak
bir ilişki sürdürmek için cesaretlendirmek ve bunun için elinizden geleni yapmak
Eski eşinizle ilişkiyi mümkün olduğu kadar sorunsuz
sürdürmek. Bu mümkün değilse, sorunları çocuklara yansıtmamak.
Çocuklarla ilgili konularda eski eşinizle işbirliği
yapmak.
Çocuklarınızın sizin için yeri doldurulamaz ve değerli
varlıklar olduğunu hissetmelerini sağlamak.
Hayatlarındaki başka insanlardan ve uzmanlardan yardım
ve rehberlik istemeleri için çocuklarınıza yardım etmek.