4.Zeka geriliğinin klinik belirtilerinin ve tanı konulmasının
açıklanması,
5.Zeka geriliğine eşlik eden fiziksel engel ve psikiyatrik
bozuklukların açıklanması,
6.Zeka geriliğinin izlenmesini ve tedavisinin açıklanması.
b.
Hedef Davranışlar:
1.Zeka geriliğini genel olarak tanımlar.
2.Zeka geriliğinin yaygınlığını belirtir.
3.Zeka geriliğinin nedenlerini açıklar.
4.Zeka geriliğinin klinik belirtileri, nasıl tanı konulduğu ve zeka
düzeylerine göre sınıflandırılmasını açıklar.
5.Zeka geriliğine eşlik eden fiziksel engel ve psikiyatrik
bozuklukları tanımlar.
6.Zeka geriliğinin izlenmesi ve tedavi yaklaşımlarını tanımlar.
c.
Süre: 45 Dakika
ç.
Gerekli Araç, Gereç, Dokümanlar ve
Hazırlıklar:
Tepegöz, slayt makinesi, yazı tahtası, yazı kalemi.
Öğrenciler konuyu okumuş ve araştırmış olarak derse katılır.
d.
Emniyet:
Ders esnasında cihazların kullanımına dikkat edilecektir.
e.
Giriş Testi (2 Dakika)
1.Zeka geriliğinin toplumsal önemini açıklayınız.
2.Son genetik yaklaşımlar hakkında bilgi veriniz.
f.
Ders Konusunun Aşamaları (40 Dakika)
Tanım (Hedef No:1)
Zeka geriliği olan bireylerin eğitimleri uzun zaman ve çok çaba
gerektirir. Yapılan eğitim ve tedavi girişimleri sonucunda birey belirli
bir düzeye ulaşmasına karşın, çok az kısmı kendi kendine yeterli
olabilmektedir. Bu nedenle zeka geriliğine yol açan etmenlerin bilinerek,
bu bireylerin anne rahminde iken saptanması önleyici önlemler yönünden çok
önemlidir. Özellikle genom haritasının çıkarıldığı çağımızda gen
tedavilerinin bulunması ile belki de anne rahminde girişimlerde
bulunabilecektir.
Zeka geriliğini tanımlamak çoğu zaman sorun olmuştur. Bunun nedeni bilim
adamlarının zekayı tam olarak neyin oluşturduğu konusunda halen fikir
birliğine varamamalarıdır. Uzmanların çoğu zekayı “bilişsel yetenek”
olarak düşünürken, bazıları da “gerçek yaşamda karşılaşılan sorunları
çözme” şeklinde tanımlamaktadır. Zeka, “amaca yönelik uyumsal davranış”
olarak da açıklanabilir. Son yıllarda bilişsel zekadan ayrı olarak sosyal
zeka ve bunun alt kümesi olan duygusal zeka kavramlarının da ileri
sürülmesi tanımlamayı daha karmaşık hale getirmiştir. Günümüzde zeka hem
bilişsel yetenek hem de toplumsal uyum ölçütlerini kapsayacak şekilde
tarif edilmektedir.
Çağımızda zeka geriliği anlamında “zeka yetersizliği”, “zeka özürü”,
“normal altı zeka”, “oligofreni” ve yakın zamanda “gelişimsel engellilik”
ve “gelişimsel gecikme” gibi terimler kullanılmaktadır. A.B.D.’de 1970’den
beri kullanılan “gelişimsel özürlülük” (developmental disability) terimi
ise, zeka geriliği, serebral palsi, otizm ve zeka geriliği ile yakından
ilişkisi olan diğer nörolojik bozukluklar gibi ileri derecede ve süreğen
zihinsel ve fiziksel bozuklukları tanımlamak için kullanılmaktadır.
Amerikan Zeka Yetersizliği Birliği (American Association on Mental
Deficiency, AAMD)’nin zeka geriliği için yaptığı tanımlamaya göre, zeka
geriliği; gelişim döneminde meydana gelen, uyumsal davranıştaki
bozukluklarla birlikte bulunan ortalamanın altındaki zeka işlevidir. Bu
tanım zeka geriliğinde, şimdiki uyum sorununu ve işlevsellikteki
sınırlılığı şart koşar. Ortalamanın altındaki zeka işlevi ile birlikte
iletişimde, kendine bakımda, evdeki yaşamda, sosyal becerilerde ve
toplumsal yararlılıkta, kendini yönlendirmede, sağlığı korumada, akademik
işlevsellikte ve çalışma alanında iki veya daha fazla bozukluğun olması
öngörülür.
Bireylerde zeka geriliğini saptamak için yapılan epidemiyolojik
çalışmalarda standartlar belirlenmiştir ve istatistiksel modele dayanan
psikometrik ölçümler kullanılmaktadır. Zeka geriliği tanısı için
genellikle kabul edilen kesme noktası, ortalamanın 2 standart sapma
altındaki zeka bölümü (Intelligence Quotient, IQ)dür. Bu değer 70 zeka
puanının altını ifade eder.
Epidemiyoloji
(Hedef No:2)
Yapılan araştırmalarda zeka geriliğinin yaygınlığı %1 olarak
bildirilmektedir. Erkeklerde kızlardan iki katı daha sık gözlenir. Zeka
geriliği görülme sıklığının erkekler arasında fazla olmasının nedenleri
şunlardır: Erkekler, merkezi sinir sisteminde hasar meydana getiren dış
etmenlere daha dayanıksız görülmekte ve bu nedenle zihinsel gelişimleri
etkilenmektedir. Erken doğum, yenidoğan ölümü ve ölü doğum gibi doğmalık
anomaliler erkek çocuklarda daha sıktır. X’e bağlı zeka geriliği gibi
kalıtsal etmenler erkeklerde fazladır. Erkek çocuklar engellenmelere
kızlardan daha fazla saldırganlıkla cevap verirler. Bundan dolayı, okul
öncesinde ve ilkokulda yönetici ve öğretmenlerin bu gibi sorunlu erkek
çocuklarla karşılaşma olasılığı ve bunların ruhsal ve zihinsel
değerlendirilmeleri için uzmanlara gönderilmeleri daha sıktır. Bu nedenle
erkek çocukların zeka gerisi olarak etiketlenmeye daha yatkın olduğu
anlaşılmalıdır.
Hafif derece zeka geriliği olanlarla yapılan araştırmalarda
sosyoekonomik duruma göre geniş farklılıklar gösterilmektedir. Düşük
sosyoekonomik gruplarda yüksek sosyoekonomik gruplara oranla hafif derece
zeka geriliği daha yüksek bulunmuştur. Düşük sosyoekonomik düzeyden gelen
çocuklar arasındaki zeka geriliği, yüksek sosyoekonomik düzeyden gelenlere
göre 13 kata varan oranlarda artış gösterir. İleri derece zeka geriliği
oranı sosyoekonomik durumdan daha az etkilenmektedir. Bunun başlıca nedeni
ileri derece zeka geriliğinin daha çok organik etmenlerle olmasıdır.
A.B.D.’de yapılan çalışmaların çoğunda zeka geriliğinin görülme
sıklığı beyaz olmayanlarda beyazlardan daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca,
azınlık ırklar arasında da zeka geriliğinin görülme sıklığının yüksek
olduğu gösterilmiştir. Bu oranlar beyazlara göre siyahlarda iki katına,
Meksika kökenli Amerikalılarda ise üç katına yakındır. Burada düşük
sosyoekonomik düzey, annelerin eğitimsizliği, gebelikteki yetersiz bakım
ve beslenme eksikliği gibi çevresel etmenler rol oynamaktadır.
Hafif derece zeka geriliğiokula başlamadan önce anne-baba
veya çevre tarafından fark edilmeyebilir. Çocuklar okula başladıktan ve ev
dışındaki etkinliklere katıldıktan sonra zihinsel yetersizlikleri
anlaşılmaya ve görünür hale gelmeye başlar. Derslerin sınıf atladıkça daha
da güçleşmesi ve bilişsel yeti gerektirmesi nedeniyle ergenlik dönemine
doğru fark edilme doruğa çıkar. İleri derece zeka geriliği olanlara çok
erken yaşlarda tanı konulur. İleri derece zeka geriliği olanlarda zeka ile
toplumsal işlev arasındaki ilişki açıktır. Bunlar çocuklukta özel desteğe
gereksinim duyarlar ve bu durum erişkinlikte de devam eder. Hafif derece
zeka geriliği olan çocukların yarısından fazlası özel desteğe gerek
duymaz. Zeka bölümlerine göre kendine yeterlilik gözden geçirildiğinde,
zeka bölümü 40’ın altında olanların hiçbirisi kendine yeterli değildir.
Zeka bölümü 40-49 arasında olanların %20’si, 50-59 arasında olanların
%42’si ve 60-69 arasında olanların %71’i kendine yeterlidir.
Etiyoloji
(Hedef
No:3)
Hafif derece zeka geriliği olan bireylerin %58-78’inde, ileri
derece zeka geriliği olan bireylerin %23-43’ünde şimdiki tanı
araştırmaları ile bir neden gösterilememektedir. Zeka geriliği olan
bireylerin yaklaşık %35’inde genetik bir neden gösterilir. %10’nundan daha
azında bilinmeyen orijinli bir malformasyon sendromu tanımlanabilir.
Enfeksiyon, travma ve toksinler gibi dış etkenler, prenatal, perinatal
veya postnatal etmenler, doğum sorunları ve prematurite doğma gibi
etmenler yaklaşık 1/3’ünün nedenini açıklayabilmektedir. Geri kalanın
nedeni bilinmemektedir. Zeka geriliğinde üç önemli etkiden söz edilebilir:
Organik etkiler, çoğul genlerle (poligen) oluşan etkiler ve sosyokültürel
etkiler. Bu etkilerin doğum öncesinde, doğum sırasında ve doğum sonrasında
oluşturduğu sendrom, bozukluk ve hastalıklar şu şekilde
özetlenebilir:
1.Doğum
öncesindeki (prenatal) nedenler:
Doğum öncesi nedenlerin başında kalıtsal sendromlar gelir.
a.
Otozomal
kromozomal bozukluklar:
Down
sendromu
(trisomi 21; translokasyon-15; mozaisizm), 700 canlı doğumda 1 görülür.
Orta ve ileri derece zeka geriliği yapar. Bu hastalarda ölüm oranı
yüksektir ve ölüm sıklıkla doğumsal kalp hastalığındandır. Down
sendromunun nöropatolojisi belirsizdir. Bu hastalardaki hipotoni, motor
düzensizlikler ve ardışık motor etkinlikteki bozukluklar serebellar işlev
bozukluğunu düşündürür. Bu nöropatolojik bulgularla birlikte hastalarda
küçük serebellum ve oksipital loblar, dar üst temporal girus ve beyinin
ön-arka uzunluğunda kısalık bulunur. Bu bulgular, Down sendromlu
hastaların beyinlerinin kortikal alanlarında miyelizasyon gecikmesinin
olduğunu düşündürür.
Edwards
sendromu
(trisomi 18), 5000 canlı doğumda 1 görülür. İleri derece zeka geriliği
yapar. Böyle bebeklerin %90’ı ilk 12 ayda ölmektedir. Ayrıca birçok
iskelet ve organ anomalileri görülebilir.
Kedi
ağlaması
(cat cry) nın sıklığı bilinmemektedir. Burada 5’nci kromozomun kısa kolu
çıkıktır. Orta dereceden ağıra kadar zeka geriliği yapar.
Birçok
sendromda genetik defektin tam yeri de saptanmıştır. Kromozom 22’de q
11
DiGeorge sendromu, kromozom 15’de q 11-13
Prader-Willi sendromu olarak anılır.
b.
Cinsiyet
kromozom bozuklukları:
XXY
erkek
(Kleinfelter sendromu), 600 canlı doğumda bir görülür. X ve Y
kromozomlarının eklenmiş (XXXY, XXYY) şekillerinde de olabilir. Sınır zeka
işlevinden hafif derece zeka geriliğine kadar değişmeler gösterir.
Hipogonadizm ve jinekomasti ek özellikleridir.
XYY
erkek,
7000 canlı doğumda 1 görülür. Zeka geriliği ile ilgili değildir. Ek
özellikleri arasında uzun boy, dirsek anormallikleri ve dürtüsellikte
artış sayılabilir.
XXX
dişi,
850 canlı doğumda 1 görülür. Zeka geriliği olabilir ya da olmayabilir. X
kromozomlarının sayısı ne kadar fazla olursa zeka geriliği de o kadar
derinleşir.
XO
(Turner sendromu), 2200 canlı dişi doğumda 1 görülür. Hastalarda bazı
öğrenme eksiklikleri olabilir fakat zeka geriliği yoktur. Önemli
özellikler arasında boy kısalığı, cinsel gelişim geriliği, doğmalık kalp
hastalığı ve dirsek şekil bozukluğu vardır.
Frajil
X sendromu,
1000 canlı doğumda 1 olarak tahmin edilmektedir. Bir X kromozomunun uzun
kolunun ucuna yakın kısmında incelme ile birlikte kromozomun küçük
parçalara ayrılmasıdır. Erkeklerde hafif veya orta derece zeka geriliği,
kızlarda genellikle hafif derece zeka geriliği yapar. Bazen kızlarda
gerilik olmayabilir. Erkeklerde ek özellik makroorşidizmdir. Frajil X
sendromlu heterozigot kadınların bir kısmında normal zeka işlevi olmasına
karşın şizofreni ve duygulanım bozuklukları oranlarında artışın bulunduğu
bildirilmektedir.
c. Gen
anormallikleri:
Dominant geçişli gen anormalliklerinin bir tanesi Bourneville hastalığı (tubero skleroz)
dır. Sıklığı 200 binde 1 veya daha azdır. Hastaların %40’ında zeka
işlevi normaldir. %60’ında ise hafiften orta dereceye kadar zeka geriliği
bulunur. Ek özellikler arasında yüzde kelebek şeklinde renk değişikliği,
beyin dokusunda kalsifikasyonlar ve epilepsi
sayılabilir.
Bir başka dominant geçişli gen anormalliği ise Von Recklinghausen hastalığı
(nörofibromatozis) dır. 3000 doğumda 1 görülür. Hastaların %25’inden
azında hafif derece zeka geriliği bulunur. Diğerleri normaldir. Deride
sütlü kahve renginde lekeler, merkezi ve çevresel sinir sisteminde
nörofibromatozis, endokrin ve büyüme bozuklukları görülür. Tubero
sklerozis ve nörofibromatozisle ilgili özel gen anormallikleri henüz
bilinmemektedir.
Resesif geçişli gen anormallikleri arasında fenilketonüri en sık görülendir.
Sıklığı, ortalama olarak 11500’de 1’dir. 54’de 1 kişi defektif geni taşır.
Bu hastalıkta, fenilalaninin tirozine metabolize olması için gereken
fenilalanin hidroksilaz enzimi eksiktir. Hastalık tedavi edilmezse ileri
düzeye kadar zeka geriliği olabilir. Böyle bebekler doğumdan sonraki ilk
üç ay içerisinde saptanır ve fenilalaninden fakir özel mama ve
yiyeceklerle tedavi edilirse zeka geriliği önlenebilir.
Bir diğer resesif geçişli gen anormalliği de galaktozemidir. Sıklığı 200 bin
doğumda 1’dir. Sütün meydana getirdiği galaktozun metabolize edilmesinde
yetersizlik vardır. Bu hastalık da galaktozdan fakir mama ve yiyeceklerle
tedavi edildiğinde zeka geriliği olmayabilir.
Lesch-Nyhan
sendromunun
sıklığı ve anormalliğin tipi bilinmemektedir. İlk 6-8 ayda bebek normal
görünür. Daha sonra orta derecede zeka geriliği olur. Ancak bazılarında
zeka bölümü normal ya da sınırdadır. Bu hastalarda 8 aylıktan sonra
gelişen motor kontrolde ileri derecede bozukluklar ve kendini yaralama
davranışları görülebilir.
d.
Doğum
öncesi infeksiyonları:
Gebelikte annenin geçirdiği kızamıkçık, sitomegalovirus, toksoplazmozis,
herpes simpleks ve Epstein-Barr virusu infeksiyonları zeka geriliği ile
yakından ilgilidir. Doğumsal kızamıkçık düşük doğum ağırlığı,
meningoensefalit, mikrosefali, zeka geriliği, kardiyovasküler ve göz
anormallikleri gibi birçok bozukluk yapar. Nörolojik olarak normal olan
fakat beyin-omurilik sıvılarında kızamıkçık virusu saptanan çocuklar on
yaşlarına doğru zeka ve davranış sorunları gösterebilirler. Doğumsal
kızamıkçığın en önemli işareti retinada pigmentasyon ve depigmentasyondur.
Uzun yıllar izlenen doğumsal kızamıkçık olgularında görme ve işitme
anormalliklerinin olduğu bulunmuştur. Bu bozukluğun en ciddi
komplikasyonu, seyrek olmakla birlikte, süreğen ve ilerleyici kızamıkçık
panensefalitidir. Böyle çocuklarda spastisite, demans, epileptik nöbetler,
ataksi ve hareket bozuklukları gibi ilerleyici nörolojik bozukluklar
gelişir.
Doğumsal sitomegalovirus infeksiyonu %61 oranında zeka
geriliğine neden olur. Bu infeksiyonun tipik özellikleri sarılık,
hepatosplenomegali, mikrosefali, korioretinitis ve periventriküler kafa içi
kalsifikasyonlarıdır. Yaşayan çocuklarda işitme kaybı, görme bozuklukları
ve kas hastalıkları sık görülür.Zeka geriliğine neden olan diğer gebelik
infeksiyonları arasında doğmalık sifiliz, gebelikte geçirilen grip
hastalığı (influenza) ve mikoplazma
sayılabilir.
e.
Gebelikte
diğer etmenler:
Gebeliğin
erken döneminde annenin pelvik bölgesine verilen röntgen ışınları ya da
gebenin nükleer santral felaketleri gibi iyonlaşmış radyasyonla
karşılaşması fetusta beyin hasarına yol açar. Preeklamptik toksemi, doğum
öncesi kanamalar, çoğuz (ikiz, üçüz vb. gibi) doğumlar, fetusun uterusta
normalden farklı duruşları, çok kısa veya çok uzun doğum ağrıları da zeka
geriliği nedenleri olabilir. Doğum yapan annenin yaşı 35’ten fazlaysa Down
sendromu riski artmaktadır. Lipid metabolizmasındaki otozomal resesif
bozukluklar mukopolisakkaridleri etkilerse Hurler ve Hunter sendromları,
sfingolipidleri etkilerse Tay-Sachs hastalığı görülür. Gebenin cıva ve
kurşun gibi ağır metallerle süreğen zehirlenmesi zeka geriliğine neden
olabilir. Cıva zehirlenmesi infantil nöropati (pembe hastalığı;
akrodiniya), kurşun zehirlenmesi kurşun ensefalopatisi yapmaktadır.
Gebelik sırasında alkol alımı bebeklerde karakteristik beden yapısı
bozukluklarına ve fetal alkol sendromuna bağlı zeka geriliğine neden
olur.
2.
Doğum sırasındaki (perinatal)
nedenler:
Birçok kalıtsal bozukluk zor doğum görülüşünde artış yapmaktadır.
Günümüzde doğum koşulları ve yenidoğanın bakımı nitelik yönünden daha iyi
düzeydedir ve serebral palsili doğan bebeklerin görülmesi azalmaktadır.
Ancak, ciddi doğum asfiksisi çağdaş tıp merkezlerinde bile görülmeye devam
etmektedir. 1000 doğumda 5 kadar olan bu durum bebeklerin %20’sinde
asfiksi sonrası ensefalopati oluşturarak zeka düzeylerini etkilemektedir.
Doğum ağırlığı 1500 gramdan daha az olan bebeklerde serebral palsi oranı
artar. Bu oranın 10 binde 1 olduğu düşünülmektedir. Gelişim ve inflamasyon
sonrası anatomik anormalliklere bağlı beyin patolojileri de zeka
geriliğine neden olmaktadır.
Tıbbi
yapılmayan doğuma bağlı komplikasyonlar ve ciddi hiperbilirubinemi (kernikterus) zeka
geriliğinedenleri arasındaki
diğer önemli etmenlerdir.
3.
Doğum sonrasındaki (postnatal)
nedenler:
Doğum sonrasında zeka geriliğine yol açan nedenler arasında kızamık,
boğmaca, kabakulak ve tüberküloz gibi menenjit ve ensefalit yapan
hastalıklar önde gelir. Kuduz aşısı gibi viral aşılar sonrasında oluşan
ensefalopatiler de zeka geriliği oluşturur. Seyrek olmakla birlikte yüksek
düzeyde kurşunun sürekli alınması zeka geriliği yapar; 60 mg/dl’den
fazla kan kurşun düzeyi zeka bölümünde azalmaya neden
olmaktadır.
Bebeğin
veya çocuğun metabolik, hepatik, dolaşımsal, renal, hematolojik ve
otoimmün sistemleriyle ilgili birçok tıbbi durumlar nörolojik hasar
meydana getirebilir. İleri derecedeki beslenme yetersizlikleri, boğulma ve
status epileptikusta olduğu gibi anoksi durumları, ciddi kafa travmaları
ve hipotiroidizm de zeka geriliğine neden olan etmenlerdir. Sosyoekonomik
düzeyin düşüklüğü hafif derecede zeka geriliğinden sorumlu
olabilir.
Klinik
Özellikler ve Tanı Koyma (Hedef No:4)
Zeka
geriliği düzeyleri:
Amerikan Psikiyatri Birliği ve Amerikan Zeka Yetersizliği Birliği dört
zeka geriliği düzeyi belirlemiştir. Bu zeka düzeylerinin Wechsler
puanlarına göre dağılımı şu şekildedir:
Gerilik düzeyi
Wechsler
puanı
Geriliği olanların yaklaşık %’si
Hafif derece zeka geriliği
55-69
89
Orta derece zeka geriliği
40-54
7
Ağır derece zeka geriliği
25-39
3
İleri derece zeka geriliği
0-24
1
Bu dört alt tip, zeka bölümü aralığına ve uyum davranışındaki
bozukluklara göre sıralanmıştır. Şimdiki DSM-IV sınıflandırılmasında eski
sınıflandırmalarda “borderline retardasyon” olarak isimlendirilen “sınır
zeka işlevi”terimi de yer
almaktadır. Bu 70-89 zeka bölümü olan bireyler için kullanılan bir
terimdir.
Bir çok araştırmada ileri derece zeka geriliği olanların tüm
grubun küçük bir yüzdesini oluşturduğu bulunmuştur. Bunlara genellikle
bebeklik veya erken çocuklukta tanı konulmaktadır. Zeka geriliklerinin
büyük çoğunluğu hafif derecededir. İleri derece olanlar belirgin fiziksel
özürlerden dolayı kolay tanınırken hafif derece olanlarda ek fiziksel
sorunlar fazla bulunmaz. Hafif derece zeka geriliği olanlar okula devam
ederek erişkinliğe kadar zeka bölümlerini artırabilirler.
Zeka
Geriliğinin Tanı Ölçütleri:
Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan en son
psikiyatrik bozukluk tanı sınıflandırmasında (DSM-IV) belirlenen zeka
geriliği (mental retardasyon) ölçütleri şunlardır:
1. Ortalamanın önemli
derecede altında zeka işlevselliği: Bireysel olarak uygulanan zeka
testinde yaklaşık 70 ya da altında bir zeka bölümünün olması.
2.
Aşağıdaki alanlardan en az ikisinde o sıradaki uyum eşzamanlı
yetersizliklerin ya da bozuklukların olması:
İletişim, kendine bakım, ev yaşamı, toplumsal/kişiler arası beceriler,
toplumun sağladığı olanakları kullanma, kendi kendini yönetip yönlendirme,
okulla ilgili işlevsel beceriler, iş, boş zamanlar, sağlık ve
güvenlik.
3. Başlangıcının 18 yaşından önce olması.
Zeka geriliği ve şiddeti çoklu eksen
sınıflandırılmasında Eksen II’de yer alır. Eğer nedeni biliniyorsa (Down
sendromu, fenilketonüri vs) Eksen III’e kodlanır.
Zeka
Geriliğinin Değerlendirilmesi:
Zeka geriliğinin değerlendirilmesi multidisiplinerdir.
Psikologlar bilişsel değerlendirmelerini yapar. Pediatristler ve klinik
genetik uzmanları fiziksel tanı değerlendirmelerini yapar. Psikiyatristler
ve davranış terapisti psikologlar; bireyi ruhsal bozukluklar ve davranış
işlevleri yönünden değerlendirir. Ayrıntılı değerlendirme şunları
içermektedir:
Standartize
zeka ölçüm testleri:
Çağdaş zeka testleri genel olarak ezberlenmiş bilgi, algısal-motor
(Gestalt) yetenekler ve mantıksal işlemler gibi şeyleri ölçer. Bu
testlerin en önemli özelliği baskın kültürü temsil eden nüfusun normlarına
uygun olmasıdır. Çocuk psikiyatrisinde, 4-6 yaş çocukları için “Wechsler Okul Öncesi ve Birinci Sınıf
Zeka Ölçeği” (Weschler Preschool and Primary Scale of Intelligence,
WPPSI) ve 6-16 yaş çocukları için “Weschler Çocuklar için Zeka
Ölçeği” (Weschler Intelligence Scale for Children, WISC) en sık
kullanılanlardır. Ayrıca, 2-18 yaş grubu için “Stanford-Binet Zeka Ölçeği” de
kullanılır. Erişkinlere ise “Wechsler Erişkin Zeka Ölçeği”
(Weschler Adult Intelligence Scale, WAIS) uygulanmaktadır.
Zeka testleri yetkili psikologlar
tarafından uygulanmalı ve değerlendirilmelidir. Böylece testin yanlış
yorumlanma riski azalır. Standart test puanları zeka geriliğinin
değerlendirilmesinde ve gelişimsel gidişi yordamada yararlıdır. Ancak bir
kişinin öyküsünü bilmeden, onu gözlemeden ve ruhsal işlevlerini
değerlendirmeden zeka testinin sonucuna göre bir tanı koymak son derece
yanlıştır.
Biyomedikal
değerlendirme:
Aile öyküsü, gebelik, perinatal durum, çocuğun gelişimi, sağlığı, sosyal
ve öğretim öyküsü görüşmede sorgulanır. Fiziksel muayenesi ve
nörogelişimsel muayenesi yapılır. Öykü ve muayenesinde patolojik bulguları
var ise gerekli laboratuvar testleri istenir. Laboratuvar testleri olarak:
kromozom analizi (Frajil-X dahil), beyin görüntülemesi (BT, MRI), EEG,
idrar aminoasitleri, kan organik asitleri, kurşun seviyesi ve metabolizma
bozuklukları için uygun biyokimyasal testler.
Psikolojik
ve davranışsal işlevselliğin değerlendirilmesi:Psikiyatrist ve psikologlar
tarafından yapılır. Zeka geriliği olan bireyin psikiyatrik
değerlendirmesinde zeka geriliği olmayan bireylerle aynı prensipler
geçerlidir. Hastanın bilişsel düzeyi ve özellikle iletişim becerilerine
bağlı olarak tanı değerlendirmeleri ve görüşmeler modifiye edilmiştir.
Hafif derece zeka geriliği olanlar ile sözel ifade etme ve iletişim
becerileri iyi olanlarda tanı koyma işlemleri fazla farklılık göstermez.
İletişim becerileri yetersiz olanlarda hasta hakkındaki bilgiler, daha çok
ailesi ve yakın kişilerden alınan bilgilere ve direkt davranışlarının
gözlemlerine dayanır.
Ayrıntılı
öykü alma: Hastadan
ve ona bakım verenden alınan öykü şunları kapsar:
¨Şimdiki belirtiler: Çeşitli durum ve ortamlarda çocuğun özgün
davranışları, zamanla belirtilerin değişimi, önceki olaylara ve bu
davranışlara bakım verenlerin bakışları.
¨Premorbid ve şimdiki davranışsal ve kişilik paterni, uyum
işlevleri, özbakım, iletişim ve sosyal işlevleri içeren sistemlerin
psikiyatrik olarak gözden geçirilmesi.
¨Önceki psikiyatrik tedavilerin ayrıntıları, tedavinin yan etkileri
ve şimdiki belirtilerle ilişkisi. Geçmişteki özel eğitim ve beceri kazandırma girişimleri ve şimdiki
çalışma grupları ve yaşam durumunun niteliği, uygunluğu, destekleyici
hizmetlerin elverişliliği ve hasta bakımı için uzun dönem planları.
¨Hastaya karşı anne-baba/bakım verenlerin tutumları, özürlerini
anlamaları ve aşırı koruma yerine gelişimlerinin desteklenmesi.
¨Geçmişte yapılan bilişsel test ve değerlendirmelerin gözden
geçirilmesi, gerekirse yeniden tekrarlanması.
Hasta Görüşmesi: Hasta ile görüşmeye geniş zaman ayrılmalıdır.
Hastayı zorlamamak için yeterli zaman gereklidir. Görüşme, hastanın
iletişim becerilerine göre uygun hale getirilmeli, basit, anlaşılır ve
somut dil kullanılmalı, güven ve desteği içermelidir. “Evet” veya “Hayır”
cevapları gerektiren ve yönlendiren sorulardan kaçınılmalıdır.
Görüşmecinin soruları anlaşılır olmalıdır.
Ruhsal durum formal muayeneden ziyade konuşmaya yönelik olarak
değerlendirilir. Hastanın ilgileri ve yapabildikleri ile ilgili olarak
konuşmayı başlatmak daha faydalıdır. Daha sonra sorunlar üzerinde
durulmalıdır. Özürleri, kısıtlılıkları ve başvuru nedenleri üzerinde
konuşulmalıdır.
Görüşmenin sözel olmayan boyutunda verilen basit görevlerdeki
performansı, yakınlığı, duygu ifadesi, dürtü kontrolü, dikkat süresi,
etkinlik düzeyi ve uygunsuz davranışları değerlendirilir.
Tıbbi
gözden geçirme: Burada
hastanın gelişimi ve tıbbi öyküsü, geçmişte etiolojiyi açığa çıkarmaya
yönelik değerlendirmeler, birlikte bulunan tıbbi hastalıklar ve onların
tedavisine yönelik yaklaşımlar gözden geçirilir. Bunların bilinmesi tanı
konulmamış olgularda önemlidir.
Zeka Geriliğinin Doğum Öncesinde
Tanınması:
Fetusun genotipik ve fenotipik özelliklerini incelemek ve
bozuklukları saptamak için yapılan biyomedikal araştırmalar son yıllarda
artmıştır. Zeka geriliğinden “korunma” şeklinde de tanımlanabilen bu
işlemler genetik danışmanlığın alanıdır.
Çocuk isteyenlerde en fazla kaygı veren düşüncelerden birisi,
çocuklarının zeka gerisi olup olmayacağıdır. Aile öyküsü, kişisel öykü,
klinik, aile üyeleri ile ilgili laboratuvar ve diğer tanı araştırmaları
gebenin anormal bir fetusa sahip olup olmayacağını ortaya koyabilir.
Mendelian geçiş örüntüsündeki bir bozukluğun risk oluşturması gibi
kromozom kısalıklarının saptanması olasıdır. Örneğin, Tay-Sachs hastalığı
taşıyan her iki ebeveyn %25 oranında bu bozukluğu olan bir bebeğe sahip
olacaklardır. Down sendromlu bir çocuğa sahip olan ve karyotipleri de
normal olan birçok ebeveynin gelecekteki diğer çocuğu %1 oranında bundan
etkilenebilir. Bundan dolayı gebelikten önce ailelerin genetik danışmanlık
almaları özürlü bir çocuklarının olma olasılığını ortaya koyabilir.
Zeka geriliğine neden olan etmenlerin doğum öncesinde tanınması
için kullanılan yöntemler şunlardır:
1.Ultrasonografi: Gebelik sırasında
yapılan ultrasonografi ile fetustaki hidrosefali, mikrosefali,
hidranensefali, holoprasensefali ve porensefali gibi beyin patolojileri ve
serebellar vermis agenezisi (Joubert sendromu) gibi ciddi eksiklikler
gösterilebilir. Ayrıca, Down sendromu, Bourneville hastalığı (tubero
skleroz), duodenum atrezisi-stenozu ve kardiyak rabdomiyotoma gibi sinir
sisteminden başka çeşitli doku anormalliklerinin saptanması da olasıdır.
2.Amniyosentez: Gebeliğin 16’ncı
haftasında transabdominal amniyosentez ile az miktardaki amniyon sıvısının
aspirasyonu fetustaki bir sendromun, bozukluğun veya hastalığın
saptanmasına olanak sağlar. Bu işlemin yapılmasındaki en fazla gereksinim
fetal kromozom kısalığının olup olmadığını anlamaktır. Diğer gereksinimler
ise açık bir nöral tüpün ve biyokimyasal olarak değerlendirilebilen
metabolizma hastalıklarının saptanmasıdır. Amniyotik sıvı örnekleri ile
desoksiribonükleik asit (DNA) araştırmaları da yapılabilir. Örneğin,
fenilketonürili bir fetus, fenilalanin hidroksilaz genindeki patolojinin
saptanması ile anlaşılabilir.
3.Fetoskopi: Gebeliğin ikinci üç
ayında, transabdominal yolla, fiber optik aygıtlar kullanılarak fetusun
dış yapısının doğrudan gözlenmesi ve tanı amacıyla bazı dokulardan
örnekler alınması yöntemidir. Diğer inceleme yöntemlerinin daha güvenli ve
etkin olmasından dolayı fetoskopinin sınırlı uygulama alanı vardır.
4.Korionik villus örnekleri: Vajinal
ve servikal yolla, bazen de transabdominal olarak, birinci trimestrin
sonuna doğru korionik villus örneklerinin alınması birçok fetal
anormalliklerin tanısına olanak sağlar. Zeka geriliğinde fetal karyotipin
ve enzim eksikliklerinin saptanması amacıyla yapılır.
Birlikte Bulunan Engeller ve
Psikiyatrik Bozukluklar (Hedef No:5)
Zeka geriliği olan bir kişi ayrıca bir veya birden fazla
fiziksel veya ruhsal bozukluk gösterirse buna “çoğul engellilik” denir. Çoğul
engellilik eğitimsel, toplumsal ve iş uyumunda önemli etkiler yapar.
1. Fiziksel
engeller:
a.Görme
bozukluları:Zeka geriliği
olanların %10 kadarında görme bozuklukları vardır. Bu oran ileri zeka
geriliği olanlarda %15’e kadar artmaktadır.
b.İşitme
kaybı: Zeka geriliği olan nüfusta yapılan araştırmalar %10-15 oranında
işitme sorunlarının olduğunu bildirmektedir. İleri derecede zeka geriliği
olanların %80’inde, ağır zeka geriliği olanların %51’inde odiyometrik
incelemelerin yapılamadığı belirtilmektedir. Evok yanıtların kullanılması
ile zeka geriliği olanların işitmesi hakkında daha sağlıklı bilgiler elde
edilebilir.
c.Konuşma ve
dil sorunları: Zeka geriliği olanlarda çeşitli derecelerdeki konuşma
bozuklukları %50 kadardır. Bu oran işitme güçlüğü olanlardan 3-4 kat daha
fazladır. Gecikmiş veya bozuk konuşma %44, kekemelik %5 kadar bulunur.
Sözel iletişimi olmayanlar da %30 gibi yüksek orandadır. Zeka geriliği
olan çocuklarda dil gelişimi iki yönden ele alınabilir: Niceliksel görüşe
göre, zeka geriliği olan çocuklarda bilişsel olarak normal gelişen
çocuklardaki gibi bir gelişim olmakla birlikte gecikme söz konusudur.
Niteliksel görüşe göre ise, bu çocuklardaki dil gelişmesi yalnız yavaş
değil, aykırı bir gidiş göstermektedir. Dil, iletişimi sağlayan kurallar
bütünüdür. Dilbilgisi ses işaretleri (fonoloji) kurallarını, söz dizimi
(sentaks) kurallarını, anlambilim (semantik) kurallarını ve konuşmada
bağlantı (pragmatik) kurallarını içerir. Zeka geriliği olan çocuklar
normal çocuklara göre, özellikle söylem (artikulasyon) bozuklukları
gösterirler. Down sendromlu çocuklarda diğer etiyolojik gruplara göre daha
sık söylem, ses ve düzün (ritim) bozuklukları vardır. Zeka gerisi olan
çocuklar normallere göre daha kısa ve daha az karmaşık tümceler kurarlar.
Bundan dolayı bu çocuklar iletişimde yeteri kadar açık olamazlar. Zeka
geriliği olan çocuklar soyut ifade etme güçlüğü gösterdiklerinden daha
fazla somut terimler kullanırlar. Ancak bir çok çocukta soyut kavramlar
yaş ile artar. Zeka geriliği olan çocuklar normallerden daha az yüklem,
daha çok isim kullanırlar. Eğitilebilir düzeyde zeka geriliği olan
çocuklar normal çocuklar gibi dinleyicilere uygun iletiler verebilirler.
Bu çocuklarda konuşmadaki bağlantı en az eksiklik gösteren alandır.
d. Epilepsi: Zeka geriliği olanlarda epilepsinin
epidemiyolojisi ile ilgili bilgiler kısıtlıdır. Bunun bir nedeni sözel
iletişimiolmayan ağır ve
ileri derecede zeka geriliği olanlarda epileptik nöbetleri epileptik
olmayan davranışlardan ayırmadaki güçlük, bir diğer nedeni de kendini
yaralama, dönemsel saldırganlık, sakarlık ve aşırı tepkisel davranışların
epileptik durum ile karışmasıdır. Bu güçlüğe karşın, zeka geriliği
olanlarda olmayanlara göre daha sık ve ileri derecede epileptik nöbetlerin
olduğu da gösterilmiştir. Kurumlarda bakılanların %31’inde, kurum dışında
yaşayanların %15-18’inde epileptik nöbet öyküsünün olduğu saptanmıştır.
Zeka bölümü azaldıkça epilepsi riski de artar. Örneğin, normal nüfusta
%0.7 olan epilepsi görülme sıklığı hafif derece zeka geriliği olanlarda
%3-6, zeka bölümü 35-49 arasında olanlarda %23 ve zeka bölümü 20 nin
altında olanlarda ise %50 oranındadır.
e. Serebral palsi: Serebral palsi ile zeka geriliği
çoğunlukla birlikte görülür. Serebral palsili çocukların büyük kısmında
ağır ve ileri derece zeka geriliği de bulunur. Serebral palsili olanlarda
zeka geriliği oranı %37’den %71’e kadar değişiklikler göstermektedir.
Çeşitli araştırmaların bir ortalamasından söz edilecek olursa serebral
palsili insanların %45’inde aynı zamanda zeka geriliği de vardır.
2. Ruhsal engeller:
Zeka geriliği, uyum
sorunu olan bu kişilerin sorunlarıyla başa çıkma yeteneğini azalttığından
ruhsal bozuklukların riskinde bir artışa neden olmaktadır. Zeka geriliği
olanlarda ruhsal bozuklukların gerçek dağılımı iyi bilinmemekle birlikte
%27’den %71’a kadar değişim gösterdiği belirtilmektedir. Belki de bunun
nedeni, bu hastalardaki ruhsal bozuklukların tanınmasındaki güçlüktür.
Zeka geriliği olanlar toplumun isteklerini yerine getirmede zorlanırlar.
Duygusal çatışmaları çözmek için bilişsel yetenekleri azdır ve
yargılamaları bozuktur. Toplum sorgulaması yöntemi ile yapılan
araştırmalar, zeka geriliği olan çocukların %20-35’inde bazı ruhsal
bozukluların olduğunu ortaya koymuştur. Ruhsal bozukluklar ile yapısal
beyin hasarı ve epilepsi arasında anlamlı ilişkilerin olduğu
gösterilmiştir. Zeka bölümleri normal olan, fakat yapısal beyin hasarı
olmayıp yalnız epilepsileri olan çocuklarda ruhsal bozukluk sıklığı %28.6;
epilepsisi olmayan fakat yapısal beyin hasarı olanlarda %37.5; her ikisi
de bulunan çocuklarda %58.3’tür. Bu bulgular, yapısal beyin hasarı ve
epilepsinin ruhsal bozukluk meydana getirmede birikerek artan bir etki
yaptığını göstermektedir.
a. Psikotik bozukluklar:Birçok yazar, psikozlara, zeka
geriliği olanların normallerden daha yatkın olduğunda birleşirler. Zeka
geriliği olanlarda psikozların görülme sıklığı %3-12 kadardır. Şizofreni,
zeka geriliği olanlarda en sık rastlanan psikozdur. Paranoid bozuklukların
da az görüldüğü bildirilmektedir. Zeka geriliğinde tek kutuplu depresyonun
seyrek görüldüğü ile ilgili genel bir kanı vardır. Yazında iki kutuplu
duygulanım bozukluklarının bunlardan daha fazla görüldüğü yer
almaktadır.
Hafif derecede zeka geriliği olan ve sözel iletişimi iyi olan
bireylerde şizofreni tanısı konulması, zeka geriliği olmayanlardan farklı
değildir. Fakat ileri derecede zeka geriliği olanlarda tanı koymak zordur.
Belirtilerin zeka geriliğine mi, yoksa psikoz belirtisine mi ait olduğunu
belirlemek güçtür. Belirgin dezorganize davranışlar ve negatif belirtiler
var ise, premorbidden belirgin farklılık gözleniyorsa başka türlü
adlandırılamayan (BTA) psikotik bozukluk tanısı konabilir. Hayali arkadaş
ile konuşmalar işitsel sanılar ile karıştırılmamalıdır.
b.Nevrotik
bozukluklar:Zeka geriliği
olanlarda nevrotik bozuklukların görülme sıklığı %4-6 kadardır. Bu oran
genel nüfustaki orandan daha fazladır. Hafif ve orta derecede zeka
geriliğinde konversiyon bozukluğu en sık görülendir. Diğerleri anksiyete
tepkileri, obsesif-kompulsif ve fobik bozukluklardır. Distimik bozukluk da
normallerden daha fazla görülür. Çeşitli düzeylerde zeka geriliği olan 110
kişi üzerinde yapılmış olan bir çalışmada ise anksiyete bozukluklarının
şizofreni, depresyon, kişilik bozuklukları, uyum bozuklukları ve organik
beyin sendromundan daha az görüldüğü bulunmuştur.
c.Kişilik
bozuklukları: Yazında, zeka geriliği olanlardaki antisosyal,
pasif-agresif ve bağımlı kişilik bozukluklarından çok az söz edilmektedir.
Az sayıdaki bu araştırmalarda kişilik bozukluklarının %25 gibi yüksek bir
oranda olduğu bildirilir. Suçlular arasında yapılan çeşitli araştırmalarda
ise zeka geriliği oranı %0.5 ile %55 arasında bulunmuştur. Zeka geriliği
olanların en fazla işledikleri suçlar homosid ve cinsel suçlardır. Ancak,
bu insanların daha çok sosyoekonomik düzeyi düşük kesimden geldiği ve
hapishanelere orantısız bir şekilde dağıldığı düşünülmektedir.
Zeka geriliği olanlarda intihar sıklığı hakkında yeterli
bilgiler yoktur. Bu insanların alkol ve madde kötüye kullanımı hakkında da
az şeyler bilinmektedir.
Zeka
geriliği olanlar arasında yaşam olaylarına bağlı olarak kendine yönelik
zararlı davranışlar (self-mutilasyon), kişiye ve mala yönelik fiziksel
saldırılar diğer ruhsal bozukluğu olanlara göre anlamlı düzeyde farklı
bulunmuştur. Ağır ve ileri derece zekageriliği olan 251 deneklik bir grupta kendini
yaralama davranışı %36, saldırganlık %30, ajitasyon %13, hiperaktivite %10
ve diğer davranış bozuklukları %47 olarak
saptanmıştır.
d. Çocukluğun psikiyatrik bozuklukları:Yaygın gelişimsel bozukluğu olan
çocukların çoğu aynı zaman da zeka geriliğine sahiptir. Otistik bozukluğu
olan çocukların %75’i zeka geriliği kriterlerini karşılar. Otistik
bozuklukta karşılıklı sosyal etkileşimde ve sözel-sözel olmayan sosyal
iletişimde önemli derecede bir bozulma vardır. Buna karşın zeka geriliği
olan çocukların karşılıklı sosyal etkileşimlerinde önemli bir bozulma
yoktur, sosyal iletişime girerler, gelişim düzeylerine uygun olarak sözel
veya sözel olmayan (göz teması, jestler gibi) iletişim kurarlar. Ancak
ileri derecede zeka geriliği olanlar; yetersiz dil becerilerinin olması,
kendini uyarıcı davranışlarının olması ve sosyal becerilerinde önemli
derecede bozulma nedeniyle yanlışlıkla yaygın gelişimsel bozukluk tanısı
alabilirler. Bu şartlarda yanlış pozitifliği azaltmak amacıyla DSM-IV
kriterleri modifiye edilmiştir. Gelişim düzeyini düşünerek, sosyal
becerilerde anlamlı derecede bozulma olmayan bireylerde YGB tanısı
konulmaktan kaçınılmalıdır.
Zeka geriliği olan bireylerde, dikkat eksikliği
ve aşırı hareketlilik psikiyatriye müracaatın sık nedenleri arasındadır.
Bu populasyonda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) nun
yaygınlığı normal populasyona benzer olup, tahminen %4-11 arasındadır.
DEHB formal tanısı DSM-IV kriterlerini tam karşılıyorsa konmamalıdır. DEHB
tanısı birçok bilgi vericiden alınan gözlenebilen davranışa dayanır. DEHB
ilaç yan etkisinden veya okulda çocuktan beklentinin yüksek olması gibi
duruma özgün dikkatsizlikten ayırt edilmelidir. Çocuğun kurallara
uymaması, sosyal kurallarıanlama ve karşıt iletişim geliştirme becerilerindeki yetersizlikle
ilişkili olabilir.
Hafif derecede zeka geriliği olan çocuk ve ergenlerde davranım
bozukluğu yaygınlığı %33 olarak bildirilmiştir. Zeka geriliği olan
bireyler sıklıkla uyumsuzluk ve bakım verenin yönergelerine uymama
nedeniyle getirilirler. Davranım bozukluğu ve karşıt olma bozukluğu
kişinin şartlarına, sosyal kuralları anlama yetisine ve karşıt iletişim
becerilerine göre değerlendirilmelidir.
Zeka geriliği olan çocuklar arasında stereotipik davranışlara,
kendine zarar verici davranışlara ve pika gibi yeme bozukluklarına da sık
rastlanır.
Zeka
Geriliğinin İzlenmesi ve Tedavisi(Hedef No:6)
Dünyada hızla gelişen tanı yöntemleri ve tedavi olanakları zeka
geriliği olanların yaşamlarını artırmaktadır. Tanı ne kadar erken
konulursa o kadar çok şey yapılabilir. Doğumsal kapak hastalığı veya
septal defekti olanlara kalp cerrahisi, kraniyostenozu olanlara beyin
cerrahisi girişimleri uygulanabilir. Kernikterusta kanın değiştirilmesi,
fenilketonüri ve galaktozemide özel diyet, Hurler hastalığında veya
piridoksin eksikliğine bağlı epilepsilerde özel vitaminler, çeşitli
hipoglisemilerde hormonlar ve glikoz perfüzyonları zeka geriliği
olasılığını azaltan önlemlerdir. Tay-Sachs hastalığı ve çeşitlerinde
genetik mühendisliği ve enzim tedavisi günceldir. Zeka geriliği olanlara
daha iyi bakımın sunulması, eğitimlerindeki veya öğretimlerindeki
kalitenin artırılması ve davranış tedavisi onların geleceğini olumlu
etkiler. Doğum koşullarının iyileştirilmesi ve bebeğin komplikasyonsuz
doğması için önlemlerin alınması zeka geriliği olasılığını azaltır.
Fetustaki sorunların görüntülenmesi ve amniyosentez ile incelenmesi
yararlı koruyucu girişimlerdir. Gebelik sırasında kullanılan tıbbi
ilaçların erken ve geç etkilerini izleme veya böyle nedenleri olan
annelerin bebekleri meme ile beslememesini sağlama da diğer önlemlerdir.
Doğum sonrasında anımsanması gereken, bebeğin beklenen gelişim
düzeyinde olmasıdır. Bunun yaşamsal önemi vardır. Bebeğin baş çevresinin
ölçülmesi, iskelet, endokrin ve dolaşım sistemlerinin incelenmesi,
fenilketonüri ve diğer işlevsel bozuklukların tanınması gerekir. Doğumdan
birkaç hafta sonra Moro refleksi, tutma refleksi ve emme refleksi ile
kendiliğinden olan hareketler sınanmalıdır. Bebeğin işitme ve görme
yanıtları, göz hareketleri ve gözleri odaklaştırması, tonik boyun
refleksi, gülmesi, başını tutması ve ses çıkartması gelişmenin iyi
olduğunu gösterir. Oturma, nesneleri kavrama ve destekle yürüme genellikle
12 aydan önce olur. Yaşa uygun olmayan bir davranış daha fazla dikkati ve
izlemeyi gerektirir.
Zeka geriliği olan bireylerdeki
psikiyatrik bozuklukların tedavisi zeka geriliği olmayan hastalardan
farklı değildir. Fakat hastanın gelişim düzeyine uygun olarak gerekirse
teknikler modifiye edilir. Tıbbi, davranışsal ve eğitim girişimleri
eşgüdümlü olarak yapılmalıdır.
Zeka geriliği olanlarda dışarıya veya kendine yönelik saldırgan
davranışlar yönetilmesi güç klinik sorunlar yaratabilir. Zeka
geriliğiolan bireylerde
psikotrop ilaç kullanımının en gerekli olduğu durum yıkıcı davranışlardır.
Yıkıcı davranışların en yaygın gözlenen üç tipi:
1.Kendine zarar verici davranışlar
2.Stereotipik (tekrarlayıcı) davranışlar
3.Agresyon (saldırganlık).
Nöroleptikler:
Yıkıcı
davranışların tedavisinde en yaygın olarak nöroleptikler kullanılmaktadır.
En fazla kullanılanlar tiyoridazin, klorpromazin ve risperidondur.
Tiyoridazinin günlük 2.5 mg/kg’lık dozları kendini yaralama davranışını,
günlük 5.9 mg/kg’lık dozları da saldırganlığı azaltmada yeterli
bulunmuştur. Risperidonun günlük 0.5-2 mg’lık dozları da etkilidir.
Haloperidol gibi butirofenonlar da oldukça sık kullanılmaktadır. Zeka
geriliği olan çocuklarda günlük 0.05 mg/kg’lık haloperidol dozu
saldırganlığı kontrol edebilir. Geç diskinezi, uzun süre nöroleptik
kullananlarda ortaya çıktığı bilinen ciddi bir yan etkidir. Yeni olguların
görülmesi %15 kadardır. Gençlerde ve orta yaştakilerde daha az görülür.
Zeka geriliği olanlarda geç diskinezi riski beyin hasarının sıklığından
dolayı artabilir. Ayrıca birlikte epilepsinin bulunması düşük potensli
nöroleptiklerin kullanımını güçleştirir. Düşük etkili nöroleptikler yüksek
dozlarda kullanıldığında kornea ve lenste matlaşmalar olabilir. Bu nedenle
yüksek dozda tiyoridazin ve klorpromazin kullanan hastaların yıllık göz
muayenelerinin yapılması gerekir.
Zeka geriliği olan hastalarda tedavinin temelini davranış
değiştirme ve günlük yaşantıdaki etkinlikleri normal bir duruma getirme
oluşturur. Nöroleptikler saldırganlığın ve kendini yaralama davranışının
kontrolünde önemli sonuçlar vermekle birlikte bu, hastaların etkin
davranış tedavisi programlarını engelleyebilir.
Son yıllarda aynı amaçla atipik nöroleptikler kullanılmaya
başlanmıştır. Risperidon, olanzapin gibi atipik nöroleptiklerin akut yan
etkileri ve geç diskinezi etkileri daha nadirdir. Fakat kilo alma sorunu
en sık gözlenen yan etkidir.
Benzodiazepinler:
Benzodiazepinlerin
zeka geriliği olanlardaki saldırganlığı kontrol etmelerinin rolü açık
olarak bilinmemektedir. Fakat iki yönden yararlı işlevleri olduğu
düşünülür. Birincisi, organik nedene bağlanamayan saldırgan
davranışlardaki yüksek kaygı düzeylerine etkilidirler. İkincisi, saldırgan
davranışlara neden olan nöronal deşarjlarla karakterize epizodik davranış
bozukluklarını kontrol ederler. Epizodik davranış bozuklukları olan
hastalardaki saldırganlık belirtilerini gidermek için klorazepat,
diazepam, oksazepam, klonazepam ve triazolam gibi benzodiazepinler ağız
yoluyla verilebilir. Parenteral preanestetik bir madde olarak kullanılan
midazolam da bir benzodiazepin türevidir ve saldırgan davranışları kısa
sürede kontrol eder. Elektroensefalografik anormalliklerin olduğu
durumlarda difenilhidantoin, karbamazepin, pirimidon ve valproik asit gibi
antikonvulsanlar seçilmesi gereken ilaçlar olmalıdır.
Benzodiazepinlerbazen de
saldırganlığı aykırı bir şekilde artırabilirler. Saldırganlıktaki böyle
bir artış doza bağlı olabilir ve kaygı gidermekten bağımsız olduğu
düşünülür. Diş tedavisi ve diğer prosedürlerde tedavi öncesi kullanılan
sedatif-hipnotik ilaçlar kullanımı sonucustereotipisi ve kendine zarar
verici davranışları olan zeka geriliği olan bireylerin 2/3’ünde paradoksal
tepkiler gözlenmiştir.
Lityum:
Duygulanım
bozukluğunun olduğu zeka geriliğinde lityum tedavisi saldırganlığı
hafifletebilir. Duygulanım bozukluğu olmayan birçok hastada da lityum ile
saldırganlık ve kendini yaralama davranışı başarı ile tedavi edilmektedir.
Lityum tedavisine iyi yanıt veren zeka geriliği olan erişkinler haftada
birden az saldırganlık epizodu, aşırı hareketlilik, stereotipik
davranışlar, epilepsi öyküsü olanlar ve kadınlardır. Sosyal çekilme
gösteren ve seyrek saldırganlık patlamaları olan erkekler lityum
tedavisinden daha az yararlanmaktadır. Lityum tedavisine uygunluk gösteren
zeka geriliği için diğer ölçütler de hastaların uyaranlara aşırı duyarlı
olması, uyaranların anlamını değerlendirememeleri ve öfkelerinin
azaltılmasında başarılı olamamalarıdır. Organik bir patolojinin
belirlendiği zeka geriliğinde lityumun nörotoksik etkileri görülebilir.
Epileptik bozukluğu olanlarda ve temporal lobda dalga-diken hareketi
gösterilenlerde lityum epileptiform anomalilerde artışa neden olabilir.
Ancak, antikonvulsan tedavi altında olup da tedavi edici düzeyde lityum
kullanan hastalarda saldırganlığın azaldığı bildirilmektedir.
Karbamazepin:
Bir
antikonvulsan ve antimanik ajan olan karbamazepin daha çok subkortikal
bölgelere etkilidir. Temporal lob epilepsisi olan hastalarda saldırganlık
nöbetlerinin erken yaşta başlaması erkek cinsiyetiyle, düşük zeka
bölümüyle, düşük toplumsal kesimden gelmeyle ve epileptik odağın dominant
hemisferde olmasıyla yakından ilgilidir. Limbik bölgeyle ilgili nöbetlerde
de karbamazepin seçilebilecek bir ilaçtır.
Trisiklik
antidepresanlar:
Günlük
10-75 mg gibi küçük dozlardaki trisiklikler ağır ve ileri derecede zeka
geriliği olan hastaların davranışlarında ve dikkat sürelerinde etkin bir
düzelme meydana getirir. İmipramine yanıt vermeyenlerde amitriptilin veya
aksi denenebilir.
Hidroksitriptofan:
Lesch-Nyhan,
hipoksanten guanin fosforibosil transferaz enziminin yokluğu ile belirli
kalıtsal bir hastalıktır. Bu hastalarda allopurinol ile kontrol edilen
metabolik sorunlarla birlikte nörolojik ve davranışsal bozukluklar da
vardır. Bunlardaki saldırganlığın ve kendini yaralama davranışlarının
serotonin prekürsörü olan 5-hidroksitriptofan ile azaldığı ve
hidroksitriptofanın karbidopa ile karışımıyla da iyi sonuçların alındığı
bildirilmektedir.
Opiat
antagonistleri:
Zeka
geriliği olanlarda trimopamın saldırganlığı ve kendini yaralamayı
tiyoridazinden daha iyi kontrol ettiği bulunmuştur. Ancak trimopamın
toksik etkisi nedeniyle ileri klinik çalışmalar yapılamamıştır. Gama
melatonini uyarıcı hormon, melatonin ve nalokson gibi opiat antogonistleri
üzerindeki çalışmalar devam etmektedir. Kendini yaralama davranışının ve
otizm belirtilerinin beyindeki bazı opioid sistemlerdeki aşırı etkinlikten
olduğu varsayılmaktadır. Bu nedenle zeka geriliği olanlardaki kendini
yaralama davranışı ile otizm tedavisinde naltreksonun etkinliği ve
güvenirliği araştırılmaktadır. Ümit verici sonuçların yanı sıra naltrekson
tedavisinin otizmde ve kendini yaralama davranışı olanlarda başarısız
olduğunu bildiren çalışmalar da vardır.
Sonuç olarak, zeka geriliğindeki saldırganlık ve kendini
yaralama davranışları için hiçbir özel farmakolojik tedavi yoktur.
Uygulanacak olan farmakolojik tedavi belirtilere yönelik olmalı, anormal
davranışı kontrol etmeyi ve davranışı değiştirme programlarını
desteklemeyi amaçlamalıdır.
Zeka
geriliğinde psikoterapi:
Zeka geriliği olanlar günlük yaşamın getirdiği streslerle baş edebilmek
için yeterli ego kaynaklarına sahip olmadıklarından birçok duygusal
bozukluklara yatkındırlar. Bu konudaki tedavi gereksinimleri artmasına
karşın zeka geriliği olanlarla psikoterapi uygulamaları azdır. Bunun
nedenleri şu şekilde sıralanabilir: “Zeka geriliği olanlar zorlukların
daha az farkındadırlar ve yardım istemek için yeteri kadar güdülenmeleri
yoktur. Düşük zeka düzeyi davranışın değiştirilmesi gerektiğini anlamaya
engeldir. Zeka geriliği olanlarda dürtü kontrolü ve kendilerinde güvenin
gelişmesi için ego gücü zayıftır. Bu hastalarda belirli bir sonuca ulaşmak
için çok fazla çaba gerekir. Psikoterapistler zeka geriliği olanları
anlamakta yetersizdirler. Terapist ile hasta arasında anlam çatışmaları
ortaya çıkar.” Ancak birçok iyi çalışma, bu düşüncelerin çoğunu
doğrulamamaktadır. Düşük zeka bölümü olanların psikoterapiden son derece
yararlandığını aktaran olgu bildirimleri vardır.
Davranış
tedavisi:
Zeka geriliği olanların % 96'sını oluşturan hafif ve orta gruplarda
davranışsal girişimler son derece etkilidir. Zeka geriliği olanlara
uygulanan davranış tedavisinin amacı ruhsal bozukluğu tedavi etmek değil,
yetenek eksikliklerinin bulunduğu kendilik kontrolü, sosyal beceriler ve
eğitim sorunları gibi alanlardaki uyumu kolaylaştırmaktır. Kendilik
kontrolü sorunları uyarılmış nitelikteki davranışların düzeltilmesini,
olumlu davranışların pekiştirilmesini ve stereotipilerin azaltılmasını
amaçlayan tekniklerle tedavi edilir. Bazen edimsel koşullandırma yöntemi
de kullanılır. İstenmeyen davranışları etkin bir şekilde azaltan
cezalandırma ise en son başvurulacak yoldur. Davranış tedavisi ile sosyal
yeteneklerde, özellikle iletişim ve günlük yaşam yeteneklerinde belirgin
düzelmeler sağlanır. Genel olarak pekiştirme teknikleri anlatım dilinin
gelişmesinde, yönergeleri anlamada ve izlemede, temel kişisel ve ev içi
yaşam becerilerin kazanılmasında olumlu sonuçlar verir. Davranışsal
girişimlerin uygulanmasıyla akademik performansta da artış
görülür.
g.
Uygulama:
WISC-R Zeka testinin kısaca tanıtılması.
ğ.
Özet: (3 Dakika)
Zeka geriliği tanısı için bireyin standart zeka testleri ile
zeka bölümünün 70 puan altında olması ve 18 yaş öncesinde başlaması
gereklidir. Zeka geriliğinin önlenmesi için girişimlerde bulunulması ve
annenin gebeliği sırasında ortaya çıkan hastalıkların tedavisi önemlidir.
Bu çocukların tedavisinde özel eğitim çok önemli yer tutar.
h. Değerlendirme: (5 Dakika)
1.Zeka geriliği tanısı nasıl konulur?
2.Zeka geriliğinin zeka puanlarına göre düzeyleri
nelerdir.?
3.Zeka geriliğine neden olan en sık genetik nedenler
nelerdir?
4.Önlenebilir zeka gerilikleri nelerdir?
5.Zeka geriliğinde yıkıcı davranışlar nelerdir?
6.Doğum öncesinde zeka geriliğine neden olan hastalıklarına tanısı
için ne gibi yöntemler uygulanmaktadır?
7.Zeka geriliğinde yıkıcı davranışların tedavisinde en sık hangi
ilaçlar kullanılmaktadır?