Boşanma, kompleks ve çok boyutlu bir fenomen olup, uzun periyotta
gerçekleşen psikolojik ve sosyal bir süreçtir. Boşanma, her bireyde farklı
seyreder. Teorisyenler ve araştırmacılar, boşanma sürecini açıklayabilmek
için çeşitli modeller geliştirmiştir.
MODEL I: Bir Yas Süreci Olarak Boşanma
(Divorce as a Process of Mourning)
MODEL II: Boşanmanın 6 (Altı) İstasyonu
(The six stations of Divorce)
MODEL III: Psikososyal Süreç Olarak Boşanma
(Divorce as Psychological Process)
MODEL IV: Boşanma ve Erikson'un Gelişim Teorisi
MODEL I: Bir Yas Süreci
Olarak Boşanma
Bu modelde; boşanma, bir aile bireyinin ölümünü takiben oluşan
duruma benzeyen bir psikolojik kriz olarak varsayılmaktadır.
Wiseman bu süreci 5 evreye ayırmıştır:
İnkar
Kayıp ve depresyon
Kızgınlık ve ambivalans
Yeni yaşam tarzı ve kimliğe uyum sağlama
Kabul ve yeniden işlev görme
İnkar :
Evliliğin bozulmasına yol açan sıkıntı verici
faktörler tam olarak açığa çıkıncaya dek bu evre sürer. Bu evrede
evlilik, baskı ve sıkıntılı tarzda devam eder. Denial sıklıkla
evliliği devam ettirmeyi amaçlayan bir mekanizmadır.
Kayıp ve Depresyon:
Stres kaynağı ister iç, ister dış kaynaklı
olsun eşlerde " evlilikte bir şeyler çok ciddi şekilde yanlış
gidiyor" düşüncesini oluşur. Bu evrede kişi, sıkıntılarının
evliliğiyle ilişkili olduğunun farkına vardığında, tipik
ilk reaksiyonu: anlamlılık kaybı, üzüntü, depresyon, yalnızlık
hissi ve diğer insanlarla iletişimden çekilme oluşur.
Kızgınlık ve ambivalans :
Boşanma daha gerçekçi bir düşünce halini almaya başlayınca,
kızgınlık hisleri daha da artar. Bu kızgınlık; çocukların
velayeti, nafaka, çocuklarla görüşmenin ayarlanması ve diğer konular hakkında
kararların alındığı zamanda sıklıkla artar.
Yeni yaşam tarzı ve kimliğe
uyum sağlama :
Bu evrede boşanma bir gerçek olarak algılanır ve her bir
birey bu yeni gerçekle başa çıkmanın en etkin yolunu bulmalaya çalışır..
Boşanma sürecini yaşayan kişinin ana görevi: evlilik, kişilik, meslek,
cinsel ve toplumsal alanlarda yeni bir kimlik geliştirmektir. Bu evrenin en belirgin özelliği
eski kimlikte çözümlenmemiş sorunların yeniden açılması ve yeniden
çözülme fırsatının oluşmasıdır.
Kabul ve yeniden işlev görme :
Kabul, yeterli sosyal, cinsel ve mesleki düşünce ve kimliğe
sahip olmaya başlayınca, bir süre sonra gelişir. Bu evrede yeni oluşmuş
başa çıkma yöntemleri pekişir. Yeni ilişkilere karşı korku ve
endişeler yatışarak, ikinci evlilik için fırsatlar doğar. İkinci
bir evlilikte başarı, her bir önceki evrelerde çatışmaların başarılı
bir şekilde çözümlenmesine bağlıdır.
MODEL II: Boşanmanın
6 (Altı) İstasyonu
(The six stations of Divorce)
Bohannan (1968); boşanmanın 6 paralel süreçten (istasyondan)
oluştuğu görüşündeydi. Bu aşamalarda yaşanan güçlükler, farklı
zamanlarda ve farklı şiddetlerde oluşmaktadır. Bu 6 yaşantı veya
istasyon şunlardır:
Duygusal boşanma (Emotional divorce)
Hukuki boşanma (Legal divorce)
Ekonomik boşanma (Economic divorce)
Anne-baba olarak (ebeveyn) boşanma (Co-parental divorce)
Toplumsal boşanma (Community divorce)
Ruhsal boşanma (Psychic divorce)
Duygusal boşanma:
Emosyonel boşanma evliliğin çözülme sürecidir. Bu ilk
evrede en azından eşlerden birinde; ilişkilerinde duygusal isteklilik ve
arzular azalır. Aile birliği işlev görmesine rağmen ilişkinin
kalitesi iyi değildir. Eşlerin birinde bilinçli ya da bilinçsiz çekilme ve
umursama vardır. Evlilik yaşantısında yaşanan rutin zorluklar
genellikle daha güç olarak algılanmaktadır.
Hukuki boşanma :
Ekonomik boşanma :
Aile aynı zamanda ekonomik bir birimdir, çoğunlukla karı
ve kocanın mülkiyetlerini birleşiminden oluşur. Boşanma durumunda bunların
bölünmesi kararı ortaya çıkar.
Anne-baba olarak (ebeveyn) boşanma:
Belki de boşanmanın en acı verici yönü ebeveyn olarak
boşanmadır. Ebeveyn boşanması anne babanın birbirinden boşanmasıdır,
yoksa çocuklardan boşanmaları demek değildir. Bu durum çocukların
velayet hakkı (the right of custody) bir tarafa verilse bile geçerlidir.
Çocuğun eğitimi ve yetiştirilmesi konusunda karar alma aşamasında
boşanmış eşler bir araya geldiklerinde büyük sorunlar yaşanmaktadır.
Baba sıklıkla, annenin çocuklarını kendisinden ayırmaya ve uzaklaştırmaya
çalıştığını ve babaya benzeyen yönlerini körelttiğini düşünür.
Diğer yandan anne sıklıkla, kendinin kararlar almakta tek sorumlu olduğuna
inanıp, babanın çocuklarına karşı annenin otoritesini kırdığını
düşünür. Boşanmış annelerin çoğu yanlarında, kendilerine yol
gösterecek fakat eleştirmeyecek, destekleyecek ve sorumluluklarını paylaşacak
birisinin olmasını isterler. Anne-babanın birbirlerine karşı şüpheleri
ya da güvensizliklerinin olması çocuklarla iletişimlerinde zorluklara, sürtüşme
ve acılara yol açmaktadır.
Toplumsal boşanma:
Boşanma toplumsal yaşantıda çok büyük değişikliklerin
tetikleyicisi olabilir. Boşananların çoğu evlilik dönemlerinde oluşturdukları
dışarı arkadaş ilişkilerinde büyük hayal kırıklıkları
yaşadıklarını ifade etmektedirler. Bu zor dönemlerinde arkadaşlarının
yanlarında bulunmadığını ve terk edildiklerini hissederler.
Ruhsal boşanma:
Psişik boşanma; kişiliğinden kendinin ayrışması
ve eşin yokluğunun etkisi anlamına gelir. Bu süreç, boşanmış
kişinin tekrar otonomi kazanmasına ve tamamen bağımsız bir hal kazanıncaya
kadar sürer. Bütün boşananlarda, özellikle zaafları ile evlenmiş olanlarda;
psişik boşanma çok güç olmasına karşın, kişilik gelişimi
için büyük bir fırsattır. Psişik boşanma, boşanma sürecinin en önemli
evrelerinden biridir. Bu evrede yeni ayrışmış olan eşlerin her biri,
yeterlilik ve bağımsızlıklarını geliştirmeye çalışırlar.
Her bir eş, eşinin desteği olmaksızın, birbirlerinden bağımsız
tarzda, başarısızlıkları ve yanlışları için suçlayacak
birini bulmaksızın, tek başına yaşamayı öğrenmelidirler.
Boşanan kişiler önceleri problemleri çözme için kullandığı yöntemleri
denerler, oysa ki boşanma sonrasında işe yaramayan eski başa çıkma
metotlarından vazgeçip yeni çözüm getirici yöntemler için çabalamalıdırlar.
MODEL III: Psikososyal Süreç
Olarak Boşanma
Boşanmanın psikososyal analizi en ayrıntılı bu
modelde yapılmıştır. Kessler'in analizleri (1975); çeşitli evreleri
yaşayan yetişkinlerde yaptığı klinik çalışmalara
dayanmaktadır. Kessler boşanmayı psikolojik süreç olarak 7 emosyonel evreye
(aşamaya) ayırmıştır:
Gözünü açmak, tatsız olan gerçeği görmek (Disillusionment)
Erozyon (Eresion)
Ayrışma (Detachment)
Fiziksel ayrılık (Physical separation)
Yas (Mourning)
İkinci ergenlik (Second Adolescence)
Araştırma ve sıkı çalışma (Exploration
and hard working)
Bu süreçteki evrelerin başlangıç ve bitiş noktaları
açık değildir. Bu evrelerin süreleri, kişilerin yapılarına göre değişmektedir.
Gözünü açmak, tatsız olan gerçeği
görmek:
Emosyonel boşanma, balayının bitmesiyle başlar.
İlk oluşan romantik körlük kaybolduğunda, farklılıklar ve güçlükler
fark edilmeye başlandığında, kişinin gözü açılmaya başlar.
Problemlere karşı ilgisiz kalma eşlerde, ilişkinin olumsuz yönlerine
odaklaşmalarına ve düşünmelerine yol açar. Gözün açılması,
herhangi bir ilişkinin aslında tamamlayıcı evresidir. Gözün açılması
ilişkinin bozulmasının sebebi olabileceği gibi, ilişkinin derinleşmesi
ve güçlenmesinde anahtarı da olabilmektedir. Bu evre; eşlerin birbirlerinden
beklentilerinden feragat edip, gerçekle tanışma zamanıdır. Bu evrede
farklılıklar açığa çıkar ve eşler realite ile zihinlerindeki
ideal eş algısı arasındaki ayırımı yapma dönemine
girerler. Burada algılamanın derecesi gelecekteki hayal kırıklıklarının
şiddetini belirler. Realite, eşlerin birbirlerini zayıflıkları ve güzel
taraflarıyla birlikte kabullenmesi ve sevmesi fikrine dayanmaktadır.
Başlarda gözünü açma belirgin ve bilinçli olarak algılanmayabilir.
Fakat zamanla olumsuzluklar üzerine odaklaşma ve farkına varma, konu üzerinde yoğunlaşmaya
yol açar. Kişi, eş idealizasyonu ve hayal kırıklıkları arasında
mekik dokur. Zamanla enerjini çoğunu eşinin ve ilişkinin olumsuz yönlerine
harcar. Eğer bu evre geçilemezse, ilişki azalarak diğer evreye geçilir.
Erezyon :
Çok az kişi gözünü açma evresini başarıyla halleder.
Sıklıkla bu dönemi erozyon takip eder. Bir önceki evrede baskılanmış
olan acı, hayal kırıklıkları ve kızgınlıklar açığa
çıkmaya başlar. Eşiyle olan hayal kırıklıklarının ve
hoşnutsuzlukların bilinçli olarak farkına varmaya başlar.
Bu evrede eşler birbirleriyle, iletişimleri olumsuz bazda olsa
bile, birbirlerine çok müdahale etme tarzında ilişkidedirler. Birbirlerine karşı
özenli davranmaz, derin yaralar açacak tarzda birbirlerini incitirler (Kessler 1975).
Ayrışma:
Ayrışma evliliğe yatırımın anlamlı
derecede azaldığı anlamına gelir. Buradaki baskın tavır
umursamazlıktır. Bu evrede çatışmalar üzere yoğunlaşmadan
ziyade ilgisizlik gelişmesiyle karakterizedir. Eşlerin aktiviteleri başka
alanlara kaymaya başlar. Bu ayrışma eşlerin birinde daha baskın
olarak yaşanır. Eşler veya eşlerden biri artık boşanma sonrası
yaşam hakkında düşünmeye başlamış ve tek başına yaşama
hakkında düşlemler ve planlar kurmaya başlamıştır.
Fiziksel ayrılık:
"Duygusal boşanma sürecinin en travmatik evresi fiziksel ayrılıktır"
(Kessler, 1975). Eşler yalnızlık, anksiyete ve karmaşık düşünceler
içine girerler ve yeni kimlik oluşturma gereksinimi hissederler. Boşanmanın başlaması
sıklıkla eşlerde suçluluk ve yetersizlik hislerinin oluşmasına yol açar,
bu duygular kolaylıkla kızgınlık hislerine dönüşebilmektedir. Suçluluk
duyguları; eşine ve çocuklarına ayrılığın verdiği
incinme ve acıdan sorumlu olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Oluşan
yalnızlık, eşleri yeni ilişkilere iter (Kessler 1975) Kessler eşlerde
bilinmeyene yönelik anksiyetenin 3 sebeple geliştiğini ileri sürmektedir:
Toplumun bilinemeyen tepkisi ve tek yaşamla başa çıkabilecek
mi endişesi
Eski alışkanlıklarından vazgeçebilecek mi endişesi
Yeni yaşam için kendini düzenleme ve tanımlama kaygısı
Bu kaygılar potansiyel olarak aslında yapıcı
niteliktedir, uyumu kolaylaştırır.
Yas:
"Yas; kızgınlık, incinme, yalnızlık ve çaresizlik
duygularını içerir" (Kessler, 1975). Yasta kayıp'ın verdiği
psikolojik süreç işler. Eşler birbirlerinin psikolojik varlıklarından
kendilerini özgürleştirme çabalarını içermektedir. Önceki ilişkilerin
anıları yeni bağımsızlığın başlangıcında
kişiyi tehdit eder. Anılar, içeriği ister iyi ister kötü olsun, kişinin
güvenini sarsar ve hareketlerini kısıtlamasına yol açar.
Kızgınlık ve depresyon, yas sürecinin ana
komponentleridir. Eğer kızgınlık, evlilik döneminde yaşanan acılara
yönelik ise yıkıcı olabilmektedir (destructive anger). Eğer kızgınlık
şimdiki gerçeklerden kaynaklanıyor, bağımsızlık oluşturma
ve yeni ilişkiler geliştirmeye yönelik ise yapıcıdır (Constructive
anger).
Depresyon yas sürecinin önemli komponentlerindendir. Bu kızgınlığın
başka yansıyan bir tarzıdır. Suçluluğun dışarıya yansıtılan
tarzı (externalizing) kızgınlık, internalize (içe yönelik) tarzı
depresyondur. Ayrılık tamamen gerçekleşir gerçekleşmez "Frantic
yas" depresyona ve ardından hüzüne döner. Depresyon işlerliği önlemesine
rağmen, hüzün (sadness) önlemez. Yıkıcı kızgınlıktan yapıcı
kızgınlığa geçiş ve depresyonun hüzne dönüşmesi ruhsal işleyişin
devam etmesi için gereklidir.
İkinci ergenlik:
Bu evre kendini rehabilitasyon için sıçrama tahtası
olabilir. Bu aşamada iyileşme duygusu ve özgürlük için yeterlilik ve hazırlık
vardır. Boşanmaya ait kızgınlığın yerini objektif bakış
almıştır. Günlük evlilik yaşamının ve boşanma sürecinin
verdiği sıkıntılardan kurtulma, kişinin geleceğe yönelik daha
iyimser ve gerçekçi bakmasını sağlamaya başlamıştır. Bu
evrede geleceğe yönelik kurulan heyecan verici ve büyüleyici düşünceler
ergenlikteki yaşantıyı andırmaktadır. Baskılanmış arzu
ve istekler yeniden alevlenmiştir. Buradaki tepkiler aşırı bir nitelik
kazanabilir fakat sonra dengeye ulaşır.
Araştırma ve sıkı çalışma
(Exploration and hard working):
Bu evrede tekrar oto kontrol oluşur. Kendine ve başkalarına
karşı oluşan iç görü, ilave girişim ve araştırmalar için
cesaret verir (Kessler, 1975). Önceden tanımlanan amaçlar şimdi özgün ve gerçekçi
hal alır. İlişkilerde yeterlilik, pasiflik yerini aktif katılım almıştır.
Bu evreye ulaşmış kişiler geçmişe rahatsızlık duymadan
bakabilirler.
MODEL IV: Boşanma ve
Erikson'un Gelişim Teorisi
Bu 4. Model 1977'de Smart tarafından geliştirilmiştir. Bu
modelde boşanma sürecine Erikson'un kişilik gelişimi teorisi bağlamında
bakılmıştır. Erikson (1963) çocuğun gelişimini değerlendirirken;
her bir evrenin bir krizle karakteristik olup, çocuğun sağlıklı bir kişilik
geliştirmesi için bu dönemdeki krizi çözmesi gereklidir. Daha sonraları oluşan
yaşam krizlerde sıklıkla erken gelişimsel evrelere (başarı ile
çözümlenmemiş evrelere) regresyon olur. Bu regresyonlar, bu problemlere daha yüksek
seviyede çözümler oluşturma fırsatı vermesine karşın, daha yoğun
krizlerde regresyon ileri seviyelerde gelişebilmektedir. Smart'a göre Boşanma böyle
bir krizdir ve kişi regresyona uğrar.
Boşanma Hakkında 7
yanlış inanış
Myth 1: Çoğu erkek eşlerini aldatır: Yapılan
iyi düzenlenmiş araştırmalarda erkeklerin %80’nin eşlerini hiçbir zamn
aldatmadıkları ortaya çıkmıştır.
Myth 2: Boşanmayı erkek başlatır: Bir çok çalışmada
boşanmaların 2/3’ünde boşanma için müracaat eden ve başlatan kadındır.
Erkekler kadınlara oranla evliliklerde daha fazla mutlu olurlar, daha az hayal kırıklığı
ve doyumsuzluk yaşarlar ve daha az olasılıkla boşanmayı düşünürler.
Myth 3: Kadınlar boşanma sonrasında pişmanlık
duyarlar: Çoğu kadın boşanma sonrasında pişmanlık duymaz.
Dahada ötesi boşanmış kadın, boşanmış erkeğe oranla
genellikle daha mutludur.
Myth 4: Kadınlar boşanma dan daha fazla olarak duygusal ve
psikolojik zarar görürler: Bu genellikle doğru değildir. Boşanma sonrası
kadın duygusal olarak daha iyi hisseder.
Myth 5: Boşanmış kişiler eski eşleri ile
problemleri devam eder: Yarısı için genellikle hayır.
Myth 6: Çoğu boşanmış erkek tekrar evlenirken,
çoğu boşanmış kadın evlenemez: Boşanmış kadının
tekrar evlenme isteği erkeğe oranla daha az olasıdır. Çünkü boşanmış
olmaktan mutludur. Fakat araştırmalarda boşanmış erkeklerin %80’i ve
boşanmış kadınların %75’i tekrar evlenmektedir.
Myth 7: Boşanmanın ekonomik etkileri kadınları
erkeklerden daha çok etkiler: Boşanmayı takiben yıllarda gerçektende kadınlar
parasal olarak daha çok etkilenirler. Fakat genellikle 5 yıl sonrasında kadın
ve erkek çoğunlukla tekrar evlenir.