DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU TEDAVİSİNDE  GÜNCEL BİLGİLER

 

Dr. İbrahim Durukan

         Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ABD’de çocukluk yaş grubunda %3-10, erişkinlerde ise %1-6 sıklıkta görülmektedir. Gerçekte DEHB olan çocukların yaklaşık yarısı ile 2/3 kadarında  erişkinlik döneminde semptomları devam etmektedir. Bu yüksek yaygınlık, hastalığın kronik doğası ve ilintili zorluklar sebebiyle DEHB 1999 yılında Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi tarafından ciddi bir sağlık sorunu kategorisine dahil edildi.

       DEHB olan çocuklar akademik başarısızlık, sosyal iletişim güçlükleri ve özgüvende azalma gösterirler. Yine bu grupta artmış sigara içme ve madde kötüye kullanım riski vardır. Erişkinlik döneminde iş yaşamında, aile içinde ve kişiler arası ilişkilerdeki sorunlar devam etmektedir.

         Yukarıda verildiği üzere ,DEHB tedavisinin öneminin altı çizilmelidir. DEHB için temel tedavi seçeneği olan stimülan tedaviye ek olarak diğer tıbbi tedavi yöntemleri ve tedavi seçenekleri de göz önüne alınmalıdır. Tüm hepsi aşağıda tartışılacaktır.

         TANI 

       DSM-IV tanı için altın standart olmaya devam etmektedir. Okuyuculara tanı koyarken DSM-IV’ü kullanmaları önerilir. Genelde, DSM-IV semptomların 7 yaşından önce var olmasını  gerektirir. Semptomlar birden fazla alanda olmalı ve sosyal, akademik ve mesleki alanda bozukluğa yol açmalıdır. Ek olarak semptomlar yaygın gelişimsel bozukluk, şizofreni veya başka bir psikiyatrik bozukluğun parçası olmamalı, başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamamalıdır.

       Tanı için objektif bir test yoktur. Benzer özelliklerle karakterize olan durumları dışlamak önemlidir. DEHB‘nu taklit eden veya DEHB‘na komorbid olan en sık psikiyatrik bozukluklar davranım bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, major depresyon, anksiyete bozukluğu, bipolar bozukluk ve madde kötüye kullanımıdır. Buna ek olarak hipotiroidizm, hipertiroidizm ve uyku bozuklukları gibi belli bazı tıbbi durumları da dışlamak gerekir. Öğrenme bozuklukları, zeka geriliği ve yaygın gelişimsel gecikme de dikkat problemleri ile karakterize olup DEHB ‘unu taklit edebilir.

       DEHB tanısı konmadan önce hekimin eksiksiz bir değerlendirme yapması gerekir. Bu değerlendirme okul, aile, okul kayıtlarından gerekli bilgileri almak, hasta ve aile ile görüşerek eksiksiz tıbbi, psikolojik ve eğitimsel değerlendirmeyi kapsamalıdır.

       ETYOLOJİ

       DEHB ‘unun etyolojisi multifaktoriyeldir ve çevresel,genetik ve biyolojik faktörleri içerir. Mick ve ark., DEHB ve kontrol grubu için prenatal ve perinatal risk faktörlerini değerlendirmek için lojistik regresyon modeli uyguladılar. Ailesel DEHB tanısından bağımsız olarak gebelikte sigara ve alkole maruz kalmanın DEHB riskini 2-3 kat artırdığını buldular. Ayrıca ailede DEHB olmasının çocukta DEHB gelişme ihtimalini 8 kat artırdığını vurguladılar. Bu çalışma hem prenatal (genetik bileşen), hem de perinatal (sigara ve alkole maruziyet) faktörlerin DEHB gelişim riskini artırdığını gösterdi.

      Spencer ve ark., 4-16 yaşları arasında monozigot ve dizigotik ikizlerde DEHB’nun ortalama kalıtsal aktarımını  belirlemek için 8 çalışmayı değerlendirdiler. Bu çalışmalardan elde edilen ortalama genetik yatkınlık 0.75 idi. Bu değer ise genetiğin  DEHB etyolojisine katkısının %75 olduğu anlamına gelmektedir.

      DEHB‘nda genetik bileşenin belirgin olmasına dayanarak araştırmacılar sorumlu geni belirlemeye çalışmaktadırlar. En geniş oranda onay gören gen D4 dopamin reseptör geninin 7. tekrar allelidir .(DRD4*7). Takip eden çalışmalar dopamin, adrenalin ve noradrenalinin tümünün D4 reseptör bölgesinde olan agonistler olduğunu vurguladılar. Bu, bir kısım veya tüm katekolaminleri etkileyecek olan tedavinin, DEHB tedavisinde terapötik yararlılığı olacağını önermektedir.

       TEDAVİ

       DEHB’nda stimülan tedavi halen temel tedavi olmaya devam etmektedir. Bu, DEHB‘nun temel semptomlarını tedavide etkinliğini gösteren uzun seyirli çalışmalara dayanmaktadır. Okuyucuya, DEHB’nda stimülan tedavi olanakları ile ilgili bu dergide geçen yıla ait bir  gözden geçirme  çalışması önerilmektedir.

         Stimülan tedaviye ek olarak DEHB tedavisinde kullanılabilen birçok nonstimülan ilacın faydalı olduğu gösterilmiştir. Bu nonstimülan ilaçların stimülanlar üzerinde birçok avantajı vardır; uzun etki süresi, kısıtlı kötüye kullanım potansiyeli, özellikle komorbid psikiyatrik bozukluğun olduğu durumlarda (duygudurum bozuklukları, tik bozuklukları).

         Bazı aileler DEHB tedavisi için ilaç kullanmaya, özellikle yan etki profilleri sebebiyle isteksiz olurlar. Bu sebeple, tamamlayıcı ve alternatif  tedaviler bu çocukların tedavisinde daha popüler hale gelmiştir. Bu tedavi yöntemlerinin çoğu ciddi kontrollü klinik çalışmalarca değerlendirilmediği halde, anektodal bulgular bu tedavi metotlarının DEHB tedavisinde faydalı olduğunu desteklemektedir. Bu kombinasyonlarla birlikte alternatif tedavi yöntemleri, ev ve okulda davranışsal terapi uygulamalarının birlikteliğinin DEHB için en iyi tedavi seçeneği gibi gözükmektedir. Tedavi yöntemleri bitkisel tedavi, demir desteği, diyet kısıtlamaları ve nörofeedback yöntemidir.

        DEHB için yukarıdaki tedavi seçeneklerine ek olarak evde ebeveynin rehberliği, sınıfta öğretmenin yardımı ve davranışsal terapinin yararlılığı da tedavi seçenekleri içinde olmalıdır.  

      Tedavide Ulusal Eğilimler: DEHB tedavisinde stimülan tedavinin hızlı bir şekilde dikkat, davranım ve akademik performans üzerine olumlu etkidiğini destekleyen birçok çalışma vardır. Gerçekte stimülan tedavi alan hastaların %70’i tedaviye yanıt vermektedir. Bazı hastalar için tıbbi tedavi ve davranışsal psikoterapi kombinasyonu,her iki yöntemin tek başına kullanımından daha faydalı olmaktadır. Bu saptamalar, Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü DEHB Çok Yönlü Tedavi Çalışma Grubunca çok iyi bir şekilde rapor edilmiştir.

        DEHB tanılı çocuklardan herhangi bir  tedavi yöntemiyle takip edilen çocuk yüzdesi toplumdan topluma değişmekle  birlikte, son veriler; DEHB tanılı çocuklardan tedavi alanların sayısının arttığını göstermektedir. Olfson ve ark., 2 kapsamlı anketle ABD’deki genel populasyonda DEHB tedavisinde ulusal eğilimleri araştırdılar.1987 ve 1997 Ulusal tıbbi harcama anketlerine katılan 3-18 yaş arası çocukların yaş, cins, ırk, ailenin gelir düzeyi, sağlık güvencesi baz alınarak DEHB için alınan tedavi yöntemlerine bakıldı. Ayrıca yıllık hekime başvuru sayısı ve ilaç kullanımı baz alınarak tedavi eğilimleri araştırıldı. 

       Yapılan bu anketler, 1987 ile 1997 arasında Çocukluk dönemi DEHB için ayaktan toplam tedavi oranında belirgin artış olduğunu gösterdi. 1987’de tedavi oranı %0.9 iken 1997’de bu rakam %3.4’e ulaştı. 1987’de tedavi edilen çocuk sayısı 493.000 iken 1997 yılında bu sayı 2.158.000 idi. Tıbbi tedavi alan çocuk sayısı artmış olmasına karşın, DEHB için psikoterapi amacıyla ayaktan başvuru oranı azalmıştı. Buna ilaveten psikoterapi için başvuran hasta sayısı 1997 de 1987 ye oranla az da olsa azalmıştı.

      Tüm sosyoekonomik gruplarda DEHB tedavi oranı belirgin bir şekilde artmıştı. Ancak,her iki ankette de tedavi alan beyaz çocukların sayısı zenci veya Latin Amerikalı çocukların 2 katı idi. 1987’de orta ve üst gelir düzeyinden çocuklar 2 kat daha fazla tedavi almaktaydı. 1997’de bu farklılık azalmıştı, tedavi alan çocuklar arasındaki gelir düzeyi farkı da azalmıştı.

     Bu çalışma, geçen 10 yıl boyunca tıbbi tedavi alan hasta grubunda belirgin artma, psikoterapi için başvurularda azalma olduğunu göstermektedir. Olfson ve ark., bu sonuçlara birçok faktörün etki edebileceğini vurgulamaktadırlar. 1991’de başlanan Kişisel yetersizlik eğitim programı okullarda daha sık DEHB tanısı konmasına katkıda bulundu. Ayrıca ev ve okulda davranışsal sorunları değerlendirebilmeye yönelik ölçeklerin geliştirilmesi ve özellikle son 10 yıl boyunca toplumda DEHB’in farkındalığının artması DEHB tanısının daha kolay konmasına yardımcı oldu.  

      Stimülan reçetelendirilmesi artmış olmasına rağmen niçin ayaktan başvuru sayısının azaldığı bilinmemektedir. Olfson ve ark., bunun davranışçı sağlık koruma tedbirlerinin artmış olmasının sonucu olduğunu ifade etmektedirler. Gerçekte,birçok davranışsal sağlık sigorta birimleri ayaktan ruh sağlığı başvurularını sınırlandırmakta olmasının belki de bu başvurulardaki azalmayı açıklayabilir.

      Bazı çalışmaların tıbbi tedavi ve davranışsal psikoterapi kombinasyonunun ,her birinin tek başına uygulanmasından daha faydalı olduğunu gösterdiğinden ,psikoterapi başvurularının azalıp stimülan reçetelendiriminin artmış olması DEHB tedavi bütünlüğünde sorun olarak görülebilir. Bu tedavi metotları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

 

            Stimülan tedavi ve madde kötüye kullanımı 

            DEHB için halen temel tedavi protokolü olarak stimülan tedavi gözükmektedir.  Stimülanların DEHB tedavisinde etkinliği iyi rapor edilmiş olmasına rağmen yaşamın ilerleyen dönemlerinde stimülan kullanımı  ve bağlı olarak madde kötüye kullanımı endişesi artmıştır. Bazı çalışmalar madde kötüye kullanımını öncesinde stimülan tedavi ile ilişkili gösterirken diğer bazı çalışmalar ise stimülan tedavinin madde kötüye kullanımı gelişme ihtimaline karşı koruyucu etkisi olduğunu savunur.

           Bu konuyu çözümlemeye yönelik olarak  Wilens ve ark., ilaç tedavisi alan ve tedavisiz DEHB tanısı olan çocuklarla yapılan tüm uzun dönemli çalışmaları , tedavi sonrası madde kötüye kullanım açısından araştırdılar. 5 tanesi prospektif uzunlamasına ve 1 tanesi retrospektif rapor olmak üzere toplam 6 çalışmadan oluşan bu meta-analiz çalışmasında, 674 ilaç kullanan ve 360 tedavi almayan hasta değerlendirildi. Tüm hastalar en az 4 yıl boyunca takip edildi. Çalışmalardan 2 çalışmada ergenlik boyunca, diğer 4 çalışmada ise genç erişkinlik boyunca takip yapıldı.

          Olasılık ihtimalleri kullanılarak yapılan hesaplamalarla,bu çalışma DEHB için stimülan tedavi kullanmanın, kullanmayanlara göre 1.9 kat daha az oranda madde kullanım riskine sahip olduğunu göstermiştir. İlaveten ergenlik dönemi boyunca devam eden izleme çalışmaları, erişkinliğe kadar  takibin olduğu izleme çalışmaları ile karşılaştırıldığında stimülan tedavinin madde kötüye kullanım bozuklukları gelişimi için önemli koruyucu etkisi olduğunu göstermiştir.

        Yukarıdaki sonuçlar, DEHB tedavisi için stimülan kullanımının madde kötüye kullanım bozuklukları gelişimini önlemenin yanında yaşamın ileriki dönemlerinde madde kötüye kullanımı için koruyucu etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Stimülanların hangi mekanizma ile madde kötüye kullanımını önlediği bilinmemektedir. Stimülan tedavinin kendisi mi yoksa tedaviye bağlı gelişen özgüven, davranım ve akademik iyiliğe mi bağlı olduğu açık değildir.

        Ancak bu çalışmanın bazı kısıtlılıkları vardır. Bu meta-analizde yararlanılan çalışma sayısı (n=6) azdı. Fakat bu 6 çalışmanın toplamında değerlendirilen hasta sayısı(n=1034) oldukça fazlaydı. Bazı çalışmalar sadece madde kötüye kullanım gelişme riskinin en yoğun olduğu ergenlik dönemindeki hastaları çalışmaya almıştı ve elde edilen verilen çoğu erkek hastalara aitti. Bu durum elde edilen verileri DEHB olan kız hastalara genellemeyi sınırlandırıyordu.

       Bu meta-analiz çalışması ,stimülan tedavinin madde kötüye kullanım bozuklukları gelişimi için koruyucu etkisi olduğunu vurgulamasına rağmen, DEHB için stimülan tedavi alan hastalarda geç ergenlik dönemini de içine alan daha uzun süreli madde kötüye kullanımla ilgili verilere ve azalan kötüye kulanım riskinin mekanizmasını  açıklığa kavuşturacak çalışmalara gereksinim vardır..

        Stimülan tedavi ve büyüme

       Stimülan tedavi, klinik pratikte 60 yılı aşkın bir süredir güvenle kullanılmaktadır. Bu uzun süredir kullanılıyor olmaya rağmen bazı yan etkileri vardır. En sık yan etkiler baş ve karın ağrısı, iştahın baskılanması, irritabilite, uykusuzluk ve hipertansiyondur. Bu tedavinin büyümenin baskılanması üzerine etkili olduğu görüşü halen ihtilaflı olmaya devam etmektedir. Büyümenin baskılanmasını açıklayacak olası mekanizmalar stimülanların kıkırdak üzerine direk etkisi, SSS ve karaciğer büyüme faktörlerinin değişkenliği ve iştah baskılanmasıdır. Bu mekanizmalar tedaviye bağlı ve hastalığa özgül olabilir.

        Son birkaç dekad içinde stimülan tedavi alan çocuklarda büyüme ile ilgili birçok çalışma yayınlanmıştır. Bu çalışmalara rağmen bu konuya ilgi devam etmektedir. Son 10 yıl içinde stimülan reçetelendirme  oranı ve daha ufak yaştaki hastalara stimülan tedavi başlanma sıklığı artmıştır.

        Lisska ve ark., DEHB tanılı stimülan tedavi alan 84 hastada büyümeyi değerlendiren  2 geniş pediatrik grupta yapılmış retrospektif analiz çalışmasını aktardılar. Ayrıca bu hastaları tedavi almayan biyolojik kardeşleriyle büyüme yönünden karşılaştırdılar .Çalışma, metilfenidat ile tedavi edilen çocukları yaş  ve zaman açısından eşlenmiş sağlam kardeşlerden oluşan gruptaki büyüme ile ilk karşılaştırmalarını göstermektedir.

       Çalışmaya, başka tıbbi rahatsızlığı olmayan, başka bir tedavi almayan ve en az 2 yıldır devamlı olarak metilfenidat kullanmakta olan DEHB’li çocuklar alındı. Çalışmada 5-17 yaşları arasında 68’i erkek,16 tanesi kız olmak üzere toplam 84 çocuk alındı. Aile ve çevresel faktörleri kontrol etmek için, büyüme ile ilgili veriler tedavi almayan kardeşlerin verileri de analiz edildi. Tedavi alan kardeşle yaş farkının 3’ten fazla olmaması,aynı evde yaşıyor olmaları,başka tıbbi rahatsızlığın olmaması ve aynı pediatrik  uygulama ile takip edilmeleri gerekliydi. Boy, standart deviasyon skorları (SDS) Ulusal Sağlık İstatistik Merkezi standartları kullanılarak belirlendi ve büyüme ile ilgili verileri karşılaştırmak için kullanıldı. Tedaviye başlamadan önce tedavi alacak olan grupla kontrol grubu büyüme oranları açısından benzerdi.

        Bu çalışma tedavinin üçüncü yılının sonunda tedavi grubuyla kontrol grubu arasında boy SDS ortalamaları açısından belirgin fark vardı.(p<0.05). Üçüncü yılın sonunda tedavi alan grupta hem erkek hem de kız hastalar  tedavi almayan kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ortalama 3-4 cm kısalmıştı. Buna ilaveten metilfenidatın büyüme üzerine etkisi 10-80 mg/gün gibi geniş bir doz aralığında gözlenmişti.

        Yukarıdaki veriler metilfenidat ile tedavinin DEHB’li çocuklarda görülen büyüme geriliğine  DEHB tanılı olmaktan daha anlamlı katkısı olduğunu vurgular. Fakat bu retrospektif çalışmanın dikkate alınması gereken bazı kısıtlılıkları vardır. Retrospektif bir çalışma olduğundan hastaların tedaviye uyumları değerlendirilememiştir. Ayrıca karşılaştırmak için tedavi almayan DEHB hastalarından oluşan bir kontrol grubu yoktu. Son olarak  çalışmadaki çocukların çoğu hala büyümekte olduğu için son boy uzunlukları hakkında veri yoktur.

        Poulton ve Cowell stimülan tedaviye başlayan çocuklarda büyüme paternini tarif eden ve zaman içinde boy,kilo ve boy artış hızındaki değişiklikleri belirten retrospektif bir çalışmayı aktardılar. Bu retrospektif gözden geçirme çalışması tek bir merkezde 6-42 hafta boyunca metilfenidat veya deksamfetamin verilen  44 erkek,7 kız hastaya ait verileri analiz etmekteydi.

        Hem boy hem de ağırlığa ait SDS’lar 6-18 ay sonra istatistiksel olarak anlamlı düşüş gösterdiler. Boy değişim hızı tedavinin ilk 30 ayı boyunca belirgin derecede etkilenmeye devam etti (p<0.01) .Özellikle ilk 6 ay en düşük etkilenme olan dilimdi. Tedavinin 30. Ayından sonraki kilo SDS değişimi boya oranla 2.4 kat fazlaydı.

       Bu çalışma, stimülan tedavinin 6-30. aylar arasında hem boy, hem kilo SDS’larında anlamlı azalma ile ilişkili göstermekteyse de  çalışmanın tartışılması gereken birçok kısıtlılığı vardı. Çalışmanın süresi  (30 ay) ve denek sayısı (n=52) yeterli değildi. Sonuçlar tek bir merkezden alınması, verilerin toplum kökenli olmaması çalışmayı daha kısıtlı hale getiriyordu. Ek olarak yukarıda bahsedilen çalışma gibi bu çalışmada da tedavi edilmemiş DEHB’li çocuklardan oluşan kontrol grubu yoktu.

         Biederman ve ark., DEHB olan kız çocuklarda cinsiyet, terapötik yaklaşımlar ve aileselliği göz önüne alarak, gelişimsel duyarlılığı olan metodolojiyle büyüme açığını değerlendiren kesitsel bir çalışmayı aktardı. Çalışmaya 140 DEHB tanılı kız ve 122 DEHB tanısı almamış kız alındı. Boy ve kilo ile ilgili veriler, yaş ve ebeveynlerin  boyları dikkate alınarak  toplandı. Ayrıca tedavinin pubertal gelişim üzerine etkisi de değerlendirildi.

        DEHB tanılı kızlarda kontrol grubuyla karşılaştırıldığında yaşa göre boy, yaşa göre kilo ve boya göre kilo değerlerinde açık yoktu. İlaveten büyüme değerleri ve pubertal gelişim veya DEHB için aile öyküsü varlığı arasında ilişki yoktu .Bu veriler, büyüme geriliğinin DEHB’in kendisi veya tedavisiyle büyüme  geriliği arasında ilişki olmadığını vurgulamaktadır.

Yukarıdaki veriler ışığında DEHB için stimülan tedavi alan çocuklarda bu tedavinin büyüme üzerine olan etkileri üzerindeki farklı görüşler sürmektedir. Stimülan tedavinin hastanın ulaşacağı nihai boy üzerine olan etkisini araştırmak için uzun süreli takip çalışmalarına ihtiyaç vardır. Stimülan tedavi alan çocukları her 1-3 ayda bir doz uygunluğu, fonksiyonellik, büyümede gerileme yönlerinden izlemek gerekir. Stimülan tedavi alan tüm çocukların büyüme verileri yakından takip edilmelidir.

 

                          DEHB tedavisinde nonstimülan tedaviye genel bakış 

Nonstimülan       Etki mekanizması           Stimülanlarla  karşılaştırma            Yan etki(en sık)                          Etkinlik

 

TSA ilaçlar         katekolamin  gerialım       sonuçları karışık 13 çalışma        Ağız kuruluğu,kabızlık            komorbid                      

                             inhibisyonu                                                                            iştahsızlık,kardiak etkiler           durumlar

 

Bupropion           DA ve NA agonisti          Bir çalışmada stimülanlara            İlaca bağlı nöbet                   Erişkin                                                                               Denk (zayıf bir çalışma)                                                               DEHB                              

 

Atomoksetin       Seçici presinaptik NA      klinik çalışmalarda stimülanlar      iştah baskılanması,              Çocukluk

                                    İnhibitörü                           kadar etkin                                    insomni                               DEHB 

 

Klonidin             Alfa-2 NA agonist             stimülanlar kadar etkin değil          sedasyon,iştah kaybı            komorbid   

                                                                                                                                                                                      tik bzk.

 

Guanfasin           Alfa-2 NA agonist             stimülanlar kadar etkin değil          iştah kaybı,klonidinden        komorbid   

                                                                                                                                      daha az sedasyon                 tik bzk.

 

Lofeksidin         Alfa-2 NA agonist              Kontrollü çalışma yok                   iştahta azalma,klonidinden    komorbid

                                                                                                                                  daha az sedasyon,daha           tik bzk.

                                                                                                                                  uzun etki

 

Venlafaksin        Serotonin/NA gerialım       Komorbid depresyonda                bulantı , insomni                    depresyon

                                                                            stimülan artı antidepresan                                                             anksiyete bzk.

                                                                            kadar etkin

 

           NONSTİMÜLAN TEDAVİ

           Stimülanların DEHB tedavisinde oldukça etkili oldukları gösterilmiş olmalarına rağmen, DEHB  olan çocukların yaklaşık %30 kadarı ya stimülan tedaviye yanıt vermemekte veya yan etkilerini tolere edememektedir. Ayrıca DEHB sıklıkla diğer psikiyatrik bozukluklara komorbiddir. Bu çocuklarda özellikle tik bozukluğu ve duygudurum bozukluğu olan çocuklarda stimülan tedavi bu mevcut komorbid durumların semptomlarını kötüleştirebilir. Yukarıda tartışıldığı gibi, stimülan tedavinin büyüme üzerine uzun dönem etkileri net değildir. Nonstimülan tedavinin, DEHB olan çocuklarda ya 1. tercih veya 2. tercih olarak düşünülmesi gerekmektedir.

          Trisiklik antidepresanlar: Trisiklik antidepresanların (TSA) DEHB tedavisinde yapılan birçok çalışmayla plaseboya üstün ancak stimülan ilaçlar kadar etkili olmadığı gösterilmiştir. TSA ilaçların DEHB tedavisindeki etki mekanizması katekolamin gerialımını inhibe etmesidir. TSA ilaçların avantajları yarı ömürlerinin uzun olması, kötüye kullanım potansiyelinin olmaması ve DEHB’una eşlik eden anksiyete bozukluğu, duygudurum bozuklukları ve tik bozukluğu gibi komorbid tabloların tedavisine olumlu etki etmesidir. Dezavantajları ise TSA’ların yan etkileridir; ağız kuruluğu, anoreksia, potansiyel ciddi kardiak etkilerdir.

         Spencer ve Biederman TSA ilaçların etkinliğinin plasebo ile karşılaştırıldığı toplam 33 çalışmadan (21 tanesi kontrollü, 12 açık) sağlanan verileri değerlendirdiler.Bu 33 çalışmaya 1139 çocuk ve ergen, 78 erişkin katılmıştı. Bu çalışmaların sonucu olarak çalışmaya alınan hastaların %91 ‘i DEHB semptomları üzerine olumlu etki bildirdiler. TSA ilaçları stimülanlar ile karşılaştıran az çalışma vardır. Bu çalışmalardan çoğu karışık sonuçlar içeren çalışmalardı. Bu sebeple  TSA ilaçları stimülanlarla karşılaştırma adına gerçekçi bir sonuca varılamaz.

         DEHB tablosuna eşlik eden komorbid bozuklukların olduğu çocukların tedavisinde TSA ilaçlar faydalı görünüyor. Bu; tek başına stimülan tedaviyle komorbid bozuklukların tedavisindeki zorluk açısından ümit verici gözükmektedir. Fakat, TSA ajanların DEHB ve komorbid durumların tedavisindeki potansiyel yararları,bu ilaçların güvenlik profili ile dengede tutulmalıdır. Desipramin ile tedavi edilen 4 çocukta açıklanamayan ani ölüm bildirilmiştir. TSA ajanların potansiyel ciddi kardiak yan etkileri hakkında yeterli bilgiye ulaşılmadıkça, DEHB tedavisi için bu ilaçların kullanımına dikkat edilmelidir. Tedavi protokolünde sıklıkla 2. tercih olarak düşünülmelidirler.

        BUPROPION: Bupropion hem dolaylı dopamin agonisti hem de noradrenerjik etkinliğe sahip gibi görünen antidepresan bir ajandır. Birçok çalışmada DEHB tedavisinde çocuk ve erişkinde faydalı olduğu gösterilmiştir. Genellikle ergen ve erişkin yaş grubu için 2. tercih ajan olarak değerlendirilir. DEHB ve komorbid depresyon tedavisinde de faydalı olabilir. Bupropion için en önemli yan etki diğer antidepresanlarla karşılaştırıldığında ilaca bağlı nöbet oluşturma riski hafifçe artmış olmasıdır. Bu risk ilacın yüksek doz kullanımı, öncesine nöbet öyküsü varlığı ve yeme bozukluğu varlığı ile ilişkilidir.

       ATOMOKSETİN: Atomoksetin DEHB tedavisinde kullanılan en yeni nonstimülan ilaçlardan biridir. Presinaptik noradrenerjik transportırın oldukça seçici inhibitörüdür. Klinik etkinliği 3 tane çift kör plasebo kontrollü çalışmaya dayanmaktadır. Okuyucu, spesifik detaylar için geçen yılki gözden geçirme çalışmasına refere ediliyor. Atomoksetin DEHB’li çocuk ve erişkinlerde hem ilk hem de ikinci tercih ilaç olarak kullanılmaktadır.  Bu, özellikle stimülan tedaviye karşı olan ebeveynler için makul bir fırsattır.

          Alfa-2 noradrenerjik agonistler: Klonidin ve Guanfasin: Klonidin ve guanfasin alfa-2 noradrenerjik agonistlerdir. Etkinliği ve güvenliliği tartışılıyor olmasına rağmen klonidin uzun yıllardır DEHB tedavisinde kullanılmaktadır.Yakın dönemdeki birçok çalışma DEHB  ve komorbid tik bozukluğunun tedavisinde metilfenidatın klonidinle birlikte  kullanımının her iki ilacın tek başına kullanımından daha yararlı olduğunu göstermektedir. Klonidinin en önemli yan etkisi olan sedasyon bu ilacın çocuklarda kullanımını sınırlandırmaktadır. İlginç olarak klonidin stimülan tedavinin sık bir yan etkisi olan uykusuzluğun tedavisinde stimülanlarla birlikte kullanılır.

         Guanfasin klonidine alternatif olarak  bulunmuştur. Klonidinle aynı etki mekanizmasına sahiptir ancak daha az yan etkisi vardır. DEHB ve tik bozukluğuolan çocuklarda guanfasinle ilgili az çalışma vardır. Semptomlarda iyileşme sağlamasına rağmen etkin olduğu alanlar stimülanlara göre daha kısıtlıdır.

         LOFEKSİDİN:  Lofeksidin klonidinle benzer etki mekanizmasına sahip yeni bir alfa–2 adrenerjik reseptör agonistidir. Klonidinden, DEHB için ümit verici bir tedavi seçeneği gibi görünmesine yol açan daha az sedasyon yapma ve daha uzun etki süresi olmasıyla ayrılır. Lofeksidinin DEHB ve beraberinde tik bozukluğunun olduğu hastalarda kullanıldığı 3  dar kapsamlı açık uçlu çalışma vardır. Sonuçlar hem DEHB hem de tik semptomlarının kontrolü açısından ümit vericidir.

         Niderhofer ve ark., DEHB ve beraberinde tik bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde lofeksidinin etkinlik ve güvenliliğini değerlendiren randomize plasebo kontrollü bir çalışmayı aktarmışlardır. Bu çalışma lofeksidinin çocuklarda kullanımı ile ilgili ilk plasebo kontrollü çalışmadır.

         Yaşları 7-14 arasında değişen ,DEHB ve tik bozukluğu tanıları almış toplam 44 çocuk bu çalışmaya alındı. Lofeksidin (n=22), plasebo (n=22) alan hastalar randomize  olarak belirlendi.Bazı hastalar bu hastalıkları için hiç tedavi almamışlardı.Bu hastalar tedaviye başlanmadan önce 2 haftalık bir ilaçsız döneme sokuldu.

         8 haftalık tedavinin sonunda lofeksidin alan grupta  öğretmen DEHB derecelendirme ölçeği total puanlarında %41 düşüş olurken bu oran plasebo grubunda %7 idi. Lofeksidin alan 22 çocuktan 11 tanesinde   klinisyence  uygulanan klinik izlenim global gelişim skalasında belirgin iyileşme vardı. Kontrol grubunda hiçbir hastada bu artış olmadı. Yale Global Tik Şiddetlilik Skalasında lofeksidin alan grupta toplam tik skorunda %36 azalma varken  kontrol grubunda bu %0 idi.

         Bu çalışmada lofeksidin alan hastalarda sedasyon, ağız kuruluğu, kabızlık ve iştah kaybı gözlendi.  Fakat bu yan etkilerin hiçbiri kontrol grubundan daha sık değildi.

         Bu çalışmanın temelinde lofeksidin DEHB ve tik bozukluğu olan çocukların tedavisinde etkili ve güvenli olarak gözükmektedir. Ancak bu çalışmanın tartışılması gereken birçok kısıtlılığı vardır. Öncelikle çalışmanın örneklem grubu oldukça dardı.(sadece 44 hasta). Ayrıca tikler hafif ve orta şiddette idi. Bu ilacın ciddi tiklere nasıl cevap vereceği açık değildir. Ayrıca ilaç günde 3 kez alınıyordu.,erişkinler için yarı ömrü 12-23 saat olarak biliniyor olmasına rağmen çocukluk çağı için farmakokinetik veri yoktur. İlacın günde 1 veya 2 kez alınması ilaca uyumu artırmanın yanında özellikle sedasyon olmak üzere yan etkileri azaltacaktır. Farklı doz şemaları ve daha geniş örneklemle çalışılacak klinik araştırmalara ihtiyaç vardır.

        VENLAFAKSİN: Venlafaksin bir serotonin/noradrenalin geri alım inhibitörüdür. Hem anksiyete bozukluğu hem de depresyon tedavisinde kullanılır..Son dönemde komorbid duygudurum bozukluğu ile seyreden DEHB tedavisinde kullanımına olan ilgi artmıştır. Duygudurum  bozukluğu ve DEHB birlikteliği %15-75  sıklıktadır.

         Hornig-Rohan ve Amsterdamın aktardığı retrospektif bir çalışmada DEB ve komorbşid duygudurum bozukluğu olan erişkinlerin tedavisi için 8-12 hafta boyunca ya venlafaksin, bupropion veya TSAD monoterapisi veya stimülan monoterapi yada stimülan artı antidepresan  kullanıldı. Bu çalışmaya DEB ve duygudurum bozukluğu tanısı konmuş 17 hasta alındı.Tedavi sonuçlarını ve her iki hastalığa ait semptomların iyileşmesini   değerlendirmek için retrospektif analiz kullanıldı.

         Venlafaksinle tedavi edilen hastaların %80’i her iki hastalığa ait semptomlarda kısmi veya tam iyileşme gösterirken,sadece stimülan monoterapi alan hastaların sadece %33 kadarı her iki tablonun semptomlarında kısmi iyileşme sağladı. Stimülan ve antidepresan tedaviyi birlikte alan grupta stimülan monoterapi ile karşılaştırıldığında %88 oranında kısmi veya tam iyileşme sağlandı. Bu sonuçlar tek başına venlafaksin tedavisinin DEB ve komorbid duygudurum bozukluğunun tedavisinde stimülan antidepresan kombinasyonuna benzer ekinlik gösterdiğini vurgular.

         Çalışmanın kısıtlılıklarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Öncelikle örneklem grubu (n=17) istatistiksel anlamlı değerlendirme için oldukça küçüktü. Karşılaştırma yapabilmek için gerekli plasebo  grubu yoktu. Ayrıca stimülan dozu çocukluk çağı dozuna yakındı,etkinlik için dozun artırılması gerekliydi.Bu çalışma venlafaksin monoterapisini DEB ve duygudurum bozukluğu tedavisinde erişkinler için stimülan monoterapisinden daha etkin gösteriyor olmasına rağmen, bu ön verileri  doğrulamak için örneklem sayısının fazla olduğu plasebo kontrollü çalışmalara gereksinim vardır. Ayrıca bu çalışma erişkinlerde yapıldığı için çocuklara genellenemez.

         ALTERNATİF TEDAVİLER

          DEHB tanılı çocukların ebeveynleri özellikle stimülanlar olmak üzere olası yan etkilerden dolayı tıbbi tedavi alma konusunda kaygılıdırlar.Gerçekte birçok aile DEHB tedavisi için daha doğal tedavi yöntemleri bulmak adına bütünleyici ve alternatif tıbba yönelmektedir.Bu bütünleyici ve alternatif tedavi yöntemlerinin çocuklarda etkinliği değişkendir. Bu tedavi yöntemlerinde deneme yanılma yöntemi kullanılmalıdır. Brue ve Oakland tarafından yapılan gözden geçirme çalışmasına dayanarak farklı birçok alternatif tedavi yöntemi (diyet,demir takviyesi,bitkisel ilaçlar ve nörofeedback) tartışılacaktır.

          DİYET: Diyet, DEHB’li çocukların tedavisinde en sık başvurulan alternatif tedavilerden biridir. Brue ve ark., oligoantijenik diyetin kullanımı ve alınan besinleden boya ve koruyucu maddelerin uzaklaştrılması gerekliliği savunan  birçok çalışmayı tartışmışlardır. Genelde çalışmalar  oligoantijenik diyet kulanımının DEHB semptomlarında  kısmi iyileşmelere neden olduğu ancak bu iyileşmenin stimülan tedaviyle karşılaştırıldığında az olduğunu gösterir. Yiyeceklerden boya ve koruyucu maddelerin uzaklaştırılmasıyla ilgili çalışmaların sonuçları karışıktır. Çoğunluğu DEHB semptomları ile besin boyaları arasında bir ilişki göstermemiştir.

       DEMİR TAKVİYESİ: Tedavi edilmemiş demir eksikliği davranışsal sorunlara yol açabilir. DEHB olan çocuklarda yapılmış bir çok çalışma hem demir eksikliği hem de diğer eser element (bakır, çinko, kalsiyum) eksikliklerini ortaya koymuştur. Demir eksikliğinin davranışlarda ve akademik performansta bozulmaya yol açtığı ve DEHB tedavisinde bu nedenle demir takviyesinin düşünüldüğü vurgulanmaktadır. Fakat bu etkiyi rapor etmiş olan herhangi bir kontrollü çalışma yoktur.

       BİTKİSEL TEDAVİ: Bazı bitkisel  yöntemlerin DEHB olmayan çocuklarda DEHB benzeri semptomları azalttığı gösterilmiştir. Bu, demans,konsantrasyon problemi ve bellek bozukluğu tedavisinde etkinliği gösterilmiş olan Ginkgo bilobadır. Ginkgo biloba özellikle dikkat eksikliğinin belirgin olduğu alt grupta özellikle faydalı olabilir.

        Yararlı olduğu düşünülen diğer bir bitkisel tedavi düzenli serebral işlev için gerekli olan  esansiyel yağ asitleridir (özellikle omega 3). Birçok çalışma DEHB olan çocukların bu hastalığı olmayan çocuklara göre daha düşük esansiyel yağ asidi seviyesine sahip olduğu gösterilmiştir. Bu çocuklarda esansiyel yağ asidi ile tedavinin dikkatsizlik ve hiperaktivite kontrolünde yararları olduğu gözlenmiştir. Ancak bu iddiayı destekleyecek kontrollü klinik çalışma yoktur.

         DEHB olan çocuklarda L-glutamin seviyesi de normal çocuklardan daha düşük bulunmuş. L-glutaminin konsantrasyon, uyanıklılık ve hafızaya katkısı olduğu düşünülür. DEHB olan çocuklara L-glutamin takviyesi, özellikle diyetle yetersiz almış olan çocuklarda semptomlarda iyileşmeye neden olmuştur. Bu veri de kontrollü klinik çalışmalarla desteklenmemiştir.

         Yukarıda bahsedilen tedavi yöntemleri özellikle DEHB olan çocukların aileleri stimülan tedaviye direnç gösterdiğinde düşünülebilecek  tedavi alternatifleridir. Kesin sonuçlara varmadan tüm bu yöntemlere yönelik ilave ampirik çalışmalar yapılmalıdır.Bir çocukta bir tedavi yöntemi faydalı olurken diğerinde olmayabilir. Bir tedavinin diğerine üstünlüğünün değerlendirilmesinde deneme yanılma metodu kullanılabilir.DEHB ‘li çocuklarda alternatif tedavi yöntemlerine cevap olmadığında yararı ispatlanmış yöntemlerin mutlaka göz önüne alınması gerektiğinin altı çizilmelidir.  DEHB tedavisinde gecikme ciddi akademik ,sosyal ve davranışsal problemlere neden olabilir.

          NÖROFEEDBACK

        Nörofeedback veya  EEG biofeedback yöntemi dikkat ve impuls kontrol egzersizlerinin sıkça tekrarlanmasıdır. Geçmişte birçok nörolojik ve psikolojik durumda kullanılmıştır. Nörofeedback yönteminin temel amacı bir işi yaparken(sınıfta ödevi  tamamlamak için dikkati sürdürmek gibi) kişiye mevcut durum için gerekli ruhsal durumu korumayı sağlama için gereken zihinsel esnekliği geliştirmektir. Aşağıda DEHB tedavisinde nörofeedback yönteminin etki ve EEG biofeedback yönteminin stimülan tedaviyle karşılaştırılması tartışılacaktır.

          DEHB’nun farmakolojik tedavisinin temel semptomları iyileştirdiği bilinmektedir. Ancak tek başına tıbbi tedavi DEHB’a bağlı özellikle bilişsel, akademik başarı ve sosyal ilişkileri geliştirmede yeterli değildir. Bu semptomlara yönelik sosyal ilişki egzersizleri,davranışsal terapi ve aile eğitiminin yararlı olduğu bazı çalışmalarda gösterilmiştir.  Bu tedavilerin uzun dönem etkileri henüz iyi bilinmemektedir. EEG biofeedback DEHB’un temel semptomları olan dikkatsizlik, impulsivite ve hiperaktivitede gelişimi hedefleyen bir çeşit davranışsal terapi yöntemidir.

          Monastra ve ark,ritalin ve EEG biofeedback yönteminin etkileri ve DEHB‘un temel semptomları üzerine ebeveynlerin tutumlarını içeren 1 yıl süren bir çalışmayı aktardılar. Çalışmaya 6-19 yaşları 100 DEHB tanılı çocuk katıldı. Bunlardan 50 tanesi tedavi yönetimi,aile danışmanlığı ve okul danışmanlığını içeren geniş kapsamlı bir tedavi programına alındılar. Diğer 50 çocuğa ise bu kapsamlı programın yanında EEG biofeedback  uygulandı. Tedavi sonrası değerlendirme ,tedavi başladıktan 1 yıl sonra yapıldı. İlk tedavi sonrası değerlendirme stimülan tedaviye devam eden gruba DEB değerlendirme skalası, dikkat değişkenleri testi, kalitatif EEG tarama testi ile yapılmıştır. Tedavi sonrası 2. değerlendirme 1 hafta ilaçsız dönmeden sonra yapılmıştır.

         Tedavi sonrası ilk değerlendirme EEG biofeedback uygulanan 2. grupta, EEG biofeedback uygulanmayan gruba karşılaştırıldığında dikkatte artma hiperaktivite impulsivite davranışında hem evde hem de okulda azalma (P<0.001) göstermiştir. İlaçsız geçen 1 hafta sonrası yapılan iler değerlendirmelerde semptomlardaki benzer düzelmeler devam etmekteydi.(p<0.001)

         Tüm bu veriler DEHB’nun uzun dönem tedavisinde tıbbi tedavi, aile ve okul danışmanlığı ve EEG biofeedback yönteminin çok yönlü olarak kullanılması gerektiğini desteklemektedir. EEG biofeedback özellikle stimülan tedavi olmadan etkinin devamlılığını sağlamak için gereklidir.Çalışmanın tek kısıtlılığı uzun dönem etkileri değerlendirmek için 1 yıllık süren yeterli olmamasıydı. Buna ilaveten ritalini kısa etkili bir stimülan olduğundan bulgulardan bazıları kısa etkili stimülanlarda ortaya çıkabilen davranışsal rebound etki olabilir. EEG biofeedback yöntemi ile uzun etkili stimülanlar arasındaki ilişkiyi araştırmaya yönelik uzun dönemli çalışmalara gereksinim vardır.

         Fushs ve ark., 3 aylık EEG biofeedback yöntemi ile stimülan tedavinin etkinliğini karşılaştıran bir çalışma yaptılar. Çalışmaya 8-12 yaşları arasında 34 çocuk katıldı. 22 tanesi nörofeedback grubu 12 tanesi ise ritalin grubuydu. Sonuçlar dikkat fonksiyon test performansları,öğretmen ve aile tarafından doldurulan davranış puanları ve tedavi öncesi ve 3. ayın sonundaki zeka ölçümleri  ile değerlendirildi.

         Hem stimülan tedavi alan grupta (p 0.007) hem de nörofeedback grubunda (p<0.001)  impulsivite puanlarında belirgin iyileşme vardı. Dikkatsizlik semptomları her iki grupta da azalmıştı. Ayrıca her 2 tedavi grubunda da IOWA –Conners davranış skalasının hem öğretmen hem de ebeveyn puanlarında gelişme gözlendi. WISC-R kullanılarak yapılan zeka puanlarında her iki tedavi grubunda da artma tespit edilmiştir.

         Çalışmanın kısıtlılıkları örneklemin dar olması (n=34), randomizasyonun olmaması, (çocuklar ailelerin verdiği bilgiye göre gruplanmıştır.), plasebo kontrolünün olmaması ve tedavinin süresinin (3 ay) kısa olmasıdır.

 

         DEHB İÇİN TEDAVİ ALGORİTMALARI

        Farklı birçok tıbbi ve psikiyatrik hastalık için tedavi şema ve algoritmaları özellikle  son zamanlarda kanıta dayalı tıp ön plana çıktığından beri daha çok ilgi çekmektedir. Bu tedavi şemalarının önemi giderek artmaktadır. Çünkü hekimler hastalara ,halk sağlığıyla ilgili birimlere ve mesleğin profesyonellerine karşı  daha fazla sorumlu tutulmaktadır.

         Tedavi algoritmaları tanı koyma işlemini kolaylaştırarak tıbbi tedavinin kalitesini artırır. Ancak tıp dünyasının  kompleksliğinin basite alınmasını engellemek için de tedbirler alınmalıdır.

         Bu algoritmalar özellikle affektif bozukluk ve şizofreni gibi yaygınlığı yüksek olan psikiyatrik hastalıklarda uygulanmakta ve yıllardır Teksasdaki birçok birimde başarıyla kullanılmaktadır. Bu algoritmalar ,kanıta dayalı tıp yaklaşımıyla hastalar için tedaviyi standardize etmişlerdir. Bu algoritmaların başarısı göz önüne alınırsa, DEHB bozukluğunda tedavi algoritmasının yararlı olup olmayacağı sorusu gündemdeki yerinin korumaktadır.

         Pliszka ve ark., bir toplum sağlık merkezinde DEHB için tedavi algoritmasının kullanılabilirliğini araştıran bir çalışmayı aktardılar. Çalışmaya 50 çocuk ve ergen katıldı. Bu hastalar DEHB için kanıta dayalı algoritmaya göre tedavi edildi.Çalışmaya başlamadan önce hastaları tedavi edecek psikiyatristler bu algoritmanın kullanımı konusunda eğitildiler. 4 aylık eğitimin sonunda psikiyatristler klinik global etki skalasını (CGI)  doldurdular.  Gözlenen  ana değişken psikiyatristlerin algoritmaya bağlılıklarıydı. Çalışmanın sonunda kanıta dayalı algoritma ile tedavi edilen grupta, eski tedavi protokollerine göre tedavi edilenlere göre CGI skorları arttığı hastalığın şiddetinde azalma olduğu gösterildi. Tedavi algoritmasına bağlılığın değerlendirilmesinde, psikiyatristlerin algoritmanın tüm önemli yönlerine uydukları ve tüm hastalara harfiyen uyguladıkları görülmüştür. Ancak özellikle stimülan tedavinin titrasyonuna bağlılık çok iyi değildi.

          Bu tedavi algoritmasının uygulanmasında bazı ciddi sorunlar da olmuştu. İlacın titrasyonunda özellikle dozun artışına karşı olan direnç  önemli bir sorundu. Aile ve öğretmenlerden düzenli bilgi elde etmek oldukça zordu.Bu çalışmanın da bazı kısıtlılıkları vardı. Direk değerlendirmeden ziyade  kontrol grubundan bilgiler çizelgeden  elde edildi. Bilgileri toplayan insanlar hastalara kör değildi. Tedavi için algoritma kullanan grup bağımsız bir değerlendirme ölçeği kullanmak yerine CGI kullandı. Tüm bunlar önyargıya neden olmuş olabilir. Algoritma kullanımının sonuçlarını değerlendirmek için randomize kontrollü çalışmalar dizayn edilmelidir. 

         SONUÇ

        DEHB ciddi bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Yapılan birçok çalışma DEHB olan hastaların akademik başarısızlık,sosyal iletişim zorlukları ve azalmış özgüven gelişiminin önlenmesi için uygun tedavi planlarına ihtiyacını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Stimülan tedavinin birçok çalışmada  DEHB semptomlarına faydalı olduğunu göstermekte olmasına rağmen yan etki profili üzerindeki kaygılar devam etmektedir. İlaveten bazı çocuklar stimülan tedaviden ya fayda görmemekte veya tolere edememektedir. DEHB ile sık psikiyatrik hastalık birlikteliğinden dolayı, stimülan tedavi tüm çocuklarda etkin bir şekilde kullanılamamaktadır.

         Diğer psikofarmakolojik seçenekler ve diğer tedavi yöntemleri de akla getirilmelidir. Nonstimülan ilaçların çoğu özellikle atomoksetinin DEHB tedavisinde oldukça ümit verici sonuçları gösterilmiştir. Hekimin rehberliği altında olmak kaydıyla aileler alternatif nonfarmakolojik tedavi yöntemlerinin peşine düşmektedirler. Bunlar içinde son dönemde yapılan klinik çalışmalarda en çok ümit veren EEG feedback yöntemidir.

         DEHB tedavisinde ulusal tedavi trendi artan bir hızla stimülan ilaç tedavisi ve azalan davranışsal tedavi yönündedir. Bu hususa dikkat etmek gerekir. DEHB’li çocuk en iyi olarak ilaç,aile ve okul danışmanlığı ve davranışsal terapiyi içeren çok yönlü tedavi  yaklaşımı ile tedavi edilir. Belki DEHB tedavisinde kanıta dayalı tedavi yaklaşımının yerleşmesi en etkin tedavi tarzı olacaktır.