OKUL ÖNCESİ ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VEHİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU
DEHB’nun temel özellikleri dikkatsizlik, impulsivite ve aşırı
hareketlilik olup, çoğu okul öncesi çocuklar bu davranışlar zaman zaman bu davranışları
göstermeye eğilimlidir. Aktivite ve dikkat yaş ve gelişim düzeyi ile farklılık gösterir.
DSM-IV DEHB olan todler ve okul öncesi çocukları normal aktif küçük çocuklardan ayırımda
gidişin sürekli oluşu ve her alanda olmasını belirtir. Bu çocuklar yaydan fırlamış
gibi ani hareketleri olur, kıyafetlerini giymeden dışarı çıkarlar, mobilyalara tırmanır
ve üzerinde zıplarlar, evin içinde koşuşup dururlar, okul öncesi sedanter grup
etkinliklerine katılmada güçlük yaşarlar (örneğin öykü dinleme). DEHB olan çocuk kısa
süreden daha fazla yalnız başına oynamakta güçlük çeker, oyuncakla oynamadan daha çok yıkıcı
oyunları tercih eder, saldırgan ve oyunda işbirliği yapamaması nedeniyle çok az
arkadaşı vardır.
Okul öncesi yaştaki çocuklar en fark edilen semptomu dikkatsizlikten daha çok aşırı
hareketliliktir. Bununla birlikte, dikkatsizlik ve impulsivite çocuğun dikkatsizliğinin, görevleri
tamamlamada başarısızlığının ve yönergeleri takip etmelerinde güçlüğün
kanıtıdır. Todlerlerin dikkati bile çeşitli durumlarda sağlanabilmektedir (örneğin
2-3 yaşındaki birçok çocuk yetişkinlikle birlikte oturup resimli kitaplara bakabilir). Buna
karşın DEHB olan küçük çocuklar aşırı hareket ederler ve onları bir yerde
belirli süre tutmak zordur.
Okul öncesi çocuklarda DEHB tanısında kesinlik zordur, çünkü bu yaş
çocukların gün be gün davranışları değişiklik gösterir, çevreye durumsal
tepkiler olabilir ve davranışlara yetişkinlerin müdahalesi söz konusudur. Çocuklar bir gün
coşkulu ve hareketli olurken, başka bir gün durgun, sakin olabilirler. İsteklerine boyun eğen
(indulgent) büyükanne veya uyarı aşırı yükünün (sensory-overloading) olduğu süpermarkette
kontrol edilemiyor olabilirken, programlı yapılandırılmış bir bakım ortamında
uyumludurlar. Oğlu Charlie’inin doymak bilmeyen (insatiable) isteklerinden tükenen anne, onu
“hiperaktif” olarak görür, babanın Charlie’nin davranışları hakkında yorumu,
bende küçükken böyleydim, bütün erkek çocukları böyledir tarzında olabilir.
DEHB’nun ilave belirtileri; saldırganlık, uyumsuzluk ve sosyal
etkinsizliktir ki bu durumu karşı gelme bozukluğu veya zor mizaçtan (difficult temperament) ayırmak
güç olabilir. Reeves ve arkadaşları yıkıcı davranış bozukluğu olan
105 çocuk ile yaptıkları çalışmada yarısından azının yalnızca
bir tanı aldıklarını buldu. Davranım bozukluğu ve karşı gelme bozukluğu
birbirine benzer ve nadiren DEHB yokluğunda oluşur. Todlerde bu yaş için DEHB ve disiplin
problemlerini ayırt etmek güçtür. Ancak bazı çocuklar asla sınırlarını,
davranış kurallarını veya empati yapmayı öğrenmezler.
Eğer DEHB gerçekten biyolojik temelli ise, belirtilerin doğumdan beri olması
gerekir. Çoğu küçük çocuk için, buna karşın, 2-3 yaş oluncaya kadar DEHB hakkında
şüphe oluşmaz. Palfrey ve arkadaşlarının ileriye yönelik longutidinal çalışmasında,
14 aydan daha küçük bebeklerde davranışsal yönden dikkatsizlik veya hiperaktivite ile ilişkili
kesin kaygılar bulunmamıştır, %3’ünde anne babaların belirttiği olası
kaygılar vardı. 14-29 ay arasında, çalışma grubunun %13’ü kesin veya olası
kaygılar için kriterleri karşılamıştır. Bunun nedenin bebekler için bu
semptomların görüleceği görevler olmadığını düşünmektedirler. Küçük
çocuklar yapılandırılmış okul öncesi yaşantıya girdiklerinde, dışsal
olarak yapılandırılmış zorlu ortama uyum sağlamaları, sosyal olarak kabul
edilebilir tarzda davranmaları, arkadaşları ile sosyal ilişki kurmaları ve anne
babadan başka, diğer yetişkinlerin otoritesine girmeleri yaşamlarında ilk defa oluyor
olabilir.
Okul yaşından önce DEHB tanısı koymak niçin sorundur? Belki de
erken tanı koymaya yönelik ana baskının nedeni destekleyici hizmetleri sağlamaya yöneliktir.
Çoğu anne-baba; “olabilir, emin değiliz, söylemek için çok erken veya muhtemelen değil”
gibi ifadelerden çok tanının konulması yönünde ısrarları olabilir. Ancak bu
durumdaçocuğun etiketlenmesi söz konusudur.
DEHB tanısının kesinleşmesi uygun tedavi yaklaşımlarının
belirlenmesinde gerekli olabilir. Çoğu okul öncesi öğretmenleri davranış tedavi
stratejilerine aşinadır, veya ödül sistemleri, sınıf modifikasyonları ve mola (time
out) metotlarına yardımcı olacak niteliktedir. Tanı koymada gecikme, girişimleri
belirlemede gecikmeye yol açabilir ki; bu durumda benlik saygısı, sosyalizasyon ve öğrenme
ile ilgili sekonder sorunlara veya davranışların daha da kötüleşmesine yol açabilir.
Diğer yandan, erken etiketlenmesinin, en önemlisi uygunsuz etiketlemenin belirgin
tehlikeleri vardır. Uzunlamasına takip çalışmaları göstermiştir ki, erken yaşlarda
kesin tanı koymak güçtür. Tıbbi dosyasında bu tanı konulduğunda daha sonraki yaşlarda
bu çocuklar yeniden değerlendirmeye alınmamakta ve aynı tanı ile işlemler yapılmakta
veya yanlış yorumlara yol açmaktadır.
Herhangi bir tanı özellikle DEHB, bir kere konulmuşsa silmek güç olmaktadır.
Tanısını sonradan değiştirseniz bile silmek güç olur.
DEHB erken tanısının en çok tartışmalı yönü ilaç
tedavisi meselesidir. Stimulanların ve diğer medikasyonların etkili olduğu ve davranışçı
tedavi ile birlikte tedavinin bütünleyici bir parçası olduğu kabul edilmektedir. Anne babaların
ve öğretmenlerin ilaç tedavisi beklentisi olabilmektedir. Hekimin çocuklarda stimulanların güvenirliğinin
belirsizliği nedeniyle reçete etmekte direnç göstermesi aile tarafından; duyarsızlık
veya engelleyici olarak algılana bilmektedir. Çoğuna göre DEHB tanısı koyup da ilaçla
tedaviyi red etme mantıksız görülmektedir.
DEHB
PROBLEMLERİNİN DOĞAL ÖYKÜSÜ
Okul yaş
öncesi DEHB tanısına güvenle karar vermek için uzunlamasına (longutidinal) çalışmaları
gözden geçirmek gerekir. Bu tür çalışmalar çok olmamasına karşın, yazında
önemli ve uygun bilgi vardır. Takip çalışmaları hangi çevredeki hangi davranış
tipinin yaşla nasıl ısrarcı problem haline geldiğini ayırt etmede büyük yardım sağlar.
Boston Çocuk hastanesinde kısa dönemli yaptığımız bir çalışmada
okul öncesi aşırı hareketlilik ve dikkatsizlik dahil davranış problemleri tanımlayan
anne babaların yarısı, öğretmenlerin çoğu bu problemlerin 1-2 yıl sonra devam
ettiğini belirtmişlerdir. Persisten problem gösteren çocuklar güç mizaç özelliklerine sahip
olmaya eğilimli idiler (difficult temperamental characteristics: örneğin, aşırı
duygusal ifadeler, rutindeki değişikliklere uyum sorunu, düşük duyusal eşik ve biyolojik
işlevlerin aritmisitesi).
Lerner ve arkadaşları (1985) 88 problemli okulöncesi çocuğu ortalama
11.5 yıl takip etmişler; davranış bozukluğunu değerlendiren ölçeklerde yüksek
puan alanlar ile daha az işlev bozukluğu gösteren çocuklar karşılaştırıldığında;
yüksek puan alanların ileride psikiyatrik bozukluk geliştirme riskinin en az 2 kat daha sık
olduğunu bulmuşlardır. Başlangıç davranış problemlerine sözel ve fiziksel
saldırganlık, aşırı hareketlilik veya dikkat dağınıklığı
ve sosyal çekilme dahil edildi. Bu çalışmadaki olgular iyi eğitimli, orta sınıf
ailelerden geliyordu ve normal IQ’ya sahiptiler.
Brookline Erken Eğitim Projesinin bir parçası olarak, Palfrey ve arkadaşları
(1985) 174 çocuğu doğumdan ikinci sınıfa kadar davranış problemleri yönünden
prospektif olarak izlemişler. Doğumdan kreşe kadar olan dönemde çocukların %40’ında
bazı dikkat indikatörleri bulmuşlar fakat bu bulguların çoğu minör veya geçici idi.
Kreş dönemine kadar ortadan kalkan, %5 çocukta persisten dikkat problemleri , %8’inde önemli
problemler tanımlandı. Araştırıcılar; sosyo-emosyonel problemler (örn. arkadaş
ilişkisinde güçlükler, korkaklık, akting out davranışlar) ve motor işlevlerde
gecikme gösterenlerin daha büyük olasılıkla dikkat eksikliklerinin persiste olabileceklerini
vurguladılar. Tersi olarak; annenin eğitim düzeyinin yüksek olması, aile düzenin iyi olması,
daha az sağlık probleminin olması, daha yüksek bilişsel düzeyin olması ve daha güçlü
sözel ifade etme becerisinin oluşu dikkat güçlüklerinin ortadan kalkmasında iyi gidiş
etmenleri idi. Benzer olarak, Egeland ve arkadaşları (1990) da düşük aile stresi, iyi
nitelikli ev ortamı, ve maternal depresyonun olmamasının gidişte olumlu etmenler olduğunu
belirtmişlerdir.
Beitchman ve arkadaşları (1987) Toronto’da teröpötik okul öncesi programa
devam eden 98 çocuğun tanı ve semptom gidişini bildirdiler. Bu programa davranış
sorunu olan çocuklar alındı; bunlara bireysel psikoterapi, gelişimsel destekleyici eğitimler
ve aile danışmanlığı verildi. Çocukların %86’sı erkek çocuk ve yaşları
2.5-6 arasındaydı. Bu programı bitirdikten sonra ortalama 5 yıl takibe alındılar.
Çocukların yarısının ailesi intakt (anne-baba birarada), üçte biri tek ebeveynli
ailelerden idi. Geri kalanı üvey annen veya baba veya bakım evinden idi. Stanford-Binet Zeka Ölçeğine
göre zeka düzey ortalamaları 90 civarında idi. Başlangıç değerlendirmede DSM-III’e
göre %90’ı tanı alırken, takiplerde bu oran %69 idi. Okulöncesi dönemde 5 yıl içinde
bir kısmında iyileşme olmasına karşın, önemli bir kısmı DSM-III’e göre
tanı almaya devam ediyordu. 5 yıl ötesinde tanı stabilitesi gösterenler gelişimsel
gecikmesi veya dikkat eksikliği bozukluğu veya her ikisi birarada olanlardı. Davranım
bozukluğu olan grup orta derecede stabilite gösterdi. Aksine, emosyonel bozukluklu çocuklar zaman içinde
yalnızca %29’u aynı tanı konuyordu ki, bu tanı devamlılığının düşüklüğünü
yansıtır.
Dunedin Multidisipliner Sağlık ve Gelişim Çalışmasında 3
yaşından15 yaşına 1037 çocuğun takibi yapıldı, bunların %2’si başlangıçta
(13 erkek, 8 kız) pervazif hiperaktif olarak tanımlanmıştı (McGee ve ark. 1991).
Nonhiperaktif okulöncesi çocuklar ile karşılaştırıldıklarında, bu çocuklar
daha sıklıkla yüksek derecede aile çatışmaları olan ailelerden geliyorlardı,
ve daha zayıf dil becerileri gösteriyorlardı. 12 yılın üzerinde takip periyodunda,
hiperaktif okulöncesi çocuklar önemli derecede daha düşük bilişsel beceriler, daha düşük
okuma yeteneği, daha sık yıkıcı ve dikkatsiz davranışlar (evde ve okulda) göstermeye
devam ettiler, diğer çocuklarla karşılaştırıldıklarında ergenlik öncesi
ve ergenlikte daha yüksek oranlarda DSM-III tanıları alıyorlardı. 15 yaşına
kadar, bu grubun yalnızca dörtte biri iyileşme göstermişti. Bu çalışma DEB’nun
erken başlangıç belirtilerinin büyük olasılıkla devamlılık gösterdiklerini
vurgulamışlardır.
Campbell ve arkadaşları (1996) 3-4 yaşında ebeveynleri tarafından
dikkatsizlik, aşırı hareketlilik ve disiplin problemleri tanımlanan idaresi güç çocukları
izleme almışlar. 6 yaşında bu grubun yalnızca %50’si DEHB tanısını
karşılıyor veya anne babaları tarafından önemli problemleri oldukları algılanıyordu.
9 yaşında, %48’i dışavurum bozuklukları (externalizing disorder: DEHB, KGB, DB) diğer
çocuklarla karşılaştırıldığında tanısı alıyordu, bu
oran diğer çocuklarda %16 idi (Campell 1990). Bu çalışmalar, okulöncesi yıllarda
agresyon ve dürtü denetim bozukluğu ile örtüşen dikkat sorunları olan çocukların sıklıkla
bu sorunlarını okul yıllarına taşıdığına işaret etmektedir.
Aile ortamının daha kaotik ve daha az destekçi olduğu zaman, bu tip güçlükler ağırlaşabilmektedir.
Buna karşın, bu durumun bu sorunları olan okulöncesi çocukların yarısının
sorunlarının azaldığı veya geçici olduğunu bilmek önemlidir. Bu tür çocuklarla
DEHB olan çocukların ayırımı güçtür.
Biriken kanıtlar; okulöncesi yaşta olan çocukların ilgisiz, reddedici
veya katı anne babalık tutumları olduğunda daha büyük olasılıkla aşırı
hareketlilik, uyumsuzluk, saldırganlık ve dürtüsel davranışlar gösterdiğini düşündürmektedir.
Diğer yandan, sıcak, yanıtlayıcı ve uygun şekilde sınırlamalar koyan
ailelerde bu tür küçük çocukların daha sosyal uyumlu davranışlar geliştirdiği gözlenmektedir.
Anne babalarda bu tarz olumlu tutumların yokluğunda veya açık reddediş ve negatif kontrol
süreğen sorunları birlikte getirmektedir. Problemlerin başlangıcı sıklıkla
ailesel güçlüklerin ortaya çıkması ile birliktedir, eğer aile ilişkileri düzelirse
sorunlarda azalma görülmektedir. Farklı gelişim aşamalarında uyumlu veya uyumsuz davranışların
oluşumunu belirleyen bakımvericiyle olan etkileşimde biyolojik eğilimler olasıdır.
En aşağısından aile ilişkilerinin erkence tanınıp, düzenlenmesi gidişi
bir yönüyle belirlemektedir.
OKULÖNCESİ
ÇOCUKLARDA DEHB’NUN ORİJİNİ
Bu başlığı okulöncesi çocuklarda DEHB benzeri belirtilerin
etiolojisi olarak değiştirmek daha uygun olurdu. Bu yaş grubunda DEHB’nun varlığı
ve saptanabileceği gerçeği şüphe götürmez. Benzer semptomatolojiye birçok etiolojinin
neden olduğu bir problemdir (Şekil 1). DEHB’nun nedeni olarak hem nörolojik hem de genetik
etmenlerin söz konusu olduğuna işaret edilmektedir.Akkiz
beyin travması, alkol gibi toksinlere prenatal maruz kalma, erken doğum ve doğum asfiksisi gibi
prenatal komplikasyonlar DEHB’na eşlik edebilir. Açıkçası DEHB ailesel geçiş gösterir.
Genetik faktörler çoğu DEHB olgusu için söz konusudur. Bazı olgularda genetik yatkınlık
beyin travması ile görünür hale gelebilir.
Psikososyal faktörlerin DEHB’nun nedeni olduğuna inanılmamasına karşın,
bu faktörlerin olduğu durumlarda DEHB’nu taklit eden davranışlar gözlenebilmektedir. Çocuğun
yaşamındaki kaos veya stabilite semptomların görünümünü kötüleştirebilmekte veya
iyileştirebilmektedir. Campbell’in çalışmasında öğretmenleri tarafından aşırı
hareketli, dikkatsiz veya dürtüsel olarak değerlendirilen erkek çocuklarının, semptomların
şiddeti ile persiste olama olasılığı artıyordu, annenin negativist ve aile
stresi olduğu durumlarda sorunlarda daha ciddiydi. Daha az stresi olan ailelerde, daha sabırlı
ve daha az negativist olan annelerin olduğu durumda, benzer özellikler gösteren çocuklara oranla
izlemlerde daha az problem gösteriyorlardı . Başlangıçta problemsiz olan fakat disfonksiyonel
aile ortamı olan bir grup erkek çocukla karşılaştırıldığında 6
yaşında problem geliştirdikleri gözlendi.
Aşırı hareketliliğe ilaveten agresyon gösteren okulöncesi çocuklar
daha çok problem oluştururlar. Bu tür çocukların daha kısıtlayıcı babalara, sözel
agresyonu olan anneler ve agresif olarak misilleme yapan kardeşlere sahip oldukları bulunmuştur
(Stormont-Spurgin 1995). Başlangıçta başa çıkılamayan çocuk, anne depresyonu,
destek eksikliği ve düşük gelir olan ailelerin persisten saldırgan davranış için
yordayıcı etmenlerdir.
Şekil 1: Okulöncesi çocuklarda DEHB
benzeri belirtilerin ayırıcı tanısı
DEĞERLENDİRME YAKLAŞIM
Okulöncesi çocuklarda DEHB tanısı koymak zor
olması nedeniyle, değerlendirmenin amacı spesifik bir tanı koymaktan daha çok, semptomları
iyileştirmeye yönelik olmalıdır. Spesifik tanı alması bu çocuğun ayrıcalıklı
veya ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez.
Değerlendirme çok yönlü olmalıdır,çocukta hiperaktivite, dikkatsizlik, ataklık, saldırgan ve
uyum sorunu yapan bütün olası nedenlergözden geçirilmelidir.
Böyle bir yaklaşım, çocuk hakkında fiziksel, duygusal, bilişsel ve çevresel bilgileri bütünleştirmelidir.
Çocuğun hekime getirilişi büyük olasılıkla
anne babanın kaygıları veya okulöncesi öğretmenlerinin veya bakımvericinin kaygıları
nedeniyle olmaktadır. Hekim çocuğun problemlerinin geçici mi yoksa spesifik bir nedenle ilişkili
olup olmadığını araştırmaya yönelik görüşme ve muayene yapar. Durum özel
bir nedenle açıklanamıyorsa, hekim çocuğu çocuk psikologu veya erken çocukluk eğitim
programına gönderir. Başlangıçta gelişimi mutlaka değerlendirilmelidir. Gelişimi
sorgulanırken; gebelik, doğum vs. ayrıntılı incelenmelidir.
Sağlık Öyküsü
DEHB veya diğer davranış problemleri için
risk faktörlerinin tanımlanması ve DEHB’nu taklit edebilecek sağlık problemlerini dışlamak
için genel tıbbi öykü alınır. Prematürite ve fötal alkol maruziyeti gibi biyolojik risk
faktörleri sorgulanır. Ailede benzer sorunları olanların bulunması, davranış
problemlerinin endojen olasılığını artırır.
Absans epilepsi bu yaş grubunda dikkat eksikliklerinin bir nedeni olabilir. Bazı
antikonvulzan ilaçlar, özellikle fenobarbital küçük çocuklarda sıklıkla aşırı
hareketlilik yapar. Alerjiler önemlidir, DEHB’nun nedeni olarak bulunmamasına karşın, kronik
nazal konjesyon huzursuz uykuya yol açabilir veya dekonjestanlar ve antihistaminikler davranış
sorunları oluşturabilir. Diğer kronik hastalıklar ve tedavilerinin davranış üzerine
olası etkileri araştırılmalıdır.
Okulöncesi yaştaki hiperaktif çocukların
anne-babaları, non-DEHB olan çocukların anne-babalarına oranla daha yüksek oranda deri döküntüleri,
kırmızı yanak, mide şişkinliği, akan burun ve bacak krampları bildirirler.
Uyku sorunları da DEHB olanlarda yaygın olarak bahsedilmektedir. Buna karşın Kaplan ve
arkadaşları (1987) okul öncesi hiperaktif ve nonhiperaktif çocuklar arsında toplam uyku süresi
veya uyku başlangıç latansı yönünden farklılık bulamamışlar, ancak
hiperaktif olanların gece uyanma sıklığında artış olduğunu belirtmişlerdir.
Bu gece uyanmaları anne-babalarını rahatsız eder ve bu çocuklar poor sleepers olarak
bildirilebilirler.
Ayrıca okulöncesi çocukların sağlık,
gelişim ve davranışları hakkında bilgi toplamaya yönelik anne-babaya ve eğiticilere
doldurulmak üzere formlar verilebilir.
Psikososyal Değerlendirme
Çocuğun ailesi ve yaşadığı çevre
hakkında ayrıntılı bilgi edinilmelidir. Aile stresleri, evlilik ilişkileri, şiddet,
konaklama ve maddi durumlar gibi ailesel durumlar derinlemesine soruşturulmalıdır. Burada
sosyal hizmet uzmanlarından yardım alına bilinir. Campbell’in çalışmasında; küçük
çocukların davranış problemleri ve prognozunda ailenin stresi ve problemlerinin önemli
belirleyici olduğu belirtilmiştir. Bunlar göz önünde tutulmadığı takdirde yanlış
tanı kaçınılmaz olabilir.
Davranışsal Değerlendirme
Tablo1’de can sıkıcı ve zor davranışların
klinik olarak önemli olanları ayırt etmede yardımcı olan DSM-IV’e göre kriterler görülmektedir.
DEHB tanısına yönelik anne-baba ve öğretmenlerin davranışları algılamasını
sistematik olarak yoklayan birçok davranış değerlendirme ölçekleri veya çeklistleri
mevcuttur. Gecikmiş dil gelişimi, zayıf sosyal beceriler ve zor davranışları
olanlar yaygın gelişimsel bozukluk yönünden değerlendirilirken konuşma patologundan yardım
alınır.
Tablo 1: Can sıkıcı
ve zor davranışların Klinik olarak önemli olanlardan ayırt edilmesi
¨ Bir patern veya küme şeklinde semptomların varlığı
(yaş veya gelişim düzeyinden beklenenden daha fazla hiperaktivite, impulsivite ve/veya
dikkatsizlik).
¨Geçici uyum veya
stres veya değişikliğin ötesinde bir semptom paterni
¨Anne-baba haricinde diğer
insanların bulunduğu birkaç ortamda gözlenen semptom kümesi
¨Semptomların nispeten aşırı
olması
¨Semptomların sosyal ve
akademik veya aile yaşamında bozulmaya yol açması.
Bilişsel ve Eğitimsel Değerlendirme
Bilişsel
gecikmeleri, nörogelişimsel immaturitesi veya öğrenme sorunları olan çocuklar aşırı
hareketli veya dikkatsiz olarak algılanabilirler, özelliklede belirli ortamlarda çocuğun
yetenekleri konusunda farklılıklar gözleniyorsa. Öğrenme potansiyelini saptamaya yönelik
formal bilişsel değerlendirme, başarı durumunu saptama yönelik eğitimsel değerlendirme
ve daha da önemlisi öğrenme stilinin belirlenmesi tanı yanında bakış açısı
geliştirmede son derecede yararlıdır. Öğrenme bozukluklarının okula başlamadan
güvenilir bir tarzda tanımlanması güçtür, fakat gelişimsel becerilerde nispi zayıflıklar
tanımlanmalı ve iyileştirici girişimlere başlanmalıdır. Bazı hekimler
bu becerileri direkt değerlendirmeyi seçebilirler. Bu amaçla pediatrik değerlendirme sistemi (3 yaş
için PEET, 4-6 yaş için PEER) ve erken tarama envanteri uygulanabilir. Dikkat ve davranış
sorunları nörogelişimsel sorunlar olarak yanlışlıkla yorumlanabilir, bu nedenle başlangıç
tarama testleri bu yönüyle yararlıdır.
FizikselMuayene
Genel fizik muayene, işitme ve görmenin değerlendirilmesi
dahil, davranış bozuklukları ile ilişkili olabilecek tanıların ayırıcı
tanısında önemlidir. Çoğu olguda fizik muayene bulguları normaldir, nadiren fizik
muayenede şaşırtıcı bulgu elde edilir, özellikle Williams veya Frajil-X sendromlarının
eşlik ettiği DEHB-benzeri semptomların bulunduğu durumlarda. Muayene ile önceden
saptanmamış seröz otitis media gibi kronik sağlık problemleri de saptanabilir. Görme ve
işitme testleri dahil edilmelidir.
Bekleme odası veya serbest oyun odasındaki davranışları
gözlemlenmeli ve not edilmelidir.
TEDAVİ
Tedavinin birincil komponentleri danışma ve davranış
terapisi ve ilaç tedavisidir. Problem davranışların gerçek DEHB olup olmadığı
saptanmasa bile, ailenin sıkıntı duyduğu konularda danışmanlık ve davranış
tedavisi faydalıdır. Ancak ilaç tedavisi başlamak için kesin tanı gereklidir.
Aile Girişimi
Aile anlaşmazlıkları ve DEHB birbirlerini kötüleştirir.
Bu fasit daireyi kırmak, anne-baba depresyonu, eş geçimsizliği, gerginlik ve şiddet gibi
aile meseleleri üzerinde durmak başlangıç noktası olmalıdır. Anne-baba çocuğun
sorunları nedeniyle müracaat edip, kendilerinin danışmanlık almaları önerildiğinde
sıklıkla şaşırırlar. Ailedeki karmaşa düzeltilmedikçe çocuğun güçlükleri
üzerine etkin bir şekilde müdahale edilemez. Bu durumlarda ailelere grup terapisi verilebilir.
Anne-baba ve Öğretmen Eğitimi
Çocuğun uyumsuz ve bozuk davranışlarının
tedavisinde anne babanın eğitilmesinin etkin olduğu gösterilmiştir. Bazı anne
babalar yazılı materyallerden kendi başına teknikler öğrenebilmesine karşın,
çoğu profesyonel rehberliğine gereksinim duymaktadır.
Anne baba eğitiminde başlıca vurgulananlar;
istenmeyen davranışın öncülerinin anlaşılması, bu öncülleri değiştirmek
için çevrenin düzenlenmesi, cezadan önce ödül pekiştirenlerinin kullanılmasıdır.
Anne babalar genellikle çocuğun negatif davranışları üzerine yoğunlaşmaları
nedeniyle, Barkley dolaylı oyun seansları ile ailelerin çocuğun olumlu davranışlarına
odaklanmalarını öğretir. Ayrıca bu eğitimde; ödül sistemleri, mola yöntemi ve diğer
disiplin metotları, zor durumlarda ümitlendirme ve iyi davranışı idame ettirme metotları
öğretilir. Burada amaç tedavi etmekten daha çok çocuğun davranış problemlerini aile
yardımıyla azaltmak ve uygun potansiyel davranışlarını artırmaktadır.
Stres karşısında anne-babanın kendi gösterdikleri tepkileri bilmeleri, ayrıca çocuk
ve aile arasında iletişimi düzenlemede etkilidir.
Okul ve Grup Ortamları
Okulöncesi ortamlarda olumsuz davranış hekime müracaatta
en sık etkendir. Böyle ortamlardan uzaklaştırılma nadir değildir. Anne-baba tarafından
öğrenilen davranış tedavi teknikleri diğer ortamlarda da uygulanabilir. Okulöncesi eğitimcilerin
bu sorunlarla başa çıkma tekniklerini bilmeleri yaklaşımı kolaylaştırır.
İLAÇ TEDAVİSİ
Okulöncesi çocuklarda stimulan ve diğer psikotrop ilaçların
olası faydaları yanında güvenirlik ve uygunsuzluk ikilemi mevcuttur. DEHB tanısı
genellikle tedavi paketinin bir parçası olan stimulan tedaviye işaret eder. Anne baba ve öğretmenler
bu ilacı kullanma beklentisi içinde olurlar. Daha büyük çocuklarda stimulan kullanımı ile
ilgili tereddütler daha azdır. Kesin tanı da olsa, çoğu hekim küçük çocuklarda ilaç
kullanımı fikrine uzak bakarlar. Buna karşın hekimlerin hepsi, aşağıdaki
bildiride de işaret ettiği gibi bu fikirde ısrarlı değildir.
Rappley ve arkadaşları küçük çocuklarda
psikotropik ilaç kullanımını çalışmışlardır (Michigan Mediacaid’de).
3 yaş ve daha küçüklerde 1996’nın bir ayında 233 DEHB tanısı konmuş; bunların
10’u 1 yaş veya daha küçük, 50’si 2 yaşındaydı. Psikotropik ilaçlar %57’sine reçete
edilmişti. Bunların %26’si psikolojik hizmet, %17’si hem ilaç hem psikolojik terapi alıyordu.
Psikotropik tedavi alan en küçük çocuklar 2 yaşındaydı. 22 farklı psikotropik ilaç reçete
edilmişti. 60 olguda, 2 veya 3 ilaç eş zamanlı kullanılıyordu. 58 çocuk 2-6 ilaç
15 ay üzerinde kullanılmış. Metilfenidat ve klonidin en yaygın kullanılan ilaçlar
olup, bunlar tek başına veya kombine kullanılıyordu.
Massachusetts Genel Hastanesindeki araştırıcılar,
yaşam boyu DEHB için farmakoterapiler gözden geçirdi (Spencer ve ark. 1996). Onlar yalnızca 144
okulöncesi çocuğu kapsayan yalnızca 5 kontrollü metilfenidat çalışması buldu. Bu
çalışmalarda çocuk-anne etkileşimleri ve yapılandırılmış görevlerde
iyileşme ile çeşitli yanıtlar bildirilmiştir. 5 çalışmanın dördünde
orta derecede ve belirgin yanıt, bir çalışmada ise karışık yanıt
kaydedilmiştir. Trisiklik antidepresanlarla yapılan 4 çalışmanın ikisinde okul öncesi
çocuklarda belirgin yanıt, ikisinde de orta derecede yanıt bildirilmiştir. Okulöncesi çocuklarla
non-trisiklik antidepresanlarla yapılan çalışma yoktur. Antipsikotik ilaçlarla yapılan
çalışmalar sonuç çıkarmak için çok çelişkilidir.
Okulöncesi çocuklarda metilfenidatın etkinliği
ve yan etkileri üzerine çalışma sonuçları karışık ve uygunsuzdur. Cohen ve
arkadaşları (1981) psikostimulan ilaçların okulöncesi çocuklarında etkilerinin okul çocuklarına
oranla daha az belirli faydaları olduğu sonucuna varmışlardır.Aksine, Mayes ve arkadaşları (1994) DEHB olan okulöncesi çocuklarda
metilfenidata gerçekte daha iyi yanıtın olduğunu bulmuştur. Daha da ötesi, yan etki sıklığını
daha yüksek sıklıkta olmadığını buldular. Firestone ve arkadaşlarının
(1998) bulguları, metilfenidatın okulöncesi çocuklarda düşük toksisiteye sahip olduğu,
ancak kısa dönem yan etkilerinin daha sık, fakat çoğunun hafif düzeyde olduğuna işaret
etmektedirler. Bazı yan etkiler davranış iyileşmeleri ile birlikteydi. Schleifer ve arkadaşlarının
( 1975) yaptıkları daha eski bir çalışmada okulöncesi çocukların yan etkiler
nedeniyle tedaviye devam etmeme eğiliminde olduklarını bildirmektedir.
Musten ve arkadaşları (1997) 4-6 yaşında
DEHB olan çocuklar arasında, ya 0.3 ya da 0.5 mg/kg metilfenidat dozlarda günde iki kez dikkat ve
impulsivitenin bilişsel testleri ve anne-baba davranış değerlendirme ölçeklerinde iyileşmeler
buldu. Yan etkiler yüksek dozlarda arttı. Bu yaş grubunda ilginç ve önemli olan, anne babanın
isteklerine uyumda değişiklik yoktu. Buna karşın, Barkley ilk çalışmalarda
(1988), 0.5 mg/kg dozda okulöncesi çocuklarda anne-babanın yönergelerine uyumun anlamlı şekilde
arttığını buldu.
Son yıllarda DEHB dahil davranış
problemlerinin tedavisinde Klonidin’e (bir µ2-noradrenerjik agonist) yeniden bir ilgi oluştu. Stimulanlara
alternatif olarak veya aşırı uyarılmış ve patlayıcı-tip semptomların
olduğu olgularda sıklıkla düşünülmektedir. 3 yaş kadar küçük çocukların
dahil edildiği birkaç çalışmada 0.025-0.16 mg aralıktaki dozlarda uygun pozitif yanıtlar
(bilişsellik üzerine daha az) bildirilmiştir. Sedasyon, potansiyel hipotansiyon (ani kesilmelerde
rebound hipertansiyon)ve küçük boyutlu haplar klonidinin ana
sorunları idi. Benzer etki tipine sahip Guanfasin (Tenex)ile
4 yaşındaki çocuklarda pozitif yanıt gösterildi.
Var olan minimal bilgiler, stimulanların özellikle
metilfenidat ve klonidinin 3 yaş kadar küçük çocuklarda uygun izlem yapıldığı
taktirde faydalı ve güvenli olduğunu düşündürmektedir. 3 yaşından küçük çocuklarda
psikotrop ilaçların güvenirliği için ve okulöncesi DEHB olan çocuklarda buspiron, risperidon
veya SSRI’ların güvenirliği için sonuç çıkaracak kadar yeterli bilgi yoktur.
Okulöncesi çocuklarda stimulanın yararlı olup
olmadığını değerlendirmek için, çift kör, plasebo kontrollü çalışmalar
özellikle yararlı olabilir. Eğer zor vakalarda ilaç başlanacaksa yakım izlem yapılmalıdır.
Tablo-2 DEHB OLAN OKULÖNCESİ ÇOCUKLARDA STİMULANLAR VE KLONİDİN
İlaç
Başlama Dozu
Artırma dozu
Etki Başlaması
Etki Süresi
Metilfenidat
2.5 mg AM
3-5 gün gerekirse 2.5 mg, sonra günde 2 veya 3 kez
15-30 dakika
2-4 saat
Dekstroamfetamin
2.5 mg AM
3-5 gün gerekirse 2.5 mg, sonra günde 2 veya 3 kez
15-30 dakika
3-6 saat
Klonidin
0.025-0.05 mg hs
5-7 gün günde iki kez, 5-7 günde günde 3 kez; günlük
0.025-0.05 mg artırarak, maksimum 0.1 mg/doz*
1-2 hafta
N/A
Hs: yatma zamanı
*
Somnolansı minimize etmek için titrasyon yavaş yapılmalı, her doz artışında
kan basıncı ve kalp atım hızı izlenmeli. Keserken rebound hipertansiyondan kaçınmak
için 1 hafta üzerinde azaltılarak kesilmelidir. Transdermal klonidin yamaları günlük 0.1, 0.2 ve
0.3 mg elverişlidir, etkileri bir hafta sürer.