Son yıllarda, moleküler genetik alanında
kaydedilen önemli gelişmeler, hastalıklardan sorumlu olan genlerin genetik çalışmalarla
belirlenmesini olanaklı hale getirmiştir. Bu doğrultuda hastalık genlerinin konumunu
haritalandırmak için bağlantı ve ilişki çalışmaları yapılmaktadır.
Diabetes mellitus ve Alzheimer hastalığı gibi karmaşık hastalıklarda bile gözle
görünür bir başarı elde edilmiştir ve yakın gelecekte önemli çocuk psikiyatrik
bozukluklara yatkınlık sağlayan genlerin belirlenmesine de kesin gözüyle bakılmaktadır.
Yapılan aile, ikiz ve evlat edinme çalışmaları sonucunda otistik bozukluk, dikkat eksikliği
ve hiperaktivite bozukluğu, şizofreni, bipolar bozukluk, depresyon, panik bozukluğu, obsesif-kompulsif
bozukluk gibi birçok bozuklukta genetik yatkınlığın bulunduğu kanıtlanmıştır.
Moleküler genetik çalışmalarla hastalıklardan sorumlu olan genler lokalize edilmeye çalışılmakta
ve hastalıkların genetik temelleri araştırılmaktadır.
Bu konudaki
ilerlemeler sayesinde hem tedavi, hem de korunma konusunda gelişmeler olacaktır, ayrıca
biyolojik sistemlerin normal işlevlerini anlamamız kolaylaşacaktır. Üzerinde çalışılması
nispeten kolay olan tek gen hastalıklarına nadiren rastlanmaktadır, ancak diabet, koroner arter
hastalığı, ruhsal hastalıklar gibi karmaşık genetik yönü olan hastalıklara
daha sık rastlanmaktadır ve bu yaygın hastalıklar üzerinde çalışılması,
ne yazık ki, daha güçtür. Bu nedenle, önümüzdeki yıllarda en büyük çaba bu karmaşık
genetik bozuklukların araştırılmasında olacaktır.
Bir önceki
kuşaktan kendisini izleyecek kuşağa (generation) aktarılan nitelik veya özelliklere kalıtsal ya da genetik karakterler denir.Bireyler arasındaki farklılıkların iki kaynağı
bulunmaktadır: (a) kalıtım, (b) çevre. Yani kişiler arasındaki aykırılıklardan
bazısının temeli kalıtsal, bazısının ki çevreseldir. Ortaya konabilen, görülebilen,
dokunulabilen, işitilebilen .... bir nitelik veya özelliğe fenotip
(phenotype) denir. Bir başka tanımla, canlının tanımlanabilen çeşitli
karakterleri o organizmanın fenotipini oluşturur. Fenotip kişiler arasındaki benzerlik
yada aykırılıkların tanınma ve ifade yoludur. Doğumda var olan nitelikler doğumsal
niteliklerdir. Kalıtsal her karakter doğumsaldır ama doğumsal her karakter kalıtsal
değildir. Yani çocuklar anne babalarından fenotipleri değil fakat fenotiplerioluşturan cehveri almaktadır. İşte bu cehvere genotip(genotype; genetik kuruluş) denir.
Genotip belli bir fenotipten sorumlu kalıtsal madde olarak tanımlanabilir. Fenotipik aykırılıkların
nedeni genotipik farklardır. Genotip genlere ayrılabilmekte veya tersi söylenirde genotip genlerden
oluşmaktadır. Kalıtsal bir karakter o karaktere özgü bir gen tarafından yaratılır.
Genlerin her birisinin bağımsız bir fenotipten sorumlu olduğu bilinmekle birlikte, genler
arasında karşılıklı ilişkilerin, etki ve tepkilerin bulunduğu veya birden
fazla genin belli bir fenotipin oluşmasına katıldığı tartışmasız
kabul edilecektir.
Belli bir organizmanın fenotipinden sorumlu genleri oluşturan tüm kalıtsal cehver genom (genetik materyal veya genetik madde) diye adlandırılır. Genotipin ifadesi (expression)
genetik kuruluş kadar çevreye de bağlıdır. Zira çevre koşulları ve olanakların,
olumlu veya olumsuz yönlere sapmaların fenotipin oluşmasında payları vardır. Çevrenin
fenotiplerin oluşmasındaki pay ve katkısına karşın çevresel koşulların
genotipi tümüyle değiştirmesi beklenmemelidir.Kalıtsal
yapı natür (nature), çevresel yapı ise nürtür (nurture)
terimleriyle anlatılmaktadır. İki karşıt yine de birbirine etkili dünyadan natür değişmezken
nürtür döllenmeyi izleyen ilk dakikalardan ta sona kadar ve bazen köklü değişikliklere uğrar.
Bilindiği gibi, bazı
genler dominant bazı genlerresesif etkilidir. Dominant gen
resesifi ile beraber bulunduğu zaman resesif genin etki yapmasını veya etkisinin belirmesini önler.
Mendelian Kalıtım (Mendelian
Inheritance)
Mendel ne gen
ne kromozomlardan söz açmıştır, ne de belki bunları biliyordu. Sonradan bulunan bilimsel
verilerin bu yasalarla paralelliği saptanmıştır. Mendel deneylerinde cinsiyetin etkisi gözlenmediği,
aşağıda bahsedilecek iki Mendelyasasının
cinsiyete ilişkin kalıtımı öngörmez. Kalıtım biliminde cinsiyet kromozomları
dışındaki kromozomlarla (otozom) olan, bağımsız karakterlerinden sorumlu yani
ayrı otozom çiftlerine oturmuş genlerle sağlanan kalıtıma Mendelian Kalıtım
demek geleneğikurulmuştur. Genlerin davranışlarını
anlatan ve gösteren Mendel’in deneyleri ve deneylerden çıkardığı iki yasa mevcuttur: Birinci Mendel Yasası: Segregasyon (açılma, ayrılma, dağılma):
birinci Mendel yasası veya “segregation” ilkesi
genlerin ana-baba kuşaktan yavrulara geçerken birbirlerinden ayrılmalarını, yavruya tek
tek gitmelerini öngörür. Saf olarak iki bahçe bezelyesi soyundan biri kırmızı diğeri
beyaz çiçekler açmaktadır. İki soy doğal olarak çiftleşir veya insan eliyle çiftleştirilebilir
(melezleme: hibridizasyon). Ana-baba veya ebeveyn kuşak (parental
generasyon) P ile gösterilir. Kırmızı ve beyaz çiçekli soyların melezleşmesinden
oluşan melezlerin (hibrid) bulunduğu birinci flial generasyon
(birinci yavru kuşak) F1 diye adlandırılır. Bu melezlemede F1 ürünler hepsi kırmızıdır.
Yani beyaz rengin kaybolduğu kanısının verir. Hepsi aynı renkte olduğu için
monohibrid (tekli melez) denir. Beyaz rengin nereye gittiğini araştırmak için ikinci yavru kuşak
ürünleri elde etme zorunluluğu vardır.Tekli melez
F1’lerin kendi aralarından çiftleşmelerinden ikinci flial
generasyon F2 (ikinci yavru kuşak) oluşur. Burada erkek-kız kardeş evliliği olmuştur.
Yine renkleri yönünden değerlendirildiklerinde; burada bir kısım kırmızı bir kısmının
beyaz çiçek açtıkları görülür. Mendel F1’de kalkmış olan beyaz rengin yeniden
belirdiğini ama eşit dağılmadıklarını, kırmızı beyaz oranını
3:1 oranında olduğunu saptamıştır. Neden F1 ürünlerde beyaz yok? Niçin F2 ürünlerinde
3:1 oran söz konusudur? F1 melezlerde renkleri kararlaştıran etkeni
(mendel bunun yerine faktör adını vermiştir) taşımaktadır.
F1’lerde hem kırmızı hem beyaz renkle ilgili iki “faktör” bulunmaktadır; ne ki
birisi etkisini tam gösterirken diğeri hiç gösterememektedir. Mendel etkisini tam gösterene baskın (dominant), hiç gösteremeyene çekinik (resesif) demiştir. Örneğin kırmızı
dominant, beyaz ise resesif niteliktedir. Mendel’in faktör diye tanımladıklarına bugün gen diyoruz. Gerçekten her renk için her kişide bir çift gen bulunmaktadır. Yani kırmızı için bir
çift gen beyaz için bir çift gen bulunmaktadır. Bugün “gen” ve “alel” (allele) deyimlerini alternatif olarak kullanmaktayız. Kırmızı
için bir çift, beyaz için bir çiftalel veya alel gen vardır.
Mendel’in Birinci Yasası:
Monohibridizasyon ve Segregasyon
Kuşak
Fenotip
Genotip
P
KırmızıxBeyaz
KKxkk
¯
¯
F1 veya P2
Kırmızı (hepsi)
Kk
KırmızıxKırmızı
KkxKk
¯
¯
F2
Kırmızı (3)
Beyaz (1)
KkKkKkkk
1 :1:1 :1
1:2:1
3:1
Heterozigotluk-Homozigotluk:
Genotipi oluşturan bir çift
alel genin (eş=alel) değişik olmasına heterozigotluk, böyle kişilere heterozigot, böyle genotiplere de heterozigot genotip denir.
Kk gibi. Büyük K harfi
dominant, küçük k harfi resesiflik anlamındadır. Alel
çiftinin aynı genlerden oluşmasına homozigotluk denir.
KK, kk gibi. KK homozigot dominant, kk homozigot resesiftir.
Segregasyon İlkesi: Alel (eş) genler yavru ürünlere
gitmek için birbirinden ayrılmak zorundadırlar. İştealel genlerin yavruya gidebilmek için birbirlerinden ayrılmalarına “segregation” (ayrılma, dağılma) denir. Bir genin
niteliği ya da yavruya geçme yeteneği eş (alel) genin nitelik ve yavruya geçeme yeteneğini
etkilemez, bağımsızdır.Bu ilkeye parçacıklı
kalıtım denir. Alellerden gelen parçalar birleşince yine bir alel oluşturur. O yüzden
herbiri ayrıca segregant olarak adlandırılır. Segregasyon ilkesi bilinen bütün canlılar
için geçerlidir. Segregasyon dağılım oranı 3:1’dir. Bu yasaya “üniformite yasası”
diyenlerde vardır. Söylenenleri testlendirmek ve doğruluğunu saptamak iki yolla yapılır
(1) resiprok çiftleşme (erkek ve dişinin yerinin değiştirilmesi (sonucu değiştirmez)
(2) Geriye doğru çiftleştirme: ya melez kişi parental kuşağın homozigot
dominant veya homozigot resesif kişisiyle çiftleştirilir. Bu çocuğun anne babasıyla
evlenmesi demektir. Burada ayrımın kolay olması için homozigot resesifle çiftleştirilir.
Buna test veya kontrol çiftleşmesi denir. Bunun
sonucunda ana-babadan yavrulara olan biyolojik akımı yöneten kurallar ters yönlü akım için
de doğru ve geçerlidir.
İkinci Mendel Yasası: Bağımsız
Tertiplenme: Ayrı iki karakterin kalıtımı (meselâ bezelyenin renk ve
şekil karakterleri) nasıl olur? Biri diğerinin kalıtsal davranışından
etkilenir mi? Burada iki olasılık var: ya karakterler kalıtımca birbirine bağlıdır
veya karakterler bağımsız davranmaktadırlar.
Bezelye için çiçek rengi alelik
bir gen çiftliyle tohum şekli ayrı bir alelik gen çiftiyle kararlaştırılıyor.
Dd (dolgun-buruşuk), Kk (kırmızı-beyaz).örneğin kırmızı çiçek-dolgun
tohum ile beyaz çiçek-buruşuk tohum veren soy melezleştirilirse yavru nasıl olurlar? Buna değişik
iki nitelik söz konusu olduğundan ikili melezleme (dihibridizasyon)
denir. F1 melezlerinin hepsinin rengi kırmızı-dolgun olur. Birinci yavru kuşaklar arasında
çiftleştirme olursa; kırmızı-dolgun, kırmızı-buruşuk, beyaz-dolgun,
beyaz buruşuk 9:3:3:1 oranlarda bulunur. Burada ana-babaya benzemeyen “yeni” fenotipli bireyler oluşmuştur
(örneğimizde kırmızı-buruşuk ile beyaz-dolgun)burada ana-babaya benzemeyenlere kombinasyonel (veya rekombinasyonel), benzeyenlere parental (veya
orijinal) ürünler denir ve bunların fenotip dağılım oranları farklıdır.
Bir gen çiftinin segregasyon özelliği ve karalaştırdığı karakterin yavruda
belirmesi başka bir gen çiftinin segregasyon özelliği ve kararlaştırdığı
karakterin yavruda belirmesini etkilemez. İki çift gen bağımsız davranmaktadırlar. İkinci Mendel yasası veya Bağımsız Tertiplenme (independent assortement”)
denen bu tanımda; genetik materyal her biri bağımsız segregasyon ve rekombinasyon
yapabilengen çiftlerinden oluşmuştur; birinin kalıtsal
davranışı ötekini etkilemez.
Mendel’in İkinci Yasası: Bağımsız
Tertiplenme Yasası
Kuşak
Fenotip
Genotip
P
Kırmızı-DolgunxBeyaz-Buruşuk
KK DD xkk dd
¯
¯
F1 veya P2
Kırmızı-Dolgun (hepsi)
Kk
Dd
Kırmızı-DolgunxKırmızı-Dolgun
Kk DdxKk Dd
¯
¯
F2
Kırmızı-Dolgun(9) (parental)
Beyaz-Dolgun(3) (parental)
Kırmızı-Buruşuk (3)
(kombinasyonel)
Beyaz –Dolgun(1) (kombinasyonel)
KK DD, KK Dd, Kk DD, Kk Dd,
KK dd, Kk dd,
kk DD, kk Dd,
kk dd
9 :3:3 :1
Polihibridizm (çok melezlilik):
bağımsız 3 veya daha
çok gen çiftinin segregasyonu ve ilgili karakterlerin kalıtımına ilişkin kuralları
öngörür. Tek karakteri belirleyen ikiden fazla genin bir alel dizisi meydana getirmeleri polihibridizm değildir.
Gen Sayısı Arttıkça Orijinal Ebeveyne
Benzeyenler Azalır: gen sayısı arttıkça orijinal veya ilk
ana-baba genotiplerindeki yavruları bulma şansı azalmaktadır. Burada mevcut genlerin
yeniden karıştırılması sonucu yeni bireyler yaratılır.
Kromozom Olarak Kalıtım
Kişide
biri anne diğeri baba kökenli olmak üzere kromozomlar eş çiftler halindedir; biri anne diğeri
baba kaynaklı olmak üzere genler de çift çifttir. Hücrenin önceden çoğalması ve çoğalma
sonunda meydana gelen yeni hücrelerin ilkinki gibi olması olayına hücre çoğalması, üremesi
(replikasyon) adı verilir. İnsanın 1014 hücresinden hepsi kendine benzer yavru hücreler
meydana getirebilirken büyük çoğunluğu yeni bir bireyin yaratılmasına katılma güç
ve yeteneğinden yoksundur. Sonuncu yetenek ancak cinsiyet hücrelerine özgüdür.
Kromozom hücre bölünmesinin gerçekleştiği
ikinci dönemde genetik maddeye verilen isimdir. İnterfaz döneminde aynı genetik materyal kromatin
denen parçacıklar halinde görülür. Kromatin ile kromozom arasında genetik bakımdan hiç
fark yoktur. Hücrenin bölünmeye hazırlandığı hazırlık fazına interfaz denir. Bu dönemde genetik materyal tam bir katı kadar artar ve sentez sırasındaeski, orijinal materyal kopya ve model olarak tutulur. Sonraki aşamada
artan maddelerin yavru hücrelere paylaştırıldığı dönem mitoz adı verilir. Çekirdeğin basitçe ikiye ayrılıp
kromatinlerin bir kısmının bir hücreye, diğerlerinin başka hücreye dağıldığı
dolaylı bir süreçtir. Mitoz evreleri:
1.Profaz: kromatin gittikçe kromozoma dönüşür,
kromozom incecik iplikçiler halinde seçilir. Kromozom birbirine sarılmış iki iplikçikten oluşur.
Her birine kromatid denir. Profaz ilerledikçe kasılıp, kısalır
(spiralisation, contraction) ve kalınlaşır. Kasılma ve su kaybı ile kromatidler
birbirinden uzaklaşmaya başlar (sentromerle bağlıdırlar). Gerek sitoplazma gerekse
nukleoplazma elemanlarının değişmesiyle iki kutup arasında protein iplikçiklerinden
bir iğ oluşur. Profazdan itibaren kromatin kromozom adını alır ve her kromozom
sentromerle birbirine bağlı iki kromatidden oluşmuş bulunmaktadır. Kromatidler hem
yapı hem gen yönünden birbirinin aynı ya da kopyasıdır. İnterfaz döneminde hatırlarsanız
iki katına çıkmıştı.
2.Metafaz:kromozomlar oluşmuştur. 23 çift kromozom ekvatora sıralanır.
3.Anafaz: kromatidler sentromerden ayrılır
kutuplara doğru çekilmeye başlanır. Metafazdaki 92 kromatidden yarısı bir kutba yarısı
diğer kutba gider.
4.Telofaz: kromatidler kutba çekilir, çekirdek
zarları oluşur, sonra iki ayrı hücrenin hücre zarları oluşur.
Mayoz: yalnızca cinsiyet hücrelerinde
oluşur. Mayoz sonucu hücreler diploid sayısının yarısı kadar (haploid) kromozom
taşırlar. Fertilizasyona gidecek cinsiyet hücrelerinde kromozom sayısı somatik diploid
sayıdan gametik haploid sayıya inmiştir. Fertilizasyonla gametler birleşir tekrar diploid
olur. Homolog kromozomlar metafaz plâğında dizildiklerinde ana-babadan gelen kromozomların kaç
tanesinin şu veya bu kromozomla birlikte bulunacağı kestirilemez. Kişiden kişiye
farklılığın ikinci temeli yine mayozda oluşan krosing-over dir.
Tıbbi Genetik
İdeal
bir genetik çalışma için şu iki koşulun yaratılması gerekir:
1.standart deney materyali yaratılması
2.standart çevre koşullarının oluşturulması.
Genotip yönünden birbirinin aynı
veya aynı denecek ölçüde birbirine benzer canlı topluluğuna izojenik denir ki standart deney materyalinin izojenik soylardan seçilmesi
gerekir. Ancak insanların genotipleri aynı (izojenik) değildir. Ayrıca insanın ömrü
uzun fakat uzun süreçte az yavru verebiliyor, evlilikler genetik kuruluşa göre değil, rast gele
yapılıyor, ilaveten çevre koşulları da sabit değildir.
Medikal genetik yöntemlerinin
temeli fenotipleri inceleyerek kişiler arasındaki benzerlik ve ayrılıkları saptamak
ve böylece genotipi kararlaştırmaktır. Genotipi saptamaya yönelik yöntemler:
1.Aile-içi Yığılma: Aynı karakterlerin birden fazla aile üyesinde bulunmasına aile-içi
yığılma (birikim, familyal agregasyon, familyal konsantrasyon) denir. Aynı niteliğin
ailede birkaç bireyde birden görülmesinin nedeni kalıtsal ya da çevresel olabilir. Belli bir niteliğin
kalıtsal davranışı üzerine yeter bilgi sağlanmasına olanak veren evlenmeler
enformatif veya kritik evleneme adı verilir. Bir başka deyişle segregasyonun izlenebildiği
aileler araştırılmaya değer ailelerdir.
2.Pedigri Yöntemi: belli bir kişiden başlayarak daha ön ve sonraki kuşaklara
gidilerek bütün yakınlarını içine alacak biçimde çıkarılan aile veya aileler ağacına
pedigri denir. Belli niteliği yüzünden araştırıcı tarafından ilk görülüp
incelenen ve pedigrinin çıkarılmasına yol açan kişiye de proband denir. Birkaç pedigri ağacının incelenmesi
otozomal dominant veya sex-kromozomal kalıtımları tanımağa yeterken, otozomal resesif
durumlar için çok daha fazla pedigri incelemek gerekir.
3.İkiz Yöntemi: Monozigot ikizler (tek yumurta) genetik olarak identik (birbirinin aynı)
sayılır. TY ikizlerinin tam veya tama yakın benzerliklerine karşın, ÇY ikizleri arasındaki
benzerliğin ikiz olmayan (fraternal) iki kardeş arasındaki kadar bulunması, ilgilenilen
karakterin genetik etkenler tarafından yaratıldığına kuvvetle belgedir. Buna konkordans (benzerlik, uygunluk) denir.
4.Toplumun incelenmesi: genetik bakımından önemli olan dar bölgelerin kapalı toplumlarıdır.
Bunlara izole toplumlar denir ki çeşitli nedenlerden bir bölgeye
yerleşen ve akraba evlilikleriyle kendilerini sürdüren toplumlardır. Bunlarda kan yakını
evliliklerin sık olması nedeniyle seyrek hastalıkların genel populasyona oranla çok sık
olma şansı vardır.
5.Asosiasyon Yöntemi (İlişki
Çalışması): bazı karakterlerin bazı karakterlerle beraber
şansla beklenenden daha sık görülmelerine “association” (birlikte görülme, eşlik)
denir. örneğin düodenum ülserine O kan grubu olanlarda daha sık rastlanır.O nedenle asosiasyon kişi, zaman ve yer bakımından özel
bir olgudur. İki nitelik arasındaki eşlik ya şansa bağlı bir gözlem ya da
sebep-sonuç ilişkisi şeklinde anlamlı bir olgudur. Asosiasyonun anlamlı bir olgu olduğu
saptanırsa, adı geçen karakterin kalıtsal niteliği üzerindeki görüşler
desteklenir ki yeni çalışmaların başlanması gerekliliği doğar. Asosiasyon
aynı zamanda probandların daha kolay biçimde sınıflandırılmalarına yardımcı
olur. Ayrıca bağlantı (linkage) durumunun varlığı yönünde ipuçları
verir.
Bağlantı
Çalışmaları:
Bağlantı
analizlerinde bir hastalığın bilinen bir genetik belirtece bağlı olup olmadığı
araştırılmaktadır. Bir hastalık geni ile bir genetik belirteç birbirine ne kadar yakın
yerleşmişse, sonraki nesillere birlikte aktarılma olasılıkları da o kadar yüksek
olur. Önceleri ABO, rhesus gibi eritrosit antijenleri ve insan lökosit antijenleri (HLA) gibi belirteçler
kullanılırken, moleküler genetik alanında kaydedilen gelişmeler sonrasında DNA
belirteçleri kullanılmaya başlanmıştır. “Restriksiyon parça uzunluk
polimorfizmleri” ve “polimeraz zincir reaksiyonu”nun kullanıma girmesi ile DNA belirteçlerinin sayısı
hızla artmıştır. İnsan genomunun her bölgesi için DNA belirteçleri geliştirilmiştir.
İlişki
Çalışmaları:
Bu çalışmalar
bağlantı çalışmalarından daha kolay yapılırlar. Örneğin, araştırmacı
bağımsız 100 şizofren hasta ve 100 kişilik kontrol grubu üzerinde çalışır
ve her bir grupta genetik belirteç sıklığını kıyaslar. Örneğin, kontrol
grubunun %10’unda O kan grubu bulunurken, şizofren grubun %50’sinde O kan grubu saptanırsa,
anlamlı bir sonuç elde edilmiş olur ve 9. kromozom üzerindeki ABO lokusuna yakın bir şizofreni
geninin varlığından söz edilebilir. İlişki çalışmalarının bir
üstünlüğü, bağlantı çalışmalarında sadece büyük örneklerde
saptanabilecek olan, nispeten küçük etki gösteren genleri de saptayabilmesidir. Bir dezavantajı ise,
sadece gene çok yakın olan belirteçlerin saptanabilmesidir.
Genetikte
kullanılan bazı araçlar ve teknikler: Restriksiyon endonükleazlar
olarak bilinen enzimler, DNA’yı özgül baz zinciri veya tanıma bölgelerinden kesen enzimlerdir.
Bu yolla insan DNA’sı, sonunda bilinen zincirleri olan, 1000-10000 baz çifti uzunluğunda parçalara
ayrılabilmektedir. Ligazlar, sonlarında tamamlayıcı
zincirler bulunan DNA parçalarını birleştirebilen enzimlerdir. Bu şekilde özgül DNA
segmentleri diğer DNA segmentlerinden uzaklaştırılıp yeniden konumlandırılabilir.
DNA segmentleri bakteriyel plazmid gibi bir vektöre eklenebilir ve bu vektör bakteri içine girerek,
sonradan eklenen DNA segmentini de içeren milyonlarca bakteri kolonisini üretmek için çoğalır.
Ortaya çıkan moleküller farklı bir kaynaktan DNA içerdiği için “rekombinant DNA molekülleri” olarak bilinir. Bu moleküllerden orijinal DNA segmentinin birçok
kopyası bir restriksiyon enzimi ile geri çekilir. Bu işlem “klonlama”
olarak bilinir. Gelişmeler sonucu, herhangi bir DNA parçasının baz sırası eldeki
kimyasal tekniklerle belirlenebilmektedir.
Polimeraz
zincir reaksiyonu, moleküler genetik alanında oldukça sık kullanılan bir tekniktir. Bu teknik
sayesinde, DNA materyali içerisinden ilgi duyulan zincir seçilerek çoğaltılabilir. 5000 baz çiftinden
daha uzun zincirler bile seçilerek 105 – 106 kat çoğaltılabilmektedir. Bu tekniğin kullanılabilmesi
için, ilgi duyulan zincirin yanında bulunan zincirin bilinmesi gereklidir, ancak bu şekilde çoğalacak
bölgeyi tanımlayan özgül oligonükleotid primerleri inşa edilebilir.
İnsan
popülasyonlarında DNA zincirleri içerisinde çeşitli değişkenlikler bulunmaktadır.
Genler içerisinde meydana gelen bu değişkenlikler normal polimorfizmler ya da hastalıklara
neden olan mutasyonlar olabilir. En sık değişkenlikler ise, genomun önemli bir bölümünü
oluşturmasına rağmen, herhangi bir protein kodlamayan DNA kısımlarında ortaya çıkar.
Genel olarak, bu bölgedeki değişkenliklerin hastalıkla ilişkisi yoktur, ancak genetik
belirteç olarak kullanılırlar. Bu belirteçler de, bağlantı ve ilişki çalışmaları
ile hastalık genlerinin genomdaki konumlarının belirlenmesinde kullanılmaktadırlar.
Bu çalışmalarda, belirteç ile hastalık genlerinin yakınlığı gösterilmeye
çalışılır.
Günümüzde
en yaygın kullanılan DNA belirteçleri “mikrosatellitler” de denen “basit zincir tekrarları”dır.
Bu yapılar DNA zincirlerinin tekrarlayan birimlerinden oluşur. “Restriksiyon parça uzunluk
polimorfizmleri” de bir başka sık kullanılan belirteç sınıfını oluşturmaktadır.
Bunlar genellikle “Southern Blotting” adı verilen daha zahmetli bir yöntem ile ölçülürler.
İnsan
genomunun haritası hazırlanırken ara bir safhada suret haritalar oluşturulmaktadır.
Bu haritalar içerisinde “anlamlı zincir uçları” adı verilen özel DNA zincirleri
bulunmaktadır. Bu zincirler ise, reverse transkriptaz enzimi kullanılarak, hücresel mRNA moleküllerinin
komplementer DNA’ya çevrilmesi ile elde edilirler. Her anlamlı zincir ucu bir genin bir kısmına
tekabül eder. Anlamlı zincir uçları sayesinde, bir hastalık genine bağlantılı
olan herhangi bir belirtecin komşuluğundaki genler tanımlanabilir.
DNA
zincirlerinin genom üzerindeki konumlarını belirlemek için, “floresan in situ hibridizasyon”
adı verilen yöntem de kullanılmaktadır. Bu yöntemde bir DNA zinciri floresan boya ile işaretlenerek,
direkt mikroskopi ile görüntülenebilmektedir.
Bütün bu yöntemler
sayesinde elde edilen gelişmeler “İnsan Genom Projesi” adı altında yürütülen çalışma
kapsamında kaydedilmektedir. Gelinen nokta umut vericidir. Büyük bir olasılıkla da, insan
genlerinin hemen hemen hepsi çok yakın bir gelecekte tanımlanacaktır.
Basit
Mendelyan geçişli bozukluklar için haritalama :
Basit genetik
bozukluklara nadir rastlanır ve bu bozukluklar basit Mendelyan kalıtım kalıbı gösterirler.
Örnek olarak, otozomal resesif geçen ve her 2000 doğumda bir bireyi etkileyen kistik fibrozis ve
otozomal dominant geçen ve her 10000 doğumda bir bireyi etkileyen Huntington hastalığı
verilebilir. Moleküler genetik teknikleri bu bozukluklara başarı ile uygulanabilmektedir.
İşlevsel
Klonlama:
Tek gen
hastalıklarında bir genin kodlanmasında ya da kontrol zincirlerinde mutasyonlar ile hastalık
ortaya çıkar ve genin protein ürününün yapısında bir değişim meydana gelir.
Biyokimyasal temeli bilinen bir hastalıkta, ilgili proteini kodlayan gen araştırılarak,
sorumlu geni belirlemek mümkündür. “İşlevsel klonlama” olarak bilinen bu yaklaşım,
fenilketonüri ve hemofili gibi hastalıklardaki genleri belirlemek için kullanılır.
Pozisyonel
Klonlama:
Birçok
hastalıkta biyokimyasal temel bilinmez ve işlevsel klonlama mümkün olmaz. Böyle hastalıklarda
pozisyonel klonlama yaklaşımı başarılı olmaktadır. Bu yöntemde, hastalık
patofizyolojisi ile ilgili bilgi olmaksızın, sadece genetik teknikler kullanılarak ilgili genin
genomik yerleşimi belirlenir. İlk evre, birçok hastalık olgusunun bulunduğu geniş
pedigrilerde DNA belirteçlerinin kullanıldığı “bağlantı analizleri”dir. Öncelikle
birçok belirteç incelenir ve etkilenen aile bireyleri arasında belirteçlerin rastlantısal olmayan
paylaşımını saptamak için istatistiksel analizler yapılır. Etkilenen bireylerde
belirteç ve hastalık allellerinin beraber bulunması “genetik bağlantı” olarak adlandırılır
ve sorumlu genin belirteçe yakın yerleştiğini gösterir. Öncül bir belirleme sonrasında,
bölgedeki ek belirteçler üzerinde çalışılır ve hastalık geni daha kesin olarak
belirlenmeye çalışılır. Yeterli aile materyali bulunuyorsa, hastalık geni 1-2 cM içinde
lokalize edilebilir.
Sonraki
evrede; hastalıktan sorumlu genleri saptamak için, bu bölgede DNA direkt olarak incelenir. Bu evre
“fiziksel haritalama” olarak bilinir. Çeşitli yöntemler kullanılarak genler tanımlanır
ve gendeki mutasyonun patojenik olup olmadığı hasta ve kontrollerin kıyaslanması ile
belirlenir.
Normal İnsan Karyotipi
Kromozomları
karyotipe bakarak muayene edebiliriz. Karyotip bir bireyin hücresindeki
metafaz kromozomlarını gösterir. DNA dediğimiz zaman bireyin genlerini düşünürüz.
Karyotip bizim bütün DNA’mızın resimleridir, 35 000 gen içerirler. Karyotip resmindeki bir gen,
bir beysbol sahasında beysbol topu kadardır. Boyutlarına, sentromerin yerleşim yerine göre
kromozomları birbirinden ayırt etmek mümkün olabilir. Ayrıca boyanma yöntemi sonucu oluşan
bant farklılıkları ile birbirlerinden ayırt edilebilirler.
Sentromerler ya
metasentrik, submetasentrik, veya akrosentrik dizayn edilmiştir. Metasentrik kromozomlarda sentromer
kromozomun tam ortasındadır.Submetasentrik kromozomda
sentromer merkezden dışarıdadır. Kromozomun bir kolu diğerinden uzundur. Akrosentrik
kromozomlarda sentromer uca yakın yerleşimlidir.
Normal İnsan kromozomları: 46 Kromozom: bir karyotip
bireyin hücresindeki metafaz kromozomlarını gösterir. Bunlar boyutlarına göre çiftler
halinde düzenlenir. 22 çift otozomal kromozom, 1 çift cinsiyet (sex chromosomes) kromozomu vardır.
Erkek cinsiyet kromozomları bir X bir Y kromozomundan oluşur. Dişi karyotipi tıpkı
erkeğinkine benzer, ancak cinsiyet kromozomlarının ikisi de X kromozomudur, Y kromozomu yoktur.
DNA Nedir?
Bütün organizmalar yaşamlarını geliştirmek
ve sürdürmek için gerekli bilgileri içeren ayrıntılı talimatlar koleksiyonu bulundururlar.
Bu yaşayan talimatlar kılavuzu (instructional manual) DNA
adı verilenbir kimyasal molekül şeklinde bulunur. Bir kimyasal molekül nasıl oluyor da bu kadar çok bilgiyi taşıyabiliyor?
Bizim kullandığımız 29 harfli alfabe
harflerinin değişik şekillerde sıralanışı ile, sınırsız
bilginin taşınmasına çok benzerdir. DNA alfabesi, bizim 29 harflik alfabenin aksine, yalnızca
4 harf içerir (G, A, T, C), tüm insan DNA kodu (şifresi) 5 milyar G, A, T, C’den oluşmaktadır.
Bir hücre gerekli bütün bu bilgileri taşımak için, birçok DNA olmalıdır. Gerçekten
de,bir tek insan hücresindeki bütün DNA’ları yan yana
dizer uzatırsanız, 1 metre uzunluğunu geçer.
Bir DNA molekülü
Guanozin (G), Adenozin (A), Sitozin (C), Timidin (T) nukleotidler denen
kimyasal komponentlerden oluşur. DNA’nın yapısı bir çift heliks şeklindedir, tıpkı
bir merdivenin spiral şekilde kıvrılması tarzındadır. DNA bazları çiftler
halinde bulunur, bu çiftlermerdivenin basamaklarını (rung)
oluşturur. Merdivenin direkleri DNA’nın yapısal belkemiğidir (backbone). Direkler bilgi
taşımazlar, sadece bazları uygun bir sırada tutarlar. DNA kopyalanacağı zaman,
merdivenin basamakları ortadan kırılır ve direkler ayrılır. Yeni bazlar her bir
direk (upright) üzerindeki bazlara göre eşleşir (match). Orijinal DNA molekülünden iki benzer (identical)
DNA molekülü oluşur.
DNA bazları karakteristik olarak;G ile C, A
ile T eşleşir.
Bir DNA ipliği ( DNA Strand)
DNA antiparalel molekülleri içeren bir çift
iplikten oluşur. Aşağıda 150.000 kez büyütülmüş bir DNA fragmanın elektron
mikrografisi görülmektedir. Bu DNA kabaca 10.000 nukleotid çifti uzunluğundadır:
GEN Nedir?
İnsan genom’unu oluşturan DNA, genler adı verilen
bilgi byte’larına bölünmüştür, herbir gen bir eşsiz proteinin üretimi için bilgiyi taşırlar
(bu bilgi değişti: her bir gen 2-3 protein oluşum kodunu içermektedir: birden fazla). İnsan
genomu 35 000 gen içerir (eskiden 100.000 gen zannedilir), vücutta tahmini bulunan 1.000.000 protein üretimini
kodlar. Bu genlerin %1’i maymundan farklı, 500 genimiz fareden farklı, bir insan yaklaşık
300 gen ile başka bir insandan ayırt ediliyor.
Bir hücre iki basamaklıkbir süreçte her bir geni
okur. Birinci basamağa tarnskripsiyon (transcription:kopyalama) denir, bu aşamadaRNA’nın oluşumunda DNA sekansının bir kopyası
yapılır. İkinci basamağa translasyon (translation: çevirmek) denir, burada RNA’daki
bilgi, proteini oluşturan bir dizi aminoasitleriüretmek için
kullanılır:
Biyolojinin Santral Dogması
DNA’nın özgünleşmiş
bölgelerini anlatmak için “gen” terimi kullanılır. Bu bölge promoter olarak da adlandırılır. Promoter hücreye her
bir defada ne kadar transkripsiyon yapması gerektiğini, diğer bir deyişle ne kadar RNA üretmesi
gerektiğini söyler. Sürpriz olamayarak promoter bir genin başlangıcında bulunur.
Transkripsiyon: bir promoter bulununca, RNA yapmak için DNA bir şablon (template: şablon,
kalıp) olarak kullanılır. DNA için benzer çiftleme (pairing) kuralları kullanılarak
(RNA’da G ile C, A ile U eşleşir, T’nin yerini U almıştır), DNA tamamlayıcı
(complementary) kopyası tek iplikçikli RNA sonuçta oluşur. Aşağıda DNA ve RNA
nukleotidleri arsındaki farklar gözleniyor:
Translasyon: RNA’daki bilginin hepsi bir protein üretimi için kullanılmaz, yalnızca
translasyon için başlangıç ve bitiş arasındaki bölge protein üretimini sağlar.
Üç nukleotidden oluşan başlangıç sinyalinden sonra, aynı zamanda üç nukleotid okunur.
Herbir üç nukleotide bir kodon adı verilir. Aminoasit üretimleri için özgündürler.
Her kodon bir veya daha fazla aminoasiti kodluyor.
DNA’nın (Uzun DNA
iplikçiği) son derece uzun parçaları kromozomu oluşturur. Kromozom protein ve DNA’dan oluşur. DNA daki bilgiler bir kütüphanedeki
gibi kullanılırlar. Okunabilir, tekrar tekrar okunabilir, ancak vazgeçilemez veya atılamazlar.
Benzer olarak genlerdeki bilgilerde okunabilir. Ancak kullanılıp tükenmez.
DNA’daki genetik bilgi, organizmanın bütün
biyolojik işlevlerini yerine getiren moleküllerin yapılması için talimatları içerir.
Bir genden bu moleküllerin yapılması için, ilk önce DNA kopyalanır, sonra baz-baz olarak
benzer şekilde RNA’ya çevrilir. Genin RNA kopyası, DNA’dan bilgiyi ürünün yapılacağı
alana götürür.
Mutasyonlar DNA’daki kimyasal değişiklikler olup, genetik kodda varyasyonlara
yol açar. Mutasyonlar kalıtılabilir veya çevresel etkilerle oluşabilir. Mutasyonlar farklı
veya yanlış gen ürünlerine yol açabilir. Mutasyon bir genin DNA sekansındaki kalıcı
değişikliktir. Bir genin DNA sekansındaki mutasyonlar, bir genin kodladığı
protein aminoasit sekansını değiştirebilir. DNA
sekansları herbiri üç harfli kodonlardır. Nokta mutasyonlar (point mutations) bir DNA sekansındaki
tek bazdaki değişikliklerdir. Ebeveynden çocuklara kalıtılan mutasyon tipine germline mutasyon denir. Yaşamımız boyunca sporadik
olarak oluşan mutasyonlara somatik mutasyonlar denir, çoğu zman vücudumuz somatik mutasyonları
onarmada çok iyidir, nadiren tamir edilemez ve tıbbi hastalıklara yol açabilir.
Trait: bir gendeki bilginin fiziksel belirtisidir. Örneğin mavi gözler oluşumu
için bir gen bilgisi var ise, mavi göz bir traittir.
Nükleik asit: tekrarlayan nükleotidlerin oluşturduğu
büyük molekül.
Kalıtım Yolları
Nitesel,
kesikli karakterler genellikle tek genli (monojenik) karakterdedir.
Yani bunların oluşmasından çoğunlukla bir alel çifti sorumludur. İlgili genlerin
segregasyonu izlenebildiğinden major gendiye tanımlanır. Bir yönüyle mendeliyen karakterlerdir. Örneğin
muskuler distrofi, mendeliyen monojenik kalıtsal karakterlerdendir.
Bunların tersi polijenik, non-mendeliyen
ve minör genlerin sorumlu tutulduğu kısaca multifaktoriyel karakterler vardır. Örneğin
zekanın oluşmasında pek çok sayıda genin katkısı vardır. Minör etkili
genlerin segregasyonu izlenemez.
Otozomal kalıtım: cinsiyetin kararlaştırılmasıyla
doğrudan doğruya ilişki kurulamayan genlerle yapılan kalıtıma otozomal kalıtım
denir. İki önemli niteliği vardır: 1) karakterlerin fark gözetmeksizin her iki cinsiyette
birden aynı oranda dağılması (görülmesi). 2) anne ve babanın kız ve erkek çocuklarına
gen ve karakterleri aynı sıklıkta geçirmeleri. Mendeliyen kalıtım otozomal kalıtımla
eş anlama gelir. Otozomal dominant kalıtımda: major
otozomal bir alel gen çiftiyle kararlaştırılan otozomal dominant karakter heterozigot kişide
beliren karakter olur. Burada (1) musap kişinin, en az, anne ya da babası musaptır.(2) musap kişinin normal kişiyle evlenmesinden doğacak
normal ve musap çocuk oranı 1:1 dir. Yani musap anne-baba sayısı ile musap çocuk sayısı
eşittir. (3) muntazam dominantlık hallerinde (tam penetrans ve muntazam expressivite) musap olmayan
kişinin anne veya babası da musap değildir. Muntazam dominantlık hallerinde karakter kuşak
atlamaz. Her kuşakta gözlenir.
Burada mendel gibi genin kendisine
değil etkilerine dominantlık resesiflik denir. Dominant gen zorunlu olarak zararlı yahut yararlı
veya güçlü demek değildir. Homozigot durumlarda o.d (otozomal dominant) gen letaldir. Otozomal
dominant kalıtımda penetransın eksik, expressivitenin değişik veya antisipasyon işe
karışması nedeniyle dominantlık tam olmayabilir.
İki alelin birden etkisinin fenotipte belirmesine ortaklaşa dominantlık (co-dominance) denir.
Otozomal resesif kalıtım:
O.r kalıtımı
tanımak için şu kriterleri aramak gerekir. (1) musap kişilerin anne babaları normal
olabilir (2) genellikle familyal insidans gözlenir. Bir kişiden fazlasınınmusap olduğu sibşipler sıktır. (3) yakın
akraba evliliğinde sıklık artar.(4) TY ikizlerinde ya ikisi musaptır ya da ikisi
normaldir.Örneğin:Albinizm..
Genetik Heterojenite: Fenotipçe birbirinden ayrılmayan
veya ayrılamayacak kadar birbirine yakın iki karakterin ayrı genotipler tarafından yaratılmasına
genetik heterojenite denir. Örneğin otozomal resesif sağırlığın
40tipi bildirilmiştir.
X-kromozomal Dominant Kalıtım:
X kromozomlarındaki
genlerin dominantlığı resesifliği kadın için düşünülebilir. Erkekte ise
dominantlık resesiflik söz konusu değildir (çünkü erkek bir X taşır, ister dominant
ister resesif, eğer varsa zorunlu olarak belirir.).X-kromozom kalıtımda erkekten erkeğe geçiş
yoktur. X-kromozomal Dominant Kalıtımda (1) musap erkeğin
bütün kız çocukları musaptır. (2) musap erkeğin erkek çocukları normaldir. (3)
musap kadınların kız ve erkek çocuklarının yarısı musap, yarısı
normaldir. (4) musap erkeğin annesi de musaptır. (5) musap kadınların üçte bir musap
babaya, üçte ikisi musap anneye sahiptir.
X-kromozomal Resesif Kalıtım:
(1) Durum hemen daima
erkeklerde görülür. Anneleri normaldir. Böyle bir kadın fenotipçe normal, genetikçe taşıyıcıdır.
(2) Taşıyıcı kadının erkek çocuklarının yarısı musaptır.
(3) musap erkekler erkek çocuklarına değil, kız çocuklarına özelliği geçirir ve
taşıyıcı yaparlar. (5) musap kızın meydana gelmesi için taşıyıcı
anne ile musap erkek evliliği gerekir. Örnek: Renk körlüğü, hemofili A ve b, Duchene muskuler
distrofi, Eritrosit G-6-P DH eksikliği.
Genlerin kromozomda oturdukları
yere loküs denir. Eş kromozom çiftinden birisinde bir loküs,
aleli için eşin öteki üyesinde bir eş loküs bulunur. Aynı kromozom loküsünde aynı
karakterden sorumlu iki veya daha fazla alel genin bulunmasına çeşitli aleller sistemi (multipl
alelizm) denir.
Polijenik-Multifaktoriyel Kalıtım:
Multipl alelizm ile polijeni
birbirine karıştırılmamalıdır. İlkinde aynı niteliği oluşturan
ikiden fazla gen vardır fakat alel genler olduklarından aynı kromozom kesimine (loküsüne)
yerleşmişlerdir. Polijenide belli bir karakter söz
konusudur. Ancak karakterlerin oluşmasınakatılan
genlerin sayısı bilinmeyecek kadar çoktur ve büyük olasılıkla çeşitli
kromozomlara dağılmıştır. Minör etkili bu genlerin segregasyonu kolaylıkla
izlenemez. Polijenik karakterlerin oluşmasında çevrenin katkısı vardır. Onun için böyle
niteliklere multifaktör nitelikler de denir.
Genetik Benzerlik (genokopi):
fenotipçe benzer fakat temelde farklı bir genetik karakteri anlatır.
Bir genin birden fazla karakter üzerine
etkili görülmesine pleitropizm (çok yönlü etkinlik) denir.
Penetrans ve Expressivite:
Bir genotip ya da gen (veya
genlerin) şu veya bu biçimde ifade bulmalarına, yani fenotipte belirmelerine penetrance (penetrans) denir. Karakter her yer, her zaman ve her kişide
aynı veya aynı denecek belirtilerle gözüküyorsa tam penetrans denir. Karakterlerin bazıları
gözükmüyorsa (az veya eksik ise) değiştirici (modifier) genlerin varlığı düşünülmelidir.
Expressivite: penetran bir genin fenotipik ifadesinin kişiden
kişiye değişmesine denir.
Genler
birbirlerini çeşitli derecelerde ve yönlerde etkileyebilmektedir. Ortaklaşa dominant, katkılı
ve değiştirici genler diye karşılıklı ilişkiler vardır. Genlerin
birbirlerini (veya birbirlerinin etkilerini) olumlu-olumsuz yönde etkilemelerine genetik interaksiyon (etkileşim) denir ki fenotip bu interaksiyon
sonucu oluşur. Genetik interaksiyon alel veya alel olmayan genler arasında olur. Alel olan genler
arasında dominantlık-resesiflik interaksiyonu söz konusudur. Alelik olmayan interaksiyonlar şunlardır:
(1) alel olmayan genlerden birinin
diğerinin etkisini örtmesine epistazis, etkinin örtülmesine hipostazis denir.(2) değiştirici genler (modifier):
gen etkilerini değiştirerek farklı görüntü oluşmasına yol açar. (3) Baskıcı
Genler (supressor): başka loküslerdeki genlerin normal etkilerini göstermesini önleyen, baskılayan
genlere denir.
Antisipasyon: Huntington koreesi, dm, distrofi
miyotonika gibi bazı hastalıkların (ilk ve sonuncusunda o.d. genler söz konusudur) sonraki kuşak
bireylerinde hem daha erken belirdiğini hem daha ağır seyrettiğini düşündüren gözlemler
vardır. Buna “anticipation” (öne geçiş) denir. Burada genin zaman boyutu savunulur.
Genetik etkinin veya rolün olmasına
genetik yatkınlık (liabilite) veya elverişlilik (predispoziyon)
denir.
Bağlantı (linkage) ve
genetik haritalar:
Alel olmayan birden fazla genin aynı
kromozom üzerindeki ayrı loküslere yerleşmiş olmasına bağlantı (linkage) denir. Aynı kromozomla taşınan
genlerin görev bakımından da aynı veya benzer olmaları gerekmez. Mesala Xkromozomu üzerinde G-6-P DH enzimi üretimini kontrol bir gen olduğu
gibi, antihemofilik faktör oluşumunu kontrol eden gen de vardır. Bağımsız etkili
genlerin bir kromozom üzerinde taşındıklarının saptanması kalıtım
biliminin en ilginç ve bir bakıma son aşamalarından birisidir. Zira, belli nitelikten sorumlu
bir gen eğer belli bir kromozoma yerleştirilebiliyorsa o niteliğin kalıtsallığındanartık asla kuşku duyulmaz. Bağlantı saptandıktan
sonra diğer ayrıntılar alınır. Geneler arasındaki bağlantının ilk
belirtisi veya ipucu iki bağımsız niteliğin kişilerde daima veya sıklıkla
beraber görülmesidir. Asosiasyon bağlantının silik bir işaretidir.
İnsanda
bağımsız tertiplenme değil, çaprazlanma (krosing-over) vardır; eş üyeler arasında
gen alışverişi olur. Bu durum sonucu tam olamayan bağlantı oluşur. Ancak krosing-over
yok ise tam linkage oluşur. Genlerin bulundukları yerleri saptama yönelik linkage analiz (genetik
haritalama) yapılmaktadır.
Şaylı
BK: Genetik İlkeler, Hacettepe-Taş Kitapçılık Ltd, Ankara, 1981.