STREPTOKOKKAL ENFEKSİYONLARLA İLİŞKİLİ ÇOCUK OTOİMMÜN NÖROPSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR VAKASI
( A CASE OF PEDIATRIC
AUTOIMMUNE NEUROPSYCHIATRIC DISORDERS ASSOCIATED WITH STREPTOCOCCAL INFECTIONS = A CASE OF PANDAS )
Poststreptokokkal
otoimmünite çocukluk çağı başlangıçlı obsessif kompulsif bozukluk
(OKB) ve Tourette bozukluğu dahil tik bozuklukları için etiolojik bir faktör
olarak ileri sürülmüştür (1,2). Bu hipotezin ortaya çıkışı bir
seri klinik gözleme dayanmaktadır: (1) Sydenham koreası olan çocukların ¾’ünde
obsesif kompulsif bozukluk semptomlarının belgelenmesi (2) Çocukluk çağı
başlangıçlı OKB ve Tourette bozukluğu birlikteliği araştırmaları
(3-6). Bu çalışmaların sonuçları klinik gidişi A grubu β-hemolitik
streptokok enfeksiyonu sırasında ani ve dramatik semptom artışı ile
karakterize bir grup obsessif kompulsif bozukluklu çocuğun araştırılmasına
neden oldu (6) ve bu hastalara PANDAS terimi uygun görüldü. Aşağıda,
PANDAS’ın klinik özelliklerini göstermek üzere önceden hiçbir psikiyatrik hikayesi
olmayan ve A grubu β-hemolitik streptokok enfeksiyonu sonrası birden dramatik bir
şekilde tikleri ve OKB gelişen bir çocuk hasta anlatılacaktır.
VAKA
SUNUMU
Şimdiki
hastalığın hikayesi :Frances, ani başlayan motor ve vokal tikleri ve obsessif
kompulsif semptomlarının değerlendirilmesi ve tedavisi için NIMH psikiyatri
polikliniğine getirilen 5,5 yaşında, beyaz ırktan bir kız çocuğudur.
Polikliniğe
gelişinden
2 hafta önce elbiselerine karşı aşırı duyarlılığı
gelişmişti ve çoraplarının ve taytlarının kendisine uymadığından
yakınıyor ve daha uygun birini bulana kadar onları defalarca değiştiriyordu.
Ertesi ay bu aşırı duyarlılık ilerleyerek tüm giysilerini kapsadı.
Her sabah rahat ettiğini düşündüğü bir tanesini bulana kadar 5 kez giysi değiştiriyor
ve annesine gömleklerindeki tüm etiketleri kesmesini, ancak bu şekilde sorun olmayacağını
söylüyordu.
Birkaç
hafta sonra aniden motor ve vokal tikleri başladı. Ailesi tiklerin başladığı
günü tam olarak hatırlıyordu. Önce göz yuvarlanması tarzındaki tikleri
başladı ve 24 saat içinde neredeyse sürekli göz kırpar, kafa sallar ve burun
kaşır hale gelmişti. Ailesi hemen yakınlarındaki acil servise götürdü
Frances’i ve tetkikleri yapıldı. Fizik muayene, tam kan sayımı ve BBT
normal bulundu. Boğaz kültürü yapılmamıştı. Annesine göre acil
servisteki doktorlar herhangi tanı koyamadıkları için tedavi de vermemişlerdi.
Birkaç
gün sonra Frances’te aniden düzenlilik, tertiplilik, bulaşma, sayma ve biriktirme
tarzında obsesyon ve kompulsiyonlar gelişti. Ailesi, pastel boyalarını
belli bir düzene koyduğunu veya böyle olmazsa aşırı sıkıntılı
olduğunu fark ettiler. Frances pastel boyalarının düzeniyle o kadar meşgul
ve ilgiliydi ki en çok sevdiği şey olan boyama yapmaktan hoşlanmaz olmuştu.
Pastel boyalarını kullanacağı zaman sonradan aynı yere yerleştirebilmek
için aldığı yere kalemle bir işaret koyuyordu. Aynı dönemde Frances
böceklerden korkmaya da başlamıştı. Bu hemen dikkati çekmişti çünkü
önceden böcekler çok ilgisini çekerken, hatta onların kolunda dolaşmasına
izin verirken böceklerin üzerine oturacağından endişelenir olmuştu. Özellikle
idrar ve feçes olmak üzere bulaşma endişeleri de başlamıştı.
Tuvaleti kullanması gerektiğinde Frances, mikroplardan kaçınmak için ağzını
kapatıyor ve havaya üflüyordu. Annesine, poposunun kirli olduğunu ve bu kirin ağzına
girmesini istemediği için havaya üflediğini söylüyordu ama çişini yapacağı
zaman da böyle yapıyordu. Çöp tenekesi gibi kirli olduğunu kabul ettiği
şeyleri gördüğünde de tükürüyordu.
Aynı
zamanda sayma ve biriktirme kompulsiyonları da gelişti ve yenmeyen yemekleri, çöpleri
ve ambalaj kağıtlarını biriktirmeye başladı. Daireler içinde dönüyor
ve 4’e kadar sayıyordu, ayrıca nesnelere kendisini rahat hissedene kadar kompulsif
olarak sürtünüyor ve dokunuyordu. Ardından çok ayrıntılı bir yemek
zamanı ritüeli geliştirdi. Her yemekten önce dua etmesi gerekiyordu ve duanın
sonu da mutlaka “Tanrım seni seviyorum” ile bitiyordu. Duasını kendi
kendisine mırıldanırken çevredeki herkesin susması gerekiyordu ve duası
bitmeden hiç kimse yemeğe başlayamıyordu. Duası bir şekilde
kesilirse sinirleniyor ve duayı tekrar baştan okumaya başlıyordu. Duasını
bitirdikten sonra kendisi tek bir lokma almadan önce bir sürü doldurulmuş hayvanı
sıraya sokup hepsine birer lokma veriyordu. Bu ritüeli nedeniyle yemek zamanı her
zamankinin 2 katına çıkmıştı. Ailesi ritüelini keserse aşırı
sinirleniyor ve yemek yemiyordu. Bu tarz kesilmeler ve yemek yememesi yaklaşık 1 ay
içinde 17.5 kilodan 16.8 kiloya inene kadar devam etti.
Hemen
hemen tikleri ve OKB’unun başladığı dönemde Frances’te ayrılık
anksiyetesi, insomniya, gece kabusları, mizaç labilitesi, sakarlık, konsantrasyon
azalması ve huzursuzluk görülmeye başladı. Bunların arasında en
dikkati çekeni ayrılık anksiyetesi oldu çünkü kendisinin veya annesinin öleceğinden
ya da kendisinin kaçırılacağından endişe ediyor ve odalara yalnız
girmiyor, uyuyana kadar anne veya babasının yanında kalmalarını
istiyordu. Annesi evden ayrılmak zorunda kaldığında ise küçük bebek
gibi annesinin bacağına sarılıyor ve gitmesine izin vermiyordu. Bağımlılığının
(yapışkanlığının) artmasının yanında sinirliliği
de artmıştı. Tepinmeleri artmış ve en ufak olaylara bile aşırı
emosyonel tepkiler vermeye başlamıştı.
Bu
sürede Frances huzursuz ve kıpır kıpır da olmuştu. Yemek süresinde
bile yerinde duramıyordu. Annesi, hemen hemen hareketsiz durması mümkün değildi
diyordu. Sonraları çizimleri ve boyaması da eski düzenini kaybetti ve karalamaya dönüştü.
Konsantrasyonu ve dikkat süresi de kısaldı. Eskiden çabucak yapabildiği halde
artık, başladığı projeleri tamamlayamıyordu. Ani bir sakarlığı
başlamıştı ve beraberinde koşması koordinesiz olmaya ve zıplama
ve tırmanmaları da sarsıntılı-spazmodik bir hal almaya başlamıştı.
En
son dönem tıbbi hikayesi :
Frances,
tikleri ve OKB’unun başlamasından 3 ay önce 3 ay süreyle 3-4 haftada bir
tekrarlayan ateş yükselmelerinin olduğu bir hastalık dönemi geçirmişti.
Bu dönemde bir çok kez muayene edilmiş ve muhtemelen kronik bir viral enfeksiyon geçirdiği
düşünülmüştü. Akciğer röntgeni normal olarak değerlendirilmişti
ama annesi, PANDAS kavramından haberi olup da boğaz kültürü yapılmasını
isteyene kadar boğaz kültürü yapılmamıştı. Kültürün yapıldığı
sırada Frances’in boğaz ağrısı bile bulunmamasına karşın
kültür sonucunda A grubu β-hemolitik streptokok (GABHS) üremişti. Bunun üzerine
250 mgX3/gün ve 10 gün süreyle Amoksisilin kullandı. Amoksisilin başlandıktan
sonraki birkaç gün içinde tikleri azaldı ve neredeyse kayboldu ancak henüz OKB’u düzelmemişti.
Amoksisilin kesildikten 2 gün sonra tekrar ateşi yükseldi ve tikleri daha da karmaşık,
yoğun ve sık bir şekilde geri döndü. Bu seferki tikleri tekrarlayıcı
göz kırpmalar, kafa sallamalar, zıplamalar, omuz silkmeler ve çığlık
atma/boğaz temizleme/öksürme/gürültülü solunum gibi vokal tikler tarzındaydı
ve tam cümlenin ortasında duruyordu. Tikleri tekrarlayınca boğaz kültürü
yapılmaksızın 125 mgX2/gün tekrar başlanıldı ve NIMH psikiyatri
polikliniğine gelene kadar bu tedaviye devam edildi. Amoksisilini tekrar almaya başlamasının
2nci günüde tikleri yine azalmaya başladı, ancak kaybolmadı ama OKB’u
artarak devam ediyordu. İlk değerlendirme sırasında obsesyon ve
kompulsiyonları günde birkaç saatini alıyordu ve ranjı 0-40 arasında
olan Yale-Brown Obsesif Kompulsif Bozukluk Ölçeği çocuk formunda toplam skoru 24
olarak bulundu (7,8). Aynı dönemdeki tikleri sık olmamakla beraber Tourette
Syndrome Unified Rating Scale’de (Tourette Sendromu Birleştirilmiş Derecelendirme
Ölçeği) motor ve vokal toplam skoru 13 bulundu.
Geçmiş psikiyatrik hikayesi :
Herhangi
davranış ya da emosyonel sorun tanımlanmıyor. Cinsel veya fiziksel taciz
yok. İhmal ya da psikiyatrik herhangi yardım tanımlanmıyor.
Geçmiş tıbbi hikayesi :
Yeni
doğan ve erken çocukluk döneminde Frances’in çok sık orta kulak iltihabı
ve sıklıkla tedavi edilmeyen sinüziti olurdu. Ancak hiç birinde profilaktik
antibiyotik veya miringotomi gerekmemişti. En son boğaz kültürüne kadar bilinen
streptokokkal boğaz enfeksiyonu da olmamıştı ve kızıl, otoimmün
bir hastalık ya da AER (Sydenham koreası dahil) geçirmemişti.
Sosyal/Gelişimsel hikayesi :
Annesi gebe
kalmadan önce klomifen sitrat kullanmıştı ve bir önceki gebeliği zor
olduğu için gebeliği süresince progesteron kullanmıştı. Normal
sponton vajinal yolla, normal vücut ağırlığında ve miadında doğmuş,
doğum komplikasyonu olmamıştı. APGAR skoru 9 ve 10 olarak kaydedilmiş.
Herhangi özel bakım gerekmeksizin doğumdan 2 gün sonra taburcu edilmiş.
Gelişimi
normal olmuş ve konuşma terapisi aldığı hafif bir fonolojik bozukluk
dışında gelişim basamaklarına zamanında ulaşmış.
İlk
değerlendirilmesi sırasında okul öncesi eğitiminin ilk yılını
tamamlamıştı ve sonbaharda anaokuluna başlayacaktı. Okul öncesi eğitimi
sırasında anlaşması ve beraberliği kolay, arkadaşları tarafından
sevilen ve her zaman olumlu tavır sergileyen bir çocukmuş ve dikkat süresiyle
ilgili bir sorunu olmamış, hiperaktivite ya da impulsivitesi yokmuş, oldukça
koordineliymiş.
Her
zaman annesi, babası ve ağabeyi ile üst-orta sınıftan komşuların
bulunduğu bir banliyöde yaşamış. Annesi ve babası üniversite
mezunu, annesi çocuk psikologu, babası ise mühendismiş. Ebeveynlerinin mutlu bir
evliliği var ve Frances’e destek oluyorlar, seviyorlar ve dikkatli gözlüyorlar.
Aile
hikayesi :Anne ve babasından doğan ikinci çocuk, ağabeyi sağlıklı
ancak ince motor hareketleri becermede biraz gecikmesi olmuş. Annesi, 20’li yaşlarının
başında 1 ay kadar süren ve o anki stresli yaşam olaylarına bağladığı
bir trikotillomani geçirmiş ve psikoterapiye cevap veren birkaç hafif depresyonu olmuş.
Anneanesinde de trikotillomani öyküsü varmış. Babasında da vokal tikler olmuş.
Ailede bilinen OKB veya Sydenham koreasını da içeren AER öyküsü yok.
Mental durum muayenesi :
İlk değerlendirme
sırasında Frances bulunduğu yaşı gösteren alımlı bir kızdı.
Arkadaşça davranıyordu, işbirliği yapıyor ve iyi göz iletişimi
kuruyordu. Görüşmeciyle kalmak için ailesinden ayrılma güçlüğü göstermedi.
Oturum boyunca huzursuz ve kıpır kıpır olmasına rağmen
sandalyesinde oturabildi. Sık ve belirgin göz kırpma tikleri vardı. Konuşması
spontondu ve hızı-ritmi ve yoğunluğu düzenliydi, ancak çok hafif bir
artikülasyon güçlüğü vardı. Mizacı anksiyözdü. Psikoz bulgusu yoktu ve
suisid ve homisid fikirleri bulunmuyordu. Dikkatli ve tamamen oryante idi. İç görüsü
ve yargılaması yaşına uygundu.
Tedavi ve klinik gidiş :
Frances OKB ve geçici tik bozuklukları DSM IV
kriterlerini ve PANDAS tanı kriterlerinin (6) tümünü karşılıyordu.
İlk değerlendirilmesi sırasındaki laboratuar bulgularına göre
antistreptokokkal antikor titrelerinin (ASO ve Antistreptokokkal DNAz-B) yüksek, boğaz kültürü
A grubu β-hemolitik streptokok yönünden (-), EEG/EKG/Beyin MRI normal bulundu.
Frances,
randomize ve plasebo kontrollü plazma exchange ve i.v. PANDAS immünglobülin çalışmasına
kaydını yaptırdı ve NIMH pediatri ünitesinde yatarak i.v. 1 g/kg immünglobülin
veya sahte immünglobülin (plasebo) ile 2 ardışık gün tedavi aldı.
İnfüzyonu iyi tolere etti ve bir kez kusması, çok hafif bulantıları ve
infüzyon sırasında düşük derecede ateşi olmasına rağmen ciddi
yan etki olmadı. Körlemesine infüzyonun ardından 250 mgX2/gün amoksisilin
profilaksisi ile taburcu edildi.
İntravenöz
plasebo veya immünglobülin tedavisinden 2 hafta sonra klinikte takip ölçmeleri yapıldığında
tikleri hemen hemen kaybolmuştu ve günde 1’den az olmaktaydı (Tourette Sendromu
Birleştirilmiş Derecelendirme Ölçeği skoru=4) ve OKB semptomları
subklinik düzeye inmişti (Yale-Brown OKB Çocuk ölçeği skoru=10). Ayrılık
endişeleri kaybolmuştu ve daha az anksiyözdü. Gece kabusları ve emosyonel
labilitesi daha azdı.
Frances
sonraki 2 haftada da düzelmeye devam etti, tedaviden 1 ay kadar sonra minimal kompulsif
davranışları dışında OKB’u hemen hemen kaybolmuştu
(Yale-Brown OKB Çocuk ölçeği skoru=3). Huzursuzluğu veya kıpır kıpırlığı
kalmamıştı artık ama tikleri sık olamamakla beraber minmal devam
ediyordu (Tourette Sendromu Birleştirilmiş Derecelendirme Ölçeği skoru=4).
Mizacı da eski haline dönmüştü ve emosyonel labilitesi çok azalmıştı,
belirgin bir irritabilitesi de yoktu. Bu noktada tedavideki körlük kırıldı ve
Frances’in başında itibaren i.v immünglobülin ile aktif tedavi aldığı
görüldü.
İntravenöz
immünglobülin tedavisinin 2nci ayında Frances’in OKB’u kayboldu (Yale-Brown OKB Çocuk
ölçeği skoru=0) ve tikleri hafif şekilde (Tourette Sendromu Birleştirilmiş
Derecelendirme Ölçeği skoru=6) devam etti, ancak psikotrop tedavi almasına gerek
olmadığı kabul edildi.
Tedaviden sonra üst solunum yolu enfeksiyonu gelişene
kadar 3 ay süreyle Frances’in hiçbir OKB semptomu yoktu, ancak üst solunum yolu
enfeksiyonu geliştiğinde A grubu beta hemolitik streptokok yönünden boğaz kültürü
negatif olmasına rağmen antistreptokokkal DNAz Btitresi 480’den 680’e yükseldi
ve bu sırada tikleri, ayrılık anksiyetesi, emosyonel labilitesi ve bulaşma
obsesyonları aniden geri döndüler. OKB semptomlarının şiddeti önceki dönemin
%30-50 kadarıydı (Yale-Brown OKB Çocuk ölçeği skoru=12), ancak tikleri çok
daha şiddetliydi (Tourette Sendromu Birleştirilmiş Derecelendirme Ölçeği
skoru=18). Frances’in tikleri eğirme tiki (yün, vb) (sanki etrafında bir ip sarılıymış
da ip çözülene kadar onu eğiriyormuş gibi) gibi ilk kez kompleks bir hal almıştı.
Semptomlardaki bu artış amoksisilinin profilaktik dozdan tedavi dozuna geçilmesine
( 250 mgX3/gün ) kadar devam etti. İmmünglobülin tedavisinden sonraki 4ncü ayda
Frances’in tikleri tekrar (Tourette Sendromu Birleştirilmiş Derecelendirme Ölçeği
skoru=9) kabul edilebilir hale dönmüş ve OKB semptomları kaybolmuştu
(Yale-Brown OKB Çocuk ölçeği skoru=0).
İmmünglobülin
tedavisinden sonraki 5nci ayda da iyiydi, ancak bu ayın sonunda boğaz ağrısı,
bulantı ve baş ağrısı tarzında akut bir enfeksiyon gelişti
ve ardından nöropsikiyatrik semptomları tekrar alevlendi. Amoksisilin 250 mgX3/gün
dozda ve 10 gün süreyle kullanılmasına rağmen bu kez hehangi düzelme olmadı.
Sonraki 2 haftada semptomları kayboldu, 6ncı ayında OKB’u remisyona
(Yale-Brown OKB Çocuk ölçeği skoru=0) girdi, ancak tikleri tedavi başındakiyle
aynı şiddetteydi (Tourette Sendromu Birleştirilmiş Derecelendirme Ölçeği
skoru=14).
Bir
kez daha faranjit gelişene kadar tedavinin 10ncu ayında OKB halen remisyondaydı
ve tikleri de çok hafif tarzda devam etmekteydi. Faranjit gelişimi ilie birlikte tikleri
aniden arttı ve emosyonel labilite, sensory hipersensitivite, ayrılık
anksiyetesi gelişti, OKB semptomları arttı. 1 ay sonra ( immünglobülin
tedavisinin 11nci ayında ) klinikte tekrar değerlendirildiğinde Yale-Brown OKB
Çocuk ölçeği skoru=17’ye ve Tourette Sendromu Birleştirilmiş
Derecelendirme Ölçeği skoru=20’ye çıkmıştı. AGBHS yönünden boğaz
kültürü negatif olmasına rağmen streptokokkal titreleri belirgin derecede artmıştı.
Semptomlarını iyileştirip iyileştirmeyeceğini görmek için tekrar
250 mgX3/gün amoksisilin tedavisi başlandı. Ancak semptomlarda herhangi düzelme
olmadı. 3 hafta sonra (i.v immünglobülin tedavisinin 12nci ayında) amoksisiline
cevap vermemesi ve nöropsikiyatrik semptomların progresyonu nedeniyle i.v immünglobülin
tedavisinin tekrarına karar verildi. Tekrar tedaviye başlanacağı sırada
Yale-Brown OKB Çocuk ölçeği skoru=20 ve Tourette Sendromu Birleştirilmiş
Derecelendirme Ölçeği skoru=21 olarak bulundu. 2 günlük infüzyon tedavisine uyumu
iyiydi ve devam eden semptomlarıyla taburcu edildi.
İkinci
i.v immünglobülin tedavisinden 1 ay sonra Frances’in OKB semptomları %70 oranında
(Yale-Brown OKB Çocuk ölçeği skoru=10) ve tikleri %90 oranında (Tourette Sendromu
Birleştirilmiş Derecelendirme Ölçeği skoru=6) düzeldi.
TARTIŞMA
PANDAS
tanısal bir etiket değildir, ancak semptomlarının streptokokkal bir
enfeksiyon sonrası ortaya çıktığı düşünülen OKB ve tik
bozukluklu çocuklarda bunu belirtmek için kullanılan bir akronimdir (baş
harflerden oluşan kısaltma). hakkında bilgilerimiz arttıkça tanı
kriterlerimiz de oluşmaya başladı, ancak bilgimiz arttıkça bunlar değişebilir
(3,5). Örneğin, PANDAS için OKB ve tik bozukluğunun bulunması gerekirken
emosyonel labilite, ayrılık anksiyetesi, anoreksi, impulsivite, dikkat dağınıklığı,
DEHB’nu anımsatan motor hiperaktivite gibi diğer nöropsikiyatrik semptomlar da sıklıkla
görülmektedir (6,10).
4ncü
kriter olan AGBHS enfeksiyonu ve semptom alevlenmesi ilişkisi bir çocuğun PANDAS
olup olmadığını ayırmada en önemlisidir. Semptom alevlenmesi ve
AGBHS enfeksiyonu arasındaki ilişki semptomların streptokokkal faranjitle
birlikte kötülemesi ve AGBHS ortadan kalktığında düzelmesi ile çok açık
olarak ayrılmalıdır. İdeal olanı bu enfeksiyon ilişkisinin en az
2 nöropsikiyatrik değerlendirmede gösterilmesidir. Hataya neden olmamak için bu tablo
sırasında pozitif boğaz kültürü ve antistreptokokkal titrelerde artışın
(enfeksiyonu takip eden 1 ay içinde normalin 2 katı olması) gösterilmesi veya
titrelerde artışın yanında son dönemde faranjit öyküsünün bulunması
gerekir. AGBHS enfeksiyonu olmaksızın titrelerin yüksek olması yeterli değildir,
çünkü, ASO ve Anti DNAz B titreleri AGBHS enfeksiyonu sonrası aylarca yüksek
kalabilir. Benzer şekilde, taşıyıcı olabileceği için sadece
pozitif bir boğaz kültürü de tek başına yeterli değildir. Bir başka
kafa karıştıram konu da PANDAS’lı çocukların semptomlarında
herhangi enfeksiyon gelişmeden de relaps olabilmesidir. Ancak yine de PANDAS’lı
bir çocuk nöropsikiyatrik remisyon sırasında aktif AGBHS enfeksiyonuna yükselme
maruz kalmamalı veya antistreptokokkal titrelerde yükselme olmamalı ki titrelerin
remisyon ve relaps farkı görülebilsin. Antikor titrelerinin testi pahalı ve sonuçları
da tedaviyi yönlendirmede yetersiz olduğundan OKB’lu veya tikli çocuklarda rutin
olarak kontrolü yapılamamaktadır.
Frances’in
tikleri ve obsessif kompulsif semptomları sönme ve alevlenme tarzında epizodik bir
yapı göstermekteydi. Antistreptokokkal deoksiribonükleaz-B titreleri de klinikle aynı
paterni izleyerek alevlenmeler sırasında yükselip yatışmalar sırasında
düşüyordu. Semptomlarının tümü i.v immünglobulin uygulamasının
ardından hızla (2 hafta içinde) düzeliyor ve alevlenme olana kadar sabit kalıyordu.
Semptomların
24-48 saat içinde akut başlaması ve kötüleşme-düzelme tarzında
epizodik seyretmesi PANDAS için ayırt edici özelliktir. PANDAS’lı çocuklarda
OKB ve tik bozukluğu ortalama başlangıç yaşının (tik için 6,3
ve OKB için 7,4) çocukluk çağı başlangıçlı OKB ve tik bozukluğu
için önceden bildirilen yaşlardan yaklaşık 3 yıl daha erken olduğu
bulundu.
Antiobsesyonel
veya tik bozukluğu tedavisi alan OKB’lu veya Tourette’li çocuklarda semptom şiddetinde
ani ve dramatik değişmeler olduğu gözlenmiştir. Şimdiki gözlemler böyle
demese de öncesinde bu alanda pek fazla çalışma yapılmadığından
ileri araştırmalarla PANDAS’ın çocukluk OKB’nun daha tipik bir grubu olduğu
gösterilebilir.
PANDAS’lı
çocuklarda görülen OKB veya tik bozukluğunun başlangıç yaşının
çocukluk OKB ve tik bozukluğu için önceden tanımlanan başlangıç yaşından
(OKB için 7,4 ve tik bozukluğu için 6,3) 3 yıl daha küçük olduğu bulundu.
Frances’in tablosuna baktığımızda tik ve OKB’un 5,5 yaşında
ortaya çıktığını, premorbidiniden kolayca ayrılacak davranış
değişikliklerinin olduğunu, AGBHS enfeksiyonuna bağlı olarak epizodik
seyreden ayrılık anksiyetesi, irritabilite, emosyonel labilite, kabuslar, motor
hiper aktivite, kıpır kıpırlık gibi semptomlarının aniden
başladığını ve yaş regresyonu olduğunu görmekteyiz ki bu
yapı PANDAS’lıların çoğunda görülenlerle benzerdir.
Bu
hastadaki semptomların amoksisilin tedavisine yanıt vermesinin nedeni ya da bu tür
hastaların hepsinin amoksisilin tedavisine yanıt verip vermeyeceği
bilinmemektedir. Bu alanda plasebo kontrollü çalışmalar halen NIMH tarafından
yürütülmektedir.