Kendi dünyalarında yalıtılmış (izole) otizmli bireyler, farklı
ve uzak gözükürler ve başkaları ile duygusal bağlar oluşturmazlar. Bu şaşırtıcı
beyin bozukluğu olan bireyler çeşitli belirtiler ve engeller göstermesine karşın, çoğu
diğer insanların düşüncelerini, duygularını ve gereksinimlerini anlama yetisine
sahip değildir. Sıklıkla, dil ve zeka tamamen gelişmemiştir, iletişim ve sosyal
ilişkilerde güçlük yaşamalarına neden olur. Otizmli çoğu birey sallanma veya başını
vurma gibi tekrarlayıcı aktivitelerle uğraşır veya her gün ki alışmış
oldukları rutinleri alışık tarzda tekrar ederler. Bazıları ses, dokunma, görüntü
ve kokuya acı verecek derecede duyarlıdır.
Otizmli bireyler çocuk gelişiminin tipik aşamalarını takip etmezler. Bazılarında
gelecekteki soruna ait ip uçları doğumdan itibaren gözlenebilir. Çoğu olguda, problemler yaşıtı
çocuklarla karşılaştırıldığında daha fark edilir hale gelir. Diğer
çocuklar gelişimlerini devam ettirirken, bu çocuklar 18-36 ncı aylar arasında aniden insanları
reddetmeye başlarlar, yabancı gibi davranmaya başlarlar, kazanmış oldukları dil
ve sosyal becerileri kaybederler.
Anne-baba gibi öğretmen ve bakım verici de otizmli çocuk veya yetişkinleiletişim ve bağlantı kurma çabalarında hayal kırıklığı
yaşayabilir. Sürekli tekrarlayıcı davranışları ile uğraşırken,
size aldırmıyormuş gibi hissedebilirsiniz. İç gereksinimlerini tuhaf yollarla ifade
etmesi sizde hayal kırıklığı yaratabilir. Çocuğunuz hakkında hayalleriniz
ve ümitlerinizin gerçekleşmemesi sizi üzebilir.
Günümüzde bu çocukların sosyal, dil ve akademik becerilerini iyileştirmek için yardım
eden metotlar vardır. Erişkin otizmli bireylerin %60 dan fazlası yaşamları boyunca
bakıma gereksinin duymalarına karşın, günümüzde bu kişiler için uygun destek yanında,
bu bireylerde belli alanlarda meslek edindirme ve topluma katma yönünde girişimler vardır.
Otizme dünyanın her yerinde her bölgesinde gözlenir. Bütün ırk, din ve ekonomik düzeylerde
gözlenir. Çocuklukta başlar, her 1000 kişiden 1-2 sini etkiler, erkeklerde kızlara oranla 3-4
kez daha sık gözlenir. Bozukluk gözlenen kızlar daha ağır belirtiler göstermeye ve daha
düşük zeka düzeyine sahip olmaya eğilimlidir. Otizm aileyi ve toplumu değişik alanlarda
bir yönüyle etkilemektedir.
Problemi Anlama
Otizm Nedir?
Otizm, bireyin iletişim, başka insanlarla iletişim ve çevreye uygun
tepkisini engelleyen bir beyin bozukluğudur. Bazı otizmli bireyler nispeten yüksek işlevlidir,
konuşma ve zekaları sağlamdır. Diğerleri mental retarde, sessiz ve ciddi dil gelişim
gecikmeleri gösterirler. Bir kısmının tekrarlayıcı ve basmakalıp düşünce
tarzları vardır.
Otizmli bireylerin hepsi tamamen aynıbelirti ve
eksiklikler göstermemesine karşın, yordanabilecek tarzda davranışı etkileyen sosyal,
iletişim, motor ve duyusal problemler sergilerler.
Otizmli Olan ve Olmayan Bebeklerin Davranışlarındaki Farklılıklar
Otizmli Bebekler
Normal Bebekler
İletişim
Göz temasından kaçınırlar
İşitmiyormuş gibi gözükürler
Dil gelişimi
başlar, aniden konuşma duraklar
Annenin yüzünü araştırılar
Seslerle kolayca uyarılabilirler.
Kelime sayısı
gittikçe artar ve gramere uygunkullanma başlar
Sosyal İlişkiler
Başkalarının
farkında değillermiş gibi davranırlar
Kışkırtılmaksızın
başkalarına karşı fiziksel saldırır
Kabuğunda
yaşıyordur, girmek zordur
Annesi
odadan ayrıldığında ağlar, yabancıların yanında kaygı
duyarlar
Acıktığında
ya da hayal kırıklığı durumlarında keyifsiz olur
Aşina
yüzleri tanır ve gülümser
Çevrenin Araştırılması
·Tek
bir şey veya etkinlik üzerinde takılıp kalırlar
·Sallanma veya el çırpma gibi tuhaf eylemler yaparlar
·Oyuncakları koklar veya yalarlar
·Yanık ve sıyrıklarda duyarsız olabilir, elini gözüne
sokma gibi kendini yaralayıcı davranışları olabilir
Bir ilgi
çekici nesne veya etkinlikten diğerine geçiş yaparlar
Nesnelere
ulaşmak içinvücudunu amaçlı kullanırlar
Oyuncakları
inceler ve oyun oynarlar
Doyum
ararlar, acıdan kaçınırlar.
Not: Yukarıdakiler gözlenebilecek belirtileri göstermektedir.
Uzman değerlendirmesi olmadan, tanı koymak için yeterli değildir.
Sosyal Belirtiler
Başlangıçtan beri çoğu bebek sosyal varlıklardır. Yaşamın
ilk dönemlerinde, bebek insanlara gözlerini diker bakar, sese yönelir, kendini sevdirmek için bir parmağı
yakalar ve hatta gülümser.
Bunların tersine çoğu otizmli çocukhergün ki
insan iletişimindeki alış verişi öğrenmede büyük güçlük yaşarlar. Bebekliğin
ilk birkaç ayında bile, çoğu otizmli iletişime girmez ve göz temasından kaçınırlar.
Yalnız olmayı tercih ediyorlarmış gibi gözükürler. Kişilerin sevgi ve sıcaklık
gösterisine direnç gösterebilir veya kucaklama ve sarılmaya pasif katılım gösterirler. Daha
sonraları sevgi ve kızgınlığa nadiren tepki gösterirler. Diğer çocuklardan
farklı olarak anne babalarından ayrıldığında sıkıntı duymaz veya
anne baba geri döndüğünde rahatlamazlar. Çocuklarının kendilerine sarılması, oyun
oynama ve öğrenme gibi etkinliklerini bekleyen anne baba yanıt alamayınca hayal kırıklığına
uğrarlar.
Otizmli bireyler başkalarının hislerini ve düşüncelerini anlama ve yorumlamada da
güçlük çekerler. Gülümseme, göz kırpma ve yüz buruşturma gibi örtülü sosyal ipuçlarını
çok az anlarlar. Oturup kucağınızı açar ve “buraya gel” jestleri yapıldığında
anlamakta zorluk çeker. Jestler ve yüz ifadelerini yorumlayamaz ve sosyal kelimelerde şaşkınlık
gösterebilirler.
Bu problemlere ilaveten, otizmli bireyler başkalarının bakış açısından
birşeye bakmada güçlük çekerler. Bu nedenle başka kişilerin eylemlerini anlayamaz ve
yorumlayamazlar.
Bazı otizmli bireyler zaman zaman fiziksel olarak saldırgan olmaya eğilimlidir, sosyal
ilişkileri kurmaları bunların daha zordur. Bazıları özellikle alışık
olmadığı, uyarıldığı ortamlarda veya sinirlenip hayal kırıklığına
uğradığında kontrolü kaybederler. Eşyaları kırar, başkalarına
saldırır ve kendilerine zarar verebilirler. Örneğin Alan, kızdığında veya
reddedildiğinde ısırıyor ve tekme atıyordu. Paul pencereleri kırıyor, eşyaları
fırlatıyordu. Bu çocuklar ayrıca kendine zarar verici davranışlar, başlarını
vurma, saçlarını çekme ve kollarını ısırma davranışları gösterebilirler.
Dil Güçlükleri
Üç yaşına kadar birçok çocuk dili öğrenmede beklenen önemli bir kaç aşamayı
geçerler. En erken olanlardan biri badıldamadır.Birinci
doğum gününe doğru bebek tipik olarak ilk kelimeleri söyler, ismi söylendiğinde döner
bakar, isteyeceği bir oyuncağı işaret eder, hoşlanmadığı bir şey
önerildiğinde hayır anlamında tepkide bulunur. İki yaşına kadar çocuk “köpeğe
bak” veya “daha fazla kurabiye” gibi cümlecikleri konuşur ve basit yönergeleri takip edebilir.
Araştırmalar göstermiştir ki, otistik tanısı konmuş çocukların
yaklaşık yarısı yaşamları boyunca sessiz kalırlar. Bazı otizmli
bebeklerde yaşamların ilk 6 ayında badıldama olur fakat sonra kesilir. İşaret
dili ile veya özgün elektronik aletlerle iletişim kurabilirler fakat asla konuşamaya bilirler. Diğerlerinin
dil gelişimi 5-8 yaşına kadar gecikebilir.
Konuşan otizmli bireyler dili olağan dışı tarzlarda kullanırlar. Bazıları
anlamlı cümleler oluşturacak tarzda kelimeleri birleştiremezler. Bazıları yalnızca
tek kelime olarak konuşurlar. Bazıları duruma uygun olmayacak tarzda cümlecikleri tekrarlar.
Bazı otizmli bireyler işittiklerini papağan gibi tekrar ederler, bu durum ekolali (yansımalı
konuşma) diye adlandırılır. Israrlı eğitim olmaksızın, başka
insanların cümleciklerini yankılı tarzda tekrar otizmli bireylerin devam eden tek dili
olabilir. Tekrarladığı sorduğu bir soru, soru gibi tekrar olabilir veya televizyondaki bir
reklam olabilir. Bazıları haftalar önce söylenen bir cümleyi tekrarlayabilir. Otizmi olmayan bir
birey söylenenleri tekrar etme aşamasını üç yaşına kadar geçer.
Otizmli bireyler zamirleri karıştırmaya da eğilimlidir. “benim”, “ben” ve
“sen” gibi kelimeleri konuştuğu kişiye bağlı olarak anlamlarını değiştirerek
kullanmakta sorun yaşarlar. Alan’ın öğretmeni “benim ismim ne?” diye sorduğunda
“benim ismim Alan” diye zamirleri karıştırarak yanıt verir.
Bazı çocuklar çeşitli farklı durumlarda aynı cümlecikleri söylerler. Bir çocuk
örneğin, zaman zaman “arabaya bin” cümleciğini gün boyunca söyler. Bu farlı durumlarda
tuhaf karşılanabilir. Fakat bunun bir anlamı olabilir. Çocuk her dışarıya çıkmak
istediğinde “arabaya bin” cümleciğini kullanıyor olabilir. Onun zihnine göre “arabaya
bin” cümleciği dışarıya çıkmakla eş olabilir. Başka bir çocuk her
mutlu olduğunda “süt ve kurabiye” diyebilir. Bu cümleciği her zevk aldığı eylem
için kullanabilir.
Aynı şekilde otizmli birey vücut dilini anlamakta da güçlük çeker. Çoğumuz hoşlandığımız
birşey hakkında konuşurken gülümseriz veya bir soruyu cevaplayamadığımızda
omuz silkeriz. Fakat otizmli çocukların yüz ifadeleri, hareketleri ve jestleri nadiren söylediği
şeyle eştir veya tamamlıyordur. Seslerini tonu duygularını yansıtmaz. Yüksek
perdeli ses tonu, melodik veya düz veya robot benzeri konuşma yaygındır.
Otizmli bireyler gereksinim duydukları şeyleri başkalarına bildirmekte jest ve dili
kullanmakta yetersizlerdir. Yani istedikleri şeyleri çığlık atarak veya kişiyi oraya
götürerek isterler. Temple Grandin, kendinin de sahip olduğu otistik bozukluk hakkında iki kitap
yazmış, istisnai bir otizmli kadındır. Yazar konuşmamayı son derece kişi için
hayal kırıcı olduğunu belirtir. Tek iletişim yolunun çığlık atma olduğuymuş.
Sıklıkla kendi kendine mantıksal olarak düşüncesi “şimdi çığlık
atacağım çünkü bunu yapmak istemediğimi bu tarzda anlatabilirim” tarzındaydı.
Gereksinimlerini anlatmak için daha iyi yollar buluncaya kadar, otizmli bireyler başkalarıyla iletişim kurmayı bu yollarla yaparlar.
Tekrarlayıcı Davranışlar ve Obsesyonlar
Otizmi olan çocukların genellikle fiziksel olarak normal gözükmesine ve iyi kas kontrolü olmasına
rağmen, tuhaf tekrarlayıcı hareketleri onları diğer çocuklardan ayırt ettirir.
Parmaklarını devamlı tarzda fiske vurma, ellerini kant gibi çırpma veya ileri geri
sallanma bir çocuğun saatlerini alabilir. Çoğu kollarını sağa sola sallar veya
parmakları üzerinde yürür. Bazıları belirli pozisyonlarda aniden donakalır. Uzmanlar bu
davranışları stereotipi veya self-stimulasyon
(kendini uyarıcı davranışlar) olarak adlandırır.
Otizmli bazı bireyler belirli eylemleri defalarca tekrarlamaya eğilimlidir. Otizmli çocuk
saatlerce çubuk krakerleri bir çizgi üzerine sıralamayla uğraşabilir. Veya Alan gibi odadan
odaya koşarak ışıkları açıp kapamayla uzun süre vakit geçirir.
Bazı otizmli çocuklar kendileri için tehlikeli veya sağlıksız
objelere saplantı gösterebilirler. Örneğin bir çocuk tuvaletten sınıfa dışkı
taşımada ısrar edebilir. Onun başka şaşırtıcı, komik veya can sıkıcı
davranışları olabilir. Örneğin bir kız, digital saatlere takıntısı
olabilir ve yabancıların kollarında digital saat gördüğünde onların kollarına
sarılabilir.
Bilinmeyen nedenlerle otizmli çocuklar belirli çevrelerde uyumlu davranırlar. Çoğu
aynı gıdaları yemek ister, aynı yerde oturmak isteyebilirler. Odadaki bir resmin yeri değiştirildiğinde
veya diş fırçasının yeri hafifçe değiştirildiğinde kızgın
olabilirler. Alışılmış olduklarının (rutin) dışında küçük
değişiklikler, örneğin okula farklı bir yoldan gitmek gibi, büyük huzursuzluk
yaratabilir.
Bilim adamları bu çocukların tekrarlayıcı ve obsesif davranışlarına
olası bir kaç açıklama getirmişlerdir. Belki de sıralama ve aynılık ısrarı,
onların duyusal karmaşa olan dünyalarında kısmen stabilite sağlamaktadır. Belki
de böylece bazı acı veren uyaranlara blok koymaktadırlar. Diğer bir kuramda ise bu davranışların
iyi veya kötü çalışmasıyla ilişkili olabileceği ileri sürülmektedir. Çevredeki
herşeyi koklayan bir çocuk çevreyi araştırmak için stabil olan koku duyusunu kullanarak
yapmaktadır. Belki de tersi doğrudur, sönük olan bu duyusunu uyarmaya çabalıyor olabilir.
Tekrarlayıcı davranışlar ve obsesyonlar çocuğun hayali oyun (imaginative
play) kurmasını da kısıtlar. İki yaşına kadar çoğu çocuk taklide
dayalı yaratıcılık yapar. Kafasına şapkayı ifade edecek tarzda yuvarlak
kase takarak canlandırır. Veya annesinin yaptıklarını taklit eder, annesinin mutfakta
yemek yapma eylemini, oyuncaklarla kendisi canlandırır. Oysa otizmli çocuklarda bu durumun aksine,
taklit nadirdir. Oyuncakla amacına uygun oynama yerine, oyuncağı saatlerce sallar veya çevirirler
veya koklayıp durular.
Duyusal Belirtiler
Eğer çocukların algılamaları tam ve sağlıklı olursa,
işitme, görme veya hissetme yoluyla öğrenebilirler. Ancak duyusal bilgi hatalı ise veya çeşitli
duyulardan gelen girdileri uygun bir resim halinde birleştirmekte sorun yaşıyorsa, çocuğun
algılaması karışabilir. Otizmli bireylerde bunlardan biri veya ikisi görülebilir. Yani
beyine ne gelen sinyalleri almada veya bütünleştirme de sorun olabilir.
Açıkçası, beyinin kötü işlevi sonucu, otizmli çoğu çocukbelirli seslere, dokunuşa, tatlara ve kokulara ya aşırı
alışıktır veya bu duyular onlar için aşırı acı verici ve rahatsız
edicidir. Bazı çocuklar elbiselerinin ciltlerine dokunmasında çok rahatsız olurlar ve başka
birşeylere odaklanamazlar. Başka bir otizmli çocuk sıcak bir kucaklamayla (dokunuş ile)rahatsız olabilir. Bazı otizmli çocuklar elektrik süpürgesinin
sesinde, uçak sesi veya rüzgar sesi vb. seslerdekulaklarını
kapar veya çığlık atarlar. Temple Grandin’de yüksek ses tonlarında huzursuz olduğunu
ve kulağını kapatmak zorunda kaldığını belirtmektedir.
Otizmde beyin gelen duyu uyaranlarını uygun olarak ayarlayamıyor gibi gözükmektedir.
Bazı otizmli çocuklar aşırı sıcak veya soğuğun farkında olamaya
biliyor veya diğer çocuklara oranla abartılı tepkiler verebiliyor. Otizmli bir çocuk düşme
sonucu kolu kırılabiliyor fakat asla ağlamaya biliyor. Veya başka bir otizmli çocuk
irkilmeden aşını şiddetli bir tarzda duvara vurabiliyor. Aksi olarak otizmli çocuğa
hafif dokunduğunda çığlıklar atabiliyor.
Olağandışı Beceriler
Bazı otistik bireyler olağanüstü beceriler gösterirler. Birkaç becerisi
olağandışı olabilir. Küçük yaşlarda düz çizgiler ve karalama yaparken, bazı
otizmli çocuklar ayrıntılı çizimler, üç boyutlu gerçekçi resimler çizebilirler. Bazı
otistiklerin görme becerileri o kadar iyi olabilir ki, karmaşık yap-boz oyunlarını
yapabilirler. Bazıları konuşmaya başlamadan önce bile, olağandışı
okumalar gösterebilirler. Gelişmiş işitme yetenekleri olanlar, önceden öğrenmedikleri müzik
aletlerini çalabilirler, bir şarkıyı bir kere dinlemekle çalabilir veya işittikleri müziğin
notalarını çıkarabilirler. Dustin Hoffman’ın oynadığı “yağmur
adam” filmindeki gibi, bazı otistik bireyler tüm TV şovlarını akıllarında
tutabilir, telefon rehberi sayfalarını ezberleyebilir veya son 20 yıldır büyük ligdeki
basketbol oyunlarının sonuçlarını akılda tutabilir. Buna karşın, zeka adacıkları
veya bilgin becerileri nadir gözlenen durumlardır.
Otizm Tanısı nasıl Konur?
Anne babaların ilk dikkatlerini çeken diğer çocuklara
oranla olağandışı davranışlar göstermeleridir. Çoğu olguda,
bebekliklerinde insanlara ve oyuncaklara tepkisiz veya bir madde üzerine uzun süreli bakıp durma söz
konusudur. Normal olarak gösteren bebeklerde de bu belirti başlayabilir. Sevecen, badıldaması
olan bir todler aniden sessizleşebilir, çekilebilir veya kendine zarar verici davranışları
başlayabilir.
Bunlar olsa bile, ailenin tanı arayışı yıllar sürebilir.
Akraba ve tanıdıklar
“her çocuğun gelişimi farklıdır” veya “istemediğinden yapmıyor” gibi
ifadelerle ailenin ihmal etmesine yardımcı olabilirler. Ancak bunların hepsi için uygun değerlendirmeler
yapılması gerekir.
Tanı Prosedürleri
Otizmde tanı koydurucu görüntüleme veya kan tetkiki gibi
herhangi bir tıbbi tetkik yoktur. Ancak, birkaç tıbbi
rahatsızlık otizme benzeyen belirtilere yol açabilmektedir. Bu nedenle otistik belirtiler gösteren
çocuğun pediatristi; işitme kaybı, konuşma
problemleri, mental retardasyon ve nörolojik problemleri ekarte (dışlaması) etmesi
gerekir. Bu hastalıklar dışlanır dışlanmaz, hekim çocuğu otizm üzerine
uzmanlaşmış profesyonellere yönlendirilmesi gerekir. Bu profesyoneller: çocuk psikiyatristi,
çocuk psikologu, gelişim pediatristleri ve pediatrist nörologlardır.
Otizm uzmanları tanı koymada çeşitli metotlar
kullanırlar. Standartize edilmiş puanlama ölçekleri kullanarak, uzmanlar çocuğun dil ve
sosyal davranışını yakından gözler ve değerlendirirler. Çocuğun davranışı
ve gelişim durumunu açığa çıkarmak için anne babayla bir yapılandırılmış
görüşme formu çerçevesinde görüşülür. Ailenin elindeki video görüntüleri, fotoğraflar
ve bebeklik albümlerinin gözden geçirilmesi, gelişim basamaklarını yoklarken herbir davranışının
ne zaman gerçekleştiğinin hatırlamalarına yardımcı olabilir. Uzmanlar bazı
genetik ve nörolojik hastalıkları araştırmak için testler isteyebilir.
Uzmanlar otizmle aynı davranış ve belirtilerin çoğunun
gözlenebildiği Rett bozukluğu ve Asperger bozukluğu gibi diğer durumları da düşünebilirler.
Rett bozukluğu progresif (ilerleyici) bir beyin hastalığı olup yalnızca kızlarda
gözlenir, otizmdeki gibi tekrarlayıcı el hareketleri, dil ve sosyal beceri kaybı vardır.
Asperger bozukluklu çocuklar çok büyük olasılıkla yüksek işlevli otistiklerdir. Tekrarlayıcı
davranışlar, ciddi sosyal ilişki sorunları ve sakarca hareketleri olmasına karşın,
dil ve zekaları genellikle normaldir. Otizmden farklı olarak, asperger bozukluğu çocukluğun
daha geç dönemlerinde fark edilir.
Tanı Kriterleri
Gözlemler ve test sonuçları değerlendirildikten sonra aşağıdakiler
bulunduğu taktirde otizm tanısı konur:
·Sosyal ilişkilerin olmamasıveya
kısıtlı olması
·Gelişmemiş iletişim becerileri
·Tekrarlayıcı davranışlar, basmakalıp ilgi ve
aktiviteler.
Otizmli bireyler her alanda bozukluklar gösteririler, ancak her
bir semptomun şiddeti bireyden bireye değişiklik gösterebilir. Ancak tanı için bu
belirtilerin 3 yaşından önce gözükmesi gerekir.
Bazı uzmanlar ailenin umutsuzluğa kapılacağından
korktuklarından otizm tanısını koymaktan kaçınırlar. Bu nedenle otizm yerine geçecek
genel terimler kullanabilirler. Bu çocukların davranış ve duygusal durumlarını basitçe
tanımlamakta; “otizm benzeri davranışlı ciddi iletişim bozukluğu”, “çoklu
duyusal sistem bozukluğu”, “duyusal bütünleştirme işlev bozukluğu” gibi terimleri
kullanabilirler. Daha hafif veya daha az belirti gösterenlere sıklıkla “yaygın gelişim
bozukluk (YGB)” tanısını koyarlar.
Otizm veya Asperger bozukluğu gibi tanılar tedavi yaklaşımları
bakımından anlamlı farklılıklar göstermesine rağmen, özel eğitimde yol
belirlemede açısından önemli olabilir. Ancak hekimler bu bozukluğun geçici olduğunu
belirtecek tarzda yanlış umutlar vermiş olabilir.
Otizm’in Nedenleri Nelerdir?
Genellikle otizmin beyin yapısındaki veya işlevlerindeki
anormalliklerden kaynaklanıldığına inanılmaktadır. İnsan ve hayvan beyin
gelişimi çeşitli yeni araştırma araçları kullanılarak değerlendirerek,
bilim adamları normal beyin gelişim ve bozuklukların nasıl oluştuğu hakkında
daha çok şeyler keşfetmektedirler.
Fetusun beyini gebelik boyunca gelişir. Birkaç hücre ile başlayarak, bu hücreler
büyüyüp gelişerek, nöron adı verilen milyarlarca beyin hücresine dönüşürler. Bir süre
sonra beynin belirli alanları belirli işlevler için anahtar rol alırlar. Nöronlar göç
sonrası yerlerine yerleşir yerleşmez, çevresindeki nöronlara bağlanmak için uzun
fiberler gönderirler. Bu yolla, beyinin diğer alanları ve vücut bölgeleri arasında iletişim
sağlanır. Her bir nöron nörotransmitter adı verilen kimyasallar yoluyla aldığı
sinyali bir sonraki nörona aktarırlar. Doğuma kadar beyin işlevleri farklı olan alanlara
ayrılır, bu alanların herbirinin işlevleri ve sorumlulukları çok önemlidir.
Beyinin
farklı bölümleri farklı işlevlere sahiptir:
·Hipokampus: son yaşantıları
ve yeni bilgiyi hatırlama imkanı sağlar (bellek işlevi)
·Amigadala: duygusal
tepkilerimi yönlendirir.
·Beyinin frontal lobları:
problem çözme ileriye dönük plan yapma, başkalarının davranışlarını
anlama, dürtülerimizi kontrol etme işlevleri vardır.
·Parietal loblar: işitme,
konuşma ve dili kontrol eder.
·Beyincik: denge, vücut hareketleri, koordinasyon ve konuşma sırasında kasların
hareketlerini düzenler.
·Korpus kallozum: bilginin
beyinin bir tarafından diğer tarafına geçişini sağlar.
Beyinin gelişimi doğumla durmaz. Beyin yaşamın ilk bir kaç yılında
değişmeye devam eder. Yeni nörotransmitterler etkin hale gelir ve iletişim için yeni yolaklar
oluşur. Dil, duygu ve düşünce süreçlerinin temelinin oluşturan nöral ağlar için
temel oluşur ve şekillenir.
Buna karşın, bilim adamları normal beyin gelişimine
birçok sorunun engelleyici etkisi olabileceğini bildirmektedir. Hücreler beyinde yanlış bir
yere göçebilir. Veya nöral yolaklardaki veya nörotransmitterlerdeki sorunlardan dolayı iletişim
ağının bazı kısımlarının işlemesinde sorunlar olabilir. İletişim
ağındaki bir problem nedeniyle duyusal bilgi, düşünceler, duygular ve eylemleri koordine
etmekte başarısızlık olabilir.
Araştırmacıların bir kısmı gelişen beyinde ne gibi
anormallikler oluştuğunu incelerken, diğerleri otizmli beyinde şu anda saptanan
anormallikler üzerinde durmaktadır. Bilim adamları limbik sistemi de araştırmaktadırlar.
Limbik sistemin yapılarından biri olan amigdala sosyal ve duygusal davranışı düzenlemekte
yardımcı olmaktadır. Yüksek işlevli otizmli çocuklarla yapılan bir çalışmada
, bunlarda amigdala’da anormallik olduğu fakat hipokapmusun sağlam kaldığı gözlenmiştir.
Başka bir çalışmada amigdala’sı doğumda hasara uğratılmış
maymunlar izlemeye alınmış, bunlarda otizmli çocuklar benzer şekilde fiziksel olarak büyümüşler,
fakat artan tarzda çekilme ve sosyal ilişkiden kaçma görülmüştür.
Sinir sisteminin kimyasal ulakları olan nörotrnsmitterlerindeki farklılıklar
da araştırılmıştır. Bir çok sayıdaki otizmli bireyde nörotransmitter olan
serotonindüzeyinde yükseklikler bulunmuştur. Nörotransmitterlerin
beyin ve sinir sisteminde impulsların iletiminden sorumlu olduğunun saptanmasından sonra, bu çocuklarda
duyusal distorsiyonun olabileceği düşünülmektedir.
Manyetik Rezonans görüntüleme ile yapılan çalışmalarda, özgün
mental görevler sırasında beyindeki belirli bölgelerdeki enerji değişimi incelenmiş.
Problem çözme ve dil görevleri sırasında, ergen otistiklerde otizmi olmayanlara oranla daha az
beyin aktivitesi olduğu gözlenmiştir. Küçük çocuklarla yapılan bir çalışmada
pariyetal bölgelerde ve korpus kallozumda düşük aktivite düzeyleri saptanmıştır. Bunun
beyinin belirli bölgelerinin bir sorun olduğunu veya impulsların beyinin bir bölgesinden diğer
bir bölgesine geçişinde sorunlar olduğunu düşündürtmektedir.
Yukarıda sayılan problemlerin herbiri bütün otizmli bireylerde gözlenmez.
Bu otizmin herbireyde beynin farklı bölgelerden kaynaklanan sorunlardan kaynaklandığını
düşündürebilir. İleride otizmin biyolojik temellerinin kesin olarak saptanması tedavi ve
korunma yöntemlerini daha iyi belirleyecektir.
Beyin Gelişimini Etkileyen Faktörler
Bazı araştırıcılar bir hastalığın bir nesilden
diğer nesile geçişinde sorumlu genetik mekanizmaları araştırırken, diğerleri
gebelik ve diğer faktörleri araştırmışlardır.
Genetik : yapılan birkaç ikiz çalışmasında bazı beyin işlev bozukluklarının
genetik geçişinin yüksek olasılıklı olduğunu düşündürmektedir. Örneğin,
aynı yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine oranla otizmin aynı anda bulunma olasılığı
daha fazladır.
Bir otizmli çocuğa sahip bir anne babanın, diğer bir otizmli çocuğa sahip olma
riski hafif derecede artar. Bu durum genetik bir ilişkiyi düşündürür. Buna karşın,
otizme özgün tek bir gen saptanamamıştır. Göz rengi gibi tek bir genile geçiş olsa idi, daha çok aile bireyinde görülmesi
beklenirdi. State-of-the-art gene splicing yöntemi ile genetik kodun irregulersegmentlerinin araştırılmasında genetik olabileceğinin düşündürmektedir.
Bazı bilim adamları genetik geçiş olan şeyin genetik kodun irregulersegmentleri veya 3-6 unstable genin bazı kümelerinin olduğuna
inanmaktadırlar. Çoğu insanda yanlış kod yalnızca minör problemlere yol açabilir.
Fakat belirli şartlar altında, unstable genler doğmamış bebeğin beyin gelişimini
ciddi şekilde etkileyebilir.
Gebelik ve Diğer Problemler: Gebelik boyunca fetusun beyni
gittikçe büyür ve daha karmaşık hale gelir, yeni hücreler oluşur, belirli bölgeler özgünleşir
ve iletişim ağları oluşur. Bu dönemde normal beyin gelişimini bozan herhangi birşeye
maruz kalma durumunda çocuğun duyusal, dil, sosyal ve bilişsel işlevlerini yaşam boyu
etkileyeceketkiler oluşabilir.
Bu nedenle, araştırıcılar gebelik sırasında annenin sağlık
durumu, doğumda yaşanan sorunlar veya belirli çevresel etmenler gibi beyinin gelişimini
olumsuz etkileyebilecekbelirli durumların olup olmadığını
sorgulamaktadırlar. Kızamıkçık gibi viral enfeksiyonlar özellikle gebeliğin ilk
üç aylık döneminde otizm ve retardasyon dahil çeşitli problemlere yol açabilmektedir. Doğumda
bebeğin oksijensiz kalması veya diğer doğum komplikasyonları otizm riskini artırabilir.
Buna karşın kesin bir ilişki yoktur. Otistik olmayan birçok çocuktadoğum sırasında belirli sorunlar yaşamaktadırlar,
tersi olarak doğumda herhangi bir sorun yaşamamış birçok otizmli çocuk mevcuttur.
Eşlik Eden Bozukluklar Var mıdır?
Birkaç bozukluk yaygın olarak otizme eşlik etmektedir. Bunlardan bazıları bu
tablonun sorumlusu olarak kabul edilmektedir.
Mental Retardasyon
Otizmde mental retardasyon sık gözlenir. 0tizmli bireylerin %75-80’i çeşitli
derecelerde mental olarak retardedir. %15-20’si aşırı derecede mental retardasyona sahiptir
(IQ 35 altında). Otizm mental retardasyon anlamına gelmez. %10’nundan fazlasında ortalama
zeka veya üstüne sahiptir. Çok az kısmı olağandışı yetenekleri olabilir.
Zekalarını testler ile değerlendirmek güçtür, çünkü çoğu zeka testi otistik
olmayan bireylere göre düzenlenmiştir. Otistik bireyler alışılmış yollarla çevreyi
algılayamaz veya ilişki kurmazlar. Test edildiklerinde bazı alanlarda yeteneklerinin normal
veya hatta daha üstün, fakat bazı alanlarda özellikle çok zayıftır. Örneğin, görme
becerisine dayalı test kısımlarında oldukça iyi iken, dil becerilerine dayalı test kısımlarında
çok düşük puanlar alırlar.
Konvulziyonlar
Yaklaşık otizmli bireylerin 1/3 ünde erken çocuklukta veya ergenlikte konvulziyon gelişir.
Belirli nörotransmitterlerin aktive olmasıyla nöbetlerin başlamasının ilgisi olup olmadığını
araştırılmaktadır. Çoğu nöbetler ilaçla kontrol edilebilmektedir.
Frajil X
Otizmli bireylerin 1/10 unda, çoğunlukla erkeklerde Frajil X saptanır. Mental retardasyonun
da sıklıkla birlikte olduğu genetik bir hastalıktır. Otizme özgü olmayan birçok
fiziksel özellikler taşır.
Tubero Skleroz
10000 doğumda bir gözlenen nadir bir bozukluktur. Otizm ile
arasında bazı ilişkiler vardır. Tubero skleroz olan bireylerin ¼ ünde otistik belirtiler taşırlar.
Umutlanmak İçin Neden Var mı?
Anne babalar çocuklarının otistik olduklarını
öğrendikleri zaman, çoğu çocuklarını bir dokunuşla iyileştirebilecek sihirli
bir değneğin olmasını arzularlar. Çocuklarının öğrenmesini ve büyümesini
dört gözle beklerler. Ancak bunun yerine anne babaların böyle bir sihirli değneğin olmadığını
ve onları sorunlar yaşayacaklarını öğrenmeleri gerekir.Bazıları problem olduğunu inkar eder veya hemen iyileştirebilen
tedavi düşleri kurarlar. Farklı tanı konulması umuduyla bir uzmandan diğerine
giderler. Bazıları yoğun sevgi ile bunu aşacaklarını zannederler. Aileler bu acının
üstesinden gelmeyi ve yoğun uğraşmayı öğrenmesi önemlidir.
Bugün eskiye oranla otizmli bireyler daha çok yardım
bulabilmektedir. Erken müdahale,özel eğitim, aile desteği
ve bazı olgularda ilaç tedavisi daha normale yakın yaşam süren otizmli çocuk sayısını
artırmaktadır. Özel girişimler ve eğitim programları öğrenme, iletişim ve
başkaları ile ilişki kapasitelerini genişletebilirken,yıkıcı davranışlarının şiddetini ve sıklığını
azaltabilmektedir. İlaçlar belirli belirtilerin iyileşmesinde etkili olabilmektedir. Kesin tedavi
olmamasına rağmen, kısmen iyileşmeler görebilmekteyiz.
Bugün etkin terapi ve eğitim olan bu çocuklar çeşitli
şeyler öğrenmektedir. Ciddi mental retarde çocuklar bile, yemek pişirme, giyinme, çamaşır
yıkama, parayı kullanma gibikendi kendine yetme
becerileri kazanabilmektedir. Böyle çocuklar için daha çok bağımsızlaşma ve kendine
yetme terapinin birincil amacı olabilir. Çocuklara okuma, yazma ve basit matematik gibi temel beceriler
öğretilebilir. Küçük çocuklarda beyin hala gelişmeye devam ettiği için, bilim adamları
erken girişimin faydalı etkileri olabileceğini düşünmektedir.
Sosyal Beceriler ve Davranışlar
İyileştirilebilir mi?
Bazı eğitim yaklaşımları beceri geliştirme ve işlevsel
olmayan davranışın yerine daha uygun davranışın konulmasını amaçlar.
Bazı eğiticiler de uyarılmış öğretici bir ortam sağlayarak yeni bir şekillenme
yapılmasını amaçlar. Her ikisinde de anne babanın katılımı önemlidir. Bu
yapılandırılmış programlarla davranış şekillendirilmeye çalışılır.
Gelişimsel Yaklaşımlar
Uzmanlar otizmli çocukların becerilerine ve ilgilerine en
iyi hitap eden öğrenme ortamının oluşturulmasını önermektedir. Gelişimsel
yaklaşıma göre düzenlenen programlar uyaranın uygun düzeyi ile uygunluk ve yapı sağlar.
Örneğin hergün yordanabilen bir etkinlik şemasının olması otizmli çocuğun
plan yapması ve deneyimlerini organize etmesine yardımcı olur. Her etkinliğin sınıfın
belirli yerinde (alanında) yapılması, yapması beklenen şeyin ne olduğunu
bilmesine yardımcı olur. Sınıfın o köşesine geldiğinde belirlenen etkinliğin
yapılması gerektiğini zamanla öğrenmiş olacaktır. Duyusal sorunları olan
çocuklar için, belirli uyaranlara karşı çocuğun sensitize veya desensitize edilmesi çocuğa
yardımcı olabilir.
Gelişimsel okul öncesi bir sınıfta, tipik bir
ders; denge, koordinasyon ve vücut farkındalığının gelişimine yardımcı
olacak fiziksel etkinliklerle başlar. Çocuklar boncuk dizer, bulmaca legolarını biraraya
getirir, boyama yapar ve yapılandırılmış diğer etkinliklere katılır.
Yemek zamanında öğretmen sosyal etkileşim için yüreklendirir, biraz daha meyve suyu istemek
için dili nasıl kullanması gerektiği yönünde model olur. Daha sonra, öğretmen tren
olmayı taklit ederek, çocuklara suflörlük yaprak, yaratıcı oyun için uyarır. Sınıf
olarak çocuklar yaparak öğrenirler.
Yüksek işlevli otizmli çocuklara akademik işlerle başa
çıkabilirken, verilen görevleri organize etmelerine ve dikkatlerinin dağılmaması için
yardımcı olmak gerekir. Otizmli öğrenciye sınıf arkadaşı ile aynı ödev
verilmelidir, birkaç sayfa yerine belirli zaman için bir sayfa verilmeli ve görevler listelenmelidir.
Davranışçı Yaklaşımlar
İnsanlar belirli davranışları için ödüllendirildikleri zaman, o davranışı
tekrarlama veya devam ettirme olasılıkları daha fazladır. Davranışçı eğitimcilerin
yaklaşımı bu prensibe dayanır. Otizmli bir çocuk yeni bir beceri için çabaladığı
veya yaptığı herbir zamanda ödüllendirildikleri zaman, o davranışı daha sık
yapma olasılıkları artar. Yeterince alıştırma yapıldığında,
sonuçta bu beceri kazanılır. Örneğin otizmli bir çocuk terapisti ile her göz teması
kurduğunda ödüllendirildiğinde, zamanla kendi başına göz teması kurmayı öğrenebilir.
Dr. O. Ivor Lovaas 25 yıl önce davranışçı
yaklaşımlara başlayarak bu işin öncüsü olmuştur. Onun metodunda verilen komut
zaman içinde yoğun şekilde tekrarlanır ve tekrarlatılır ve çocuk her yaptığında
ödüllendirilir. Örneğin terapist bir çocuğa oturmasını öğretirken, terapist
sandalyenin önüne çocuğu getirir ve ona oturmasını söyler, çocuk oturmaz ise, onu
sandalyeye doğru hafif itekler, oturur oturmaz çocuğu hemen ödüllendirir. Ödüllendirme tarzı;
bir parça çikolata, bir bardak meyve suyu, kucaklama, alkış veya çocuğun hoşlandığı
bir şey olur. Bu komut iki saate yakın zaman içinde defalarca tekrarlanır. Sonuçta çocuk
ittirme olmadan komutu yapar ve zamanla oturma süresi uzar. Oturmayı öğrenip ve yönergeleri takip
etmeyi öğrenmesi, daha karmaşık davranışları öğrenmesi için temel oluşturur.
Bir haftada 40 saate yakın bir süre bu yaklaşım kullanılarak,bazı çocuklar normale yakın davranışlar
kazanabilmektedirler. Bazıları ise bu tedavi yöntemine yanıtsız kalmaktadır.
Zaman içinde birçok davranışçı metotlar geliştirilmiştir.
Bugün bazı davranışçı tedavi metotları, çocuğun ilgi ve yetilerine göre,kişiye özgü uyarlanmakta ve şekillendirilmektedir. Birçok
program otistik çocuğa öğretimde, anne-babayı ve diğer otistik olamayan çocukları
işin içine katmaktadır. Eğitim alanı sadece sınıfla sınırlı
olmakta, çocuk doğal ortam ve sosyal ortamlarda da eğitim almakta ve öğrendiklerini
deneyebilmektedir. Süpermarkete yapılacak ziyaretler çocuğa boyut ve şekiller için
kelimeleri kullanma fırsatı sağlayabilecektir. Ödüllendirme hala anahtar öğe olarak yer
almasına karşın, çocuğun ödüllendirilmeli çeşitlendirilmiş ve duruma uygun
hale gelmiştir. Göz teması kuran bir çocuk, bir şeker vermek yerine, gülerek ödüllendirile
bilinir.
Standart Olmayan Yaklaşımlar
Bu çocuklara yardımcı olmak için olası birçok
denemeler yapılmaktadır. Çoğu anne baba yeni tedavi yaklaşımlarını denemek
için aceleci davranmaktadırlar. Bazı tedaviler ünlü uzmanlar tarafından veya otizmli çocuğu
olan aileler tarafından geliştirilmiş, henüz bilimsel olarak test edilmemiş, kesin faydası
kanıtlanamamıştır. Etkin olduğu gösterilememiş bazı tedavi yaklaşımları
aşağıdadır:
¨Kolaylaştırılmış (artırılmış)
İletişim (Facilitated Communication): konuşmayançocuğun kollarını ve parmaklarını
destekleyici olarak kullanarak, iç düşüncelerini yazabilsin diye klavye kullanılır.
¨Kucak Terapisi (Holding Therapy): çocuk direnç gösterse bile anne-baba çocuğunu uzun süreli kucaklar. Bu tekniği
savunanlar; bunun ebeveyn-çocuk arasındaki bağı güçlendirdiğini ileri sürmektedirler.
Bazıları ise bunun çocuğun kendi vücut sınırları hakkındaki duyuyu alan
beyin bölgelerini uyardığını ileri sürmektedirler. Bunları destekleyecek bilimsel
kanıt yoktur.
¨İşitsel Bütünleştirme Eğitimi
(Auditory Integration Training): çocuğun dili anlamasını iyileştirmek
amacıyla çeşitli sesler dinletilir. Bunu savunanlar, böylece çocuğun çevreden daha dengeli
(balanslı) duyusal girdiler almasına yardımcı olduğunu ileri sürerler. Bilimsel
olarak test edildiğinde bu metodun müzik dinlemekten daha etkin olmadığı gösterilmiştir.
¨Dolman/Delcato Method: bu yöntemde
çocuğun yaşamın erken gelişim dönemlerinde yapamadığı işlemler (sürünme
vs.) yapılmaya çalışılır. Bu metodu destekleyen bilimsel çalışma yoktur.
Elverişli İlaç Tedavileri
Nelerdir?
Otizmin altta yatan nedenleri olarak düşünülen beyin yapılarını
veya bozulmuş sinir bağlantılarını düzeltecek herhangi bir ilaç tedavisi yoktur.
Bilim adamları başka hastalıklarda benzer belirtileri tedavi için geliştirdikleri ilaçların
otizmli çocuklarda çeşitli ortamlarda güçlüklere neden olan belirti ve davranışları
tedavide bazen kullanmaktadırlar. Aslında bu ilaçların hiçbiri otizm tedavisi için ana ilaçlar
değildir.
Anksiyete ve depresyonda kullanılan ilaçların otizmin
belirli belirtilerini nasıl iyileştirildiği araştırılmaktadır. Bu ilaçlar
fluoksetin, fluvoksamin, sertralin ve klomipramin’dir. Bu bozukluklar ve otizm, bir nörotransmitter olan
serotonin üzerinden belirli yolları etkiliyor olabilir.
Bir çalışmada fluoksetin kullanan otizmli hastaların
%60’ında amaçsız davranış ve saldırganlıkta azalma olduğunu bulmuşlardır.
Daha sakin olmakta, alışılmıştaki (rutin) veya çevredeki değişikliklerle
daha kolay başa çıkabilmektedirler. Buna karşın, serotonin düzeyini etkileyen
fenfluramin ve diğer ilaçların faydalı olduğu kanıtlanamamıştır.
Otizmde obsesif kompulsif bozukluğundakine benzer tarzda
usandırıcı, kontrol edilemeyen tekrarlayıcı davranışlar olmaktadır.
Buna dayanarak bu iki bozukluğun ilişkili olabileceği düşünülmüş, obsesif
kompulsif bozuklukta kullanılan ilaçların bazı otistiklerde obsesyonları ve tekrarlayıcı
davranışları azalttığı gösterilmiştir. Fakat bu konuda daha çok çalışma
yapılması gerekmektedir.
Bazı otizmli çocuklar aşırı hareketlidir, bu
taşkın hareketleri DEHB’ndakine benzer. DEHB tedavisinde kullanılan metilfenidat gibi
stimulan ilaçların bazı otizmli çocuklarda aşırı hareketliliği tedavi ettiği
görülmüştür. Bu ilaçlar konvulziyonları ve nörolojik problemi olmayan yüksek işlevli
otistiklerde en etkili olduğu gözlenmiştir.
Otizmli çoğu çocuk duyusal sorunlar yaşamakta ve sıklıkla
acıya duyarsızdırlar. Bilim adamları fiziksel duyumların geçişini azaltacak
veya artıracak ilaçları araştırmaktadırlar. Endorfinler vücut tarafından üretilen
doğal ağrı önleyicilerdir. Fakat belirli otistiklerde endorfinler duyuları baskılamaktan
çok uzaktır. Bilim adamları endorfinlerin bu etkisini bloke eden maddeleri araştırmaktadırlar,
böylece dokunma duyusunun daha normal düzeye getirilmek amaçlanmaktadır. Az duyu olması bu çocukların
bazı davranışlarını artırmaktadır. Eğer acı duyusunu
hissedebilselerdi, bu çocuklar daha az olasılıkla kendilerini ısıracak, başını
etrafa vuracak veya kendilerine zarar vereceklerdi.
Klorpromazin, tiyoridazin, haloperidol önceleri sık kullanılmasına
rağmen yan etkiler nedeniyle son dönemlerde tercih edilmemektedir.
Magnezyum ile birlikte alınan Vitamin B6’nin beyin
aktivitesini nasıl uyardığını araştırmışlardır. Vitamin
B6’nın beyin için gerekli olan enzimlerin sentezinde önemli bir role sahip olması nedeniyle, bazı
uzmanlar yüksek dozda verilmesinin otistiklerde beyinin aktivitesini teşvik edeceğini ileri sürmektedirler.
Buna karşın vitamin çalışmaları sonuçsuz kalmıştır, daha ileri çalışmalar
gerekmektedir.
Ergenlik
Bütün çocuklar için ergenlik ve kafa karışıklığı
dönemidir. Otizmli çocuklarda bu dönemde sorunlar yaşamaktadır. Bütün çocuklardaki gibi, gelişmekte
olan cinsellikle uğraşılarında yardımcı olmak gerekir. Bazı davranışlar
ergenlik yıllarında iyileşirken, bazı davranışlar kötüleşir. Artmış
otistik veya agresif davranış bazı ergenlerde yeni olan kafa karışıklığı
ve gerginlik bir tür ifade tarzı olabilir.
Ergenlik bireyin sosyal olarak daha duyarlı ve farkında
olduğu bir zamandır. Ergenlerin çoğu bu yaşlarda; akne, popularite, notlar konusunda endişelidir.
Otizmli gencin kendini arkadaşlarından farklı olarak hissetmesi ona acı verici olabilir.
Arkadaşlarına oranla olan eksikliklerini his edebilirler. Okul arkadaşlarından farklı
olarak flört etmez ve geleceği planlamazlar. Bazıları yeni davranışlar öğrenmeleri
için zorlandıklarında üzüntülü olurlar.
Otizmliler Gelişebilir mi?
Şimdilik otizmin tedavisi yoktur. Zaman içinde otizmli çocuklar olgunlaşır
ve yeni güçlükler ortaya çıkar. Otizmli birçok çocuk gelişimsel sıçramalarını
5-13 yaşları arasında yaptığı gözlenmektedir. Bazıları 5 ve yaş
üzerinde olsalar bile kendiliğinden konuşmaya başlayabilirler. Bazıları Paul gibi
daha sosyal olabilir veya Alan gibi öğrenmeye daha hazırdırlar. Zaman içinde yardımla çocuklar
oyuncakla uygun biçimde oynamayı öğrenebilir, sosyal olarak işlev görebilir ve alışılmıştaki
(rutin) küçük değişiklikleri tolere edebilirler. Tedavi süreci içinde bazı çocukların
çoğu engelleri aşılıp normal eğitim programı içine alınabilirler. Normal
veya normale yakın zekaları olan ve dil işlevleri olan otistikler en iyi gidiş gösterenlerdir.
Otizmli Yetişkinler Bağımsız
Yaşayabilir mi?
Çoğu yetişkin otizmli yaşam boyu eğitime, gözetime
ve becerilerinin pekiştirilmesine gereksinim duyar.
Araştırmalar Umut Vaat Ediyor mu?
Düşünce, dil, duygu ve davranış işlevleri için
merkez olan beyinin bu işlevleri nasıl yaptığına dair araştırmalar devam
etmektedir. Hergün araştırıcılar normal beyin gelişimi hakkında yeni daha çok
şeyler öğreniyor ve bu süreçte neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışıyorlar.
Örneğin, şimdiden otizmde gebeliğin 30 uncu haftasından önceki bazı noktalarda
beyin gelişiminin yavaşladığını düşündüren bazı kanıtlar elde
etmişlerdir. Ayrıca beyinin incelenmesi için birçok görüntüleme yöntemleri ortaya çıkmaktadır.
Bunun yanında hayvan çalışmaları yapılmaktadır.