SSRI Düşünüldüğünde
Zaman CYP
Enzimleri Niçin Önemlidir?
Sitokrom (Cytochrome) P 450 (CYP) enzimlerinin özellikleri
Bir
çok dokuda işlev görür
Hepotisitlerde
en yüksek konsantrasyonlardadır
Hücre
içinde bulunduğu yerlerde:
-Mitokondri:
streoidojenik CYP enzimleri
-Endoplazmik
retikulum: Xenobiotik CYP enzimleri
Primer
olarak oksidatif metabolizmayı düzenler
Son
zamanlarda , hastaların farmakoterapiye cevaplarını belirlemede bu enzimlerin
çok önemli rolü olduğu anlaşılmaya başlanmıştır.
Spesifik CYP enzimlerinin inhibisyonu SSRI’lar arasında tanımlanan bir özelliktir.
Bu inhibisyon, SSRI’lar ile birlikte verilen ve eliminasyon için spesifik CYP enzimlerine
bağlı ilaçların spesifik farmakokinetik ilaç etkileşimleri için
potansiyel oluşturur.Vücudumuzdaki
oksidatif metabolizma ve CYP enzimlerinin oynadığı rolü hakkında
bilgilerimiz oldukça azdır, fakat özellikle son 10 yıldır bilgimiz büyük hızla
artmaktadır. Yaklaşık 50 yıl önce farklı enzimler tanımlanmış,
450 nm frekansındaki ışığı absorbe etme özelliklerinden dolayı
sitokrom P450 olarak adlandırılmıştır.Bir spesifik CYP enzimini kodlayan ilk gen yaklaşık 10 yıl önce tanımlanmıştır.
Şimdi biliyoruz ki CYP enzim sistemleri ilaç metabolizmalarıyla da ilişkili
olmaktadır.
Spesifik
CYP enzimlerini kodlayan genin izole edilmesiyle bu enzimlerin aminoasit dizilimleri
belirlenebilmiştir.Bu bilgi kullanılarak, farklı enzimler aminoasit dizilimine
göre yapısal olarak sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmada
enzimler hem yapı hem fonksiyonel olarak birbirlerine yakın enzimlerdir. CYP
enzimleri ilk numaradan itibaren ailelere ayrılmıştır. Bir ailedeki bütün
enzimler aminoasit dizilimi yönünden en az %40 bir benzerlik gösterenler aynı aile içine
alınmaktadır. Alfabe harflere ile alt grup ailelere ayrılmaktadır. Aynı
sub aile grubunda ise aminoasit dizilim homolojisi en az %55 olmaktadır. En son numara
ise enzimi kodlayan genin numarasıdır:
İnsan
CYP Enzimlerinin aile, sub aile ve genine göre sınıflandırılması
1A1
1A2
2A6
2A7
2B6
2C8
2C9
2C18
2C19
2D6
2E1
2F1
3A3/4
3A5
3A7
4A9
4B1
4F2
4F3
7
11A1
11B1
11B2
17
19
21A2
27
Sınıflandırma
anahtarı: 1) Ailenin ilk numarası 2)subaile harf 3) ikinci rakam geni ifade
eder.
Bu enzimler iki ana
gruba ayrılır.
1-Steroidogenic CYP
enzimleri
2-Xenobiotic CYP enzimleri
Steroidogenic
olanlar filogenetik olarak daha eskidir, tek hücreli canlılarda da bulunmaktadır. Hücre
duvarının devamlılığının sürdürülmesi ve steroidlerin
sentezinden sorumlu olan bu enzimler mitokondrilerde bulunmaktadır. Steroidogenik enzim
sistemindeki bozukluklar (genetik mutasyonlar nedeniyle ...) organizmanın yaşamını
sürdürememesine neden olur.
Xenobiotic
CYP enzimleri bir milyar yıl sonra steroidogenic enzimlerden gelişmiştir. Hücrede
endoplazmik retikulumda yerleşmiştir.Xenobiotic
adı, bu enzimlerin vücuda yabancı maddelerin metabolizmasında görevli olması
nedeniyle verilmiştir.
CYP
Enzimlerinin iki ana sınıfı
Familya 1, 2, 3, 4
“Xenobiotic” CYP Enzimleri
ØBitki-hayvan
farklılaşması döneminde steroidogenic CYP enzimlerinden türemiştir.
ØTransferaz
enzimleriyle eş zamanlı türemiştir
ØBitkilerin
oluşturduğu diyet toksinlerini yıkar
ØEliminasyon
için ilaçları biyotransformasyona uğratır
Familya 7, 11, 17, 19, 21, 27
“Sterodiojenik”CYP
Enzimleri
ØTek hücreli organizmaların hücre
zarı bütünlüğü içindir
Bir çok
ilaç kendine özgün CYP enzimleri ile metabolize edilir. Bu enzimler için genetik
materiyal vücuttaki her hücrede taşınır ve vücuttaki çeşitli hücrelerde
ifade edilir. Örneğin CYP 2D6 beyinde bulunur, mekansal olarak dopamin uptake
transporter sistemle ilişkilidir. Buna karşın bu enzimlerin KC ve
barsak duvarı haricindeki diğer organlardaki görevleri konusunda bilgimiz
çok azdır. KC ve barsak duvarında bu enzimler, faz I veya ksenobiotiklerin(diet toksinleri , karsindjenler, mutajenler,
son zamanlarda ilaçlar) oksitadif metabolizmasından sorumludur. Yukarıda
bahsedildiği gibi, bunların varlığı hastaların
tedavisinde medikasyonun gelişimi ve kullanımına izin verir (aşağıdaki
tablo)
CYP ENZİMLERİNİN
İŞLEVLERİ NELERDİR?
Steroidojenik:
tüketilen
maddelerinin biyolojik kullanım yapılarına dönüştürülmesi
Oksidatif
metabolizma; molekül içine atmosferik oksijeni sokarak veya inkorpore ederek bir maddeyi
daha polar türlere (örneğin bir metabolite) çevirir. Bazı örneklerde, okside
edilmiş ürün son metabolittir. Diğer örneklerde okside edilmiş ürün ara
metabolit olup,daha ileri biyotransformasyona uğrar. Bu biyotransformasyonların en
son neticesindeidrar veya feçesle atılalabilen
bir polar metabolit oluşur. Sıklıkla son basamak metabolitin polar bölgesi ile
glukoruinik asit gibi bir madde ile konjugasyonudur (Faz II metabolizma gibi).Konjuge olan ürün suda çözünebilir olup idrarla
atılabilir: Sırasıyla faz I ve faz II metabolizmalarla madde elimine edilir.
Bu tip
enzimlere niçin sahibiz?
Yukarıda
da bahsedildiği gibi, CYP enzimleri, maddeler sistemik dolaşıma girmeden önce
diet toksinlerinin metabolizma edilmesi hayvanlar için yaşamsal önemi vardır.
İnsanlardaki rolü henüz kesin açık değildir. Bu enzimler diyet toksinleri,
karsinojenler, mutajenler gibi maruz kalınan maddelerin metabolizmasında önemli rol
oynar, bu enzimlerin eksikliği olasılığında; çevresel kimyasallara
karşı spesifik hastalıkların gelişiminde risk faktörü olur. Örneğin;
Sigaraya bağlı CYP 1A2işlevsel
aktivitesindeki artışın sigara içenlerde bazı kanserlerin artmış
riskini açıklayıp açıklamadığı araştırılmaktadır.
CYP 1A1/2 bazı prokarsinojenleri karsinojenlere dönüştürür. Diğer bir
teoride bireylerde genetik olarak CYP 2D6 eksikliğinin, erken başlanğıçlı
parkinson hastalık riskini artırabileceği ileri sürülmüştür, çünkü
bu enzim eksikliğinde çevresel MPTP gibi dopamin nörotoksinlerinin KC’e giriş için
bariyer azalmaktadır. Özgün enzimlerdeki eksiklerin bazı hastalıklardan
sorumlu olduğu düşünülmektedir.
İlaç
tedavisine cevabı belirlemede bu enzimlerin rolü nedir?
İlaçların
metabolitlere biotransformasyon oranlarını majör belirleyici bu enzimlerin işlevsel
durumlarıdır. Yani spesifik ilaçlar için eliminasyon (yani temizlenme) oranının
majör ön belirliyecileridir. Bunu gibi, enzimlerin akitiviteleri ilaçların
konsartrasyonlarını veya metabolitlerinin ( verilen dozun işlevi sonucu oluşan)
konsantrasyonunu belirler enzimlerin aktivitesi ayrıca verilen ilacın metabolitlere
rölatif oranını belirler. Bu oran metabolitlerin biyolojik olarak aktif olması
ve bu aktivitenin ana ilaçtan klinik olarak farklı yollarla etki göstermesinde önemli
olabilir.
İlaç
tedavisine hastanın cevabının tabiatını ve/veya etki derecesini bu
üç değişkenden birisi belirler:
İlacın
farkodinamikleri
Farmakokinetik
Bireysel
klinik varyans
İLAÇ TEDAVİSİNİN ETKİLERİNİ BELİRLEYEN
FARMAKODİNAMİK; FARMAKOKİNETİK VE BİYOLOJİK VARYANSIN İLİŞKİSİ
Etkinin Boyutu = Farmakodinamikler X farmakokinetikler X Bireysel Biyolojik farklılıklar
Klinik Yanıt
= İşlev bölgesi için affinite X İşlev bölgesinde ilacın
konsantrasyonu X Hastanın alttaki biyolojisi
İlaç istenen etkiyi oluşturmak için özgün
yollarla (işlev bölgesine agonist veya antogonist etkiyle) etkiler. Buna karşın
etkinin büyüklüğü işlev bölgesinde ilacın konsantrasyonuna bağlıdır.
Bu iki değişkene ilave olarak farklı hastalarda biolojik varyans doz yanıt
eğrisinde (ör. Konsantrasyon-yanıt) kayma gösterebilir. Örneğin propranolol
gibi ilaçlar aksiyon mekanizmalarına (MAO) bağlı olarak (ör. Beta adrenerjik
reseptörlerin blokajı) negatif kronotropik etki ile kalp hızını yavaşlatırlar.
Propronolün daha yüksek konsantrasyonları beta adrenerjik reseptörlerde daha çok
blokaj oluşturur ve ve kalp hızı yavaşlar. Kalp hastalığı
olan bir hasta aynı konsantrasyonlardan daha fazla etkilenebilir (örneğin var olan
kardiyak durumları nedeniyle doz- ya da konsantrasyon-cevap eğrisi sola kayar)
Hastanın
cevabının büyüklüğü boz bağımlı olduğundan bu
enzimlerin işlevsel aktivitesi tedavi başarısı ya da başarısızlığı
arasındaki farklılıkları oluşturabilir. Böyle teropötik başarısızlıklar
suboptimal yanıt ya da toksisite şeklini alabilir. Suboptimal yanıt olağan
dışı hızlı klirens ile ilacın etki yerinde yetersiz
konsantrasyonun gelişiminden kaynaklanabilir. Toksisite olağan dışı
yavaş klirens nedeniyle aşırı yüksek konsantrasyondan oluşabilir.
Esas olarak ilacın eliminasyon hızındaki değişiklik (ör. Klirens)
doz derecesindeki değişikliğin ayna görüntüsüdür (şekil 7.5). Klirens,
belli bir zaman içinde temizlenen ilaç miktarıdır. Vücutta elde edilen ilaç
konsantrasyonu doz derecesi ile doğru orantılı iken, eliminasyoın hızı
ile ters orantılıdır.
Bu
ters ilişki şekil 7.5’ te gösterilmiştir. Bu ilişki nedeni ile
eliminasyon için gerekli ilacın biotransformasyonunu yapan enzimlerin işlevsel
aktivitesindeki bir değişiklik, doz derecesindeki değişikliğin tersi
etki oluşturur. Örneğin CYP enzimlerinde işlevsel azalma klirensin azalmasına
neden olur ve ilaç birikimi artar (ör. Aynı net etki dozun artması ile olacaktır).
Tersine enzimin işlevsel aktivitesindeki artma ilacın birikimindeki azalma ile sonuçlanır
( ör. Net etki dozun azaltılmasına benzer).
BU ENZİMLER NASIL İLAÇ İLAÇ ETKİLEŞİMLERİNİ
OLUŞTURUYORLAR
İlaçlar CYP
enzimlerinin işlevsel aktivitelerini arttırıp ya da azaltabilirler. Enzim üretimi
için gen cevabının indüklenmesi sentezi arttırır böylece indüklenmiş
enzimin aktivitesinde ve hücre içinde artışı olur. İndüklenme protein
sentezinden sorumlu olması nedeni ile indükleyenin başlama ve durma zamanları
başlangıç ve bitişi belirler. Bu nedenle tam etki indükleyicinin başlangıcından
bir kaç hafta sonra bile gözükmeyebilir ve etki indükleyici kesildikten (enzim üretim
oranı bazale dönene kadar) sonra tamamen de kaybolmayabilir. İlaca bağlı
inhibisyon genellikle yarışmacıdır ve ani olur. Bununla birlikte
inhibisyonun büyüklüğü inhibitör konsantrasyonunun işlevidir. Böylece inhibitörün
yarı ömrü tam etki elde edilmeden önceki uygulama süresini belirleyecektir ve
tersine, kesimden sonra inhibisyonun devam edeceği süreyi belirleyecektir. Örneğin
fluoksetinin tam etkisi ve özellikle uzun ömürlü aktif metaboliti norfluoksetinin CYP
enzimleri üzerine etkisi birkaç haftayı alabilir ve bu etki ilaç kesiminden sonra
birkaç hafta devam edebilir.
KLİNİK OLARAK İLAÇ İLAÇ ETKİLEŞİMLERİ
NASIL OLUR ?
İki tip ilaç etkileşimleri vardır:
1.Farmakodinamik: Bir
ilacın işlev mekanizması, diğer bir ilacın işlev mekanizmasını
azaltarak veya artırarak etkilemesi
2.Farmakokinetik: Bir
ilaç diğerinin etkisini işlev bölgesindeki ilacın konsantrasyonunu
etkileyerek değiştirmesi.
Örneğin MAO
yoluyla işlev gösterenfizyolojik
etkilerini gösteren iki ilaç, işlev bölgesine de ilaçların biri, diğer ilacın
etkisini azaltıp artırabilir. Bu nedenle farmakodinamik ilaç etkileşimleri
hastaların yanıtında kalitatif değişiklikler oluşturabilir:
Kalitatif değişikliklere örnek olarak santral serotonin sendromudur ki; SSRI ve
MOAI’leri birlikte alındığında oluşabilir. Farmakodinamik ilaç
etkileşimlerinin sıklıkla dramatik görünümlerinden dolayı, sıklıkla
çabucak tanınırlar.
Tersine,
farmakokinetik etkileşimler hastadaki cevabı yönünden kalitatfden ziyade
kantitatif olması olasıdır. İkinci ilacın birinci ilacın
farmakokinetiklerini etkilediği durumlarda bu tür etkileşim tipleri oluşur ve
işlev bölgesinde birinci ilacın konsantrasyonu değişir. Farmakodinamik
etkileşimlerin tersine, diğer işlev bölgeleri üzerine etkiler işin içine
karışmaz.
Birkaç CYP enzimi
klozapinin metabolizmasından sorumludur (CYP 1A2, 3A3/4, ve olası 2D6). Fluvoksamin
ve fluoksetinin klozapin seviyelerinin orta derecede artırdığı bildirilmiştir
fakat bu artışı neden olan enzimin hangisi olduğu bilinmemektedir.
Bupropion, birkaç
avantajlı yönü olan etkin bir antidepresan, doza bağlı olarak nöbet riski taşımaktadır.
Bupropionun aktif metabolitlerine biyotrasformasyonundan sorumlu enzim henüz saptanamamıştır.
Bupropionu veya aktif metabolitinin klirensini inhibe eden enzimler, dozda artışa
sebep olarak nöbet riskini artırır. Sınırlı vakayla yapılan çalışmalarda
fluoksetin, bupropion (Welbutrin)’unun 2 aktif metabolitini anlamlı derecede yükseltmekte,
fakat bunu nasıl yaptığı bilinmemektedir.
Trisiklik
antidepresanlar (TCAs) düşük konsantrasyonlarda, histamin ve asetil kolin reseptörlerini
bloke ederler, Terapötik dozlarda, TCA’lar norepinefrin ve serotonin alım pompalarını
inhibe eder ki, antidepresan etkinliğin bu yolla olduğuna inanılmaktadır.
Toksik konsantrasyonlarda TCA’lar hızlı sodyum kanallarını inhibe
ederek, kalp içi iletiyi yavaşlatarak, ölümcül iletim bozukluklarına yol açar.
MAO ise toksik dozlarda; CNS toksisitesi yapar (örnegin delirium, konvulziyonlar ve koma).
Eğer bir ilaç
TCA klirensini inhibe ederse, TCA dozunun artmış etkilerini gözleriz. Bu tür
farmakokinetik ilaç etkileşimlerine yanıt, antidepresan cevabı artırmadan
ziyade fatalite riskini artırabilir. Bu şu anlama gelir, yanıtın
kantitesinden çok (antidepresan etkiler), yanıtın kalitesinde (yan etkiler) değişiklik
olduğunu gösterir. TCA’ların özellikle sekonder amin TCA’ların (örneğin
desipramin, nortriptilin) klirensinden sorumlu ana enzim CYP 2D6 olup bu ilaçların halka
hidroksilasyonuna yol açar. Bu sonuçlar yoğun ve çeşitli farmakokinetik verilere
dayalıdır. N-demetilasyon yolu tersiyer amin TCA’ların (örnegin amitriptilin,
imipramin) metabolizasyonunda sekonder aminlere oranla daha belirgindir. Fakat henüz kesin
eliminasyonun ana yönü bilinmemesine rağmen, birkaç CYP enziminin rol aldığı
saptanmıştır (CYP 1A2, 2C19 ve 3A3/4).
Enzim inhibisyonun ana ilacın metabolitine dönüşümünde
anlamlı değişiklik yaptığı durumlarda, farmakokinetik ilaç
etkileşimleri de kalitatif olabilir. Örneğin terfenadin’in asit metabolitine dönüşümünün
inhibe edildiği durumduru. Bu dönüşümü sağlayan terfenadinin absorbsiyonu sırasında
barsak duvarı ve KC’de bulunan CYP 3A ¾ tarafından yapılır. Bu dönüşüm
o kadar etkindir ki, terfenadin genel dolaşıma girmeden tamamı asit
metabolitine dönüşür. Bu metabolit aktif antihistaminik ajan olup, intrakardiak iletim
üzerine etkileri nispeten yoktur. Bundan dolayı terfenadin kullanımı
genellikle intrakardiak iletim üzerine yan etki riski taşımaz. Buna karşın
terfenadinin kendisi (metaboliti değil) intrakardiak iletimi inhibe ederek, kardiak
aritmilere yol açabilir. İlaç absorbsiyonu sırasında terfenadinin asit
metabolitine anlamlı derecede dönüşümünün bloke edildiği durumlarda,
terfenadin sistemik dolaşıma geçer. Konsantrasyonu yeterince yüksekse kardiak
aritmilere yol açar. Terfenadinin potent (güçlü)CYP 3A ¾ inhibitörleriyle birlikte
verilmesi ciddi, hatta yaşamı tehdit edici sonuçlara yol açar. Ketokonazol (antifungal
ilaç) ve birkaç makrolid (örnegin eritromisin) bu enzimi anlamlı derecede inhibe eder.
Fluvoksamin, norflouksetin ve non-SSRI antidepresanlardan nefazadon da bu enzimi inhibe eder,
fakat ketakonozala göre bu etki anlamlı derece de daha azdır.
FARMAKOKİNETİK İLAÇ-İLAÇ
ETKİLEŞİMLERİ VE TİPİK KLİNİK GÖRÜNÜMLERİ
TİP
GÖRÜNÜŞ
ETKİLENEN İLAÇ
SEBEP OLAN İLAÇ
CYP ENZİM
Klirensin inhibisyonundan dolayı ilacın
birikmesi
Beklenen doza bağımlı yan etkilerin sıklığı
ve şiddetinde artma
·Karbamazepin
·Dekstrometorfan
·Fenitoin
·Propranolol
·Teofilin
·Trisiklik Antidepresan
·Trisiklik Antidepresan
·Warfarin
·Eritromisin
·Paroksetin
·Fluoksetin
·Simetidin
·Fluvoksamin
·Fluoksetin
·Fluvoksamin
·Fluvoksamin
·3A
3/4
·2D6
·2C
9/10
·1A2,
3A 3/4
·1A2
·2D6
·1A2
Klirensin indüklenmesinden dolayı ilaç
seviyesinde azalma