Birçok tür için sinir sistemi
organizmanın en karmaşık kısmıdır. Memeli türlerindeki genlerin
1/3’ünden fazlası santral sinir sisteminde (SSS) kodlanır. MSS’de
gen kodlama işleminin yoğunluğunun sebebi yapısal ve fonksiyonel
kompleksliğinden kaynaklanmaktadır (30 binin üzerinde gen SSS’de
kodlanır.) Olgun SSS’in geniş moleküler komponentlerini kodlamak
için SSS’e özgün kodların olduğu görüşü akla yatkındır. Bunun
ötesinde bu genetik kopyaların önemli bir kısmının SSS
morfogenezine rehberlik ettikleri ve birincil olarak bu morfogenez
sırasında ifade edildikleri düşünülmektedir. Bu bölümde SSS
gelişimini kontrol eden bazı temel kurallardan bahsedilecek ve
genetik akışın hücre-hücre iletişimine ve çevresel değişkenlere
nasıl bağımlı olduğu tartışılacaktır. Bu bölüm boyunca SSS
gelişimi ile beyin plastisitesinin yaşam boyunca korunumunu
sağlayan mekanizmaları gösteren olgun beyin fonksiyonları arasında
paralellikler gösterilecektir. Ayrıca çocukluk yaş grubunda
kullanılan birçok farmakolojik ajanın hedefi olan nörotransmitter
ve nöromodülatör sistemlerin ontogenezi araştırılacaktır.
Gelişimsel psikopatolojiyi anlayabilmeye yönelik SSS gelişiminin
özel prensiplerini ortaya koyacak örnekler seçilmiştir. Daha
eksiksiz ve sistematik bilgi için bu konuyla ilgili (Kandel ve
ark,2000) yazılan bölümün okunması önerilmektedir.
Santral
Sinir Sistemini Şekillendiren Genler
Santral
sinir sisteminin ontogenetik gelişimi evrimsel olarak genlerce
sürdürülür. Nöral gelişimi kontrol eden gen ifade dizimi
tanımlanmamış ve stereotipik olmasına rağmen gelişen hücrelerin
lokal etkileşimiyle geniş bir boyutta sürer. Bu etkileşimlerin
evrimsel avantajı bu kompleks sistemlerin hücresel özellikleri
yeniden değerlendirebilir olmaları ve çevresel sorunlara uygun
uyum yapabilmeleridir. Bu, özellikle farklı doku ve
kompartmanların detaylı planlarının yapımının koordinesinin
gerektiği,embriyolojik gelişimin erken evreleri için geçerlidir.
Düzenleyici etkileşimler ,yüksek organizmalara çevresel
etkileşimlere uyum sağlamak için gerekli genetik yolların
kullanımını sağlar. Sistem böylece daha esnek ve hataya daha az
meyilli hale gelir. Genetik kopya belli bir olgunluk düzeyine
geldiğinde hücre otonomi kazanır ve çevresel değişikliklere daha
az duyarlı hale gelir.
Gelişim,
hücrelerin multiselüler organizma oluşturmak amacıyla çoğalması,
farklılaşması ve bu hücrelerin uygun yerlere yerleşimini içerir.
Şekil oluşumu bir seri hücre akıbeti kararı ve progenitör ve
farklılaşmış hücrelerin uygun alana yerleşimini içerir. Bu
kararlar seçeneklerin hiyerarşisi içinde düzenlenir. Basit olan
daha karmaşık olanı belirler ve düzenler (farklı nöronal tiplerin
yerleşiminde olduğu gibi).
SSS oluşumu boyunca
hücreler kendi çoğalma hız, oran ve göreceli konumlarını
karşılıklı olarak yönetirler. Bu etkileşimler direkt hücre-hücre
teması, morfogen adı verilen salgılanan polipeptidlerin
lokal etkisi ve çevreden kaynaklanan hormonal etkilerle
düzenlenir.
Morfogenler,doku içindeki
konumları,paterni belirten şekli oluşturan maddelerdir(Meinhardt,1983).
Bu maddeler ekstraselüler konsantrasyon gradyenti oluştururlar. Bu
gradyent organın orantılı büyümesi ile sonuçlanan hücresel
davranışları yönetir. Örneğin farklı değişken konsantrasyonlar
hücrelerin tipini ve alan içindeki göreceli konumunu
özelleştirebilir. Morfogenler hedef hücrelerde gen ifade işlemini
düzenleme görevini yürütürler. Çünkü farklı aktivasyon eşiğine
sahip farklı genler morfogen kaynağından farklı uzaklıklarda
bulunacaklardır.
Gelişimin erken
basamaklarından özgün örnekler bulunabilir. Drosophilada yumurta
döllenmeden önce morfogenler yumurta sitoplazmasında (maternal
etki genlerinin ürünleri) yerleşiktir ve erken şekil oluşumunda
görev alır. Temel vücut eksenlerinin oluşumundan anne kaynaklı
dört sinyal sorumludur. (Ön-arka, dorsoventral ve terminal).
Bunlar bağımsız olarak oluşurlar ve sonraki gelişim basamağının
devamını sağlarlar. Anne kaynaklı sinyallerden bir tanesi aynı
zamanda drosophilanın epidermal büyüme faktörünün (EGF)
homoloğu,onun reseptörüne bağlanarak döllenmiş yumurtanın dorsal
kısmını oluşturur. Bu EGFR olarak isimlendirilir. EGFR
memelilerde serebral korteksin gelişimini ve erişkin memeli ön
beyin kısmındaki kök hücre çoğalmasını düzenler (Sibilia,1998).
EGFR sinyal yokluğunda serebral korteks, bu reseptörün kortikal
nöron devamlılığı için gerekli olduğunu vurgulamakta olan
ilerleyici yıkıma maruz kalır. Bu örnek, gelişim sürecinde
moleküler sinyallerin korunduğunu gösterir.
Diğer bir maternal sinyal
böcekteki biocid diye isimlendirilen, sadece yumurtanın ön
kısmının ucunda bulunan gen kopyasıdır. Biocid gen ürünü
embriyonun ön kutbunda ön-arka istikamette kopyalanır. Biocid
boşluk (gap) geni diye isimlendirilen zigotik genin düzenleyici
bölgesine bağlayan baskın kopyalama faktörüdür.Bu genler baş
gelişimini kontrol ederler. Farklı boşluk genlerinin bağlanan
kısımlarının biocid için farklı eşik değerleri olduğu için,bu
morfogenin konsantrasyon gradyenti embriyoda farklı gen ifade
alanlarını tanımlar.
Boşluk genleri vücut
planını bölgesel olarak organize eden değişik bloklarca aktive
edilir. Bunların inaktivasyonu isminden de anlaşılacağı üzere
gelişen embriyoda eksik bir kısmın oluşmasına neden olur. Örneğin
orthodenticle (otd) ve boş spiraller (ems) böceğin
baş kısmının kısmen örtüşen taraflarındaki biocidin yüksek
konsantrasyonlarıyla aktive edilir (Finkelstein ve Perrimon,1990).Otd
ve ems böcek beyninin birinci,ikinci ve üçüncü kısımlarının
özelleşmesi için gereklidir. Vertebra SSS’de segmental
organizasyon daha az belirgin olmasına rağmen boşluk genleri
evrimsel olarak korunmakta ve yüksek organizmalarda benzer
fonksiyon görmektedir. Otd ve ems’nin memelilerdeki homologları Otx1/Otx2 ve
Emx1/Emx2 memeli ön beyninin kısmen üst üste binen
kısımlarınca ifade edilir.
Seçici Genler Bölgesel
Çeşitlilik Oluşturur
Gelişimin sonraki
safhalarındaki gen ifadesinin sıralı dizimi embriyoyu kısımlara
ayırır. Bir kısma ait hücreler diğer kısımların hücreleriyle
karışmaz. Kısmın kurucu hücreleri seçici genlerin ifadesi ile
sunulan genetik adresi paylaşırlar. Homeodomain genleri tüm
ökaryotlarda gen kodlanması işleminin esas düzenleyicisidirler.
Korunmuş DNA bağlanma motifiyle korunmuş gen promoterlerine
bağlanan homeodomain seçici genleri o kısımdaki hücrelere kendi
özelliklerini tanımlayan bir dizi spesifik bilgi verirler.
Hox genleri
vertebralardaki nöral tüpte segmentasyonu düzenleyen homeodomain
seçici genlerdir. Hox geninde fonksiyon kaybı mutasyonları
büyümede anormallikler, rombomerde delesyon, hücresel
özelliklerde hücre karışımı ve aksonal kusurlara neden olan
değişikliklerle sonuçlanır. Talidomid veya retinoidlerin
sebep olduğu embriyonik hasarlar arka ve ön beyindeki homebox
genlerinin yanlış düzenlenmesine neden olur. Hoxb2 ve
Hoxb1’den yoksun fare mutantları (Burada fasial motor nöronlar
özelleşmemiştir.) ile Moebius sendromunun otistik özellikleri
arasında ilginç benzerlikler gösterilebilir. Rombensefalondaki
erken gelişimsel kusurların bazı otistik vakalarda da görüldüğü
varsayılmaktadır (Gillberg ve Steffenberg,1989;Rodier ve
ark,1996).
SSS’in ön kısmı olan
prosensefalonda ifade edilen birçok homeodomain gen türü tarif
edilmiştir. Bu genlerin fonksiyonları farede yapılan gen
inaktivasyon çalışmalarıyla ortaya konmuştur.
Otx2 geninin homolog
rekombinasyon ile inaktivasyonu prosensefalonun tamamının
gelişiminde bir başarısızlıkla sonuçlanır. Bu, SSS’in primer
bölgeselleşmesinde belirgin başarısızlığının sonucudur.Otx2’nin
yakın bir homologu olan Otx1 serebral korteks gelişimi için önem
arz eder. Otx1’in yokluğunda serebral korteks küçüktür ve anormal
tabaka oluşumu göstermektedir. Sonuç olarak farede tedaviye
yanıtsız nöbetler gelişir. Otx genlerinin fonksiyonel yokluğu
anensefalik fenotipe yol açarken, bu genlerin fonksiyonlarında
kısmi azalma orta hat yapılarının yokluğuna ve iki yan ventrikülün
kısmi birleşmesine sebep olur ki bu malformasyon insanda
holoprozensefali olarak adlandırılır. Holoprozensefalinin
birçok formu ölümcül seyrederken, daha hafif formlar yaşamla
bağdaşabilir.
Emx genleri hipokampusun
oluşumu için önemlidir. Emx2’nin nokta mutasyonları şizensefali
ile ilişkilidir. Sonuç olarak Drosophiladaki erken segmentasyon
genlerinin homologları, insan beyninin gelişiminde temel rol
oynamaktadırlar.
Düzenleyici
Bölgeler Uzun Dizili Sinyallerden Köken Alırlar
Düzenleyici hücreler çevreleyen
dokuda yeni bir yapının oluşmasına öncülük eden hücre gruplarıdır.
Bu hareket, düzenleyicilerin içindeki hücrelerce salınan
yayılabilir faktörlerin (morfogen)salınması ile
düzenlenir. Bu düzenleyici hücreler uzak mesafedeki hücrelerde gen
ifade kaskadını indüklerler.
Spinal kanalda iki
morfogen zıt olarak etki etmektedir. Sonik hedhegog (Shh)
ve kemik morfogen protein (BMP) dorsal ve ventral tüp
boyunca (zıt yönlerde) uzanırlar. Shh ventral tüp boyunca yayılır
ve 5 farklı progenitör domaine özelleşir. Ve sonunda motor
nöronlar gibi farklı nöronal grupların oluşmasına sebep olur;
ventral ve dorsal ara nöronlar. Bunun tersine BMP4 dorsal orta
hattadır ve dorsal spinal kordda duyusal ara nöronları oluşturur.
Bu yayılabilir
ligandlar,progenitör hücrelerin akıbetini özel kodlama faktörlerin
ifadesini düzenleyerek özelleştirir. Örneğin Shh HNF3 ve Nkx
2.1 geninin ifadesini artırır ve Pax3 ve Msx1’i
baskılar. Sonuçta bu genlerin ventral alanlardan hızlı bir şekilde
kaybolması sağlanmış olur. Önceden ifade edildiği üzere bu kopya
domainler kendi ifadelerini karşılıklı baskılayıcı etkileşimle
stabilize edip korumaktadırlar.
Beyin kökünün tam
üstünde bulunan isthmus mesensefalonu rombensefalondan ayıran
bir darlıktır. Bu sınırda Otx2 ve Gbx2 ifadesi birbirini etkiler.
Bu genler sırasıyla beyin ve spinal kanalın farklılaşmasında görev
alırlar. Bu isthmus bölgesinde birçok morfogen ,özellikle Wnt-1
ve fibroblast büyüme faktörü (FGF) grubundan Fgf8, Fgf17,
Fgf18 ifade edilir. Yakın bir zamanda yapılan bir deneyde kaudal
diensefalon bölgesindeki sınırlı bir Fgf8 kaynağının bu ön beyin
bölgesinde yeni bir orta beyin oluşumunu indükleme kapasitesine
sahip olduğu gösterilmiştir. Bu ikinci orta beyin, normal orta
beyin ile ilgili olarak ayna görüntüsü vazifesi yapar. İkinci orta
beyin rudimenter serebellum ile kuşatılmıştır. Bu da ektopik Fgf8
kaynağının yeni, isthmus benzeri düzenleyici bir merkez olduğunu
akla getirir. Bu yeniden özelleşme oluşur. Çünkü Fgf8 arka beyin
ve isthmusdaki gibi ön beyin genlerini Gbx2 de olduğu gibi
indüklerken Otx2 gibi ön beyin genlerini baskılar. Otx2 ve Gbx2
karşılıklı olarak birbirini antagonize ettikleri için Otx2
ifadesinde azalma, Gbx2 olan alanda genişlemeye neden olur. Bu da
isthmusun yeni pozisyon almasına neden olur. Fgf8’in önemi, Fgf8
gen eksikliğinde kaudal orta beyin ve rostral arka beyin
bölgelerinin olmadığı gerçeğiyle pekiştirilmiştir.
Bu sonuçla,arka
beyin ve spinal kord için tanımlanana benzer ön beynin bölgesel
özelliklerini düzenleyen sinyal merkezleri var olabilir. İlginç
bir şekilde Fgf8 ön nöral plakın esas kenarı olan ön nöral sırt
bölgesinde de ifade edilmektedir. Bu bölgede Fgf8 diğer FGF’ler
ve BMP ile birlikte olfaktor bulbus ve dorsal serebral
hemisferlerin gelişimin etkiler. Ek olarak beynin ön orta hattı
boyunca uzanan hücrelerden salgılanan Shh, ön nöral sırt ve
isthmustan dağılan FGF ligandlarıyla kesişir. Birliktelikleri
dopaminerjik ve serotonerjik hücreleri belirgin bir şekilde
uyarır. Shh, FGG ve olası diğer morfogenler arasındaki ince
değişimler bu hücre tiplerinin gelişimini değiştirebilir.
Dopaminerjik ve serotonerjik sistemler affektif bozukluklar,
psikoz, obsesif-kompulsif bozukluk ve otizm patogenezinde
suçlanmaktadır. SSS gelişiminin tüm yönlerini salınan bu
faktörlerin gen yıkımıyla ilişkisini ortaya koyacak çalışmalara
ihtiyaç vardır.
Evrim Boyunca Serebral Korteksin
Çeşitlilik ve Genişlemesi
SSS’in başlangıç
bölgesel özelleşmesi sonrası, her bölge kendi kontrolleri ve
uygun sayıda hücre tipinin farklılaşması için değişen
mekanizmalarla ileri tanımlar elde ederler. Serebral korteksin
yüzey alanında filogenez boyunca ciddi bir genişleme
olmuştur.İnsan korteksinin yüzey alanı fareninkinden 1000 kat,
maymundan ise 100 kat daha geniştir. Bu yüzey alanındaki artış
kalınlık artışıyla korele değildir (İnsan korteksi fare
korteksinden sadece 3 kat daha kalındır). Böylece korteksin ana
birimleri (kortikal sütun ve radial birim) memeli türlerinin
evrimi boyunca aşağı yukarı sabit kalmaktadır. Fakat bu birimlerin
sayısı artmıştır. İkinci olarak ontogenez boyunca kortikal yüzey
alanının artışı sağlanırken farklı nöronal yapıları doğru oranda
tutan bir mekanizma olmalıdır.
Kortikal nöronlar
embriyonik serebral ventriküllerin etrafında yerleşen hücrelerden
oluşan psödo stratifiye ventriküler epiteliumda (PVE) oluşurlar.Bu
katmanda bulunan progenitor hücreler çoğalır ve son mitozlarından
sonra PVE’den ayrılır ve primordial serebral kortekse (kortikal
plak) doğru göçmeye başlarlar. Kortikal alanlar farklılaşmasına
rağmen nörogenez paterni tüm serebral kortekste benzerdir.
Kortikal alanlardaki farklılıkların ortaya çıkmasını kontrol eden
mekanizmalar progenitörlere esas olabilir (ventriküler
nöroepiteliumda öncü bir harita bulunabilir). Alternatif olarak
önde gelen afferent popülasyon, korteksin hücresel kısmındaki
temel özelliği korurken, bu bölgesel farklılıkların oluşumundan
sorumlu olabilir. Yakın dönem verileri embriyonik kortikal plağın
talamik afferentlerin ortaya çıkmasından çok önce Emx2 ve
PAX6 homeodomain genleri ve büyüme faktör gradyentlerini
içerir. Bu erken gen gradyentlerinin erişkin serebral korteksin
bölgesel özelliklerine bağlı olup olmadığı bilinmemektedir.
Şimdilerde embriyonik serebral korteksin hem kemirgen hem de
rhesus maymunlarında gelişimin erken evrelerinde bölgesel
özellikleri kazandığı açıktır.
Kortikal alana
özelleşmiş kurucu (founder) hücrelerin genişlemesi direkt olarak
beynin kortikal çapını etkiler. Kurucu hücrelerin nörogenez
başlamadan önce simetrik bölünmeye uğradıkları tespit edilmiştir.
Ancak baskın asimetrik bölünme nöronların oluşumunda önemlidir.
Asimetrik bölünmenin moleküler mekanizması kompartmanların
oluşumunu kontrol eden mekanizma ile benzerdir (Yani iki kardeş
hücre arasında seçici genlerin farklı kalıtımı.) Hücre ölümünün
kortikal kurucu hücrelerin sayısını düzenliyor olması da
mümkündür. Çünkü, hücre ölüm etkileyici molekülü olmayan farelerin
beyin anatomilerinde birçok anomali bulunmuştur. Gelişmekte olan
kortekste morfogenetik hücre ölümünün zamanlaması ile ilgili yoğun
araştırmalar yapılmaktadır.
Kortikal
progenitor hücreler serebral korteksi oluşturmak için bir dizi
hücre siklusuna girerler. Farede 11 hücre siklusu vardır. Bu
siklusun uzunluğu nörogenezin ilerlemesi ile G1 fazının uzamasına
bağlı olarak artar. Takahashi ve ark (1996) siklusa giren
hücrelerin oranını (Q fraksiyonu) ölçerek progenitor genlerin
büyüme kinetiğini değerlendirdiler. Fare nörogenezi boyunca Q
nonlineer tarzda artar. Tüm hücrelerin artmaya meyilli olduğu
başlangıç dönemi 0(sıfır) dan,tüm progenitör genlerin siklusa
girdiği 1(bir)’e kadar uzanır. Embriyonik 14.günden sonra
proliferatif fazdan çıkan hücre oranı geometrik olarak artar. Bu
da PVE ’nin kasılmasına ve kortikal nöronların yoğun bir şekilde
artmasına neden olur. Yoğun üst kortikal tabakaları oluşturan
nöronlar nörogenezin son 2-3 gününde oluşur.
Hücre siklusunun
ilerlemesi erken G1 fazında bir kontrol noktasıyla düzenlenir. Bu
faz süresinde tirozin kinaz reseptörlerine bağlanan büyüme
faktörlerine maruz kalma hücrenin tekrar bölünmesine neden olur.
Buna ilaveten G1’de büyüme faktöründen yoksun kalma D fazında
kalıp tekrar siklusa girmeyi engeller. Gelişimi devam eden
serebral kortekste hem EGF hem de temel FGF (Fgf2) bulunur ve
bunlar G1 kontrol noktasını etkilemeye aday mitojenik
faktörlerdir. Fgf2 nörogenezden önce ve nörogenez boyunca etki
eder. EGF ise daha önce etki gösterir. EGF’ye cevap veren kök
hücreler Fgf2’ye yanıt vermeye aday hücrelerdir. Fgf2’nin
embriyonik serebral ventriküllere mikroenjeksiyonu kortikal nöron
oluşumunu artırır. Tersine fonksiyonel Fgf2 geninden yoksun
fareler kortikal hücre sayısında ve erken nörogenezde nöronal
progenitor hücre sayısında azalmaya neden olur. Bu sebeple Fgf2
kortekste yeterli hücre sayısı elde edebilmek için gereklidir. Son
dönem verileri Fgf2’nin nörogenez başlamadan kortikal kurucu
hücrelerin genişlemesini düzenlediğini desteklemektedir. İlginç
olan Fgf2 ne bazal ganglion gelişimi için ne de ganglionik
yapılardan serebral korteksin içine göçen kortikal aranöronların
oluşumu için gereklidir. Bu sebeple glutamerjik kortikal piramidal
hücrelerin ve GABAerjik kortikal ara nöronların sayısını temelde
muhtemelen farklı mekanizmalar düzenlemektedir.
Özet olarak
tirozin kinaz reseptörleri için var olan ligandlar hücre
siklusundan ne zaman çıkılacağı,progenitor hücre bölünme sayısı ve
hücre farklılaşmasını düzenlemek için PVE’nin mikrodomainleri
içinde etkileşmektedir. Bu ferdi etkileşimlerin glutamerjik ve
GABAerjik nöron sayısında değişikliklere ve de SSS’nin bu fazı
boyunca glia oluşumuna yol açması olasıdır.
Serebral
Kortekste Nöron Göçü: Radial ve Tanjansiyal
Serebral ve
serebellar korteks gibi laminar yapılarda Bergmannglia ve radial glia diye adlandırılan özelleşmiş
yapıdaki glial hücreler sırasıyla serebellar ve serebral korteks
için radial göç yolundaki genç nöronlara rehberlik ederler.Bir
diğer nöron kümesi muhtemelen erken aksonal yolu veya diğer
astroglial hücreleri kullanarak non radial olarak bilinmeyen
istikametlerde göç ederler.
Gelişmekte olan serebral kortekste
marjinal alan hücrelerinin (Cajal-Retzius hücreleri) ilk
oluşan hücrelerdir. Sonrasında nöronlar marjinal bölgenin altında
kümelenerek 6-5-4-3-2 sırasında kortikal katmanları oluşturur. En
genç hücreler her zaman yaşlı hücreleri geçerek göç edip penetre
olarak marjinal alana en yakın alanda yerleşirler.
İnsanda birçok
genetik mutasyon nöron göçünü ve kortikal katman morfogenezini
bozar. Bunlar kortikal nöron göçünde farklı derecelerde zeka
geriliği ve nöbetlere yol açan tıkanmaya yol açar.
Göç eden nöronlara
yol gösteren kompleks sinyal mekanizmalarına ışık tutan önemli
ipuçları veren birçok fare mutasyon analizi yapılmıştır. Bu
analizler hücre göçü mekanizmalarında genetik komponentlerin
önemini vurgulanmıştır. Farelerdeki reeler, scrambler ve
yotari mutasyonları göç eden genç nöronların eski nöronların
olduğu katmana penetre olmalarını engelleyen fenotip oluşmasına
neden olur. Sonuç olarak kortikal katmanların tersine dönmesi ve
serebral korteks ve diğer tabakalı yapıların disorganizasyonu
gelişir. Reeler geni Cajal-Retzius hücrelerince üretilen ve
marjinal bölgede en yoğun olduğu reelin genini kodlar.
Scrambler ve yotari mutasyonları hücre içi reelin yolu
komponentlerini dağıtır. Yakınlarda, ApoE reseptör 2 ve VLDL
resptörü ile ilgili mutasyonun reelin fenotipini oluşturduğu
bulunmuştur. Bunun sebebi reelinin hem ApoE2 ve VLDLR’yi güçlü
afinite ile bağlıyor olması ve bu bağlanma reelin sinyalini
uyarmasıdır. Non-reseptör tirozin kinazlar boyunca uzanan sinyal
nöronal göçün düzenlenmesinde önemli role sahiptir.
Yakınlarda
yapılmış bir çalışmada reeler gen mutasyonu otizm ile
irtibatlandırılmıştır (Keller,2000).Şizofrenik hastaların
beyinlerinde kortikal nöron göçünde ve reelin içeren kortikal ara
nöronlarda hafif anormallikler olduğu gözlenmiştir (Guidotti,2000).
Bu nedenle şizofrenide de reelin geninde mutasyon olduğu
vurgulanmıştır. Affektif bozukluğu olan hastaların
hipokampuslarında reelin gen değişiklikleri rapor edilmiştir (Fatemi,2000).
Glutamerjik
piramidal hücreler dorsal PVE’den radial yönde göç ederler ve
tanjansiyal dağılan GABAerjik ara nöronlardan uzaklaşırlar.
Tanjansiyal göç eden hücrelerin kökeni yakın zamana kadar
bilinmemekteydi. Birçok GABA nöron öncü hücreleri gelişmekte olan
korteks ve hipokampusa telensefalonun ön kısmına yerleşen
ganglionlardan ulaşır. Bazal telensefalondaki progenitor hücreler,dorsal
PVE yerleşimli hücrelerden genetik olarak farklıdır. Çünkü bu
hücreler, Dlx ve Nkx içeren farklı homeodomain gen kümeleri ifade
etmektedirler. Bunlar dorsal kortikal progenitör hücrelerce
paylaşılmaz. Serebral kortekse bazal telensefalondan göç eden
kortikal ara nöronların gerçek oranı tam olarak bilinmemektedir.
Korteks ve basal
ganglion GABAerjik hücrelerin ortak kökeni ve farklılaşmaları ve
göçleri için gerekli ortak gen kümelerine ihtiyaçları, ilginç
klinik sorular olarak kalmaktadır. Kortikal hücre göçü ve
GABAerjik ara nöronlardaki defisitler şizofrenide gözlenmiştir (Akbarian,1996).
Benzer bir şekilde kortikal ara nöronlarda anormallik varlığı
Tourette sendromu ve OKB’da rapor edilmiştir (Ziemann,1997;Greenberg,2000).
Bu son bahsedilen bozukluklar bazal ganglion hastalıklarıdır.
Ganglion gelişimi sürecinde olan olayların serebral korteks ve
hipokampus gelişimini etkilediği şimdilerde çok açıktır. Aksine
kortikal ara nöronların oluşumu bazal telensefalondaki gen
anormalliklerine bağlı olarak sekteye uğramıştır.
Santral Sinir Sisteminin Oluşumunun Erken
Evrelerinde Çok Sayıda Nöron Ölür
Nöronlar çok
sayıda üretilir ve sonrasında apoptozis denen doğal hücre
ölümü işlemi ile elimine edilir. Hücre ölümü hücrenin genomunda
yüklü programla uygulanır. Bu süreç çekirdekteki kromatinin
büzüşme ve kırılması ile başlayan tipik bir süreçle
karakterizedir. Bu ölüm programı primitif tek hücreli
ökaryotlardan başlayan evrim sürecinde korunmuş genel molekül
kümesini içerir.Hayvan evrimi boyunca hücre ölüm programının
korunmasının sebebi organizmanın kendisinin bir kısmını
öldürebiliyor olmasının geride kalan hücrelere bir avantaj sağlama
ihtimali olabilir. Genelde, apoptozis ile elimine olan hücreler
anormal ve/veya potansiyel zararlı hücrelerdir (örneğin uygun
bölünme veya farklılaşma programlarını takibi başaramayan
hücreler, kanser hücreleri, oto reaktif lenfositler, virüsle
enfekte hücreler). Ek olarak apoptozis sadece sinyal özelliği
taşıyan hücreleri seçmede rol oynar. Bu, morfogenez ve SSS’de
nöronal devrelerin oluşumu boyunca doku traşlanmasına (sculpting)
katkıda bulunur.
Genelde, fazla
hücreler büyüme faktörlerinin azlığında apoptozise gider. Örneğin
sempatik gangliondaki nöronlar, birçok nöronun bağlanmak için
yarıştığı sinir büyüme faktörü (NGF) ile etkileşemedikleri
müddetçe erken embriyogenezde hücre ölümüne maruz kalırlar. SSS’de
nöronal hücreler büyüme faktörlerine hem hedef hücre tarafından
retrograd olarak hem de afferent hücreler tarafından ulaştırılır.
Buna ilaveten nöronal aktivite hem büyüme faktörlerinin sentezini
hem de SSS’de afferent uyarı ile uyarılan aktivite tarzlarını
düzenler.
Farklı hücre
grupları farklı zamanlarda ölür. Örneğin kemirgenlerde sempatik
nöronlar gestasyonun ortasında budanırlar. Nöraksisin kranial
bölgelerinde bu hücre ölüm süreci perinatal döneme kadar uzar.
Memeli serebral koteksinde nöronların %40-50 kadarının öldüğü
tahmin edilmektedir. Bu süreç farelerde sinaptogenezle eş zamanlı
olarak postnatal 3.haftada tamamlanır.
Genetik aktivite kendi yapısını
düzenlerken doğumsal genetik programlar nöronal ileti oluşumunu
kontrol eder. SSS’de gelişen nöronlar için en korkutucu durumlardan
biri sinaptik bağlantı oluşturabilmek için uygun hedef
bulabilmektir.Erişkin insan SSS’inde 1 trilyon nöronun her biri
ortalama bin hedef hücre ile bağlantı kurarak uygun bağlantı için
zemin oluştururlar. Sonrasında normal bağlanma tarzı içinde
şekillenmiş gelişi güzel bağlantılar kurmak yerine en başından
nöronlar, uygun hedefe bağlanma kapasitesiyle donatılırlar.
Aksonun büyüme yönetimi, hedefin tanınması, büyüme kozalağının
transformasyonunu farklı mekanizmalar düzenler. Bu mekanizmalar
elektriksel aktiviteden bağımsız gibi gözükmektedir. Aksonların
hedefe doğru büyümesi, aksonal yol bulumu, hücre adhezyonu
farklılığı, sinaps oluşumunu düzenleyen homeodomain genlerince
idare edilir. Bağlantının son şekli hatasızdır ve elektriksel
aktivite tarafından etkilenen mekanizmalarca arıtılabilir.
Gelişen nöronlar
karmaşık yapı ve büyüme plağının yardımıyla gelişen (neuropil)
yönlendirir ve bu yönlendirmede çok az hata yapar. İmmatür
nöronların büyüme taslağının en uç kısmında dinamik ağ benzeri
yapılar (philopodia) çevredeki farklılıkları hisseder ve
araştırır. Bu ipuçları ya akson büyümesinde veya farklı yönlerde
anormal dönme veya çekilme ile sonuçlanır. Cazip veya itici
ipuçları ya geniş alana yayılabilir veya sınırlı kalır. Sonuçta
hedef noktaya ulaşılır. Büyüme plağı durur ve sinapsa dönüşür.
Kısa dağılımlı
ipuçları genellikle ekstraselüler matriks proteini ve aksonların
hücre yüzeyiyle kontağını içermektedir. Adheziv ürünler veya
hücre adhezyon proteinleri üç gruba bölünür;cadherinler,
integrinler ve Ig ailesi. Bu transmembran proteinler adhezyonu
uyararak geniş bir hücre dışı alan ve hücrenin iskeletine
bağlanmış hücre içi parçasına yayılır. Ig ailesinin üyeleri
hücreler arası adhezyona, komşu hücrelerin yüzeyinde kodlanan
N-CAM ve axonin-1 gibi farklı proteinlerle etkileşerek
öncü olur. Karşılıklı bağlanmaları glikolizasyon oranları ve
sialik asit içeriklerinden de etkilenir.
Geniş dağılımlı
faktörler büyüme plağı için çözülebilir cazip veya itici
faktörlerdir. Konsantrasyon gradyentine uygun bir dağılım
gösterirler. İstenen yöne olan büyümeye yardım ederler. Örneğin,SSS’in
ön orta hattındaki hücreler netrinleri ekprese ederler. Bu
netrinler komissural birleşim oluşumu için aksonları orta hatta
çeker. Diğer geniş dağılımlı başlangıç işaretleri tirozin kinaz
reseptör (RTK) ligandları
için sağlanır. Örneğin aksonlar, hedef tarafından salgılanan
ligand gradyentlerini fark etmeye yarayan RTK’yi ekprese eder.
Retinal aksonlar tektuma girmek için azalan bir FGF gradyenti
izlerler. Ancak diğer alanlarda hedefin tanınması için NGF veya
NT3’ün artan gradyenti geçilmelidir.
Hedef alana
vardıktan sonra aksonlar belli tabakalara göre tasnif edilebilir
veya taşıdıkları orijinal topografik bilgiye göre planlanmalıdır.
Tektumdaki retinal aksonlar (retinanın bir haritasını
oluşturmaları gerekir) bu düzenlemeye klasik bir örnektir.
Deneylerde çap farklılıkları oluşmuş olsa da retinotopik sıra
korunmuştur. Bu,moleküler gradyent için seçici afinitenin olduğunu
gösterir. RTK’nin ephrin (Eph) üyeleri bu hücresel
davranışları tam bir doğruluk içinde yönetmektedir. Membrana
tutunmuş ligandları tektumda ön arka gradyent doğrultusunda
ekprese edilir. Ve bölgeye spesifik temas iticisi olarak görev
alır.
İkinci safhada
bağlantılar, akson ve sinapsların postnatal gelişimin erken
dönemlerinde aktivite bağımlı oluşumlarca daha sağlam hale
getirilirler. Kemirgenlerde bu süreç doğumu takip eden ilk
haftalara kadar sarkar. Fetal rhesus maymununda yeni aksonlar
gestasyonun son haftalarında iki ana komissüre (korpus kallosum,ön
komissür) doğru büyümeye başlar. Büyümeleri doğumda pik yapmıştır.
Aksonlar postnatal 2 veya 3. aylarda elimine olmaya başlarlar.
Örneğin postnatal ilk 3 hafta içinde aksonlar ön komissür ve
korpus kallosumdan sırasıyla 1-50 akson/sn hızda elimine
edilirler. Bu toptan eliminasyon işlemi ilgi çekmektedir. Çünkü
serebral komissürlerin morfometrisi birçok farklı davranış tarzı
ile (cinsiyet, cinsel eğilim, taraf tercihi) koreledir.
İnfant
primatlarda sinapslar da aksonlar gibi doğumu izleyen dönemde (ilk
2-4 ay) maksimum sayıya ulaşmak için başlangıçta çok sayıda
oluşturulur. Kortikal sinapslar en sonunda ortalama 15-20 sinaps/100
mikrometrekare yoğunlukta olacak şekilde budanır. Akson ve
sinapslar farklı zamanlarda elimine edilir. Primatlarda serebral
korteksteki erişkin sinaps sayısına ergenliğe yakın zamana kadar
ulaşılamaz.
Akson ve sinaps
eliminasyonu myelinin oluşumu, nöron ve glia hacminde artma ve
diğer süreçler aynı zamanda olur. Bu da memeli beyninin
plastisitesinin önceden düşünüldüğünden daha fazla olduğunu
gösterir. Son dönemde yapılan uzunlamasına geniş kapsamlı normal
insan beynine yönelik MRI çalışmaları hem beyaz hem de gri cevher
hacminde postnatal dönemde artış olduğunu ortaya
çıkarmıştır.Serebral kortikal gri madde ortalama 12 yaşta en büyük
hacmine ulaşır. Sonraki dönemde sadece azalma olur. Farklı
kortikal alanların en büyük hacme ulaştıkları zamanların farklı
olması dikkat çekmektedir. Temporal lobun pik hacme ulaşması (18
yaş), frontal ve parietal loptan daha geçtir. Korpus kallosumun ön
kısmı ergenliğe kadar genişler. Bu nedenle kortikal hacimdeki
artış çocukluk, ergenlik ve bazen de erken erişkinliğe kadar devam
edebilir.
Bu maturasyonel
olayların altında yatan moleküler ve hücresel işlemlerin
tanımlanmasına yönelik yoğun tartışmalar devam etmektedir. Bu
büyümenin anatomik substratı halen bilinmezken bu fenomenin
büyüklüğü nöronlar,glia ve bunların bağlantıları gibi SSS’in tüm
komponenetlerini içerecek kadar geniştir. Yaygın olan bakış açısı
nöronların sayısı sadece embriyogenez boyunca oluştuğu ve
sayılarının doğum sonrası dönem boyunca programlı hücre ölümüyle
azaldığıdır. Çok yakın dönemde bu fikirler sorgulanmaktadır.
Kemirgenler, primatlar ve insanlarda yapılan deneyler yeni
nöronların hipokampus, olfaktor bulbus ve muhtemelen erişkin
beyninin diğer alanlarında da oluştuğu gösterilmiştir. Gelecekte
beyin gelişiminin hücresel temeli ve bebeklikten erken ergenliğe
uzanan dönemdeki yeniden şekillenmesi üzerine yapılacak çalışmalar
çocukluk ve ergenlik döneminde başlayan hastalıkların patogenezine
ışık tutacaktır.
Hareketli
bağlantılar aktivite bağlantılı işlemlerin sonucu olarak budanır.
Kritik periyotlar (critical periods) belli bir
beyin bölgesindeki sinaptik devrelerin en uygun konumda stabilize
oldukları zamandır. Serebral korteks ve diğer beyin yapıları türe
özgü davranışların fonksiyonel haritasını içerir. Buna en iyi
örnek okuler sütunlar ve devrenin diğer fiziksel ve fonksiyonel
özellikleridir. Bu özellikler görsel dünyanın haritasını oluşturan
sağ ve sol görsel alanlardan alınan bilgilerin oluşturulduğu
görsel korteks sistemindedir. Diğer internal haritalar vücut için
(somato-sensorial, motor korteksler), dış fizik çevre (hipokampus)
ve muhtemel kişisel sosyal çevreyi içerir.
Primer görme
korteksi, beynin diğer korteksleri gibi kortikal sütun olarak
adlandırılan dikey nöron topluluğu halinde organize olur. Kortikal
sütunlar kortikal bilgi işleme sürecinin fonksiyonel birimleridir.
Bu sütunların başlangıç oluşumları görsel deneyimden bağımsızdır.
Primer görsel kortekste farklı kortikal sütunlar sağ veya sol
gözden uyaran alırlar (okuler dominans). Bu bağlantıların korunumu
özellikle görsel aktivitenin tarzına bağlıdır. Eğer hayvanların
bir gözü doğumdan sonraki ilk 2-3 hafta (kritik dönem) görsel
uyarandan mahrum bırakılırsa kortikal alan yoksun kalan gözün
(artık kortikal aktiviteyi kullanamaz) yerine fonksiyonel göz için
sütunlarla kaplanır. Bu fiziksel ve fonksiyonel bağlantı güçlüğü
sadece kritik dönem boyunca olur.İlk haftalardan sonraki yoksunluk
kortikal temsili etkilemez. Ancak insandaki etkiler kalıcıdır.Bu
etkilerden sorumlu olası mekanizmalardan birisi sinaptik
plastisitedir. Burada temporal aktiviteleri paralel olan
bağlantılar daraltılır. Aktivite ile bağlantısı olmayan zayıflama
eğilimindedirler. Bu fenomen uyku süresince sağlamlaştırılır.
Kritik dönemler
beyin bölgesine ve var olan aktiviteye bağlı olarak değişir.
Nöronal aktivite paternlerinin nöronal devreleri etkilediği
kanıtına rağmen kullanılan mekanizmalar kesinlik ifade etmez.
Nöronal aktivite seçici yaşamsal hücreleri ve dalların
filizlenmesini düzenler. Bu sinapsların uygun alanlarda bölgesel
toplanmasıyla olur. Bunun ötesinde aktivite yokluğu inaktif
alanlardan sinaptik bağlantıların budanmasına ön ayak olur. Bu
yarışmacı oluşumlar haritaların doğru ve arıtılmışlığını artırır
ve uyarıcı reseptör aktivitesi ve lokal salınan büyüme
faktörlerine ihtiyaç duyar.
Sinaptik yapı ve
güçlülükteki değişmeler de öğrenmeye temel teşkil eder. Uzun dönem
potansiyelizasyon (LTP) ve uzun dönem depresyonu (LTD), önceki
aktivite tarzlarına dayanan sinaptik güçteki artma ve azalmaları
içerir. N-metil –D- aspartat (NMDA) reseptörleri ve büyüme
faktörleri LTD ve LTP’de bulunmaktadır. Bundan dolayı öğrenmede
etkili sinaptik bağlantı gelişimi ve bu bağlantıların remodeling
işlemi boyunca benzer veya eş mekanizmalar görev alır (Kandel,2000).
Erişkin ön beyni nöronal
rejenerasyonunda pluripotent hücreler rol alıyor olabilir
Birçok
progenitor hücre nöron veya glia oluşturması yönünde kısıtlanır (Luskin,1988).
Bu progenitor hücrelerin sınırlı bir yaşam süreleri vardır. Yakın
dönemde yapılmış çalışmalarda şansı kısıtlı progenitor hücrelere
ilaveten ön beyin nöron ve glia hücreleri içeren farklı hücre
tiplerine farklılaşma kapasitesine sahip pluripotent kök hücreleri
içerir. Bu kök hücrelerin az bir kısmı hemen her memelide varlığı
gösterilmiş erişkin beyni subepandimal alanda kalırlar. Bu
hücreler olfaktor bulbusa göç eden nöronlara dönüşür. Normal
şartlar altında nörogenez ne erişkin striatumunda ne de serebral
kortekste olur. Ancak kortikal hücre oluşumu erişkin primatlarda
gözlenmiştir. Buna rağmen kemirgen veya insan kök hücreleri Fgf2
ve EGF varlığında in vitro olarak ve in vivo transplantasyonda
genişlemişlerdir. Bu hücreler serebral korteks, striatum ve
substantia nigrayı içeren farklı beyin bölgelerini etkisi altına
alabilmiştir. Etkinliği düşük olmasına rağmen transplante
bölgelere doğru bir şekilde yerleştirilen yeni nöronların var
olduğu görülmektedir.
Erişkin
hipokampusu yeni hipokampal granül nöronlarına farklılaşma
yeteneğine sahip progenitor/kök hücreler de içermektedir.
Hipokampal progenitor hücreler erişkin kemirgen, primat ve insan
beyninde yeni nöronların oluşumuna zemin hazırlar (Eriksson,1998).
Yeni hipokampal granül hücreleri CA3 bölgesindeki piramidal
hücrelere uygun bir şekilde bağlanan aksonlara uzanır.
Erişkin nörogenez
ve erişkin sinaptik devrelere ekstra nöronal hücreler eklemenin
fonksiyonel önemini vurgulayan durumların varlığı açık değildir.
Örneğin kemirgenlerde artmış nörogenez zenginleştirilmiş çevrede
bulunma,öğrenme performansı veya basit bir tekerleğe binme ile
ilişkilidir. Bunun tersine stres güçlü bir şekilde hem
kemirgenlerde hem de primatlarda erişkin progenitor hücrelerin
proliferasyonunu azaltır. Hücre hasarı veya hücre ölümü,
nörogenezin normalde olmadığı erişkinde serebral korteksteki
nörogenezi teşvik eder. Bu veri ciddi ilgi uyandırmıştır. Çünkü
hastalık veya dejenerasyona bağlı kaybedilmiş olanların yerine
yeni nöronların oluşabilmesi teorik olarak mümkündür. Örneğin
depresyon ve PTSB’de hücre kaybını yansıtan hipokampal hacim
azalması vardı (Bremner,2000;Sheline,2000). Başka bir çalışmada
depresif hastaların prefrontal korteksinde hücre kaybı
bulunmuştur(Rajkowska,2000).Yine kronik antidepresan kullanımının
hipokampusta nörogenezi artırdığı bulunmuştur (Malberg,1999).
Gonadal steroidlerin etkisi ve
seksüel dimorfik alanların gelişimi
Gonadal
steroidler gelişen sinir sitemi üzerinde nöral organizasyon
üzerinde cinsiyet farklılıklarını oluşturmakta rol alır. Ayrıca bu
gelişimsel mekanizmalardan etkilenmiş çocukluk ve ergenlik
döneminin belirli bazı nöropsikiyatrik bozuklukların insidansında
belirgin cinsiyet farklılığı vardır (ergenlikte başlayan depresyon
ve yeme bozuklukları kadın cinsiyette; otizm ve diğer yaygın
gelişimsel bozukluklar, Tourette sendromu, çocukluk çağı
başlangıçlı OKB erkek cinsiyette daha sıktır). Vertebrasız ve
vertebralı türlerde cinsiyete özgün davranışlar SSS’de yapısal
farklılıklara bağlanmıştır. Bu etkilerin bazıları hormondan
bağımsız iken, SSS gelişiminde etkili olan gonadal steroidler
(östrojen ve androjenler) farklı beyin bölgelerindeki nöronların
sayı, boyut ve bağlantılarını etkileyebilir. Örneğin erkek
sıçanlarda hipotalamusun ön ventral periventriküler nükleus
çapında artış cinsiyetler arası yapısal farklılıklar puberteye
kadar belirgin olmamasına rağmen, yenidoğan dönemi boyunca
testiküler hormonların etkinliğine bağlanabilir.
İlginç bir tarzda
beynin birçok bölgesi için testesteron aktivitesinin aromataz
enzimince östradiole dönüştürülmesine bağlıdır. Seksüel olarak
dimorfik alanların ortaya çıkması östrojen oluşturan nöronların
cinsiyete özgü ağlarının oluşumuna bağlı olabilir. Örneğin
araştırıcılar davranışsal agresyon için özel olarak yetiştirilmiş
2 farede aromataz aktivitesini ölçmüşlerdir. Bu hayvanların
saldırma latenslerinin kısa olması hem amigdalada hem de
hipokampustaki aromataz aktivitesinin farklı gelişimsel
özellikleri olduğunu göstermiştir.
Geleneksel
olarak,araştırıcılar steroid reseptörlerinin nükleus ve spesifik
genlerin transkripsiyonunu düzenleyen DNA bölgelerine bağlayan
steroid reseptör kompleksinin rolü üzerine odaklanmışlardır. Yakın
dönem çalışmaları östrojenin NGF sinyal yolu üzerinde dendritik
dallanmalar ve sinaps oluşumunu indükleme tarzında etki ettiğine
dikkat çekmişlerdir. Örneğin overi alınmış sıçanlar spesifik
hipokampal alanlardaki dendritik uçları kaybetmişlerdir.
Östrojenle tedavi edildiğinde bu hayvanların aynı hipokampal
bölgelerdeki NMDA reseptörlerinde %30 artış gösterilmiştir.
Gelecekteki olasılıklar: Nöronal gelişimin düzenlenmesi ve
psikopatolojiye yatkınlık
Son dekadda
beyin morfogenezini ve aktiviteye bağlı traşlanmasını açıklayan
mekanizmaları anlamamızı sağlayan öngörülememiş birçok gelişme
olmuştur. Genetik programların karşılıklı korunumu ve sürekli
değişim halinde olan mikro ve makro çevre sürekli gündemde olan
konulardır. Bu olaylar kişisel farklılıkların ve insan türünde
görülen fenotipik farklılık dağılımının oluşmasını sağlar. Bu
mekanizmaların daha derin anlaşılması tedavinin gelişmesini ve
koruyucu önlemlerin alınmasını sağlayacaktır.
Şizofreni, otizm,
Tourette sendromu gibi birçok psikopatolojik durum spesifik
çevresel risk faktörlerine yatkınlığı açıklayan allel varyantları
içeren gelişimsel bozukluklardır. Bu çocukluk çağı bozukluklarına
gelişimsel perspektiften bakma önem arz eder. Ve muhtemelen
yararlı olacaktır. Örneğin östrojenlerin hipokampusun bazı
bölgelerinde dendritik dallanma sağlaması zihinsel fonksiyonları
koruma ve beta-amiloid gibi maddelerin zararlı etkisini önlemede
etkindir.
Ek olarak sonraki evrelerde SSS’in
gelişimini yöneten, öğrenmeyle karakterize beyin plastisitesi ile
bağlantı içinde olan gen programları reaktive edilebilir.