Dikkat
Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Komorbiditenin Genel Olarak Gözden
Geçirilmesi ve Madde Kullanım Bozukluğu İle Komorbiditesi
Prof. Dr.
Teoman SÖHMEN
Genel Bilgiler
Komorbidite
terimi, “ko-“ ve “morbidite” sözcüklerinin birleşiminden oluşmaktadır.“Ko-“,
ön ektir ve “birlikte, beraber”; “morbidite”, isimdir ve “hastalık,
bozukluk” anlamlarındadır (Dorland 1957). Bu iki sözcüğün birleşmesinden
ortaya çıkan “komorbidite” için “birlikte görülen hastalık veya
bozukluk” tanımlamasını yapabiliriz. Psikiyatrinin birçok dalında
komorbid bozukluklardan söz edilebilir; örneğin, anksiyete bozukluğu ile
depresif bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk ile hipokondriazis gibi. Ruhsal
bozuklukların DSM ve ICD sınıflandırma sistemlerinin tarih içindeki gelişimine
baktığımızda yapılan birçok değişikliklerin yüksek komorbidite olasılığından
ileri geldiği görülebilir.Bu bölümde
DEHB’nun DSM ve ICD içindeki sınıflandırma aşamaları gözden geçirilerek
komorbiditeye yakınlaşmanın nasıl olduğu incelenecektir.
DEHB’nun
DSM içindeki kronolojik gelişimine baktığımızda (Tablo-I) 1952 yılında
çıkan DSM-I (APA 1952)’de bunun yer almadığını görmekteyiz. 1968 deki DSM-II (APA 1968)’de aşırı düzeylerde etkinlik ile karakterize olan “Çocukluğun
Hiperaktif Reaksiyonu” terimi kullanılmıştır. 1980'de yayımlanan DSM-III (APA 1980)’de, bu bozukluk “Dikkat Eksikliği Bozukluğu” başlığı altında
biraz daha geniş tutulmuş, hiperaktiviteye dikkatsizlik ve dürtüsellik (impulsivite)
eklenmiş ve “Hiperaktiviteli Dikkat Eksikliği Bozukluğu” (DEB+H) ile
“Hiperaktivitesiz Dikkat Eksikliği Bozukluğu” (DEB-H) olarak ayrılmıştır. DEB+H’de dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik ana belirtilerdir.
DEB-H’de ise dikkat eksikliği ve dürtüsellik temel belirtiler olarak ele alınmıştır.
1987'de çıkan DSM-III-R (APA 1987)’de, hiperaktivite ve dürtüsellik
belirtilerinin daha baskın olarak ele alındığı görülmektedir. Böylece, DEB+H ve DEB-H ayırımı kaldırılmış ve tanı “Yıkıcı Davranış
Bozuklukları” başlığı altında DEHB olarak ifade edilmiştir. İlk defa
burada DEHB ile birlikte görülmesi olası olan “davranım bozukluğu” ile
“karşı gelme bozukluğu” sınıflandırma içinde yer almıştır. 1994 de
kullanılmaya başlanan DSM-IV (APA 1994)’de ise “Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı
Davranış Bozuklukları” ana başlığı kullanılmış, dikkat eksikliği ve hiperaktivite-dürtüsellik belirtilerini içeren
DEHB/Birleşik Tip (BT) ile
dikkat eksikliği belirtilerini içeren DEHB/Dikkat Eksikliği Tipi (DE) ayırımına
gidilmiştir. Ancak DSM-IV’de, hiperaktivite-dürtüsellik belirtileri baskın
olduğunda ve dikkat eksikliği daha az bulunduğunda DEHB/Hiperaktivite-İmpulsivite
Tipi (H-I) ne yer verilmiştir. Ana başlık altında ayrıca DEHB ile yüksek
komorbiditesi olan “davranım bozukluğu” ve “karşı gelme bozukluğu”
burada da yer almıştır.
DSM-III’e
döndüğümüzde, DEB+H ile DEB-H karşılaştırıldığında, birincisinde çocukların
daha fazla bilişsel bozukluklar gösterdiği, dikkat sorunlarının daha fazla
olduğu ve daha fazla öğrenme bozukluğu riski taşıdıkları anlaşılmaktadır. DEB-H olan çocuklarda ise içevuran
(internalizing) denilen anksiyete
bozuklukları ile duygu-durum bozuklukları daha fazladır. DEB+H’de dışavuran (externalizing) bozukluklarla bağlantı fazladır. Bu çocuklar daha saldırgan
ve akranları tarafından daha çok dışlanan çocuklardır. Ayrıca, DEB+H’si
olan çocuklar daha fazla davranım bozukluğu ve karşı gelme bozukluğu tanısı
almaktadır. DEB+H’de dürtüsellik, DEB-H’den daha fazladır. Zaten dürtüselliğin,
çocuk ve erişkin örneklerindeki antisosyal ve dışavuran sorunlarla büyük
ölçüde ilişkisi vardır.
DSM-III-R’de,
dikkat ve dürtüsellik ilişkisinin sınırlı olduğu düşünülerek bir ayırıma
gidilmemiştir. Fakat DSM-IV’de hiperaktivite ve dürtüsellik ayrı maddeler olarak değerlendirilmiş ve dikkat eksikliği belirtilerinden ayrı tutulmuştur.
Bu bölümde, birleşik (kombine) alt tipinde ana belirti dürtüsellik olduğundan
ve dikkat eksikliği alt tipinde ana belirti olarak görülmediğinden, birleşik
tipin daha fazla dışavurum bozukluğu, dikkat eksikliği alt tipinin ise daha
az dışavurum özellikleri gösterdiği ileri sürülmektedir.
DSM-IV’de, DEHB/BT olan çocuklar daha küçük, çoğunlukla erkek, akranları tarafından
daha fazla dışlanan ve DEHB/DE olan çocuklara göre akademik başarısızlığı
daha fazla olan çocuklardır. DEHB/H-I alt tipindekiler ise çok daha fazla
motor etkinlik ve dürtü kontrol bozukluğu göstermekte fakat akademik
sorunlar ve dikkat eksikliği yönünden kontrol gruplarından farklı
bulunmamaktadır.
Gelecekte yayımlanacak olan DSM-V’de, saldırganlık ve anksiyete
belirtilerinin esas alınacağı DEHB/Agresif Tip ile DEHB/Anksiyöz Tip şeklindeki
iki DEHB alt tipinin geçerli olması olasıdır (Jensen ve ark.1997). DEHB/Agresif
Tip’te dışavuran, DEHB/Anksiyöz Tip’te ise içevuran özellikler egemen
olacaktır. Böylelikle anksiyete belirtileri önde olan DEHB sınıflandırma
kapsamına girecektir. Belki, depresyon ve mani gibi duygulanım bozuklukları için
bir başka alt tip de güncelleşecektir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) nün 1978 yılında yayımladığı ICD-9 (WHO 1978) sınıflamasında
DEHB, “Çocukluğun Hiperkinetik Sendromu” başlığı
altında açıklanmıştır. ICD-9 DEB’nu, DSM-III gibi “hiperaktiviteli”
ve “hiperaktivitesiz” olarak ayırmaktadır. Çocukluğun hiperkinetik sendromunun
diğer alt tipleri arasında, DSM-III-R ve DSM-IV’deki davranım bozukluğu
gibi, “Hiperkinetik Davranım Bozukluğu”na yer verilmiştir. 1992'deki ICD-10 (WHO 1992)’da ise “Hiperkinetik Bozukluklar” belirtici başlık olarak seçilmiş
ve “hareket ve dikkat bozukluğu”, “hiperkinetik davranım bozukluğu”
ile diğer alt tipler sıralanmıştır. Hem ICD-9 hem de ICD-10’daki davranım
bozukluğunun, hiperkinetik bozukluğun en önemli komorbid bozukluk olduğuna işaret
edilmektedir. Ancak her ikisinde de karşı gelme bozukluğuna yer verilmemiştir.
DEHB’nun diğer ruhsal bozukluklara komorbidite çalışmalarının yapılabilmesi
için klinik ve laboratuvar bulguları gibi biyolojik özelliklerin bilinmesine,
hem DEHB’nin hem de komorbid bozukluğun aile içinde “gerçek var” olmasının
araştırılmasına, komorbidite durumunda klinik gidişi ve sonucu gösteren
izleme çalışmalarına ve komorbidite durumunun diğer sendromlardan ayırt
edilmesine gerek vardır. Bunların yanıtlanabilmesi için komorbid durumun
klinik özelliğinin yanı sıra demografik, psikososyal, biyolojik, genetik ve
çevresel etmenler ile tedavi sonuçlarının bilinmesi de son derece önemlidir.
DEHB’da Yeni Tanı Grupları İçin Araştırılması
Gereken Özellikler
(Biederman
ve ark. 1995a)
ØKLİNİK/BETİMSEL
KARAKTERİSTİKLER
ØBİYOLOJİK
KARAKTERİSTİKLER
ØBOZUKLUĞUN AİLE
İÇİNDE “ GERÇEK VAR” OLMASI
ØKLİNİK GİDİŞİ
VE SONUCU GÖSTEREN İZLEME ÇALIŞMALARI
ØBOZUKLUĞUN DİĞER
SENDROMLARDAN AYIRT EDİLMESİ
Bunun
İçin Klinik Araştırmalarda Aşağıdaki Maddelerin Yanıtlanması
Gerekir:
Rutter’a
göre ailelerdeki birçok bozukluk, genetik etmenlerden çok çevresel
etmenlerden dolayı görülmektedir (Rutter ve ark. 1977). Örneğin, DEHB olan
çocuklar çoğunlukla düzensiz olan ailelerden gelmekte ve en az bir ebeveyn
psikopatolojik bozukluk göstermektedir. Böyle aileler çocuklar için
patojenik bir çevre oluşturmaktadır. Rutter ve arkadaşları (1975), aile çevresi
ile çocukluk ruhsal bozuklukları arasında anlamlı ilişkisi olan altı risk
etmeninin olduğunu ileri sürer. Bu belirleyicileri ileri derecede
ebeveyn geçimsizliği, düşük sosyokültürel ve sosyoekonomik düzey, geniş
aile, babanın suçluluğu, annenin ruhsal bozukluğu ve çocuğun koruyucu
ailede bulunmasıdır. Rutter, çocuklardaki ruhsal bozukluklar için anlamlı
derecede risk olabilecek tek bir çevresel etmenin olmadığını; iki risk
etmeni olmasının ruhsal bozuklukların dört kat, dört risk etmeninin olmasının
ise on kat artırdığını göstermiştir. Rutter’ın belirleyicileri ile
DEHB arasındaki ilişkiyi araştıran Biederman ve arkadaşları (1995a),
Rutter’ın aksine, bir belirleyicinin 7.4, iki belirleyicinin 9.5, üç
belirleyicinin 34.6 ve dört belirleyicinin 41.7 kat daha fazla DEHB risk etmeni
olduğunu bildirmektedir. Böylelikle, belirleyicilerin
sayıları ile hem DEHB olan çocukların hem de normal kontrollerin DEHB ile
ilişkili depresyon, anksiyete ve davranım bozukluğu psikopatolojileri gösterme
riski artmaktadır.
RUTTER’A
GÖRE ÇOCUKLARDAKİ RUHSAL BOZUKLUKLAR İÇİN ANLAMLI OLABİLECEK TEK BİR
ÇEVRESEL ETMEN YOKTUR. İKİRİSK
ETMENİNİN OLMASI RUHSAL BOZUKLUKLARI 4 KAT, DÖRT RİSK ETMENİNİN
OLMASI DA 10 KAT ARTIRMAKTADIR.
DEHB ile komorbidite gösteren bozukluklar:
Eiraldi ve arkadaşları (1997) 6-12
yaşları arasındaki 27 si DEHB/BT ve 26 sı DEHB/DE olan 53 çocuğu 33 normal
kontrol çocuk ile karşılaştırmış ve DEHB/BT ile karşı gelme bozukluğu
ve davranım bozukluğu arasında anlamlı ilişkinin olduğunu bulmuşlardır.
Ayrıca, DEHB/BT’de çocukların zeka bölümüve sosyoekonomik düzeyi düşüktür. DEHB/BT olan çocuklar DEHB/DE
olan çocuklara göre anlamlı olarak daha fazla dışavurum sorunları göstermektedir.
Hem DEHB/BT hem de DEHB/DE gruplarındaki çocuklarda anksiyete bozuklukları
ile duygu-durum bozuklukları normal kontrol grubundakiçocuklara göre anlamlı düzeyde bulunmuştur. Biederman ve arkadaşları (1998)’nın 6-17 yaşları arasındaki DEHB olan 140 çocuk ve ergen, normal
kontrol 120 çocuk ve ergen ile 4 yıllık izleme çalışmasında karşılaştırılmış,
yaşam boyu davranım bozukluğu DEHB olan çocuklarda % 25, ergenlerde % 42; karşı
gelme bozukluğu DEHB olan çocuklarda % 46, ergenlerde % 33; major depresyon
DEHB olan çocuklarda % 44, ergenlerde % 54; bipolar bozukluk DEHB olan çocuklarda
% 22, ergenlerde % 28; anksiyete bozuklukları DEHB olan çocuklarda % 35,
ergenlerde % 46 ve madde kötüye kullanımı ve bağımlılığı DEHB olan çocuklarda
% 3, ergenlerde % 40 olarak bulunmuştur. DEHB olan ergenlerin ailelerinde yüksek
oranda DEHB öyküsüne rastlanmıştır. Bu ergenlerin bilişsel, akademik, kişiler
arası
ve aile işlev bozukluğu da normal kontrol deneklerinden daha anlamlıdır.
DEHB’nun davranım bozukluğu ile komorbid olması ergenlikte başlayan madde
kullanım bozukluğu için bir risktir. Ergenlikte DEHB ile duygu-durum bozukluğunun
ilişkisi yalnız komorbidite yönünden değil mortalite yönünden de önemlidir.
Çünkü, ergenlerdeki bipolar bozukluk, davranım bozukluğu ve DEHB arasındaki
güçlü ilişki ergen intiharlarına neden olmaktadır. Çocukluk başlangıçlı
manide DEHB’nu araştıran Faraone ve arkadaşları (1997a) 68 manik çocuk ve
42 manik ergenin diğer ruhsal bozukluğu olanlar ve normal kontroller ile karşılaştırılması
çalışmasında manik çocuklarda DEHB oranını % 93, çocukluk başlangıçlı
manik ergenlerde DEHB oranını % 88 ve ergenlik başlangıçlı manik
ergenlerde DEHB oranını ise % 59 olarak bulmuşlardır.
Yavaş (1995)’ın yaptığı araştırmada,
davranım bozukluğu tanısı ile başvuran 101 çocuk ve ergenin % 85.6 sında
DEHB komorbiditesinin olduğu bulunmuştur. Bu oran diğer ruhsal bozukluğu
olan kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlıdır. Aynı denek
grubunda davranım bozukluğu ile DEHB’nun komorbiditesi % 18.9 ve anksiyete
ile komorbiditesi % 61.5 tir. Bu oranlar ise kontrol grubu ile anlamsızdır.
DEHB’da anksiyetenin dürtüselliğe neden olduğu ve psikostimulan
tedavisinin DEHB/Ank.Boz. komorbiditesinde olumlu yanıt vermediği
bildirilmektedir. Biederman ve arkadaşları (1996a) nın yaptıkları 4 yıllık
izleme çalışması sonunda,DEHB olan çocukların % 11 inde başlangıçta saptanan bipolar bozukluk
komorbiditesinin dört yıl sonunda % 12 ye yükseldiği bulunmuş ve DEHB ile
bipolar bozukluk komorbiditesinin belirtilerin örtüşmesinden (overlap) olmadığı
ileri sürülmüştür. Şenol (1997)’un yaptığı araştırmada DEHB’nun
karşı gelme ve davranım bozukluğu ile komorbiditesi % 54 olarak bulunmuştur.
DEHB ve depresyonun aile içinde araştırılmasında
olumlu bir ilişkinin olduğu gösterilmiştir. Antisosyal kişilik bozukluğu
ve DEHB komorbiditesi olan aileler depresyon yönünden büyük risk taşımaktadır.
Yazını gözden geçiren bir çalışmada, Rutter’ın çevresel olduğunu
ileri sürdüğü varsayımın aksine, genetik epidemiyolojik bakış açısından,
birinci derecedeki yakınlarında depresyonu olan DEHB çocuklar dadepresyon riski altındadır. Bir başka aile çalışmasında Biederman
arkadaşları (1987), DEHB olan 22 çocuk ve ergenin birinci derecedeki yakınlarında
bipolar olmayan duygulanım bozukluğunun % 30 oranında bulunduğunu ileri sürmüştür.
Wozniak ve arkadaşları (1995) 12 yaş altındaki DEHB olan çocuklar ile 46
birinci derecedeki yakınlarında bipolar bozukluk ile DEHB komorbiditesini yüksek
olarak bulmuşlar ve bu komorbiditenin ayrı bir nozolojik başlık olabileceğini
ileri sürmüşlerdir. Biederman ve arkadaşları (1996b) DEHB olan çocukların
1-4 yıllık izleme çalışmasında ilk komorbid tanısı davranım bozukluğu
olanlarda izleme sonunda major depresyonun ve bipolar bozukluğun anlamlı olduğu
bulunmuştur. Faraone ve arkadaşları (1997b) nın DEHB olan çocuk ve ergenler
ile normal kontroller arasında yaptığı araştırmada, antisosyal ailelerin
çocuklarında DEHB, madde kullanım bozukluğu ve davranım bozukluğunun yanısıra
depresyonun da sık görüldüğü bildirilmektedir. Butler ve arkadaşları
(1995) ruhsal nedenlerle hastaneye yatan 270 çocuk ve ergenin % 28 inde
DEHB’nun bulunduğunu ve bunların % 68 inin bir duygulanım bozukluk ölçütünü
karşıladığını, ayrıntısında % 36 sının major depresyona, % 8 inin
affektif psikoza ve % 22 sinin bipolar bozukluğa uygun olduğunu saptanmışlardır.
DEHB
ile komorbidite gösteren psikoaktif madde kullanım bozukluğu:
Psikoaktif
madde kullanım bozukluğu (PMKB) riskininDEHB olanlar arasında nasıl bir gelişme gösterdiği konusu son
zamanlarda önem kazanmıştır. Erişkin antisosyal kişilik bozukluğunda PMKB
yüksek risk taşıdığından DEHB olanlarda bu bağlantının nasıl olduğu
araştırılmaktadır. Biederman ve arkadaşları (1995b) çocukluk başlangıçlı
DEHB olan 120 ergen ile DEHB olmayan 268 ergenin karşılaştırılmasında, erişkin
DEHB’da yaşam boyu PMKB’nun kontrol deneklerine göre % 52 ye % 27 kadar
anlamlı olarak yüksek bulmuştur. Çocukluk başlangıçlı davranım bozukluğu
ve erişkin antisosyal kişilik bozukluğu PMKB riskini DEHB’dan bağımsız
olarak artırmaktadır. Bu araştırmada alkol kullanımı bakımından iki grup
arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak ilaç ve ilaç+alkol kullanım
bozukluğu kontrol deneklerine göre yüksek oranda bulunmuştur.Erişkinlerde DEHB ile PMKB’nunkomorbidite riski olarak yüksek kabul edilmekle birlikte DEHB’nun PMKB
için anlamlı bir risk etmeni olmadığı düşünülmektedir.
DEHB olan çocuk ve ergenlerde PMKB oranları, bilgi verenlerin kimler
olduğuna ve bilginin nasıl alındığına bağlı olarak değişebilir.
O’Donnell ve arkadaşları (1998) dört yıl izledikleri 140 DEHB olan çocuk
ve ergenler ile 120 normal kontrolü içeren araştırmada ebeveynlerin çoğunlukla
çocuklarında PMKB olduğunu bilmediklerini ortaya koymuştur. Ebeveynler, böyle
bir durumu çocukların yaşı küçük olduğunda, çocukların birçok maddeyi
kullandıklarında, bipolar bozukluk ile DEHB’nun komorbid olmasında ve çocukların
sosyal işlevlerinde bozulmalar olduğundafark etmektedir. Bu araştırmaya göre ebeveynlerin farkında oldukları
DEHB’da en fazla kullanılan psikoaktif maddeler hallusinojenler, esrar, ekstazi, steroidler ve nitrous oksit gibi ilaçlardır. Alkol ile sorunlar arasında
çocukların ve ergenlerin randevularını kaçırmaları, alkollü olarak araba
kullanmaları ve tartışmalarında artış olması ailelerin alkol sorununu
fark ettikleri durumlardır. İlaçsız Amerika İçin Dostluk (CESAR 1996)
raporuna göre de çocuklar ebeveynlerin düşündüklerine göre daha fazla ilaç
kullandıklarını bildirmektedir. Örneğin, ebeveynler çocukların % 14 ünün
en az bir defa marihuana kullandıklarını bildirirken ergenler bunu % 38
olarak yanıtlamışlardır. Buna benzer olarak Cantwell ve arkadaşları (1997)
yaptıkları toplumsal bir araştırmada ergenlerin bildirdikleri PMKB oranlarının
ebeveynlerin bildirdiklerinden daha yüksek olduğunu ileri sürmektedir.Willens ve arkadaşlarının (1997), Biederman ve arkadaşlarının
(1995b) denekleri üzerinde daha sonra yaptıklarıbir araştırmadaçocukluk başlangıçlı DEHB’da PMKB’nun bağımsız olarak
komorbidite gösterdiği yeniden saptanmış ve DEHB’da PMKB erken riskini
davranım bozukluğunun ve çocukluk bipolar bozukluğunun anlamlı olarak arttırdığı
ileri sürülmüştür. Barkley ve arkadaşları (1991) da toplumda yaptıkları
kontrol çalışmalarında DEHB olan ergenlerde yüksek orandaki karşı gelme
bozukluğu ve davranım bozukluğunun yanısıra PMKB’nu da yüksek olarak
bulmuştur.
Hughes
(1997) nikotin bağımlılığının DEHB ile çok fazla ilişkisi olduğunu düşünmekte
ve DEHB olan ergen ve erişkinler arasında sigara kullanımının yüksek
oranda olmasını bu kişilerin kendilerini tedavi etme (self-medication) yöntemi
olarak kabul etmektedir. Bunun nedeni, nikotinin yogunlaşımı artırması,
huzursuzluğu azaltması, uyanıklığın gerekli olduğu görevlerde iyileşme
sağlaması ile DEHB’nun önemli belirtilerinde azalma yapmasıdır. Milberger
ve arkadaşları (1997) da DEHB ile sigara kullanımı arasında anlamlı bir
ilişki bulmuştur. Tablo-IV’de DEHB olan çocuk ve ergenlerde PMKBçalışmaları ile ilgili sonuçlar yer almaktadır.
DEHB ile psikoaktif madde kullanım bozukluğu komorbiditesini araştıran bazı
araştırmaların
sonuçları
ARAŞTIRICILAR
DENEKLER
SONUÇLAR
Biederman
ve ark 1995
Erişkinler
Çocukluk
başlangıçlı DEHB
n:
120
(Kontrol
n:268)
DSM-III-R
Yaşam boyu
psikoaktif madde kullanım bozukluğu (PMKB) riski:
DEHB% 52
Kontrol% 27
(Alkol
kullanımı farksız)
Whitmore
ve ark 1997
Ergenler(Madde
kullanım bozukluğu olan)
DEHB
erkek n: 285
DEHB kızn:82
DSM-III-R
a) Erkekler
ve kızlar arasında madde bağımlılığı farksız
b) DEHB
farksız
c) Manik-depresif
bozukluk farksız
Wilens
ve ark 1997
Çocukluk
başlangıçlı
erişkin
DEHB n:120
Çocukluk
başlangıçlı olmayan erişkin DEHB n:268
DSM-III-R
a) DEHB/Mad.Kul.Boz.
çocuklukbaşlangıçlı
olanlarda komorbid
b) Dav.Boz.
ve Bipol. Boz. bunu anlamlı olarak artırmakta
O’Donnell
ve ark 1998
6-17
yaş
DEHB
n:140
(Kontrol
n:120)
DSM-III-R
4
yıl izleme
Ebeveynler,
DEHB olan çocuklarında
Psikoaktif
Madde Kullanım Bozukluğu
(PMKB)
olduğunu çoğunlukla bilmemektedir.
DEHB/PMKB/Bipol.Boz.komorbid
olduğunda
bu
durum fark edilmektedir.
DEHB’nu
değerlendirme sırasında farklı birçok bilgi bize yardımcı olur. Çocuğun
veya ergenin başlıca yakınmalarını öğrenmek önemlidir. Bu bozukluğun
belirtilerine ve yayıldığı alana dikkat edilmelidir. DEHB’nun yelpazesi
geniştir. DEHB olanların yarıdan fazlasında bir başka bozukluk görülür.
Bu bozukluğun gelişimsel, çevresel ve kalıtımsal yönü olduğu hatırlanmalıdır.
Bu bozukluğun değerlendirilmesinde aşağıdaki sorulara yanıtlar alınması
bozukluğun boyutunu ve yaygınlığını belirlemede önemlidir: Bozukluk çocukluktan
beri süregelmekte midir? Okul, iş, aile, sosyal etkinlikler ve ilişkileri
etkilemekte midir? Çocuk veya ergen şimdi nasıl bir işlevsellik göstermektedir?
Ondan beklenenlereve onun performansına nasıl etki etmektedir? Okulda, işte, aile içinde,
sosyal durumlarda ve dinlencede çocuğun işlevi nasıldır? Kan bağı olan
yakınları dikkat, öğrenme veya bunlarla ilişkili bozukluk tanısı almış
mıdır? Çocuğun veya ergenin şimdiki yaşam durumu, destekleri ve stresörleri
nelerdir? Diğer insanlarla olan ilişkileri nasıldır? Kendileri hakkındaki
imgeleri nelerdir? Sağlık ve tıbbi durumları hakkında önemli etmenler var
mıdır? Alkol ve diğer ilaç kullanımı hakkındaki bilgileri nelerdir?
KAYNAKLAR
1.American Psychiatric Association (1952) Diagnostic and Statistical Manual
of Mental Disorders, 1 st edition (DSM-I). Washington, DC: American Psychiatric
Association
2.American Psychiatric Association (1968)Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 2 nd edition (DSM-II).
Washington, DC: American Psychiatric Association
3.American Psychiatric Association (1980)Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 3 rd edition (DSM-III).
Washington, DC: American Psychiatric Association
4.American Psychiatric Association (1987)Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 3 rd edition (DSM-III-R).
Washington, DC:American Psychiatric Association
5.American Psychiatric Association (1994)Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 4 th edition (DSM-IV).
Washington, DC:American Psychiatric Association
6.Barkley RA, Anastopoulos AD., Guevremont
DC, ve ark. (1991) Adolescents
with ADHD: patterns of behavioral adjustment, academic functioning, and
treatment utilization. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 30: 752-761
7.Biderman J, Munir K, Knee D (1987) Conduct and oppositional disorders in
clinically referred children with attention deficit disorder: a controlled
family study. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 26:724-727
8.Biederman J, Faranone S, Mick E ve ark. (1996 a)
Attention-deficit
hyperactivity disorder and juvenile mania: an overlooked comorbidity? J Am Acad
Child Adolesc Psychiatry 35: 997-1008
9.Biederman J, Faraone S, Milberger S ve ark. (1996 b) A prospective
4-year follow-up study of attention-deficit hyperactivity and related disorders. Arch
Gen Psychiatry 53: 437-446
10.Biederman J, Milberger S, Faraone SV ve ark. (1995 a) Family-environment
risk factors for attention-deficid hypreractivity disorder. A test of Rutter’s
indicators of adversity. Arch Gen Psychiarty 52: 464-470.
11.Biederman J, Wilens T, Mick E ve ark. (1995 b) Psychoactive substance use
disorders in adults with deficit hyperactivity disorder (ADHD): effects of ADHD
and psychiatric comorbidity. Am J Psychiatry 152: 1652-1658
12.Biederman J, Faraone SV, Taylor A et al. (1998) Diagnostic continvity
between child and adolescent ADHD: findings from a longitudinal clinical sample.
J Am Acad Child Adolecs Psychiatry 37: 305-313
13.Butler
SF, Arredondo DE, McCloskey V (1995) Affective comorbidity in
children and adolescents with attention deficit hyperactivity disorder. Ann Clin
Psychiatry 7: 51-55
14.Cantwell D, Levinsohn P, Rohde P ve ark. (1997) Correspondence between
adolescent report and parent report of psychiatric diagnostic data. J Am Acad
Child Adolesc Psychiatry 36: 610-619
15.CESAR (l996) Poll shows that parents seriously underestimate availability
and use of drugs among their children. In: Partnership for a Drug Free America,
Vol 5, Issue l6, April 29, 1996. University of Maryland at College Park
16.Dorland’s Illustrated Medical Dictionary (1957) 23 rd
edition. W.B.
Saunders Company, Philadelphia
17.Eiraldi R B, Power T J, Nezu C M (1997) Patterns of comorbidity
associated with subtypes of attention-deficit/hyperactivity disorder among 6-to 12-year-old children. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 36: 503-514
18.Faraone SV, Biderman J, Wozniak J et al. (1997a) Is comorbidity with ADHD
a marker for juvenile-onset mania? J Am Child Adolesc Psychiarty 36: 1046-1055
19.Faraone
SV, Biederman J (1997b) Do attention deficit hyperactivity
disorder and major depression share familial risk factors? J Nerv Ment Dis
185:533-541
20.Hughes JR (1997) Substance abuse and ADHD
(letter). Am J Psychiary 154:
132
21.Jensen P S, Martin D, Cantwell D P (1997) Comorbidity in
ADHD:
implications for research, practice, and DSM-V. J Am Child Adolesc Psychiarty
36: 1065-1079
22.Milberger S, Biederman J, Faraone SV ve ark. (1997) Attention deficit
hyperactivity disorder is associated with early initiation of cigarette smoking
in children and adolescents. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 36: 37-44
23.O’Donnell B,Biederman J,
Jones J ve ark. (1998) Informativeness of child and parent reports on subtance
use disorders in a sample of ADHD probands, control probands, and their siblings. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 37: 752-758
24.Şenol S (1997) Dikkat Eksikliği Yıkıcı Davranış Bozukluklarının
Klinik Özellikleri, Aynı Grup ve Diğer DSM-IV Tanılarıyla Birliktelikleri,
Riskleri ve Tedavi Eğiliminin Belirlenmesi. Çocuk Psikiyatrisi Uzmanlık Tezi,
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
25.Rutter M, Cox A, Tupling C ve ark.(1975)
Attainmentand adjustment in two geographical areas, 1: the prevalence of
psychiatric disorders. Br J Psychiatry 126: 493-509.
26.Rutter M, Quinton D (1977) Psychiatric
disorder: ecological factors and
concepts of causation. Ecological Factors in Human Development içinde, McGruk H (ed). North-Holland Publishing
27.Whitmore
EA. Mikulich SK, Thompson LL ve ark. (1997) Influences on
adolescent substance dependence: conduct disorder, depression, attention deficit
hyperactivity disorder, and gender. Drug Alcohol Depend 47: 87-97
28.Wilens TE, Biederman J, Mick E ve ark. (1997) Attention deficit
hyperactivity disorder (ADHD) is associated with early onset substance use disorders. J Nerv Ment Dis 185: 475-482
29.Wozniak J, Biederman J, Mundy E et al. (1995) A pilot family study of childhood-onset mania. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 34: 1577-1583
30.World Health Organisation (1978) The ICD-9 Classification of Mental and
Behavioural Disorders: Clinical Descriptions and Diagnostic Guidelines. World
Health Organisation, Geneva
31.World Health Organisation (1992) The ICD-10 Classification of Mental and
Behavioural Disorders: Clinical Descriptions and Diagnostic Guidelines. World
Health Organisation, Geneva
32.Yavaş İ (1995) Davranım Bozukluğu Olan Çocuk ve Ergenlerde Dikkat
Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Depresyon ve Anksiyete Bozuklukları
Birlikteliği. Çocuk Psikiyatrisi Uzmanlık Tezi, GATA