BİR OLGU SUNUMU İLE BİRLİKTE ÇOCUK
VE ERGENLERDE OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞA BİR BAKIŞ
ÖZET:
Çocuk ve ergenlerde obsesif kompulsif bozukluk nadir ve
tedaviye dirençli bir sendrom olduğu düşünülmesine rağmen,araştırma
bulguları epidemiyolojik çalışmalar, obsesif kompulsif bozukluğun
prevalansının çocuk ve ergenlerde düşünülenden daha yüksek olduğunu göstermiştir.
Çocuk ve ergenlerdeki obsesif kompulsif bozuklukta, erişkinle karşılaştırıldığında
kısmen farklı belirtiler gözlenmektedir. Çocuk ve ergenlerde obsesif kompulsif
bozukluk sıklıkla aile çatışmaları, sosyal çekilme ve okulda başarısızlığa
yol açmaktadır. Çocuklar ritüellerine aile bireylerini ve arkadaşlarını
ortak edebilmekte, %90 vakada semptomlar zamanla değişim gösterebilmektedir. Özellikle
ergenlerde obsesif kompulsif bozukluğu erken başlangıçlı şizofreniden
ayırmakta güçlükler olabilmektedir.
Bu makalede bir olgu nedeniyle, çocuk ve ergenlerdeki obsesif kompulsif bozukluğun özellikleri,
klinik gidiş ve ayırıcı tanı gözden geçirildi.
SUMMARY: A REVIEW OF OBSESSIVE COMPULSIVE DISORDER IN CHILDREN AND ADOLESCENTS WITH A CASE
Although obsessive compulsive disorder was considered as a rare and treatment-refractory
syndrome in children and adolescents, research findings and epidemiological studies have shown
that prevalence rate of obsessive compulsive disorder was much higher than previously thought.
Their symptoms is partially different from adults'. Family conflicts, social withdrawal and
poor school performance were common features in children and adolescents obsessive compulsive
disorder. Chidren and adolescents may be involve their family and peers in their rituals . In
90% of cases the symptoms had changed over time. Particularly obsessive compulsive disorder in
adolescents, the differential diagnosis from early onset schizophrenia may be quite difficult.
In this article, features, prognosis, and differential diagnosis of obsessive compulsive
disorder in children and adolescents are reviewed with a case.
Obsesyonlar (saplantı); kişinin kendi zihninin ürünü olarak tanımladığı
(düşünce sokulmasından farklı olarak), yok varsaymaya veya bastırmaya ya
da başka düşünce veya hareketlerle nötralize etmeye çalıştığı,
benliği rahatsız eden (ego-distonik) yineleyeci ve ısrarlı her türlü düşünce,
fikir, dürtü ve imgelemlerdir. Kompulsiyon (zorlantı); çoğu kez obsedan düşünceleri
kovmak için yapılan irade dışı yineleyen hareketlerdir.
Son yıllara kadar obsesif kompulsif bozukluğun (OKB) çocuk ve ergenlerde nadir görüldüğüne
inanılırdı. Ancak yeni çalışmalar bu bozukluğun sanıldığı
kadar seyrek olmadığını göstermektedir (Swedo ve ark. 1992). Yapılan
epidemiyolojik bir çalışmada OKB prevalansı yaklaşık % 0.05 bulunmuştur
(Elkins ve ark. 1980). Flament ve arkadaşları(1989)yaptıkları
epidemiyolojik bir çalışmada beş bin lise öğrencisinde yaşam boyu
yaygınlığı % 2 olarak saptamışlardır. Yani her 200 genç kişiden
biri OKB'ye sahiptir (Flament 1990). Retrospektif çalışmalarda yetişkinlikte
OKB tanısı alanların 1/3-1/2'sinde hastalığın başlangıcının
çocukluk veya ergenlik döneminde olduğu saptanmıştır (Karno ve
ark.1988).
Erken başlangıçlı grup ve ergende en erken başlama yaşı 7,
ortalama başlama yaşı 10.2 yaştır (Swedo ve ark. 1989 ). Çalışmalarda
OKB'ye erkek çocuklarda kızlardan daha sık görüldüğü bulunmuştur. OKB'
li erkek çocukları daha büyük olasılıkla prepubertal başlangıçlı
olup ve aile üyelerinden birisi OKB veya tourette sendromlu iken, kızlarda büyük olasılıkla
adolesans başlangıçlıdır (Rasmussen 1994).
Bu makelede çoçuk ve ergenlerde OKB'un klinik özellikleri,
tanı, ayırıcı tanı ve tedavisinin gözden geçirilmesi amaçlanmıştır.
Yazıda sunum bir olgu ile birlikte ele alınmıştır. Aşağıda erken başlangıçlı şizofreniyle
karışabilen obsesif kompulsif bozukluklu bir olgunun klinik özellikleri anlatılacaktır.
OLGU:
Ö.B Erkek, 15 yaşında, lise I' de okuyor. Hasta
1996 mayıs ayında babası tarafından GATA Ruh sağlığı
ve hastalıkları kliniğine getirildi. Görüşme başlangıcında
aşırı derecede anksiyetesi ve sürekli kalkıp oturma şeklinde ritüelleri
mevcutdu. Zaman zaman sıkıntıdan "yeter yeter" diye bağırıyordu.
Durmadan hareket halindeydi. Yerinde sürekli kalkıyor ve oturuyordu. Hasta engelleyemediği
hareket tekrarları ve kafasından bir türlü atamadığı genellikle
cinsel içerikli kötü düşüncelerden şikayet ediyordu. Bazı isimleri son
harf benzerliğine göre tekrar ediyordu. Dezorganize klinik tabloya rağmen ilk görüşme
sonrası tanımız OKB idi. Hastanın yatışına karar verildi.
Babası ile yaptığımız görüşmede;
son 10 gündür kardeşini dövdüğünü, camları kırdığını,
iki kez pantolonunu indirip cinsel organını gösterdiği, küfür ettiği,
flört eden kızlara sinirlenip "Orospu" dediğini ifade ediyordu.
Yatırıldığının birinci günü kendisiyle görüşmemizde;
"Aklıma kötü işler yapan insanlar geliyor, özellikle cinsel konularda, örneğin
Sheron Stone gibi artistlerin cinsel filmleri aklıma geliyor, o zaman huzursuz oluyorum.
Bunlar aklıma geldiğimde ne hareket yapıyorsam, bu düşünce ve hayaller
aklımdan çıkana dek o hareketi tekrarlıyorum. Örneğin bu düşünce
sırasında oturuken kalkmışsam, sürekli oturup, kalkıyorum, kapıdaysam
girip çıkıyorum veya giyinip soyunuyorum" diyordu.
Yine "Hastayım ben, galiba problemim ruhsal, aklıma gelen düşünceler
var; kötü kadınlar (bu sırada sürekli sürekli oturup kalkma şeklinde ritüelleri
vardı). Yaptıklarımın mantıklı olmadığını
biliyorum, tekrarlamalarım var ama kendimi engelleyemiyorum" şeklinde yakınıyor
ve sıkıntısını belirgin bir şekilde dışa vuruyordu.
Görüşmede " 1994' de arkadaşlar ile birlikte porno film seyretmiştim,
o filmi aklımdan atamıyorum., o film bende sıkıntı oluşturuyor,
filmin ismi "Sevgili" idi. Birisi "sevgili anneciğim" dese, filmin
ismi sevgili olduğundan film aklıma geliyor, filmdeki adam anneme zarar verir
mi?" (sallanmaya başladı). "sevgili" kelimesi sürekli bana bunu çağrıştırıyor.
Filmi Bora ve Tayfunla seyretmiştik, ikisinin de isimlerinin içeriğinde
"a" harfi var. Sıkıldığımda kafiyeli kelimeler söylerim;
Metin, Çetin.. gibi tarzındaki yakınmalarını da belirtti.
Ajite iken enjeksiyon yapıldıktan sonra; "hani siz iğne yaptıktan
sonra popomu ovuşturdunuz, taciz yapmadınız değil mi?, ovuşturduğunuz
zaman pipiniz kalktı mı?" diye bize soruyordu.
Yatırıldığının ikinci günü yapılan görüşmede;
"Kulağıma sesler geliyor, o kadının ilişki sırasında
çıkardığı sesler geliyor (Bunu söyledikten sonra kapıdan üç kez
girip çıktı). Bana elini sürdüğünde pipin kalkıyor mu?, Yine pipinize
baktım bir şey olur mu?" soruları oluyordu.(Hastanın tekrarlayan şekilde giyinip soyunduğu görülüp ne yaptığı
sorulduğunda) "Serdar ORTAÇ' ın ismi aklıma geldi, isminin içindeki
"OR" orospu anlamına gelir, onu düşünürken giyinip soyundum."Koltuğun
üzerine oturuyorum, birşeyin üzerine oturmuş sayılmam değil mi?, şimdi
pipinize bakıyorsam intikam olsun diye bir kerede poponuza bakıyorum". Hasta
yataktan çıkmıyor, sürekli uyumak istiyor, sebebi sorulunca; "Uyuyunca o kötü
düşünceler aklıma gelmiyor." Şeklinde ifade ediyordu.
Yatışının üçüncü günü;"Poor insight Obsesif Kompulsif
Bozukluk " tanısı düşünülerek fluoxetin kapsül 20 mg/gün, anksiyete
ve ajitasyonundan dolayı diazepam 10 mg/gün başlandı. Hasta günün büyük kısmını
yatağında uyuyarak geçiriyordu. 7. günde diazepam 5 mg/gün'e azaltıldı,
flouksetin 40 mg/gün'e çıkarıldı.
Onuncu günde; hastanın hareketliliği arttı, merdivenleri 3-4 kez çıkıp
inmeleri başladı, rituellerini personelede yaptırmak istiyor, odanın kapısından
tekrar tekrar çıkıp girmemizi istiyordu. Muhtemelen flouxetinin etkisiyle
hareketliliği arttı, bakışları canlandı, dönem önem öfke
patlamaları oluyordu. Sonrasında diazepam kesilerek yerine Trifluperazin (stilizan)
2 mg/gün eklendi. Flouksetin artırılarak ikinci haftada 60mg/gün'e çıkıldı.
Tedavinin 21. gününde görüşmemizde; düşünceler ve tekrarlarda azalmalar
başlamıştı. 10 gün sonra, ayaktan takip edilmek üzere taburcu edildi.
İki ay sonraki görüşmemizde; hareket tekrarlarının kalmadığını,
kötü düşüncelerin çok nadiren geldiğini ifade ediyordu. Ekim 1996 ziyaretinde;
okula başladığını, okulla ilgili problemlerinin olmadığını,
ders çalışırken eskisi gibi konsantrasyon güçlüğü çekmediğini,
hareket tekrarlarının olmadığını ifade etmekteydi.
Hastanın özğeçmişi incelendiğinde; doğumu erken olmuş,
psikomotor gelişimi normal, küçükken çok hareketli, herkesin ilgisini çeken bir çocukmuş,
5 yaşında sünnet olmuş, ilkokulda başarılı bir öğrenciymiş,
ilkokul 5. sınıfta A,B,C, diye tekrarları olmuş, ailesi tarafından
bir psikiyatriste götürülmüş ve aldıkları tavsiyelerle zamanla geçmiş.
Eskiden çiş yapmada korkusu olurmuş, bu sebeple yatağa girmeden önce 3-4 kez
tuvalete gidermiş.
İlk olarak rahatsızlığı 1995 Ağustos' unda; "Anneme,
kardeşime kötülük yapar mıyım? onların ırzına geçer miyim?,
başkalarına kötülük yapar mıyım?, başkaları bana kötülük
yapar mı ?" tarzında cinsel içerikli.kuşkularıyla ve arabanın içine
tekrar tekrar girip çıkma tarzında hareket tekrarları ile başlamış.
İlk şikayetleri başladıktan sonra Ö.B.'u bir çok. psikiyatriste götürdüklerini
Anafranil (klomipramin) verdiğini, fayda görmediğini, sonrasında başka
bir psikiyatriste götürmüşler. Psikiyatrist haloperidol, biperiden ilaç tedavisi başlamış
ve bir ay içinde şikayetleri kaybolmuş. Baba rahatsızlığın
iyileştiğini düşünüp ilacı kesmiş, bir süre sonra rahatsızlık
tekrarlamış. Aynı psikiyatriste tekrar götürülmüş, aynı ilaçlara
tekrar başlanmış. fakat bu kez faydasını görmemiş.
Premorbid kişiliğinin annesiyle yapılan görüşmede; "küçükten
beri çok titiz, defterinin kenarı kıvrık olmaz, tertipli, düzenli, yataktan
kalkar kalkmaz pijamasını düzenli katlar. Büyüklerine karşı aşırı
saygılıdır. Sınıfının en çalışkanıdır,
çok hırslı ve kıskanç bir çocuktur" olduğu anlaşılmıştı
(obsesif kişilik özelliklerini tanımlıyor).
Aile öyküsü incelendiğinde; babanın titiz, mükemmeliyetçi (obsesif kişilik
özellikleri taşıyan), mesleği hakim, hastanın babaya bağımlılığı
mevcut. Anne öğretmen, annesiyle ilişkilerinde problem yok. 8 yaşında
erkek kardeşini kıskandığını ifade ediyor. Kendisine benzer
problemleri kuzeninde yaşadığını, psikiyatrik tedavi ile tamamen
iyileştiği öyküden anlaşıldı.
Fizik muayenede (kardiovaskuler ve nörolojik sistem muayenesinde) ve
laboratuar ve
radyodiagnostik tetkiklerde (kan tetkikleri, tiroid fonksiyon testleri ve MRI) patolojik bulgu
tespit edilmemiştir.
Hastamızın saplantılarının şiddeti ve neredeyse sanrısal
nitelikte oluşları endişe verici olsa da, bu inançların yanlış
oldukları yolundaki iç görüsünü ve bunlarla mücadele eden tek kişinin kendisi
olduğu hissini hep korumuştur. Bu hastaya rahatsızlık verici, isteği
dışında kafasına takılan düşünceleri ve bu düşüncelerin
doğurduğu bunaltıdan kurtulmak için geliştirdiği törensel davranışları
göz önüne alınarak OKB tanısı konuldu.
OKB düşünülen hastaya flouksetin başlanmış ve zaman içinde 60 mg /gün'e
çıkılmıştır. Ayrıcı anksiyolitik dozda trifluoperazin 2 mg/gün
flouksetinin yanına eklenmiştir. Aynı zamanda psikoterapi seanslarına başlandı.
TARTIŞMA
Çocuk ve ergenlerdeki obsesif kompulsif bozukluğun (OKB) klinik görüntüsü erişkinlerdekine
çok benzemektedir. Ö.B.'da da belirtiler erişkin OKB belirtilerine benzer klinik
belirtilerle ortaya çıkmıştır. Ayrıca çocukların çoğunda
normal yaşla ilişkili obsesif kompulsif davranışlar gözlenebilmektedir (Gesell
ve ark.1974).
Obsesif kompulsif bozukluğun 4 çeşit semptom örüntüsü vardır:
1. En sık görüleni bulaşma obsesyonudur. Bunu yıkama, yıkanma,
temizleme yada bulaşık olduğu düşünülen nesneden kompulsif kaçınma
izler. Korkulan nesne genellikle kaçınılması zor olan bir nesnedir (Feçes,
idrar, toz yada mikrop gibi). Korkulan nesneye karşı en çok duyulan duygusal tepki
anksiyete olursa da obsesif utanç, iğrenme ve tiksinmede sık görülür.
2. En sık gözlenen ikinci semptom örüntüsü Kuşku obsesyonudur. Bunu kontrol
etme kompulsiyonu izler.
3. En sık görülen üçüncü örüntü; bir kompulsiyon olmaksızın,
zihne yerleşen obsesyonel düşüncelerin taşınmasıdır. Bu
obsesyonlar genellikle cinsel yada saldırgan bir eylemle ilintili yineleyici düşüncelerdir
ve hasta bu düşüncelerinden ötürü kendi kendini kınamaktadır.
4. En sık görülen dördüncü örüntü, bakışıklık (simetri)
yada kesin olma obsesyonudur. Bunu yavaşlama kompulsiyonu izler. Bu hastaların
bir yemek yemeleri, traş olmaları saatler alır. Obsesif kompulsif hastalarda
dinsel obsesyonlar ve istifçilikte sık gözlenir (Köroğlu.1995).
OKB'nun tipik semptomları
Yaygın obsesyonlar; Yaygın kompulsiyonlaar
Kontaminasyon tema'sı;Yıkama
Kendi veya başkalarını zarar görmesi Tekrarlama
Agresif temalar Kontrol etme
Seksüel temalar Dokunma
Vicdan/Din Sayma
Yasaklanmış düşünceler Düzenlilik ve düzenleme
Simetri dürtüsü istifçilik
Anlatma, sorma, günah çıkarma gereksinimi Dua etme
(Goodman ve ark,1989)
OKB olan çocuk ve ergenlerde en sık görülen obsesyon; yetişkinlere benzer
şekilde kirleme ve mikrop bulaşma korkusudur. Kendine ve sevdiklerine zarar geleceği
korkusu, simetri ve düzenle ilgili obsesyonlar, saldırganlık, cinsellik ve dinle
ilgili obsesyonlar diğer sık görülen obsesyonlardır. Cinsel içerikli
obsesyonlar çocuklardan çok ergenlerde gözlenir. Bizim olguda da daha çok cinsel içerikli
obsesyonlar hakimdi.
Şimdiye dek çocuk ve ergen OKB'yi konu alan en geniş klinik serisi Rapaport ve
arkadaşları tarafından. incelenmiş OKB'li 70 gençte en sık rastlanan
semptomlar aşırı el, yüz yıkama; banyo yapma veya temizlik (%85);
tekrarlayan ritüeller (%51); aşırı kontrol etme (%46) ve kirletici şeylerle
temastan kaçınmayı sağlayan ritüellerdir (%23). Ö.B. de kompulsiyonlar
tekrarlayan ritüeller şeklindeydi.
Obsesif çocuklar erişkinlerden farklı olarak belirtilerine ailelerini de ortak
edebilirler. Tekrarlayıcı sorularına yanıt beklerler, ailelerinin
kompulsiyonlarına katılmalarını isterler (Towbin ve Riddle.1991). Ö.B.'da
da bu belirgin bir biçimde vardı. Ö.B. anne, babasını ve dayısını
belirtilere ortak etmekte ve onları bıktıracak, bunaltacak bir düzeye
gelmektedir.
Ayrıca bir çok genç hasta, zaman içinde, belli semptom dizisinin aylar hatta yıllar
boyunca baskın olup daha sonra başka bir paterne dönüştüğünü bildirmişlerdir.
Örneğin bir çocuk, sayma ritüellerinden yıkama ritüellerine geçerken, daha
sonraki bir dönemde yalnız obsesif düşüncelerden şikayetçi olabilir (Rettew
ve ark.1992).
Yapılan çalışmalarda OKB'si olan çocuk ve ergenlerin ailelerinde çeşitli
psikopatolojilerin sık bulunduğunu gösterilmiştir. OKB' si olan hastaların
anne, baba ve yakın akrabalarında obsesif kişilik ve OKB başta olmak üzere
belirgin psikopatoloji bulunmuştur. OKB' u olan çocuk ve ergenlerde aynı tanıyı
alan anne ve babalarını inceleyen çalışmalarda, hastalardaki obsesif
kompulsif belirtilerin anne yada babalarındaki belirtilere benzemediği bulunmuş,
obsesif ve kompulsif belirtilerin öğrenme veya örnek almaya bağlı olarak
ortaya çıkmadığı belirtilmiştir (Lenanne ve ark.1990). Ö.B'nin
babası obsesif kişilik özellikleri gösteriyordu.
Bazı klinik vakalarda obsesyonel düşünce ile sanrısal düşünceyi
birbirinden ayırabilmek güç olmaktadır. Bu sebeble şizofreni ile karışabilmektedir.
Adolesans dönemde şizofreni, OKB' yi andıran bir tarzda başlayabilir
veya şizofrenik bozukluğu olan hastada obsedan düşünceler ve kompulsiyonlar
bulunabilir. Şizofreninin özellikle başlangıç döneminde, obsesif kompulsif
nevrozdakine benzer belirtiler olabilmektedir. Şizofrenideki obsesyon ve kompulsiyonlar
genellikle absurd ve stereotipiktir. Şizofrenide obsedan düşünceler egosintoniktir.
Ayrıca hastanın aksiyetesi azdır ya da künt duygulanım mevcutdur.. OKB'
de ise anksiyete yoğundur. Şizofrenik genellikle obsesyon ve kompulsiyonlarını
önlemek için uğraşmaz, bunların kendisine çok sıkıntı verdiğini,
yaşamını kısıtladığını belirtmez (Öztürk 1995).
Ö.B'de obsedan düşünceler kendini rahatsız ediyor ve sıkıntı
veriyordu.
Aşırı stres altında, ciddi (aşırı) obsesyonel hastalar
psikotik olarak gözlenebilir ve klinisyenler bu durumu nöroleptiklerlerle tedavi etmeye çalışırlar.
Bu sebeble OKB kliniklerine başvuran hastalarda öncesinde nöroleptik kullanım öyküsü
sıktır (O'Regan 1970). Ö.B.'de obsesyonel tablo başlangıçta
psikiyatristlerce psikotik olarak algılanmış ve birden fazla nöroleptik kullanımı
mevcut idi.
Altschuler (1962) üç obsesyonel hastasının günlük 60-90 mg/gün dozlarda
trifluperazin hidrokloride cevap verdiğini bildirdi. Jenike (1989) nöroleptikleri yanlızca
daha akut bozulmuş obsesyonel hastalarda önermektedir. Biz trifluperazin hidrokloridi
antipsikotik olmayan dozlarda (2 mg/gün) flouksetin'e ilave olarak kullandık. Düşük
dozlarda kullanma amacımız anksiyolitik etkisinden ve düşünceyi bloke etme
etkisinden faydalanmaktı.
Bazı araştırıcılar obsesyonları şizofrenin öncü
bulgusu olarak kabul ederken, diğer araştırmacılar obsesyonal düşünceleri
psikotik dekompansasyona karşı geliştirilmiş nörotik savunma olduğunu
iddia etmişlerdir. Çoğu araştırmacı bu iki hastalığı
birbiri ile ilişkisi olmayan iki farklı antite olarak kabul ederler. Takip çalışmaları
göstermiştir ki primer OKB'li hastalardaki şizofreni gelişme insidansı düşüktür
(%1-3.3) (Lo 1967).
Fenton ve McGlashan (1986) obsesif kompulsif semptomların, şizofreni prognozunun
kötü olacağını önceden tahmin ettiren güçlü bir prediktör olduğunu
yayınlamışlardır. Stengel ve Rosen ise bunun aksini, yani obsesif
kompulsif semptomlu şizofren hastalarda prognozun daha iyi olduğunu belirtmişlerdir.
McGlashan bir çalışmasında "psikotik tablolu" obsesif kompulsif
bozukluğu olanlarda, hastalığının seyrini genel olarak affektif
psikozlardan daha kötü, şizofren hastalardan ise daha iyi olduğunu belirtmektedir.
Fenton ve McGlashan (1985) yaptıkları bir çalışmada şizofrenik
hastaların %10'ununda belirgin obsesif-kompulsif semptomlar bulmuşlardır.
Yapılan bir çalışma 148 obsesif kompulsif semptomlu, 145 obsesif kompulsif
semptomsuz şizofreni hastası retrospektif olarak incelenmiştir. Obsesif
kompulsif semptomlu şizofreni grubunda ani başlangıç nispeten fazlayken,
obsesif kompulsif semptomsuz grupta diğer gruba oranla daha yavaş ve sinsi başlangıç
daha sık olduğu bulunmuştur (Kökrek ve ark.1995). Obsesif kompulsif semptomlu
grupta ani başlangıç şeklinin daha çok görülmesi obsesif-kompulsif
fenomenlerin veya semptomların hastalık sürecinde kompanse edici rol oynadığı
görüşüne şüphe düşürmektedir (Braun SH. 1991, Lang H. 1985).
DSM-IV'de DSM-IIIR' dan farklı olarak major ana değişiklik "İçgörüsü
az olan "form eklenmiştir. burada epizodun çoğunda semptomlarına karşı
içğörü eksikliği vardır. Kişilerin obsesyonları ya da
kompulsiyonları aşırı ya da anlamsız bulma yeterlilikleri bir süreklilik
gösterir. OKB olan bazı kişilerde gerçeği değerlendirme yetisi bozulmuş
olabilir ve obsesyon sanrısal boyutlara ulaşabilir. (örn. başka bir kişinin
ölmüş olmasını istediği için ölmesine neden olduğuna ilişkin
inanç). Bu tür olgularda psikotik özelliklerin varlığı sanrısal
bozukluk ya da başka türlü adlandırılamayan psikotik bozukluk ek tanılarıyla
gösterilebilir Obsesyonla hezeyan arasındaki sınırda yer alan durumlarda
"içgörüsü az olan" belirleyicisi yararlı olabilir.
Ayrıca şizofrenik hastaların atipik nöroleptiklerle tedavisi sırasında
obsesif kompulsif semptomlar gelişebileceği bildirilmiştir. Toren ve Colleagues
(1995) atipik nöroleptik Clothiapine tedavisi ile tedavi edilen 8 yaşındaki şizofrenik
erkek çocukta obsesif kompulsif semptomlar ( yıkama ritüelleri) oluştuğunu
bildirmesi büyük ilgi çekmiştir.
KAYNAKLAR
Altschuler M: Massive doses of trifluperazine in the treatment of compulsive rituals. Am J
Psychiatriy 1962; 119: 367.
Apter A, Fallon J, King M: Obsessive-compulsive
characteristics; symptoms to syndrome. J Am Acad
Child adolesc Psychiatry 1996; 35(7): 907-912.
DeVeaugh-Geiss J, Moroz G, Biederman J: Clomipramine hydrochloride in childhood and
adolescent obsessive-compulsive disorder; a multicenter trial. J Am Acad Child Adolesc
Psychiatry 1992; 31: 45-49.
Fenton WS, McGlashan TH: Obsessions and compulsions in schizoprenia. New Research
Abstracts presented at Annual Meeting American Psychiatric Association, Dallas, May 1985.
Fenton WS, McGlashan TH: The prognostic significance of obsessive compulsive symptoms
in schizoprenia. Am J Psychiatry 1986; 143:437-441.
Flament M: Epidemiology of obsessive-compulsive disorder in children and adolescents
(in French), Encephale 1990:311-316
Goodman WK, Price LH, Rasmussen SA: The Yale-Brown Obsessive Compulsive Scale.I.Devolepment,
use, and reliability. Arch Gen Psychiatry 1989: 46:1006-1011.
Greist J, Jefferson J: SZB Olgu kitabı. Compos
Mentis Yayınları. Ankara 1995:.34-37.
Jain U , Birmaher B, Garcia M: Flouxetine in children and adolescents with
mood disorder; a chart review of efficacy and adverse effects. Journal of Child and Adolescent
Psychopharmacology 1992; 2:259-265.
Jefferson J. Obsessive compulsive pharmacoterapy. Psychiatric Annuals 1996: 4:26:
Jenike MA, Baer L, Minichiello W: Obsessive Compulsive Disorder; Theory and Management; 1986;
Year Book Medical Publishers. Inc., USA. Pg:91-92.
Karno M, Golding J, Sorenson S, Burnam A: The epidemiology of obsessive compulsive disorder
in five US communities. Archives of general Psychiatry, 1988: 45;1094-1099
Kökrek Z, Kocabaşoğlu N, Balcıoğlu
İ: IV Anadolu psikiyatri günleri. Konya, Haziran 1995.
Köroglu E: Anksiyete bozuklukları serisi, Hekimler Yayın Birliği, 1995:75-85.
Lo WH: A followup study of obsessional neurotics in Hong Kong Chinese. Br J
Psychiatry 1967; 113: 823-832.
March J, Henrietta L: Obsessive-compulsive disorder in children adolescents:A review of the
past 10 years. J.Am Acad Child Adolesc Psychiatry 1996; 35(10):1265-1273.
Mc Glashan TH: Predictors of shorter, medium, and longer term outcome in schizoprenia. Am J
Psychiatry. 1986;143:50-55.
O'Regan B. Treatment of obsessive compulsive neurosis with haloperidol. Can Med Assoc
J 1970; 103:167-168.
Rasmussen SA, Eisen JL. The epidemiology and differential diagnosis of obsessive
compulsive disorder. J Clin Psychiatry 1994; 55:5-10; discussion 11-14.
Rettew DC, Swedo SE, Leonard HL, Lenane MC, Rapoport JL: Obsessions and compulsions across
time in 79 children and adolescents with obsessive-compulsive disorder. J Am Acad Child
Adolesc Psychiatry 1992; 31:1050-1056
Öztürk Orhan: Ruh sağlığı ve Bozuklukları. Hekimler Yayın
Birliği, sayfa 278-286; 1994, Ankara.
Swedo SE, Rapoport JL, Leonard H, Lenane M, Cheslow D. Obsessive-compulsive disorder
in children and adolescents clinical phenomenology of 70 consecutive cases. Arch Gen
Psychiatry 1989; 46:335-341.
Thomsen -PH: Obsessive-compulsive disorder in children and adolescents. A 6-22 year
follow-up study of social outcome. Eur-child-Adolesc-Psychiatry 1995; Apr; 4(2):112-122.
Toren P, Samuel E, Weizman R, Golomb A, Eldar S, Laor N: Case study emergence of
transient compulsive symptoms during treatment with clothapine. J Am Acad Child Adolesc
Psychiatry 1995: 34:1469-1472.
Valleni-Basile LA, Garrison CZ, Jackson KL: Frequency of obssesive compulsive
disorder in childhood and adolescence. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 1994; 33:782-791.