DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE
BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARDA UZUN-SÜRELİ GİDİŞİN BELİRLEYİCİLERİ
Çeşitli tipteki takip çalışmalarından yapılan gözden geçirme yazıları; DEHB olan çocukların yetişkinlik gidişlerinde önemli değişiklik olacağını
göstermektedir (Hetchman 1989, 1992). Genellikle gidiş açısından 3 farklı grubu tanımlanabilmektedir.
Birinci grup; yetişkinlik işlevleri oldukça iyi olanve
eşleştirilmiş normal kontrol grubundan önemli farklılık göstermeyenlerin oluşturduğu
DEHB grubu. Bu gruba DEHB olan çocukların yaklaşık %30’u girmektedir. İkinci grup;
konsantrasyon, impulsivite ve sosyal iletişim sorunları yetişkinlikte devam eden gruptur. Bu
semptomlar sıklıkla işte, kişiler arası ilişkilerde sorunlar, düşük
benlik saygısı, impulsivite, irritabilite, anksiyete ve duygusal değişkenlik ile
neticelenir. Çoğu genç erişkin hastalar olup, kabaca %50-60’ı bu gruba girer. Son olarak,
üçüncü grup; yetişkinlikte önemli derecede psikiyatrik veya antisosyal problemlere ya da her ikisine
de sahip olan gruptur. Bu hiperaktif yetişkinler ciddi depresif, hatta suisidal olabilirveya ilaç ve alkol kötüye kullanımları olabilir.
Saldırı, silahlı soygun, evlere girme ve uyuşturucu dahil aşırı antisosyal
davranışlar gösterebilirler. Şanlıyız ki, hiperaktif çocukların küçük bir kısmı,
yaklaşık %10-15’i bu olumsuz gidişi gösterirler.
Zihnimizdeki çeşitli olasılıklarla, pozitif veya negatif gidişi belirleyen
etmenlerin tanımlanması önemlidir. Bu etmenler üç farklı kategoride sınıflandırıla
bilinir: (1) Çocuğun bireysel karakteristikleri (özellikleri) (örn. Zeka bölümü, semptomların
şiddeti ve komorbidite), (2) sosyoekonomik düzey, anne-baba patolojisi ve çocuk yetiştirme tarzları
gibi ailesel parametreler, (3) Tedavi (tipi, süresi) .
Çalışmalar gidişin belirleyicileri üzerine tek tek odaklaşmış, fakat bu
etmenlerin birbirleriyle etkileşimi veya birlikte kümülatif etkileri akıldan çıkarılmamalıdır.
ÇOCUĞUN KARAKTERİSTİKLERİ
IQ (Zeka Düzeyi)
IQ açıkça, akademik başarı için özgün bir belirleyicidir. Birkaç araştırıcı
(Handen ve ark. 1997, Lie 1992) DEHB ve düşük IQ (örn. Mental retardasyon) ya sahip çocukların
tek başına DEHB’na olan çocuklara göre daha kötü prognoza sahip olduğunu göstermişlerdir.
DEHB ve normal aralıklarda IQ düzeyi olsa bile, IQ düzeyi gidiş için önemli bir belirleyicidir.
Birçok çalışmada; başlangıç IQ ve çocuğun akademik yeterliliğinin tüm gidiş
gibi çocuğun ergenlikteki akademik başarısını yordamaktadır (Fischer ve ark.
1993, Minde ve ark. 1972, Weiss ve ark. 1971). Özel eğitim programlarına katılım ergenlikte
daha çok duygusal problem ile birliktedir (Feehan 1995).
IQ tedaviyi de etkilemektedir. Henden ve arkadaşları (1997) DEHB+hafif derecede mental
retardasyon olan çocukların DEHB+daha ağır derecedeki mental retardasyonlu çocuklara oranla
stimulan tedavisine klinik olarak daha iyi yanıt verdiklerini göstermişlerdir.
Gidişi yordamada IQ’nun önemi; Hechtman ve arkadaşlarının (1984)çocukluktan yetişkinliğe takip çalışmasını
yaptıkları araştırmada da gözlenmektedir. IQ birçok alan üzerine gidiş üzerine etkili
bulunmuştur (akademik başarı vs.). Loney ve arkadaşları (1981) müracaatta daha düşük
IQ’ya sahip DEHB olan çocukların genç yetişkinlikte daha sık alkol sorunlarıve alkolik tanısı konulduğu(ilaç kötüye kullanımı değil) da gösterilmiştir.
Çocukluktaki düşük IQ daha fazla antisosyal aktlar ve daha çok antisosyal kişilik bozukluğu
tanısı almak ile ilişkiliydi. Menkes ve arkadaşları (1967) yetişkinlikte kendi
kendine yeterliliği yordamada önemli bir parametre olduğunu göstermişlerdir.
Özet olarak, IQ; ergenlik ve yetişkinlikte gidişi yordamada; akademik başarı için
özgün bir belirleyici, diğer etmenler için (örn. Aile parametreleri, sosyoekonomik düzey,
komorbidite) daha genel bir belirleyicidir.
Belirtiler
DEHB’nun çocukluktaki birkaç anahtar semptomu, ergenlik ve yetişkinlikteki gidiş ile ilişkilendirilmiştir.
Bu direkt olarak akademik durumu, dolaylı olarak komorbid durum oluşumunu etkiler. Okulda başarılı
ergenlerin başlangıç hiperaktivite, impulsivite ve dikkatsizlik puanları daha düşüktür
(Loney ve ark 1981,Weiss ve ark 1975). Fergusson ve arkadaşları (1997) başlangıçta daha yüksek
dikkatsizlik puanlarının, doğru orantılı olarak akademik başarısızlığı
arttırdığını göstermişlerdir.
Hechtman ve arkadaşları (1984) başlangıçtaki hiperaktivitenin diğer
faktörlerle bağlantılı olarak (sosyal ve ailesel parametreler); erişkinlikteki duygusal
uyum, okul performansı, iş kayıtları, polislik iş ve araba kazalarını
yordayıcı olduğu göstermişlerdir.Gittlelman
ve arkadaşları (1985) DEHB semptomatolojisinin persistenlik göstermesinin, yetişkinlikte
antisosyal kişilik bozukluğu ve madde kötüye kullanım olasılığını
artırdığını belirtmektedir. Çocukluk impulsivitesi, hiperaktivitesi ve potansiyel
antisosyal aktları, daha sonra karşı gelme bozukluğu ve erken başlangıçlı
davranım bozukluğu için de belirleyicidir (Loeber ve ark. 1995). 6-7 yaşlarında pervazif
hiperaktivite gösteren çocuklar ergenlik dönemlerinde değerlendirildiklerinde; Taylor ve arkadaşları
(1966) kontrol grubuna oranla daha büyük olasılıkla bozulmuş sosyal uyuma sahip olduklarını
bulmuşlardır.
Sonuçta; çocukluktaki DEHB semptomları ergenlik ve yetişkinlikteki gidişi ya direkt
(dikkatsizlik akademik başarı için yordayıcıdır) veya dolaylı olarak KGB, DB
veya antisosyal kişilik bozukluğu gelişimi yoluyla önemli derecede etkilemektedir.
Grene ve arkadaşları (1997) DEHB ve sosyal yetersizlikleri olan çocukların, sosyal
yetersizlikleri olmayan DEHB olan çocuklara oranla, geç başlangıçlı DB ve madde kötüye
kullanım bozukluğu için daha yüksek riske sahiptir. Feehan ve arkadaşları (1995) 3-18 yaşı
içeren büyük ölçekli epidemiyolojik örneklemde yaptıkları araştırmada; zayıf
sosyal yeterliliğin daha sonraki bozukluklar için önemli bir belirleyici olduğunu vurgulamışlardır.
Bu veriler; sosyal beceri eksikliği veya yetersizliğin DEHB’nda gidişe büyük etki edeceğini
düşündürtmektedir.
Komorbidite
Son yıllarda; DEHB olan çocukların gidişinde çeşitli komorbid durumların
varlığının önemi tanımlanmıştır. DEHB olan çocuklar normal
kontrollere oranla daha yüksek oranda komorbidite gösterirler (Biederman ve ark 1992). Bir çok çalışmada
komorbid duruma sahip olanların, tek başına DEHB olan çocuklara oranla daha negatif gidiş
gösterdikleri bulunmuştur (Lie 1992,August ve ark 1983). Bundan dolayı gidiş üzerine
komorbiditenin araştırılması önemlidir.
Özgül Öğrenme Bozukluğu
Yapılan bir ilk çalışmada, Akerman ve arkadaşları (1977) ; normal kontrol
grup (n=31), bir öğrenme bozukluğu olan grup (n=39) ve öğrenme bozukluğu+hiperaktifgrubu (n=23) 14 yaşında gidiş yönünden karşılaştırmış.
Gruplarda IQ en az 80 idi. Öğrenme bozukluğu+hiperaktifgrubu
önemli derecede daha sık karşı gelme veya suç davranışı, daha düşük
benlik saygısı, daha çok impulsivite, immaturite ve dikkatsizlik gösteriyorlardı. Akademik başarıları
diğer gruplara göre daha kötüydü.
Agresyon
DEHB olan çocuklarda agresyon negatif uzun-dönem gidişle ilişkili olduğu gösterilmiştir.
Weiss ve ark. (1971) ve Loney ve ark. (1981, 1983) DEHB olan çocuklardaki agresyonun, ergenlikte antisosyal
davranış (kişiye ve mülkiyete saldırı ve illegal ilaç kullanımı) ve yetişkin
suç davranışı için yüksek derecede yordayıcı olduğunu bulmuşlardır.
Loeber ve arkadaşları (1995) davranım bozukluğunun başlamasını yordamada
fiziksel kavganın önemini vurgulamıştır. Sonuçta agresyonun gidiş için olumsuz bir
belirleyici olduğunu, DB (davranım bozukluğu) ve daha sonraki antisosyal davranışlar
için öncü olduğunu söyleyebiliriz.
Karşı Gelme Bozukluğu
DEHB olan çocukların %40-60’ı komorbid olarak karşı gelme bozukluğu (KGB) gösterirler
(Biederman ve ark 1992). Barkley ve arkadaşları (1990, 1991) komorbid KGB gösteren DEHB olgularının
daha negatif anne-çocuk ilişkisine sahip olduğu, daha sık aile çatışmaları
olduğu ve daha fazla anneye ait psikolojik stres olduğunu belirtmektedirler. DEHB olanların
%60’ı, oysa kontrollerin yalnızca %11’i ergenlikte komorbid KGB tanısını karşılamaktadır.
Bazı çalışmalarda yüksek karşı gelme puanı olan DEHB olgularının, düşük
karşı gelme puanları olanlarına oranla daha sık tutuklanma ve ağır suçlar
işlediği gösterilmiştir (Satterfield 1994). KGB’nun önemli belirleyici yönlerinden biri sıklıkla
DB için prekürsördür (Loeber ve ark. 1995).
Davranım Bozukluğu
İlk çalışmaların birinde, August ve arkadaşları (1983) DB olan ve
olmayan hiperaktif çocuk grubunu 14 yaşına kadar takip etmişler. DEHB+DB grubunda DEHB
semptomları devam etmiş, saldırganlık, uyumsuzluk, antisosyal davranış ve alkol
kötüye kullanımı takiplerde gözlenmiş. Sadece DEHB olan grubu çok az kısmında bu
belirtiler gözlenmiş. Komorbid DB olması gidişi kötüleştirmektedir.
Barkley ve arkadaşları (1990) komorbid DB gösterenlerin daha çok sigara, esrar kullanımı
ve okulu asmaları olduğunu belirtmektedir. Satherfield ve Schell (1997) 89 DEHB ve 87 kontrolle yaptıkları
prospektif çalışmada, yetişkinlikteki suç davranışlarını çocukluk ve
ergenlikteki DB komorbiditesi ile ilişkili bulmuştur. Yazar DEHB ile birlikte DB yoksa daha sonraları
için suç riskinin artmayacağı sonucuna varmıştır. Benzer sonuçlara Lie (1992) de
ulaşmıştır.
Uzun süreli gidişte DEHB ve suç davranışı kombinasyonun önemi Moffitt (1990)
tarafından da vurgulanmaktadır. Yazarı geniş olgu grubunu (n=435) doğum-15 yaş
arası antisosyaldavranış, sözel zeka, okuma güçlüğü
ve aile olumsuzlukları yönünden düzenli bir şekilde takip etmiş. Takiplerde, örneklemi 4
gruba ayırmış: bozukluk olmayan grup, yalnız DEHB, yalnız suç işleyen grup ve
DEHB+suç işleyen grup. DEHB+suç işleyen grupta; aile olumsuzlukları, sözel zeka ve okuma
puanları daha kötü bulundu. Antisosyal davranış genellikle okul yaşından önce başlamış,
okula girmeyle artmış ve ergenlik döneminde devam etmişti.
Farrington (1990) önceki çalışmaların tersine, DB komorbiditesi olmaksızın,
tek başına DEHB olanların da suç için risk taşıdığını bulmuştur.
Duygudurum Bozuklukları (Anksiyete, Depresyon)
DEHB ile birlikte depresyon ve anksiyete oranı %20-40 oranında bildirilmiştir (Biederman
ve ark 1992, Bird ve ark. 1993). Duygudurum bozukluklarının uzun süreli gidişi etkilemesine
ait çok az veri vardır. DEHB+DB kombinasyonuna oranla, DEHB+duygudurum bozukluklarının gidiş
üzerine etkileri daha azdır.
Madde Kötüye Kullanımının Belirleyicileri
Çocukluk DEHB ile ardı sıra madde kötüye kullanımı arasındaki ilişki
oldukça çelişkilidir. Genellikle madde kötüye kullanımı komorbid DB ile ilişkilidir.
Normal kontrollerle karşılaştırmada Gittelman ve arkadaşları (1985) genç yetişkin
DEHB olanlarda %12 artmış madde kötüye kullanımı yaygınlığı
bildirdiler. Madde kötüye kullanımı daha çok DB, antisosyal yaşam stili ve devam eden DEHB
semptomatoloji ile ilişkiliydi.
Daha çok çalışmalarda alkol ve psikoaktif madde kullanım bozukluğu olanlarda
geriye dönük olarak çocukluk DEHB’nu yoklamaya yöneliktir. DEHB olan yetişkinlerde yapılan çalışmada
psikoaktif madde kullanım bozukluğu riski (%52), diğer durumlara (%27) oranla daha yüksek
bulunmuştur (Biederman ve ark. 1995).
DEHB olgularının ergenlik ve çocuklukta takiplerinde kafa karıştırıcı
tablolar oluşmaktadır. Biederman ve arkadaşları (1997) 4yıllık prospektif çalışmada,
140 DEHB, 120 eşleştirmiş olguyu karşılaştırmış. Her iki grupta
da psikoaktif madde kullanım bozukluğu %15 oranın da gösterildi. Henker ve arkadaşları
da (1981) DEHB olan ergenlerde ilaç ve alkol kullanımını daha yüksek bulmadılar. DEHB
olguların stimulan kullanımı bu sonucu etkilemedi. Bunun gibi, Hechtman ve arkadaşları
(1984, 1988) DEHB çocukları yetişkinliğe kadar takiplerinde, eşleştirilmiş
kontrol grup ile karşılaştırdıklarında önemli derecede artmış ilaç
ve alkol kötüye kullanımı gösteremediler. Daha sonraları, bunların tersine, Barkley ve
arkadaşları (1998) yaptıkları prospektif çalışmada artmış madde kötüye
kullanımı olduğunu gösterdiler.
Bazı çalışmalar DEHB ile sonrasında madde kullanım riskinin arttığını
savunurken, diğerleri olamadığını belirtmektedir. Burada belirleyici önemli durum
komorbid davranım bozukluğunun olup olmamasıdır. Diğer olumsuz etmenler olarak;
sosyoekonomik durum, anne-baba patolojisi ve diğer komorbid durumlar araştırılmıştır.
AİLE PARAMETRELERİ
Pozitif ve negatif gidiş üzerine ailesel parametreler uzun zamandan beri tanımlanmaktadır.
Bu parametreler; anne-baba patolojisi, çocuk yetiştirme pratikleri ve sosyoekonomik düzey olarak ele alınacaktır.
Duygusal olarak sorunlu ebeveyn büyük olasılıkla kötü anne-baba-çocuk ilişkileri ve
evlilik çatışmaları olacaktır, bütün bunlar aile işlevlerini bozacaktır. Bütün
bunlar kümülatif olarak etki ederler.
Anne-Baba Patolojisi
Anne-baba patolojisinin olmasının DEHB olan çocuğun gidişi üzerine olumsuz
etkilerinin olduğunu tahmin etmek sürpriz olmayacaktır. İlk çalışmalarda, 5 yıllık
prospektif bir araştırmada(çocukluktan ergenliğe)
(Weiss ve ark. 1971); kötü ruhsal sağlıkla birlikte kötü ebeveyn-çocuk ilişkisi
ve cezalandırmaya dayalı çocuk yetiştirmenin ergenlikte açık antisosyal davranışlar
için belirleyici olduğu belirtilmiştir. Sonuçta anne-baba psikopatolojisi çocuk yetiştirme
tarzını belirlemektedir. Bununla birlikte pozitif ebeveyn işlevi ergenlikte sosyal yeterlilik için
olumlu ilişki göstermiştir. Anne-baba patolojisi DEHB olan çocuklarda ergenlik ve erişkinlik
gidiş için olumsuz etki gösterir. Özellikle anne babanın madde kötüye kullanımı ve
antisosyal davranışları; DEHB çocukların ileride benzer davranışları gösterme
olasılığını artırmaktadır.
Çocuk Yetiştirme Biçimleri
Weiss ve arkadaşları (1971) cezalandırmaya dayalı çocuk yetiştirme tarzlarının
ergenlikte antisosyal davranışlar üzerine belirleyici olduğu belirtmektedir. Hechtman ve
arkadaşları (1984) tutarsız, otoriter ve aşırı koruyucu aile tutumlarının
akademik gidişi olumsuz etkilemektedir. Kontrolcü ve aşırı koruculuk ile polisiye suçlara
katılma ilişkili bulunmamıştır.
Ebeveyn-çocukilişkileri ve çocuk yetiştirme biçimleri
uzun süreli gidişte önemli etkilere sahiptir. Genellikle tutarsız, aşırı müsaade
edici, kontrol edilmeyen veya aşırı kısıtlayıcı çocuk yetiştirme
tutumları olumsuz etki yapmaktadır.
Sosyoekonomik Düzey
Ailenin sosyoekonomik düzeyi; anne-baba patolojisini, ebeveyn çocuk ilişkilerini ve uygun
tedavilerden yararlanma olanaklarını etkiler. Bu nedenle ailenin sosyoekonomik düzeyi önemli bir
belirleyici olabilir. Buna karşın DEHB olan çocuk üzerine sosyoekonomik düzeyin etkisi değişkendir.
Weiss ve arkadaşları (1971) 92 ergen hiperaktifin 5 yıllık prospektif çalışmasında;
ergenlikte okul başarısı, açık antisosyal davranış ve duygusal uyum yönünden
sosyoekonomik düzeyi belirleyici olarak bulmamışlardır. Benzer olarak, Loney ve arkadaşları
(1981) kırsal veya şehir ortamında oturma, ailenin çocuk sayısı gibi sosyoekonomik düzeyle
ilişkili faktörlerin ergenlikte mülke saldırı ve illegal ilaç kullanma için belirleyici
olmasına karşın, ergenlikte gidişte güçlü bir belirleyici olmadığı
sonucuna varmışlardır. Şehir yerleşimli olan ve ailede çocuk sayısı fazla
olanlar daha negatif gidiş göstermişlerdir. Başka takip çalışmalarında (Henker
ve ark. 1981, Satterfield ve ark. 1981) sosyoekonomik sınıf ve aile gelirinin ergenlikte tutuklanma
ve yetişkinlik için güçlü belirleyici olmadığını bulmuşlardır.
Birkaç uzunlamasına çalışmada ise; DEHB olan çocukların gidişinde sosyal
olarak dezavantajlı grup olarak yoksulluk ve düşük sosyoekonomik düzey belirtilmektedir (Biederman
ve ark. 1996, Feehan ve ark. 1995). Hetchman ve arkadaşlarının (1984) yaptığı çalışmada
DEHB subjelerin yetişkinlik yaşamı için; eğitim, iş yaşamı ve polisiye
olaylar için gidişte sosyoekonomik düzeyin önemli bir belirleyici olduğunu saptamıştır.
Büyük olasılıkla sosyoekonomik düzey hem çocuk hem de anne-baba patolojileri üzerine etki
etmektedir.
TEDAVİ
Genellikle, DEHB’nun uzun-dönem gidişinde tedavinin etkisini değerlendirmek güçtür. Değerlendirme
güçlükler aşağıdaki nedenlerdendir: (1) Randomize çalışmaların azlığı:
herhangi bir tedavi girişimini değerlendirmede oldukça az randomize (seçkisiz) çalışma
mevcuttur. Bu tür randomize çalışmaların yokluğu, kendi seçimine dayalı ve büyük
olasılıkla tedavi alan çok etkilenmiş bireyleri içerir. Az etkilenmiş birey veya
tedaviyi kesenler veya kısa süreli tedavi alanlar takip güçlükleri nedeniyle göz önünde
bulundurulmaz. Uyum gösteremeyen zayıf işlevli aileler büyük olasılıkla çalışmalardan
düşerler. Sonuçta tedavi edilen ve edilmeyen çocuklar farklı semptomatoloji, komorbidite ve aile
parametreleri gösterebilirler. (2) Tedavinin süresi ve tedavi etkilerinin idamesi:
Çoğu tedavi
çalışmaları nispeten kısadır. Bildirilen çalışmalar 1-2 yıllık
çalışma sonuçlarıdır. Tedavinin etkilerinideğerlendirmede
5, 10, 15, 20 yıllık çalışmalar görülmemektedir. Çoğu tedavi (örn. Stimulan
tedavi, davranış terapisi) kullanıldığı sürece etkili olmakta, etkileri girişim
kesildiğinde azalmaktadır. Tedavi kesildikten sonra etkilerinin devam edip etmediğini değerlendirmek
sıklıkla güçtür. Tabi ki bir tedavinin etkisinin 20 yıllık etkisinin sürmesini
beklemek gerçekçi değildir.
Bu sınırlılıklar göz önünde tutularak çeşitli tedavilerin bazı uzun
gidiş etkileri gözden geçirilmiştir.
İyileştirici Eğitim ve Özel Eğitim
Minde ve ark (1972) ve Akerman ve ark (1977) özel eğitimin gidiş üzerine dramatik sonuçlar
oluşturmadığını saptadılar. Daha çok öğrenme bozukluğu birlikte
olanlarda tercih edilmektedir. Buna karşın son zamanlarda yapılan bir çalışmada; 8
haftalık okuma iyileştirme programının, ilaçla kombine yürütüldüğünde iyi
neticeler alındığı belirtilmektedir (1 yıllık takip, Tannock 1998).
Davranış Modifikasyonu
Davranış terapilerinin kısa süreli çalışmalarda (8-20 hafta) etkili olduğu
açıkça gösterilmiştir. Ancak, tedavi sonlandırıldığında, tedavinin
etkisinin azaldığı görülmektedir. Bu nedenle uzun süreli takip çalışmalarının
yapılması gereklidir.
Sıklıkla davranış terapileri ya stimulan tedavi ile karşılaştırılmakta
veya kombine kullanılmaktadır. Bu çalışmalarda stimulanların davranış
terapilerinden daha etkili olduğu kanıtlanmıştır ve ilave davranış terapisi
almanın az bir aditif etki sağladığı belirtilmiştir. Ancak, kombine terapinin
ihtiyaç duyulan stimulan dozunun azaltabileceği belirtilmektedir. Kombine tedavi için de uzun süreli
takip çalışması yoktur.
Stimulan Tedavisi
DEHB olan çocuklarda stimulan tedavinin kısa süreli etkileri birçok çalışmada açıkça
dokümente edilmiş ve Greenhill tarafından ayrıntılı şekilde gözden geçirilmiştir
(1992). Ancak tedavi gidişi yönünden birkaç uzun dönem çalışması vardır. Son
zamanlardaki ileriye dönük uzunlamasına çalışmaların çoğuna çocukluğunda
stimulan tedavisi alanlarda katılmıştır. Bu çalışmalardaki çocukların
ergen ve erişkinlik gidişinde süreler (1 ay-7 yıl) ve dozajlar çeşitlidir (homojen değildir).
İlk çalışmalarda, Weiss ve arkadaşları (1975) üç grup hiperaktif çocuğu
karşılaştırmış; birinci grup 3-5 yıldır metilfenidat alan grup (20-50
mg/gün), ikinci grup 18 ay-5 yıl (ortalama doz 75 mg/gün) alan grup, üçüncü grup hiçbir ilaç almıyordu.
Üç grup; yaş, cinsiyet, IQ ve sosyoekonomik düzey yönünden eşleştirildi. Ergenlikte;
emosyonel uyum, suç ve akademik performans yönünden üç grup arasında anlamlı farklılıkbulunmadı.
3-5 yıl stimulan alanların, ilaç almayanlara oranla daha iyi uzun-dönem gidişe sahip
olmamaları sürpriz idi. Ancak, stimulan tedavisi alanlarda iyi aile durumuna sahip olanların;
akademik başarı, suç yokluğu ve duyguları kontrol etme yönünden iyi gidiş yönünden
anlamlı korelasyon gösterdiği bulundu. Böylece, ilaçların diğer faktörlerle etkileşimi
(örneğin aile işlevleri ile) tedavinin kendi başına etkilerinden gidişi belirlemede
daha önemli olduğu sonucuna varıldı.
Loney ve arkadaşları (1981) ergenlikteki gidişte stimulan tedavinin belirleyiciliğini
araştırdılar. Çocuklukta tedavinin ortalama süresi 29 ay, dozu 34 mg/gün idi. Tedaviye yanıtta,
ergenlikte birçok parametrelerden yalnızca üçü bir faktördü. Çocukluğunda tedaviye iyi yanıt
veren olgular, en az negatif duygu gösteriyor, en az yasadışı ilaç kullanıyor ve
aritmetik-okumayı değerlendiren testlerde daha iyi puanlar alıyordu. Tedavinin süresi gidişin
herhangi parametresi için yordayıcı bulunmadı. Charles ve Stein (1981) de gidişte bir
belirleyici olarak stimulan tedavisinin süresini (6 ay-4 yıl) araştırdılar. Davranış,
sosyal ve akademik gidiş yönünden farklılık bulunmadı.
Aksine, Satterfield ve arkadaşları (1981) uzun süreli multimodal tedavi alan (stimulan
tedavi, iyileştirici eğitim, anne-baba, çocuk danışmanlığı) grubun,
tedaviyi erken kesenlere oranla daha iyi gidiş gösterdiklerini buldular. Bu durum aile işlevi ile
ilişkili olabilir.
Satterfield ve arkadaşlarının aksine Fischer ve ark (1993) ve Lambert ve ark (1987) daha
uzun süreli tedavi alanların daha negatif gösterdiklerini buldular. Gerçekten de tedaviye devam etme süresi
aile ve çocuğun patoloji şiddeti ile ilişkilidir.
DEHB çocukların stimulan almalarının erişkinlikte madde kötüye kullanımına
yol açtığı konusunda kaygılar olmuştur. Yapılan uzunlamasına çalışmalarda
stimulan tedavisi alanlarda erişkinlikte ilaç veya alkol kullanımında artış gözlenmemiştir
(Barkley 1990Gittelman ve ark 1985). Madde kötüye kullanımı en sık komorbid DB ve antisosyal
kişilik bozukluğu ile ilişkilidir (stimulan tedavi ile değil). Son yıllardaki bir gözden
geçirme yazısında, çocuklukta stimulan kullanmanın erişkinlikte madde kötüye kullanımını
azalttığına işaret edilmektedir (Loney 1988).
Hetchman ve arkadaşları yaptıkları bir çalışmada (1984) stimulan alan ve
almayan çocukları genç erişkinlikte değerlendirmişler; stimulan alanların daha iyi
sosyal beceri ve benlik saygısı gösterdiklerini saptamışladır.
Multimodal Tedavi
Satterfield ve arkadaşları (1981) multimodal tedavi alanların yalnız başına
stimulan tedavisi alanlara oranla daha iyi gidiş gösterdiğini ileri sürmektedir. Buna karşın
multimodal tedavi ile ilgili randomize ve kontrollü çalışma yoktur.
Stimulan tedavinin psikososyal tedaviye üstünlüğü ve kombine
tedavinin avantaj sağlamadığına dair 6 merkezli multimodal tedavi çalışmasında
gösterilmiştir (7-9 yaş 576 DEHB çocuk). Bu çalışmada uzun süreli etkileri araştırma
devam etmektedir (Arnold ve ark 1997).
ÖZET
Gidiş üzerine etki eden faktörler kümülatif etki göstermekte veya birbirleri ile etkileşmektedir.Sonuçta; semptomların şiddeti, komorbidite ve IQ gibi çocuğun özellikleri; anne-baba
patolojisi, sosyoekonomik düzey, aile olumsuzlukları gibi ailesel parametreler ve tedavi ile uzun-dönem
gidişi etkileyecek yönde etkileşmektedir. Bu değişkenlerin bazıları (örn.
Komorbid DB, düşük IQ, anne-baba patolojisi) negatif gidişi belirlemede önemlidir. Tedavi, özellikle
stimulan tedavi, birçok çalışmada etkili olduğu gösterilmiştir, fakat uzun-dönem
etkileri belirsizliğini devam ettirmektedir.. tedaviye devam etme uzun-dönem gidişi belirlemede
etkili olabilir. Belirli tedavi şekilleri ve kombinasyonlar (örn. multimodal tedavi) spesifik hasta
grupları için gerekebilir (örn. komorbid LD, DB veya anksiyete,düşük sosyoekonomik düzey
aileler için). Bu konuda araştırmalar devam etmektedir.