ÇOCUK PSİKİYATRİSİNDE İLAÇLA TEDAVİDE SON
GELİŞMELER
Prof. Dr. M. Teoman SÖHMEN
1952 yılında klorpomazinin psikiyatride kullanılmaya başlanmasıyla
ilk adımını atan psikofarmakoloji son yıllarda gelişen teknolojik
ilerlemeler ile beyin nörokimyasının ve görüntülemesinin daha iyi
tanınmasını ve ilaçların etki mekanizmalarının daha iyi
anlaşılmasını sağlamış ve daha seçici ve daha az yan etkili
ilaçların bulunmasıyla önem kazanmıştır. Farmakolojik tedaviyi
psikiyatrinin tek tedavi şekli olarak benimsemek tedavide bütüncül
yaklaşıma uygun değildir. Çocuk ve ergen psikiyatrisinde
farmakolojik tedavi birçok klinisyen için ilk seçenek olmamakta ve
psikoterapi, davranış tedavisi, bilişsel tedavi, aile tedavisi ve
oyun tedavisi gibi birkaç yöntem birlikte kullanılmaktadır. Buna
karşın çocuk ve ergen ruhsal bozukluklarının daha iyi tanınır olması
ve farmakolojik tedaviler dışındaki tedavilerle bazı bozukluklarda
düzelmenin sağlanmaması ilaçlara olan başvuruyu artırmıştır. Diğer
tedavi yöntemlerinde olduğu gibi farmakolojik tedavide de
uygulayıcıların iyi eğitim almalarına, çok araştırma yapmalarına,
bilimsel kuramlar geliştirmelerine ve uygulama fırsatları
bulmalarına ihtiyaç vardır. Çocuk ve ergen psikiyatrisinde
kullanılmakta olan farmakolojik ajanlar, bunların erişkinlerdeki
kullanımından elde edilen sonuçlara dayanılarak uygulanmaktadır.
Yoksa, çocuklar ve ergenler için özel farmakolojik ajanlar mevcut
değildir. Bilinmesi gereken çocuk ve ergenlerde kullanılan
farmakolojik ajanların bazı farmakokinetik ve farmakodinamik
farklılıklardır. Örneğin, psikofarmakolojik ilaçların emilimi
çocuklarda erişkinlerden daha hızlı olabilir. İlaçların yağ
dokusunda depolanması az olabilir. İlaçların plazma proteinlerine
bağlanma oranı düşük olabilir. İlaçların karaciğerde metabolize
olması hızlı olabilir. Bu bölümde, çocuk psikiyatrisinde kullanılan
ilaç tedavisindeki son gelişmeler psikotropik ilaçlar
gruplandırılarak gözden geçirilecektir.
Antidepresanlar:
Trisiklik Antidepresanlar
(TCA)
Kullanım alanı: Çocukluk ve ergenlik depresyonları, obsesif
kompulsif bozukluk, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,
davranım bozukluğu, özel öğrenme güçlükleri, enürezis, enkoprezis,
mental retardasyon ve otizmde kendine zarar verici ve saldırgan
davranışlar.
Kalp-damar sistemi üzerine yan etkisi: Çocuklarda ve ergenlerde
TCA’ya başlamadan önce baseline EKG çekilmelidir. Her doz artımından
ve kararlı duruma ulaştıktan sonra EKG izlemesi yapılmalıdır. 10
yaşından küçük çocuklarda PR intervali 0.18 sn, 10 yaşından büyük
çocuklarda 0.20 sn’den büyükse TCA’nın dozu azaltılmalı ya da ilaç
kesilmelidir. QRS intervali 0.12 sn’den büyükse ya da baseline QRS
intervalinden %50 daha fazla uzama varsa ilaç azaltılmalı ya da
kesilmelidir. 10 yaşından küçük çocuklarda dinlenme durumunda iken
kalp hızının 110 vuru/dk’dan, 10 yaşından büyük çocuklarda 100
vuru/dk’dan yüksek olması durumunda ilaç azaltılmalı ya da
kesilmelidir. 10 yaşın altındaki çocuklarda dinlenme durumunda iken
kan basıncının 140/90 mmHg’dan yüksek ya da sürekli 130/85 mmHg’den
yüksek olması; 10 yaşından büyük çocuklarda 150/95 mmHg’dan yüksek
ya da sürekli 140/85 mmHg’dan yüksek olması durumunda ilaç
azaltılmalı ya da kesilmelidir.
Çocuk ve ergenlerde TCA’la depresyon tedavisine 1,5 mg/kg/gün ile
başlanmalı ve her üç günde bir 1.0-1.5 mg/kg/gün artırılmalıdır.
Etkin antidepresif doz 5 mg/kg/gündür. Küçük çocuklarda TCA dozunun
2 ya da 3’e bölünerek verilmesi ve plazma düzeyinin izlenmesi
önerilir. İmipramin ya da amitriptilin için hedeflenen kan düzeyi
150 ng/ml’dir.
Trisiklik antidepresanlara cevap vermeyen çocuk ve ergenlerde farklı
sınıftan iki antidepresanın birlikte kullanılması; lityum karbonat,
psikostimulanlar, tiroid hormonu ve anksiyolitik ilaçların tedaviye
eklenmesi yararlı olabilir.
Obsesif kompulsif bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde klomipraminin
etkinliği gösterilmiştir. Bu etkinliğin değerlendirilmesi için 10-12
haftalık deneme önerilir. Obsesif kompulsif bozuklukta klomipraminin
günlük dozu 250 mg’ı geçmemelidir. Daha yüksek dozlarda konvulsiyon
olasılığı yüksektir. Klomipraminle tedavi edilen hastalarda tremor,
ağız kuruluğu, yorgunluk ve halsizlik, başdönmesi, konstipasyon,
taşikardi, terleme, uykuya başlamada güçlük, iştahsızlık, başağrısı,
hipersalivasyon, karın ağrısı ve miksiyon güçlüğü görülebilir. Bu
yan etkiler diğer trisiklik antidepresanların kullanılması sırasında
da ortaya çıkabilir.
TCA’lar dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda (DEHB)
psikostimulanlara göre bazı avantajlara sahiptir. Bunlar şu şekilde
özetlenebilir: TCA’lar 24 saat etkilidir; günde tek doz yeterli
olabilmektedir. TCA’lar bağımlılık yapmaz. DEHB ile birlikte
enurezis varsa bu bozukluk da düzelir. TCA’lar tiklere neden olmaz.
TCA’lar daha az uyku sorununa neden olur. TCA’ların büyüme üzerine
yan etkileri yoktur. DEHB olan okul çocuklarının yaklaşık %25’i
psikostimulanlara yanıt vermez. DEHB’da en sık kullanılan TCA
imipramindir. İmipramin tedavisine küçük dozlarla başlanmalı, 5
mg/kg/gün dozu aşılmamalıdır. Kardiotoksisite riski nedeniyle EKG
izlemi gerekir.
DEHB ile komorbidite gösteren bozukluklar arasında davranım
bozukluğu ve karşı gelme bozukluğu %50 oranlarındadır. Bu
bozuklukların birlikte olduğu DEHB olgularında TCA’ların
kullanılması olumlu sonuçlar verebilir.
Enürezis ve enkoprozis’de TCA’ların kullanılması genellikle
tedavinin ilk aşaması değildir. Farmakolojik tedaviye başlamadan
önce eğitimsel ve davranışsal tedaviler denenmelidir. Ancak bunların
başarısız olduğu durumlarda TCA’lar kullanılabilir. Okul çağı
çocukları için gece yatmadan önce verilen 10-25 mg gibi küçük doz
TCA’lar, özellikle imipramin, yüzgüldürücü sonuçlar vermektedir.
Gerektiğinde bu doz 2-3 katına kadar artırılabilir.
Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri
(SSRI)
Kullanım alanı: Çocukluk ve ergenlik depresyonu, obsesif kompulsif
bozukluk, hiperaktivite, anksiyete ve panik bozuklukları, Tourette
sendromu, trikotillomani, mental retardasyon, Prader-Willi sendromu,
Lesch-Nyhan sendromu, enürezis, otizm.
Yan etkiler: TCA’ların kullanılması sırasında görülen
antikolinerjik, antihistaminik, sedasyon, ağırlık artışı, EKG
değişiklikleri gibi yan etkiler SSRI’ların kullanılması sırasında
daha az görülür. Fluoksetinin sık görülen yan etkileri bulantı,
başağrısı, irritabilite, uykusuzluk, ishal, iştahsızlık, baş dönmesi
ve uyuklamadır. Çocuklarda fluoksetin ile yapılan çalışmalarda bu
ilacın genellikle iyi tolore edildiği ve yan etkilerinin
erişkinlerdekine benzediği bildirilmiştir. Fluoksetin ile tedavi
sırasında çocuk ve ergenlerin bir bölümünde davranışlarda aktivasyon
ve kontrol güçlüğü görülebilir. Çocuklarda dikkat edilmesi gereken
fluoksetin tedavisine düşük dozla başlanması ve dozun aşamalı olarak
artırılmasıdır. Sertralinin yan etkileri bulantı, baş ağrısı, ishal,
ağız kuruluğu, uykusuzluk, uyumaya eğilim, başdönmesi, tremor ve
yorgunluktur. Çocuk ve ergenlerde sertralinin yan etkilerinin
erişkinlerdekine benzediği, mide ağrısı, ishal ve hafif sedasyonun
en sık yan etkiler olduğu bildirilmiştir. Genel olarak sertralin iyi
tolore edilmekte, özellikle gündüz ajitasyonu ve gece uykusuzluğu
olanlara önerilmektedir. Paroksetinin yan etkileri bulantı,
yorgunluk, ağız kuruluğu, güçsüzlük, konstipasyon, başdönmesi ve
uykusuzluktur. Fluvoksaminin yan etkileri ise bulantı, uyumaya
eğilim, güçsüzlük, başağrısı, ağız kuruluğu,uykusuzluk ve karın
ağrısıdır. Fluvoksaminin yan etki profili klomipramin (en sedatif)
ile fluoksetin (en aktive edici) arasındadır. Obsesif kompulsif
bozukluğu olan çocuklarda fluvoksamin ile yapılmış sistematik bir
çalışmada genellikle bu ilacın iyi tolere edildiği ve fluvoksaminin
en sık görülen yan etkilerinin uykusuzluk, ajitasyon, hiperkinezi,
uyumaya eğilim ve dispepsi olduğu bildirilmektedir.
Serotonin gerialımını inhibe etme güçlülükleri yönünden SSRI’lar
yüksekten alçağa doğru sıralanırsa paroksetin, fluvoksamin ve
fluoxetin şeklindedir. Klinik olarak yüksek güçlü olma ile
antidepresif ve antiobsesyonel etkiler arasında doğrudan ilişki
gösterilememiştir. SSRI’lar serotonin için oldukça seçici olmalarına
karşın yüksek dozlarda hepsi norepinefrin gerialımını ve daha az
olarak da dopamin geri alımını inhibe ederler. SSRI’lar TCA’lardan
farklı olarak kolinerjik, noradrenerjik ve histaminik reseptörlere
düşük affinite gösterirler. Bu nedenle daha az yan etkileri,
örneğin, antikolinerjik, postural hipotansiyon ve sedasyon yapma
özellikleri vardır.
Fluoksetinin metaboliti norfluoksetindir ve en az ana bileşik kadar
güçlü serotonin inhibitörüdür. Norfluoksetinin 15 güne kadar ulaşan
yarı ömrü vardır. Fluoksetinin yarı ömrü de diğer SSRI’lar ile
karşılaştırıldığında uzundur; 1 günden 4 güne kadar uzayabilir.
Kararlı duruma ulaşmak için birkaç hafta gerekir. Fluoksetin
kesildikten sonra 6-8 gün kadar sistemde kalır.
Paroksetinin metabolitleri serotonini ve monoamin gerialımını inhibe
etmez. Ana bileşiğin yarı ömrü 24 saat olmakla birlikte kişiler
arasında büyük değişkenlikler vardır. Yetişkinlerde kararlı duruma
7-14 günde ulaşır.
Sertralinin ana metaboliti desmetilsertralindir ve sertralinden 5-10
kez daha az güçlüdür. Sertralin kararlı duruma 7 günde
ulaşır.
Fluvoksaminin metabolitlerinin aktif olmadığı bildirilmektedir.
Fluvoksaminin yarı ömrü yaklaşık 12-24 saattir ve kararlı duruma 10
günde ulaşır.
SSRI’lar, özellikle fluoksetin ve sertralin MAOI’leri veya
L-triptofan ile birlikte kullanıldığında ateş, myoklonus, konfüzyon,
hipertermi, rijidite, takikardi, hipotansiyon, koma ve ölümle
karakterize serotinin sendromu görülebilir. Bu nedenle hiçbir SSRI
çocuk ve ergenlerde MAOI’leri veya L-triptofan ile birlikte
kullanılmamalıdır.
Çocuk ve ergenlerde en sık kullanılan SSRI fluoksetindir. Küçük
çocuklarda sabahları 5 mg olarak başlanmalı, 10-20 mg/gün’lük
terapötik doza aşamalı olarak ulaşılmalıdır. Fluvoksamine 25 mg/gün
dozunda başlanmalı ve iki doz şeklinde günde 50 mg kullanılmalıdır.
Sözü edilen dozlar depresyon tedavisi için önerilmektedir. Obsesif
kompulsif bozuklukta ise bu dozların 2-3 katına çıkılması
gerekebilir.
Psikostimulanlar
Kullanım alanı: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, özel
öğrenme bozukluğu, tik bozukluğu.
Yan
etkiler: Psikostimulanların en sık görülen yan etkileri günün geç
saatlerinde verildiğinde uykuya başlamada güçlük, iştahsızlık, kilo
kaybı, başağrısı, dinlenme sırasında kalp ritminde artış ve sistolik
kan basıncında hafif yükselmedir. Bu yan etkilerin bir çoğu kısa
sürelidir ve dozun azaltılması veya ilacın gün içinde uygun
zamanlarda verilmesi ile ortadan kalkabilir.
Aşırı hareketlilik, kısa dikkat süresi ve yetersiz dürtü kontrolü
ile karakterize olan DEHB’nda en etkili ilaçlar psikostimulanlardır.
Metilfenidat, dekstroamfetamin ve pemolin bu grubun örnekleridir.
ABD’de olduğu gibi, Türkiye’de de metilfenidat (MPH) DEHB’nun
tedavisinde en sık kullanılan ilaç olmuştur. Psikostimulanlar
katekolamin olmayan sempatomimetikler olarak adlandırılır.
Psikostimulanların DEHB belirtilerini azaltması dopamin salınımına
neden olmasına ve presinaptik uçlarda dopaminin gerialımını bloke
etmesine bağlanmaktadır. MPH tabletleri hızla emilir ve kan-beyin
engelini kolayca aşar. Plazmadaki doruk değerine 2 saatte, bu
değerin yarısına ise (yarılanma ömrü) 3-4 saatte ulaşır. MPH plazma
proteinlerine bağlanmadığından ve yağ dokusunda depolanmadığından
hızlı metabolize edilir. MPH, dikkat eksikliği ve hiperaktivite
bozukluğu olan çocukların tedavisinde kullanılan en güvenilir
ilaçlardandır. MPH’nın etkisi ilk dozun verilmesinden 30 dakika
sonra başlar. Standart sabah ve öğle dozları ile çocuklar okulda
sakin saatler geçirmektedir. Çocuklarda “en az hatalı” davranışların
görüldüğü “hedef doz” 0.3 mg/kg’ dan başlamaktadır. MPH’nın maksimum
dozu günde 60 mg’dır.
Psikostimulanlar, DEHB ile komorbit olan bozuklukların tedavisinde
diğer ilaçlarla birlikte kullanılabilir. Örneğin, DEHB+Major
Depresyonda MPH+SSRI, DEHB+Anksiyetede MPH+Yüksek güçlü
benzodiazepinler ve DEHB+Davranım bozukluğunda veya DEHB+Tik
bozukluğunda MPH+Klonidin.
Klonidin
Kullanım alanı: Tik bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite
bozukluğu ve davranım bozukluğu.
Yan etkiler: Klonidinin en fazla görülen yan etkisi sedasyondur.
Sedasyon genellikle hızlı doz artımında tedavinin başında ortaya
çıkar ve birkaç hafta içinde hafifler. Klonidin kullanımı ile
birlikte anksiyete ve irritabilitede artış gözlenebilir. Fakat
bunlar da birkaç haftada kaybolur. Klonidin bazen kabızlığa yol
açabilir. Bu yan etki zamanla kaybolmaz fakat yüksek fiberli diyet,
bol sıvı alımı ve ekzersiz yapma ile kontrol edilebilir. Klonidin
kullanımı sırasında ani ayağa kalkışlarda baş dönmesi olabilir.
Klonidinin diğer yan etkileri arasında göz yaşında azalma ve
gözlerde kurulur, ağızda kuruluk ve bulantı sayılabilir. Nadiren
allerjik reaksiyonlar, depresyon, insomnia, kabuslar, idrar
retansiyonu ve işitme hallüsinasyonları görülebilir.
Klonidin antihipertansif bir ilaçtır. Alfa-2 noradreneljik
reseptörleri uyararak negatif geri bildirim yoluyla tirozin
hidroksilaz salınımını durdurur. Bu enzim katekolamin sentezinde hız
belirleyici bir enzimdir. Bu şekilde noradrenalin sentez ve salınımı
yavaşlar.
Klonidin, DEHB’da psikostimulanlara alternatif bir ilaç olarak
kullanılabilmektedir. DEHB olan çocukların tedavisinde klonidinin %
70 oranında etkili olduğu gösterilmiştir. Hiperaktivitenin
azaltılmasında etkin olmasına karşın dikkat sorunu üzerine yeterince
etkin değildir. DEHB ile davranım bozukluğu komorbit olduğunda
klonidin tedavisi daha çok seçilmelidir.
DEHB’nda klonidin tedavisine başlamadan önce kan basıncı ve nabız
değerleri kaydedilmelidir. 4-17 yaş grubu çocuk ve ergenlerde
tedaviye 0.05 mg’lık dozla başlanmalı ve her üç günde bir 0.05 mg
artırılarak günde 0.2 mg doza ulaşılmalıdır. Hastaların her
kontrolünde kan basıncı ölçülmelidir. Klonidinin Tourette sendromu
(TS) tedavisinde yararlı sonuçlar verdiği gösterilmiştir. TS’lu
hastaların % 40-50’si klonidinden yararlanmakdır. TS’daki motor ve
vokal belirtilerin azalmasına ilave olarak klonidin dikkat ile
ilgili sorunların, karmaşık motor ve fonik belirtilerin de
azalmasında etkin görülmektedir. Haloperidolden farklı olarak
klonidinin etkisi daha yavaş ortaya çıkar. Tedavi dozu düzeyine
yavaş çıkıldığı durumlarda yararlı etkinin görülebilmesi üç hafta
veya daha uzun bir süreyi alabilir. Tikler azalmadan önce hastaların
gerginliği azalmakta ve enerjilerinde artış olmaktadır.
Klonidin mide bağırsak kanalında hızlı emilir. En üst plazma
konsantrasyonuna ağızdan alınmasından 3-4 saat sonra ulaşır.
Yarılanma ömrü 12-16 saattir. Klonidin % 50’si idrarla değişmeden
atılır, % 50’si karaciğerde metabolize olur.
Antipsikotikler
Kullanım alanı: Çocukluk ve ergenlik başlangıçlı
şizofreni, otizm ve mental retardasyonda iletişim, hareket ve
davranış bozuklukları , tik bozuklukları.
Yan etkileri: Tipik antipsikotik ilaçların yan
etkileri:Parkinsonizm, bradikinezi, distoni ve akatizi şeklinde
motor yan etkiler; kayıtsızlık, duygulanımda küntlük, haz alamama,
apati ve inisiyatifte azalma, enerji azalması, sosyal güdülenme
kaybı, düşünme süreçlerinde yavaşlama, dikkat yoğunlaşmasında
sorunlar, anksiyete, disfori; tardif diskinezi; nöroleptik malign
sendrom.
Atipik antipsikotik ilaçların yan etkileri: Klozapin ile
agranulositozis, risperidon ile sedasyon ve ortostatik hipotansiyon,
olanzapin ile kilo artışı ve karaciğer enzimlerinde artış, zotepin
ile sedasyon, konvulsif nöbetler ve karaciğer fonksiyon testlerinde
artış, quetiapin ile karaciğer enzimlerinde artış, T4 düzeylerinde
azalma ve geçici nötropeni, sertindol ile ejakulasyon hacminde
azalma, kilo artışı ve QTc’de uzama.
Genel olarak kabul edilen görüş şizofrenik hastaların antipsikotik
ilaçlarla tedavi edilmesidir. Antipsikotik ilaçlar ilk seçilecek
ajanlar olmasına karşın antipsikotiklerin yan etkileri tedavi
süresince aynı değildir. Akatizi, distoni, parkinsonizm ve diskinezi
antipsikotik tedavi sırasında akut veya tardif şekillerde sık
görülen klasik ekstrapiramidal sendromdur. Tedavinin başında akut
ekstrapiramidal belirtiler (EPS) klinik tabloya egemenken uzun
süreli tedavi sırasında beden ağırlığında artış ve cinsel fonksiyon
bozukluğu klinik önemi olan sorunlar olur. EPS ortaya çıkaran
standart antipsikotikler “tipik”, akut EPS ortaya çıkarma riski
düşük olan klozapin, risperidon ve olanzapin gibi yeni ajanlar
“atipik” olarak adlandırılmaktadır.
Tipik antipsikotik ilaçların mezolimbik ve mezokortikal sistemlerde
antidopaminerjik etki sonucu şizofreni belirtilerini iyileştirdiği
kabul edilmektedir. Buna göre orta beyinden limbik sistem ve
kortekste temporal ve frontal loblara yayılan dopaminerjik (D2)
postsinaptik reseptörlerin blokajı antipsikotik etkinin ortaya
çıkmasından sorumludur. Haloperidol, klorpromazin, flufenazin,
pimozid ve tioridazin gibi tipik antipsikotik ilaçlar şizofrenideki
pozitif belirtileri (sanrı, varsanı, eksitasyon, saldırganlık, garip
davranışlar, dezorganize düşünce ve enkoherans) iyileştirir. Pek çok
çocuk ve ergen şizofren hastalarda haloperidol ya da flufenazinin
0.5-2 mg/gün ya da buna eşdeğer antipsikotik kullanımının yeterli
olduğu görülmüştür. Düşük doz uygulaması çocuk ve gençlerin yaşam
kalitesini, verimliliğini ve sosyabilitesini artırır. Tipik
antipsikotik ilaçların en önemli kullanım alanı şizofreni olmakla
birlikte tik bozukluklarında, özellikle Tourette sendromunda, kronik
organik psizoklarda, otistik ve mental retardasyonlu çocukların
süregen hareket ve davranış bozukluklarının azlatılmasında da
kullanılmaktadır.
Klozapin tipik antipsikotiklerden daha az ekstrapiramidal belirtiler
yapmaktadır. Klozapin ortaya çıkmış olan tardif diskinezinin
kaybolmasını da sağlar. Klozapin daha az motor yan etkiler
yapmasının yanında daha az ruhsal yan etkiler (asteni, indifferans,
anhedoni, güdü ve inisiyatif kaybı, düşünme süreçlerinde yavaşlama
ve yoğunlaşma zorluğu gibi) de ortaya çıkarır. Klozapinin en
yaşamsal yan etkisi agranulositozistir. Diğer yan etkisi epileptik
nöbetleri başlatmasıdır. Tipik antipsikotiklere dirençli hastalarda
klozapin tedavisi bu hastalardaki intihar riskini belirgin şekilde
azaltmaktadır. İntiharın azalması depresyonun ve ümitsizliğin
iyileşmesi ile ilgilidir. Tipik antipisotiklerin etkinliğinin iyi
olmasına karşın, pek çok hasta klinik olarak anlamlı bir iyileşme
gösterememekte ve uzun dönemde kötü bir prognoz sergilenmektedir.
Tüm hastaların % 20 ye varan bölümü tipik antipsikotiklere cevap
vermemektedir. Ayrıca, bu hastaların başlangıçta tedaviye yanıt
veren yaklaşık % 20-30 u idame tedavisine rağmen nüks gösterme
eğilimindedir. Klozapin, bir atipik antipsikotik ilaç olarak,
antipsikotiklere dirençli hastaların yüksek bir yüzdesinde daha iyi
sonuçlar elde edilmesini sağlar. Bunlar içerisinde sosyal ve
bilişsel işlevler ile yaşam kalitesi gibi boyutlar vardır. Tipik
antipsikotikler şizofrenik hastaların yaklaşık % 60-70 inde pozitif
belirtilerde ve dezorganizasyonda önemli ölçüde iyileşme sağlar
ancak, hastaların % 25-50 sinin hastane tedavisinden sonraki altı
ile oniki ay içerisinde tipik antipsikotik ilaçlara uyumunun
azalacağı tahmin edilmektedir. Bu durum sonuçta nükse ve tekrar
hastaneye yatmaya yol açar. Böyle bir durum tedaviye dirençtir.
Klozapinin antipsikotiklere dirençli şizofrenik hastaların kısa ve
uzun süreli tedavilerinde pozitif ve negatif belirtilerin
azaltılmasında üstün olduğu bildirilmektedir. Emosyonel geri
çekilmeyi, duygulanımdaki küntlüğü, psikomotor geriliği ve
dezoryantasyonu anlamlı olarak düzeltmektedir. Klozapinin günlük
ortalama dozu 300-450 mg dır. Merkezi sinir sistemi reseptörleri
üzerinde antagonistik etkiye sahiptir. Nörofizyolojik ve
biyokimyasal veriler, klozapinin striatal dopaminerjik yollardan çok
mezolimbik yollar üzerinde seçici bir etkisi olduğunu ve bu
özelliğinin onun atipik ekstrapiramidal yan etki profilinin altında
yatan gerçek olabileceğini göstermektedir. Son zamanlarda elde
edilen bilgiler klozapinin 5-HT2A ve D4 reseptörlerde antagonostik
özellikleri olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca zayıf D2 blokajının
olması bu avantajlara katkıda bulunan temel etmenlerden biridir.
Klozapinin kendine özgü yan etki profili vardır. Tipik
antipsikotiklere göre daha az EPS ortaya çıkar. Klozapin ile EPS
ortaya çıktığında akatizi, tremor ve akinezi daha öncelikle
görülürken, rijidite ve distoni hemen hemen hiç görülmemektedir.
Klozapin tipik antipsikotiklerin aksine hiperprolaktinemi ve buna
eşlik eden erkeklerde jinekomasti ve impotansa, kadınlarda ise
galaktore ve amenoreye neden olmaz. Klozapin yüksek dozlarda
verildiğinde bile serum prolaktin düzeylerinde yükselme yapmaz.
Klozapin ile ilişkili granülositopeninin sıklığı % 2.8 dir.
Agranülositoz ise % 0.6 kadardır. Bu risk tedavinin başlangıcındaki
18 haftalık sürede daha yüksektir ve olguların yaklaşık % 75 inde bu
zaman içerisinde ortaya çıkar. Klozapinin konvulsif nöbetler,
takikardi ve solunum zorlukları gibi diğer yan etkilerinin klinik
olarak kontrol edilebilir oldukları kanıtlanmıştır. Sonuç olarak
klozapin şizofreninin hem pozitif hem de negatif belirtilerini
iyileştirir, bilişsel işlevlerde anlamlı ölçüde düzelmeye neden
olur, intihar girişimlerine olan eğilimi azaltır, tipik
antipsikotiklerde görülenden daha az EPS ortaya çıkarır,
agranülostoz riski düzenli kan sayımları ile önlenebilir, yaşam
kalitesini ve kişiler arası ilişkileri iyileştirir.
Atipik antipsikotiklerin ekstrapiramidal sisteme etkilerinin
olmaması veya az olması, prolaktin düzeylerini etkilememesi, negatif
belirtiler üzerine etkin olması, tardif diskinezi yapmaması ve uzun
süre kullanılabilmesi avantajlarıdır. Klozapin, risperidon ve
olanzapin gibi atipik antipsikotikler tipik antipsikotiklere göre
farklı farmakolojik profiller gösterir. Atipik antipsikotikler
etkilerini dopaminerjik ve serotonerjik reseptörler üzerinden
yaparlar. Atipik antipsikotikler tipik antipsikotiklere oranla
5-HT2A ve 5-HT2C reseptörleri üzerine daha fazla
etkilidir.
Risperidon güçlü antiserotonerjik, antidopaminerjik ve
antiadrenerjik etkileri olan bir benzisokzazol türevidir. Risperidon
dopamin D2 reseptörlerinden ziyade güçlü serotonin 5 HT2 blokajı
yapması ve antikolinerjik aktivitesi olmaması nedeniyle atipik
antipsikotiklerin birçok farmakolojik etkisine sahiptir. Eliminasyon
yarı ömrü 3.2-24 saat arasındadır ve metaboliti 9-hidroksi
risperidon, farmakolojik olarak ana bileşik kadar aktifdir.
Risperidonun 1-6 mg/günlük dozları birçok şizofrenik çocuk ve
ergende etkilidir ve tolere edilebilir. Çocukluk ve ergenlik
başlangıçlı şizofrenide, otizimdeki ekolali ve stereotipik konuşma
ve davranışlarda ve mental retardasyonlu çocukların kendilerine ve
çevrelerine yönelik davranış bozukluğu sorunlarında 0.02-0.06 mg/kg
lık günlük dozları belirtilerin azalmasında etkindir. Risperidon ile
yapılan çalışmalarda bu ilacın antipsikotik etkinliği plasebodan
daha iyi, haloperidole ise eşdeğer bulunmuştur. Risperidon
haloperidonden daha az EPS’ye neden olmaktadır. Risperidon, pozitif
ve negatif belirtilerin birarada bulunduğu akut hastalarda negatif
belirtiler üzerinde de etkilidir. Sedasyon ve ortostatik
hipotansiyon risperidon tedavisinin ilk günlerinde görülmesi olası
yan etkilerdir.
Olanzapin kimyasal yapı ve farmakolojik profil açısından klozapine
benzer. Olanzapinin atipik bir farmakolojik profili olduğu
gösterilmiştir. Olanzapinin plazma yarılanma ömrü 30 saat
civarındadır. Günlük 5-20 mg arası dozlarda kullanılmaktadır.
Risperidon gibi olanzapin de primer negatif belirtiler üzerinde
etkilidir. EPS plasebo ile kıyaslanabilir oranlardadır ve diğer
güçlü antiserotonerjik antipsikotiklerde olduğu gibi olanzapin ile
kilo alımı ortaya çıkabilir. Olanzapin karaciğer enzimlerinde artış
yapabilir. Lokositleri etkilemez.
Diğer atipik antipsikotikler zotepin, quatiapin, sertindol ve
ziprasidondur. Zotepin bir dibenzotiepindir ve serotonerjik,
dopaminerjik, histaminerjik ve noradrenerjik reseptörleri bloke
eder. Aynı zamanda güçlü bir noradrenalin gerialım inhibitördür.
Kararlı plazma konsantrasyonlarına 3-4 gün sonra ulaşır. Günlük dozu
75-450 mg arasındadır. Haloperidol ile kıyaslandığında zotepin daha
düşük EPS riski taşımaktadır. Açık çalışmalar negatif belirtiler ve
major depresyon üzerindeki etkinliğine dikkat çekmektedir. Şimdiye
kadar zotepin ile ortaya çıkan herhangi bir tardif diskinezi olgusu
bildirilmemiştir. Doza bağlı yan etkileri arasında sedasyon,
konvulsif nöbetler ve karaciğer fonksiyon testlerinde geçici artış
olabilir. Lökositler üzerinde bildirilen ciddi bir etkisi
yoktur.
Quetiapin de bir dibenzotiazepin türevidir. Yarılanma ömrü yaklaşık
3 saattir. Herhangi bir aktif metaboliti yoktur. Yarılanma ömrünün
kısa olmasına karşın positron emisyon tomografisi (PET) çalışmalarından elde edilen veriler günde
iki defa kullanımının yeterli olduğunu göstermektedir. Diğer atipik
antipsikotiklerde olduğu gibi quetiapinin de D2 reseptörlerine
oranla 5-HT2A reseptörlerine olan afinitesi daha yüksektir.
Muskarinik kolinerjik reseptörlere belirgin bir afinitesi yoktur.
Quetiapin ile ortaya çıkan EPS oranı düşüktür. Ancak, negatif
belirtiler üzerindeki etkisi diğer atipik antipsikotiklerden daha
azdır. Yan etki profilinde karaciğer enzim artışları, serbest
tiroksin T4 düzeylerinde azalma ve geçici nötropeni
bulunmaktadır.
Sertindol, 5-HT2A, D2 ve alfa 1-adrenoreseptörlere afinitesi yüksek
ve eliminasyon yarı ömrü yaklaşık üç gün olan atipik bir
antipsikotiktir. Plaseboya üstünlüğü ve haloperidol gibi tipik
antipsikotik ilaçlara eşit etkinliği gösterilmiştir. Düşük EPS riski
taşır. Nadir yan etkilerinden biri güçlü antiadrenerjik etkisi ile
açıklanabilecek ejakülasyon hacminde azalmadır. Sertindol de EKG’de
QTc’yi uzatır ve kilo artışına neden olur.
Ziprasidon oldukça yeni bir ilaç olup 5 HT2/D2 reseptör
antagonistidir. Ziprasidonun günlük 120 mg lık dozu plasebodan üstün
bulunmuştur.
Anksiyolitikler
Son yıllarda, çocuk ve ergenlerdeki anksiyete bozukluklarının
tedavisinde ilaç kullanımında belirgin bir artış görülmektedir.
Ancak, anksiyete ile birlikte depresyon ve dikkat eksikliği ve
hiperaktivite eşzamanlı bozukluklar olarak da ortaya çıkabilir.
Böyle durumlarda anksiyeteye eşlik eden bozukluklardaki hedef
belirtiler saptanarak tedavide antidepresanlara veya
psikostimulanlara yer verilmelidir.
Kullanım alanı: Fobik bozukluk, ayrılma anksiyetesi bozukluğu, aşırı
anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu, posttravmatik stres bozukluğu
ve obsesif kompulsif bozukluk gibi anksiyete
bozuklukları.
Yan
etkileri: Antihistaminik ilaçların antikolinerjik yan etkisi, aşırı
yorgunluk yapması ve bazı hastalarda konvulsif nöbeti ortaya
çıkarıcı yan etkileri vardır. Antikolinerjik özellikleri nedeniyle
astımı olan çocuklarda nefes alma güçlüğü yapabilir.
Benzodiazepinler aşırı sedasyon, sersemlik, dengesiz yürüme,
konuşmada tutukluk, çift görme, titreme, bazen istenilenin tam tersi
olan aşırı uyarılma durumu gibi tepkiler ve fiziksel bağımlılık
yapabilir.
Antidepresanlarla ilgili yan etkilerden önceki bölümde söz
edilmiştir.
Difenhidramin ve hidroksizin gibi antihistaminik ilaçlar sık
kullanılanlardır. Bu ilaçlar anksiyolitik etki göstermeden önce uyku
verirler. Tedaviye en az dozla başlanması ve dereceli olarak
artırılması önerilir. Örneğin, 25 mg gibi küçük dozla tedaviye
başlanıp günde 50-75 mg a kadar artırılabilir. Günlük doz
difenhidramin için 300 mg dan, hidroksizin için 100 mg dan fazla
olmamalıdır. Bebeklerde ve küçük çocuklarda yüksek dozların
hallusinasyonlara, konvulsiyonlara ve ölüme neden olabileceği
hatırlanmalıdır.
Benzodiazepinlerin olumlu etkileri çocuk ve ergenlerde
erişkinlerdeki kadar kesin değildir. Anksiyolitik etkilerini beyinin
neokorteks ve limbik bölgelerinde bulunan GABA sistemini etkileyerek
gösterir. Ayrıca, beyinde serotonin aktivitesini yavaşlatarak da
etki gösterdiği düşünülmektedir. Yarı ömrü kısa olan oksazepam gibi
benzodiazepinler uykunun başlamasında sorunu olanlar için
seçilebilir. Yarı ömrü orta uzunlukta olan alprozolam ve lorazepam
da insomniada ve anksiyolotik etki istenilen durumlarda
kullanılabilir. Yarı ömrü uzun olan diazepam ve klordiazepoksid gibi
ilaçlar uzun süreli anksiyolotik etki istendiği durumlarda
etkilidir.
Yarı ömrü 5.7-10 saat olan oksazepamın çocuk dozu belirlenmemiştir.
Ergenlerdeki günlük dozu 30-90 mg dır. Yarı ömrü 12-18 saat kadar
olan alprozolam ile lorazepamın kullanılması da çocuklarda
onaylanmamıştır. Ancak bazı klinisyenler bu ilaçların çocuklarda
kullanılabileceğini ileri sürmektedirler. Örneğin, alprozolam günde
0.375-l.5 mg, lorazepam günde 1-6 mg eşit bölünmüş dozlarda
kullanılmaktadır. Yarı ömrü 30-60 saat olan diazepam çocuklarda
günde 3-10 mg, yarı ömrü 24-48 saat olan klordiazepoksid günde 5-30
mg kullanılabilir.
Antidepresanların anksiyete bozukluklarında kullanılması
üzerindeki çalışmalar daha çok TCA’lar üzerinde yoğunlaşmıştır. Son
yıllarda SSRI’larla yapılan çalışmalara da rastlanılmaktadır.
Örneğin, ayrılma anksiyetesi olan çocuklarda imipramin depresyon
tedavisi dozunda kullanıldığında % 80 etkin bulunmuştur. Böyle
durumlarda imipramin ile alprozolamın birlikte kullanılması da
düşünülebilir.
Benzodiazepin olmayan, azopiron olarak sınıflandırılan buspiron da
anksiyete giderici bir ajan olarak çocuk psikiyatrisinde
kullanılmaktadır. Yarı ömrü 2-3 saat olan buspiron bölünmüş dozlar
şeklinde günde 7.5-30 mg kullanıldığında aşırı anksiyete, fobik
anksiyete ve uykusuzluk belirtilerinde düzelmeler yapmaktadır.
Buspiron fiziksel ve psikolojik bağımlılık yapmadığından
kullanılması güvenilir bir ilaç olarak görülmektedir. Ancak tedavi
edici etkisinin ortaya çıkması için on-onbeş gün beklemek gerekir.
Buspiron MAOI’leri ile birlikte kullanılmamalıdır. En önemli yan
etkileri sersemlik, baş dönmesi, bulantı, baş ağrısı ve
uykusuzluktur.
Propranolol yarı ömrü 4-6 saat olan beta bloke edici bir ajandır.
Özellikle uyku bozukluklarının anksiyete ile birlikte olduğu
durumlarda yararlı olabilir. Çocuklardaki günlük dozu 30-60 mg
dır.
Duygudurum düzenleyicileri
Çocuk ve ergenlerin iki uçlu duygulanım bozukluklarında en etkili ve
yararlı ilaç lityumdur. Erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da
lityum tuzları bir iki hafta içinde manik belirtileri yatıştırır.
Lityumun manik ve depresif nöbetlerin ortaya çıkışını ya da sıklık
ve şiddetini önlemek amacıyla uzun süre kullanılması da olasıdır.
Lityum tedavisinde kan düzeyi 1.5mEq/L’yi geçmemelidir. Lityum
tedavisinin etkili olmadığı ya da yan etkilerinin fazla olduğu
durumlarda karbamazepin veya valproik asit de
kullanılabilir.
Kaynaklar
Yüksel N.
Psikofarmakoloji. Ankara: Bilimsel Tıp Yayınevi; 1998.
Shaffer D.
Pediatrik psikofarmakoloji. İstanbul: Bilimsel ve Tetnik Yayınları
Çeviri Vakfı; 1993.
Hunt R,
Minderaa R, Cohen D. Clonidine benefits children with attention
deficit disorder and hyperactivity: Report of a double-blind
placebo-crossover therapeutic trial. J Am Acad Child Adolesc
Psychiatry 1985; 24: 617-29.
Birsöz S,
Turgay A. Psikiyatride ilaç tedavisi. Ankara: Medikomat Basım Yayın
Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi; 1994.
Wilens TE,
Biederman J, Spencer T. Clonidine for sleep disturbances associated
with attention-deficit hyperactivity disorder. J Am Acad Child
Adolesc Psychiatry 1994; 33: 424-26.
Campbell M,
Schopler E, Cueva JE, Hallin A. Treatment of autistic disorder. J Am
Acad Child Adolecs Psychiatry l996; 35: 134-43.
Campbell M,
Cueva JE. Psychopharmacology in child and adolescent psychiatry: A
review of the past seven years. Part II. J Am Acad Child Adolesc
Psychiatry l995; 34: 1262-72.
Wilens TE.
Spencer T, Biederman J. Combined Combined pharmacotherapy: An
emerging trend in pediatric psychopharmacology. J Am Acad Child
Adolesc Psychitary 1995; 34: 110-2.
Rey-Sanchez F,
Gutierrez-Cesares JR. Paroxetine in children with major depressive
disorder: An open trial. J Am Child Adolesc Psychitary 1997; 36:
1443-7.
Potenza MN,
McDougle CJ. New finding on the causes ant treatment of autism.
Medscape Mental Heallth 1997; 2: 1-13.
Kurlan R, Como
PG, Deeley C, McDermott M, McDermott MP. A pilot controlled study of
fluxetine for obsessive-compulsive symptoms in children with
Tourette’s syndrome. Clin Neuropharmacol 1993; 16:
167-72.
Cook EH,
Rowlett R, Jaselskis C, Leventhal BL. Fluoxetine treatment of
children and adults with autistic disorder and mental retardation. J
Am Acad Child Adolesc Psychiatry 1992; 31: 739-54.
Como PG, kurlan
R. An open-Label trial of fluoxetine for obsessive-compulsive
disorder in Gilles de la Tourette’s syndrome. Neurology 1991; 41:
872-74.
Jain U,
Birmaher B, Garcia M, Al-Shabbout M, Ryan N. Fluoxetine in children
and adolescents with mood disordeds: A chart review of efficacy and
adverse effects. J Clin Adolesc Psychopharmacol 1992; 2:
259-65.
Gerlach J,
Peacock L. Motor and mental side effects of clozapine. J Clin
Psychiatry 1994; 55 Suppl B: 107-9.
Meltzer HY,
Okayli G. Reduction of suicidality during clozapine treatment of
neuroleptic-resistant schizophrenia: Impact on risk-benefit
assessment. Am J Psychitary 1995; 152: 183-90.
Fleischacker
WW, Hummer M. Drug treatment of schizophrenia in the 1990s.
Achievements and future possibilities in optimising outcomes. Drugs
1997; 53: 915-29.
ÇOCUK
VE ERGEN PSİKİYATRİSİNDE KULLANILAN ANTİDEPRESANLAR
Kullanım
alanları: Çocukluk ve ergenlik depresyonları, obsesif kompulsif
bozukluk, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım
bozukluğu, özel öğrenme güçlükleri, enurezis ve enkoprezis, mental
retardasyon ve otizmde kendine zarar verici ve saldırgan
davranışlar.
Yan etkileri:
Otonomik, örn., ağız kuruluğu, konstipasyon, terleme
Nörolojik,
örn.,tremor
Gastrointestinal, örn., iştahsızlık, karın ağrısı
Üriner, örn.,
miksiyon güçlüğü
Ruhsal, örn.,
sedasyon, bilişsel bozukluk
Somatik, örn.,
baş ağrısı, uykuya başlamada güçlük
Kardiyovasküler, örn., taşikardi, baş dönmesi,
kardiyotoksisite
Kullanım
alanları: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme
bozuklukları, tik bozukluğu
Yan etkileri:
Uykuya başlamada güçlük, iştahsızlık, kilo kaybı, baş ağrısı,
dinlenme sırasında kalb ritminde artış ve sistolik kan basıncında
hafif yükselme.
Ortalama doz:
Metilfenidat 10-30 mg/gün
Dekstroamfetamin 5-20 mg/gün
Pemolin
8.75-112.5 mg/gün
ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSİNDE KULLANILAN
ALFA-2 NORADRENERJİK RESEPTÖR UYARANI
Jenerik adı:
Klonidin
Kullanım
alanları: Tik bozuklukları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu
ve davranım bozukluğu
Yan etkileri:
Sedasyon, göz yaşında azalma, ağız kuruluğu, bulantı, allerjik
reaksiyonlar, depresyon, idrar retansiyonu, uykusuzluk, kabuslar,
işitme hallüsinasyonları, hipotansiyon
Ortalama doz:
Klonidin 0.150-0.450 mg/gün
ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSİNDE KULLANILAN
ANTİPSİKOTİK İLAÇLAR
Kullanım
alanları: Çocukluk ve ergenlik başlangıçlı şizofreni, otizm ve
mental retardasyonda iletişim, hareket ve davranış bozuklukları ,
tik bozuklukları.
Yan etkileri:
Tipik antipsikotik ilaçların yan etkileri: Parkinsonizm,
bradikinezi, distoni ve akatizi şeklinde motor yan etkiler;
kayıtsızlık, duygulanımda küntlük, haz alamama, apati ve
inisiyatifte azalma, enerji azalması, sosyal güdülenme kaybı,
düşünme süreçlerinde yavaşlama, dikkat yoğunlaşmasında sorunlar,
anksiyete, disfori; tardif diskinezi; nöroleptik malign
sendrom.
Kullanım
alanları: Çocukluk ve ergenlik başlangıçlı şizofreni, otizm ve
mental retardasyonda iletişim, hareket ve davranış bozuklukları, tik
bozuklukları
Yan etkileri:
Klozapin ile agranulositozis, daha az olarak asteni, indifferans,
anhedoni, güdü ve inisiyatif kaybı, düşünme süreçlerinde yavaşlama
ve yoğunlaşma zorluğu; risperidon ile sedasyon ve ortostatik
hipotansiyon; olanzapin ile kilo artışı ve karaciğer enzimlerinde
artış; zotepin ile sedasyon, konvulsif nöbetler ve karaciğer
fonksiyon testlerinde artış; quatiapin ile karaciğer enzimlerinde
artış, T4 düzeylerinde azalma ve geçici nötropeni; sertindol ile
ejakulasyon hacminde azalma, kilo artışı ve QTc’de uzama
Kullanım
alanları : Fobik bozukluk, ayrılma anksiyetesi bozukluğu, okul
korkusu, aşırı anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu, posttravmatik
stres bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk gibi anksiyete
bozuklukları
Yan etkileri :
Benzodiazepinler aşırı sedasyon, sersemlik, dengesiz yürüme,
konuşmada tutukluk, çift görme, titreme, bazen istenilenin tam tersi
olan aşırı uyarılma durumu gibi tepkiler ve fiziksel bağımlılık
yapabilir. Antihistaminik ilaçların antikolinerjik yan etkisi, aşırı
yorgunluk yapması ve bazı hastalarda konvulsif nöbetleri ortaya
çıkarıcı yan etkileri vardır. Antikolinerjik özellikleri nedeniyle
astımı olan çocuklarda nefes alma güçlüğü yapabilir. Buspironun en
önemli yan etkileri sersemlik, baş dönmesi, bulantı, baş ağrısı ve
uykusuzluktur.