Psikiyatrik hastalarda fiziksel problemler sıklıkla değerlendirilmektedir.
Bu gibi problemler psikiyatrik yakınmalarla birlikte olabilir veya psikiyatrik yakınmaların
temelini oluşturabilir. Bundan dolayı hastanın fiziksel yönden gözden geçirilmesi
yeni ortaya çıkan veya daha önce atlanan tıbbi problemlerin, doğru
olamayan tanıların veya farmakolojik tedaviye ya da madde kullanımına
ikincil olan komplikasyonların belirlenmesiiçin
gereklidir.
Tarama batarya serilerinin rutin olarak istenmesi genellikle klinik kullanım yönünden
sınırlıdır ve gereksiz harcamalara neden olur. Gerekli olduğu zaman
özel laboratuvar testleri incelemeyi tamamlamak için istenmelidirve bu testler hastanın öyküsü, ruhsal durum
muayenesi ve fizik muayene ile bütünleştirilmelidir. Seyrek olarak klozapin gibi bir
özel tedavi için tedavi öncesini taramada laboratuvar bilgilerine gereksinim vardır
(örn., tam kan sayımı). Başlangıçtaki klinik araştırma daha
sonra ileri tıbbi veya laboratuvar değerlendirilmelerin gerektiğini gösterecektir
(örn., bir madde kullanım bozukluğunun veya bir demansın öykü ve ruhsal
durum muayenesi ile ortaya konması durumunda).
Birçok psikiyatrik bozukluğun biyolojik temelinin gittikçe artan oranda
bilinir olması etkin tedavi gereksinimini de birlikte getirmiştir. Bunun sonunda
klinik izlenimin yanı sıra, belki de ondan daha ileride, laboratuvar şu amaçlarla
kullanılır:
·Özel psikiyatrik bozukluklarla ilişkili biyolojik
etmenleri açıklamak ve ölçmek,
Psikiyatrik bozukluklardaki laboratuvar anormallikleri sıklıkla biyolojik
belirleyiciler olarak kullanılır. Bu anormallikler bir tanı koymak veya
uygun tedaviyi belirlemek için yeteri kadar özgül veya duyarlı olmamasına karşın,
konulan psikiyatrik bozukluk tanısı ile belirli bir ölçüm arasında ilişkili
olan veya olmayan patolojiyi göstermesi bakımından önemlidir. Biyolojik
belirleyiciler, duruma-bağlı (state-dependent) olarak görülebilir ve bir
özel psikiyatrik bozukluğun şiddetlenmesi sırasında (örn., akut
depresif epizod) tanı koymaya ya da tedaviye yanıtı izlemede yardımcı
gereçler olarak kullanılır. Aksine olarak, özelliğe-bağlı (trait-dependent)
belirleyiciler konan bir psikiyatrik bozukluk tanısından kuşkulanıldığında
veya hasta iyilik döneminde olduğunda yararlı olabilir.
·Hastanın hızlı bir şekilde incelenmesi ve
değerlendirilmesini,
·Merkezi problem alanlarına yönelik tedavilerin yapılmasını,
·Hastanın sunulan hizmet ve belirti değişikliği
ile ilgili doyum düzeyinin değerlendirilmesini sağlar.
Nöroendokrin Testler
Endokrin bozukluklar psikiyatrik belirtilerin bir türü olarak bulunabilir (örn.,
hipertiroidizmde mani, hipotiroidizm ve/veya hiperkortisolizmde depresyon ve Cushing
sendromunda psikoz) ve birçok nöroendokrin test klinikte rutin olarak kullanılır.
Hormonal geçişte limbik-hipotalamik-pituitar eksen asıldır ve bu sistem içindeki
endokrin değişiklikler büyük psikiyatrik bozukluklarla önemli ilişkiler
meydana getirebilir. Bunlar arasında bazal hormonal konsantrasyonlarda değişiklikler
ile farmakolojik girişime yanıttaki değişiklikler sayılabilir.
Deksametazon supresyon testi (DST) Bu işlem, akşam 11:00 de 1 mg
deksametazonun ağızdan alınmasıdır. Kortizolün plazma
konsantrasyon örnekleri takip eden günde 8:00, öğleden sonra 4:00 ve akşam
11:00 de alınır. Ayaktan izlenen hastalarda tek plazma kortizol örneği
sonraki günde öğleden sonra 4:00 de alınmalıdır. Normal kişilerde
deksametazon uygulaması sonrasındaki 24 saatte kortizol sekresyonu 5 mg/dL’nin
altındaki bir düzeyde baskılanacaktır. 5 mg/dL’ den yüksek plazma
kortizol düzeyleri baskılanmamayı veya pozitif (anormal) bir testi gösterir. Bu,
hastanın yüksek oranda bir major depresif epizod geçirdiğini veya en azından
hastalığa bir affektif komponentin ekli olduğunu gösterir. İnceleme yöntemlerindeki
değişikliklerden dolayı 4 ile 7 mg/dL arasındaki kortizol
konsantrasyonları dikkatle yorumlanmalıdır. Genel olarak DST’ nin özgüllüğü
düşüktür (örn., ortalama % 50 yanlış-pozitif oran) ve sağlıklı
kontrol deneklerinin % 5 kadarı ile akut şizofrenik hastaların % 19 kadarı
kortizolü baskılayamadıklarından DST yeterli bir tarama aracı değildir.
Tiroid-salıverici hormonu (TRH) uyarma testi. Bu laboratuvar incelemesi
genellikle yatan hastalarda yapılır. Bir gece aç kalındıktan sonra
sabah 8:30 da bir intravenöz kanül konur. 8:59 da tiroid-uyarıcı hormon (TSH) u
da içeren baseline tiroid örneği alınır ve hemen arkasından 500 mg
sentetik TRH (protirelin) 50 saniye içinde intravenöz olarak verilir. TRH infüzyonundan
sonraki 15,30,60 ve 90 ncı dakikalarda plazma TSH örnekleri alınır. Bu süre
içinde hasta gastrointestinal yakınmalar, genitoüriner belirtiler, sıcaklık
hissi, ağız kuruluğu, metalik tat veya göğüste sıkışıklık
gibi geçici yan etkiler yönünden izlenmelidir. Normal koşullarda, TRH infüzyonuna
cevap olarak, plazma TSH düzeyleri 5-15 mikroünit/mL artar. TRH konsantrasyonunda minimal
bir artış bir kör yanıt olarak düşünülür ve bir major depresyona işaret
edebilir. Major depresyonu olan hastaların ortalama dörtte birinde kör TRH yanıtı
vardır. Bu test DST ile birlikte kullanıldığında, her ikisine
verilen anormal yanıtlar bir major depresif epizod tanısını destekler.
Bunun aksine olarak, “artmış” bir TSH yanıtı (TSH artışı
> 30 mikroünit/mL) bir depresif bozukluğu taklit eden bir hipotiroid durumuna işaret
edebilir. Bu bilgilerdeki depresif belirtiler tiroid hormon tedavisine yanıt verebilir.
Diğer nöroendokrin testler. Plazma melatonin düzeyleri ve onun birincil
metabolliti olan 6-hidroksimelatoninin idrarla atımı, araştırma düzeyinde,
tedaviden önce ve sonra noradrenerjik işlevin incelenmesi için yapılmaktadır.
Fenfluramin ve L-triptofan gibi serotonerjik ajanlara verilen kör prolaktin yanıtları
depresyonda serotonerjik bir eksikliğe ikincil olarak değerlendirilebilir. Çeşitli
uyaranlara verilen kör büyüme hormonu (GH)yanıtı
bir depresif epizodun işareti olabilir. L-dopa, 5-hidroksitriptofan, apomorfin, d-amfetamin,
klonidin, büyüme hormonu-salıverici hormonu (GHRH) ve TRH büyüme hormonuna verilen
yanıtlar için kullanılan uyarıcılardır. Klonidin GH yanıtı,
presinaptikalfa 2-adrenerjik reseptörlerin
duyarlığını ölçer ve kör bir yanıt depresyon izin belirteç
olabilir.
Biyokimyasal Belirleyiciler
Nörotransmitterler ve onların metabolitleriyle yapılan birçok çalışmada
sayısız anormallikler belirlenmiştir. Ancak, tanıyı artırıcı
veya tedavinin geçerliğini ve uygunluğunu destekleyici hiçbir laboratuvar testi
yoktur. İntihar davranışı veya saldırgan dürtüsellik ile
serotoninin birincil metaboliti olan 5-hidroksiindolasetik asit (5-HIAA) in düşük
beyin-omirilik sıvısı (BOS) düzeyleri arasında bir ilişki vardır.
Norepinefrin başlıca metaboliti olan 3-metoksi-4-hidroksifenilglikol (MHPG) ün düşük
idrar düzeyi bipolar bozukluğun depresif fazında saptanabilir.
Dopaminin birincil metaboliti olan homovanillik asit
(HVA) in plazma düzeyinin azalması psikozun klinik iyileşmesi ile ilişkilidir.
Çevresel dokular merkezi
nöral etkinliği yansıtabilir. Bunlar arasında plateletlerde, enfositlerde,
deri fibroblastlarında ve eritrositlerde bulunan repestörler veya yüksek moleküler ağırlıklı
kompleks biyomoleküller ve enzim sistemleri bulunur. Aşağıdaki bulguların
klinik anlamlığı henüz belirsizdir: Bipolar ve unipolar bozukluklarda
platelet monoamin oksidaz (MAO) azalmıştır; depresyonda platelet alfa 2-adrenerjik
reseptörler artmıştır; duygulanım bozukluklarında lenfositlerdeki
beta - adrenerjik reseptör bağlama yerleri azalmıştır; depresif veya
obsesif-kompulsif hastalarda plateletlerde 3 H ile işaretlenmiş imipramin bağlanma
yerleri anlamlı olarak azalmıştır; tanıdan bağımsız
olan intihar hastalarında platelet serotonin 2A (5-HT2A)
reseptörleri artmıştır.
Genetik Belirleyiciler
Down sendromu (örn., trisomi 21) veya frajil X sendromu (örn., X kromozomu) gibi çeşitli
tipteki kromozom anormallikleri mental retardasyon tanısı için kullanılabilir.
Huntington koresinde kromozom 4, Wilson hastalığında kromozom 13, Alzheimer
hastalığında kromozom 21 ve bipolar bozuklukta X kromozomu veya kromozom 11
gibi çeşitli bozukluklarda kromozomal yerler genetik bağlantı (genetic
linkage) çalışmaları ile yapılmaktadır. Özel DNA ardışıklığı
(sequence) veya “uzunluğu sınırlı parça polimorfizmler” (rectriction
fragment length polymorphisms-RFLPs) psikiyatrik bozukluğu olanlar ile sağlıklı
kontrol deneklerinin genlerini karşılaştırmada kullanılabilir.
Duygu-durum bozukluğu olan bazı hastalarda belirleyici özelliği yüksek
olarak kabul edilen aday genler arasında yüksek lityum eritrosit/plazma oranlarını
ve yüksek muskarinik asetilkolin reseptör yoğunluğunu taşıyanlar vardır.
Beyin Görüntüleme Teknikleri
Bilgisayar teknolojisi psikiyatrik hastaların standart incelenmesinde birçok
avantaj sunmaktadır. Bunlar arasında:
·Hastanın tanısının ve belirtilerinin
bilgisayarla değerlendirilmesi,
·DEHB’ dan kuşkulanılan çocuklarda dikkat
kapasitesinin ve dürtüselliğin bilgisayarlı ödevler ile incelenmesi,
·Kendi-bildirim araştırmalarında bilgisayar –
aramalı değerlendirme sayılabilir.
20-25 yıldan beri beyin işlevsel görüntülemesi psikiyatrik bozuklukların
araştırılmasında kullanılmakla beraber elde edilen bilgiler genel
olarak klinik uygulamada büyük bir pekiştirmenin olmadığı şeklindedir.
Klinik psikiyatristler şu soruları sormakta böyle teknolojinin yanıtlarını
beklemektedir:
Yalnız işlevsel görüntüleme ile
bir tanı konabilir mi ve tekrarlanan taramaların izlenmesi tedavideki veya
tedavisiz bir bozukluğun gidişini gösterir mi?
İşlevsel
görüntüleme çeşitli belirtilerin (örn., hallusinasyonlar) beyin alanlarındaki
yerlerini belirleyebilir mi?
İşlevsel
görüntüleme bir psikiyatrik bozukluğun biyokimyasal karakteristiklerini çoğalma,
yaygınlaşma ve önceden tahmin etme anlamında tanımlayabilir mi?
İşlevsel
görüntüleme psikofarmakoterapinin seçiminde, ilacın tipinde ve dozunda, ussal bir
temel sağlayabilir mi, olası sonuçları tahmin edebilir mi?
Bir örnek olarak, Nature dergisinde yayınlanan bir makalede, şizofrenik
hastalar işitsel hallusinasyonlar yaşarken positron-emisyon tomografisi (PET) ile
beyin alanlarında artmış etkinlik belirlenmiştir. Burada, bilateral
talamus, sol hipokampus/parahipokampal girus ve sağ ventral tegmentum gibi bölgelerde
yüksek anlamlığı olan derin aktivasyon örüntüsü bulunmuştur. Bu
alanlardaki otonom etkinliğin, bu hastaların bizar ve istemsiz yaşantılarına
neden olabileceği düşünülmektedir. Bir başka PET çalışması
serisinde antipsikotik tedavi gören akut hastalarda striatal dopamine2 (D2) reseptörlerinin
% 80’e kadar bir oranda bu ilaçlarla işgal edildiği gösterilmiştir. Yakın
zamanda, tek-foton yayan bilgisayarlı tomografi (SPECT) için geliştirilmiş
bir rakloprid türevi (benzamid) nin antipsikotik ve belki de diğer psikotropik
tedavideki hastaların klinik izlenmesinde non-PET görüntüleme işlemi için
yararlı ve ucuz bir gereç olabileceği düşünülmektedir.
Bilgisayarlı tomografi - Computed
tomography (CT)
CT birincil olarak, bir psikiyatrik bozukluğun altında yatan veya ona eşlik
edebilen organik lezyonları dışlamak için kullanılır. CT
indikasyonları şunlardır:
·İlk epizodun 40 yaşından sonra olduğu bir
psikotik, duygu-durum veya kişilik bozukluğu
·Anormal motor hareketler
·Nedeni bilinmeyen deliryum veya demans
·Devamlı katatoni
·Anoreksiya nervoza
Fokal işaretler ve
belirtiler olduğunda veya kontrast olmayan taramada lezyon saptandığında
kontrast madde kullanılır. Bununla ilgili bazı bulgular şunlardır:
·Şizofrenik hastalarda tersine oluşmuş serebral
asimetri
·Kronik şizofrenik veya bipolar hastalarda serebellar
atrofi, üçüncü ventrikül genişlemesi ve yüksek ventrikül/beyin oranları.
·Kronik şizofrenik hastalarda ventrikül genişlemesi
ile nöroleptik tedavisine yanıt arasında olumsuz bir ilişkinin bulunması
·Kronik şizofrenik hastalarda sulkusların genişlemesi
ile ortaya çıkan kortikal atrofi
Depresyonda, alkolizmde,
Alzheimer hastalığında ve multi-infarkt demansta da anormalliklerin olduğu
bildirilmektedir. Klinik uygulamada CT, diğer yeni görüntüleme tekniklerine göre
kullanışlı, emin, daha rahat ve daha az masraflıdır ve özellikle
serebral konküzyon veya subaraknoid kanama öyküsü olan hastalarda tanı için özellikle
yardımcı olan bir araçtır.
Magnetik rezonans görüntüleme –
Magnetic resonance imoging (MRI)
Beden dokularındaki kimyasal elementlerin yankılanmasındaki frekansları
araştırmada kullanılan bir magnetik alan bir çeşitli beyin dokularının
karakteristik frekansları beyin yapılarının ayrıntılı
resimleri haline dönüştürülmektedir. MRI en çok primer dejeneratif demansların,
örneğin, Alzheimer ve Pick hastalıklarının tanısını
koymada yararlıdır. Ayrıca, şizofrenik hastalardaki çalışmalarda
küçük frontal lob, ventriküler genişleme (özellikle frontal boynuzlarda) ve tam
veya kısmi corpus callosum agenezisi gibi temporolimbik anormallikler gösterebilmektedir.
MRI’ nın CT’ ye avantajları şunlardır:
·Her kesitin görüntülenmesi
·Yüksek çözülme
·Gri maddenin beyaz maddeden daha iyi ayrılması
·Demiyelinizasyon bozukluklarında lezyonların daha
iyi tanımlanması
·Posterior fossanın ve pituitar bölgenin çok iyi gözlenmesi
Magnetik rezonans spektroskopi - Magnetic resonance spectroscopy
Bu yöntem ile, kolin içeren bileşikler dahil, merkezi sinir sisteminde zarar
verici olmadan ve radiyoaktivite vermeden çeşitli nöroransmitter sistemlerinin in
vivo olarak ölçümü olasıdır. Örneğin, MRS kullanarak yaşlı
depresif hastalarda tedaviden önce ve tedaviden sonra ve tedavi edilmemiş genç
depresif hastalarda kolin konsantrasyonları değerlendirilebilir. Bu konuda yapılan
bazı çalışmalarda yüksek kolin düzeyleri tedavi ile düzeltilmekte ve
depresif hastalarda kontrol deneklerine göre kolin artışına daha fazla
rastlanmaktadır. Lityum kullanan bipolar hastalarda proton MRS kullanılarak yapılan
bir araştırmada, bu hastaların normal kontrol deneklere göre bazal ganglia bölgesinde
kolin/fosfokreatin-kreatinin oranında, N-asetilaspartat/fosfokreatin-kreatinin oranında
ve inositol/fosfokreatin-kreatinin oranında artışlar bulunmuştur. Ayrıca,
manik hastaların beyinlerinde MRS kullanılarak yapılan lityum ölçümlerinde
manideki azalmanın lityum serum konsantrasyonlarıyla ilişkili değil de
MRS ile ölçülen lityum beyin konsantrasyonları ile ilişki olduğu ileri sürülmüştür.
Özet olarak MRI ve MRS, çeşitli durumlardaki hem anatomik hem de biyolojik
etkinlikleri araştırmada ve tedavinin etkisini değerlendirmede önemli
bilgiler sağlayan güçlü ve zararsız teknikleridir.
Bu teknik beyinin işlevsel görüntülemesini sağlamakta ve özellikle nörotransmitter
sistemlerinin incelenmesinde umut dolu olarak görülmektedir. Fluorin-18, karbon-14,
karbon-11 gibi pozitron yayan bir element D-glukoz gibi bir biyolojik bileşikle birleştirilerek
intravenöz olarak verilir. Hasta istirahat halindeyken veya bir özel görev ile uğraşırken,
beyinin çeşitli bölgelerine dağılan bileşiğin haritası çıkarılır.
Bu teknik ile belli bir yerdeki reseptör yoğunluğu da ölçülebilir. Önemli PET
tarama bulguları şunlardır:
·Azalmış prefrontal metabolizma ve şizofrenide
artmış D2reseptör yoğunluğu
·Antipsikotik ajanların, özellikle striatumda, D2 reseptörlerine
bağlanması
·Obsesif-kompulsif hastalarda orbital-frontal kortekste ve
bazal gangliyada yüksek metabolik oranlar.
Bu yöntem Wisconsin
Kart Ayırma Testi (Wisconsin Card Sort Test) gibi bilişsel uğraşı
testleri ile deneklere verilen özel deneysel görevlerle belirlenmiş çeşitli
beyin alanlarının kan akımı ve nörotransmitter etkinliği ölçülebilir.
PET gibi SPECT de hem kortikal hem subkortikal yapıların görüntülenmesini sağlar.
PET taramadaki gibi resimler çok belirgin olmasa da SPECT beyin etkinliği çalışması
daha az pahalı bir seçenek olaraksunulmaktadır.
Bölgesel beyin kan akımı haritalama teknikleri - Regional cerebral
blood flow (rCBF)mapping tecniques
Bu haritalama
teknikleri, örneğin, ksenon-13 gibi radyoaktif inceleme maddesi kullanarak kortikal
yapıların perfüzyonunu resmeder. Bu tekniklerin kullanımı genellikle
şizofrenide prefrontal korteks fonksiyon bozukluğunu saptamak içindir.
Ne
yazık
ki bu karmaşık yöntemler araştırmalar arasında tipik olarak tek başına
kullanılmamaktadır. Bundan dolayı genelleştirme güçtür. Klinik
psikiyatride, beyin görüntüleme çalışmaları ılımlı
miktarda bilgiler verdiğinden başlıca ayırıcı tanıda kullanılması
uygun görülmektedir. Araştırma düzeneğinde ise, bu görüntüleme
teknikleri, nöroanatomik yerler ile patofizyoloji arasındaki ilişkiyi açıklamada
yetersiz kalmaktadır.
Nörolojik Testler
Elektroensefalogram (EEG)
Bu teknik bazı nörolojik
bozuklukları psikiyatrik sendromlardan ayırmada ve kortikal yapısal lezyonların
yerlerini belirlemede en yararlı olanıdır. Episodik, paroksismal davranış
bozuklukları olan bazı hastalarda ve olası bir şizofreni tanısı
düşünülenlerde nazofarenjeal bölgeye konan kurşun elektrodlarla çekilen uyku
yoksunluğu EEG’si böyle bir duruma neden olabilecek ya da birlikte bulunabilecek
epileptiform bir bozukluğun dışlanmasını sağlayabilir. İlk
epizodu 25 yaşından önce olan genç hastalarda, özellikle olası beyin hasarı
öyküsü veya kazalara, bilinçsiz olmaya, infeksiyonlara ve epileptik bayılmalara bağlı
nörolojik bozukluk olasılığı varsa, EEG gereklidir. Bu tekniğin
avantajları emin olması, ucuz olması ve rahatsızlık
hissedilmemesidir. EEG’ nin kullanımdaki sınırlılığı
sayılıdır ve şu şekilde özetlenebilir:
·Normal olarak değerlendirilen bir EEG nörolojik bir
bozukluğun veya epilepsinin dışlanmasını sağlamaz.
·ECT, psikotropikler ve diğer bazı ilaçlar EEG’ yi
etkileyebilir ve bazen yorumlanmasını güçleştirir.
·EEG çekimi sırasında paroksismal elektriksel
aktivite oluşmadığında örnek EEG farklı ya da normal olarak
yorumlanabilir.
Bayılma tipinin
epileptik veya psikolojik olarak tanımlanabilmesi için bir videokamera da kullanılabilir
ve anormal elektriksel aktivitenin bu davranışı destekleyip desteklemediği
değerlendirilir.
Şizofreni ve major
duygu-durum bozuklukları gibi bozukluklarda çeşitli nonspesifik EEG
anormalliklerinin olduğu bildirilmektedir. Ayrıca psikiyatrik hastaların uyku
yoksunluğu, ışık uyaranı ve hiperventilasyona daha fazla duyarlı
olabileceği ileri sürülmektedir. Ancak, hiçbir psikiyatrik duruma tanı koymak için
belirlenmiş hiçbir özel EEG örüntüsü yoktur.
EEG’ nin bilgisayarlı topofrafik haritası - Computed topographic
mapping of the EEG (CTM/EEG)
Bu tekniğe “beyin elektriksel aktivite haritası” (brain electrical
activity mapping, BEAM) da denir. Kortikal elektriksel aktivite belirli frekanslarda kayıt
edilir ve daha sonra bir bilgisayar bunu iki boyutlu ve renklendirilmiş kodlu haritalar
olarak görünür hale getirir. Bu işlem başlıca psikofarmakolojik ve nöropsikolojik
araştırmalarda kullanılır.
Polisomnografi (PSG)
PSG, uyku (genellikle
gece) sırasındaki çeşitli fizyolojik parametrelerin aynı anda kayıt
edilmesi ve izlenmesidir. Bu testte bir EEG, elektromiyogram (EMG), elektro-okulogram (EOG),
ECG, hızlı göz hareketleri (REM), nokturnal penil tumessens (NPT), solunum hava
akımı ve yaşam işaretleri bulunur. Genel olarak 12-16 kanallı
poligraf kayıt yapar. PSG'’nin kullanılma alanları şunlardır:
·Başta uyku apnesi ve narkolepsi olmak üzere uyku
bozukluklarının incelenmesi ve tanı konulması
·Depresyonda araştırma (örn., REM yoğunluğu
ve latensi, toplam uyku süresi)
·İlaç ve alkol kesilme çalışmaları
·NPT kayıtları ile impotansın organik veya işlevsel
ayırımının yapılması
Uyarılmış potansiyeller
Uyarılmış
potansiyeller, ışık flaşları gibi farklı tiplerdeki duyusal
uyarılar ile görsel, bedensel duyu gibi özel kortikal alanlardan elde edilen uyarıların
elektrofizyolojik kayıtlarıdır. PET gibi beyin görüntüleme teknikleri
dakikalarla yapılırken uyarılmış potansiyeller milisaniyelerle ölçülür.
Bu teknik ile klinisyen çeşitli organik ve işlevsel bozukluklar (örn., histerik
körlük kuşkulanıldığında görsel uyarılmış
potansiyeller) arasında ayırım yapabilir. Multipl skleroz gibi
demiyelinizasyon bozuklukları da uyarılmış potansiyeller ile
incelenebilir. Şizofrenik hastalarda yapılan birçok çalışmada işitsel
uyarılmış potansiyeller düşük amplitüdlü ve geç (250 milisaniyeden
daha büyük) bulunmuştur. Bu bulgu dikkat ve bilişsel bozukluğun olduğunu
düşündürmektedir.
Diğer nörolojik testler
Elektroretinogram (ERG)
merkezi dopaminerjik işlevi yansıtır. Düzenli işleyen gözle izleme
hareketleri (smooth pursuit eye tracking movements-SPEMs) ndeki anormallikler genel olarak
psikozlar için örselenmişlik belirleyicileri olarak kabul edilir. Miyopatilerden veya
çevresel nöropatilerden kuşkulanıldığında elektromiyografi (EMG)
ve sinir iletim çalışmaları yardımcı olabilir. Magnetoensalografi
(MEG) beyinin elektriksel etkinliğindeki zayıf magnetik alanları ölçer ve
bu elektriksel etkinliği elektrik işaretlerine dönüştürerek kayıt
edilebilir hale getirir.