Hem uyku-uyanıklık
durumlarının biyolojik maturasyonu hem de psikolojik gelişim ile ilişkili olan gelişimsel
faktörlerin etkileşimi nedeniyle, çocuklarda spesifik uyku bozuklukları için artmış
risk vardır. Çalışmalar çocukların %20 ile %30’unun aileleri tarafından önemsenen
uyku problemleri olduğunu ortaya koymaktadır (Lozoff ve ark. 1985). Bu çocukların %27’sinin
uykuya dalma güçlüğü çektiğini ve %25’inden daha fazlasının gece sık
uyanmaktan yakındığı belirtilmektedir (Salzarulo 1983).
ÇOCUK VE ERGENLERDE UYKUNUN FİZYOLOJİSİ
EEG, kas tonusu ve göz hareketi verilerine dayanarak tanımlanan; REM ve NREM dönemleri çocuk ve
ergenlerde, erişkinlere göre farklılıklar gösterir. REM ve NREM uykuları gece boyunca döngüsel
olarak yer alırlar, döngü zamanı bebeklikte 50-60 dakika iken, geç çocukluk ve erişkinlikte
90 dakikaya uzar. Çocuklarda çok büyük oranda derin-yavaş dalga uykusu (dönem 3 ve 4) vardır;
yaş büyüdükçe bu uyku biçimi azalır. Bu uyku dönemlerinde (genellikle uykunun ilk 1-3 saati)
çocukları uyandırmak zordur; eğer uyandırılabilirse genellikle yönelim bozukluğu,
konfüzyon ve bilişsel işlevlerde yavaşlama görülür (Anders ve Eiben 1997).
Anne rahminde durum daha farklıdır. Fetusta gerçek uyanıklığın olmadığı
düşünülür, ancak aktif uyku ile sessiz uyku arasında gidiş gelişler olur. Aktif uyku sırasında
yutma, tekmeleme, solunum gibi hareketler gerçekleşir. 30 ncu gebelik haftasından önce doğan
bebeklerde REM uykusu, toplam uyku zamanının %90’ınını oluştururken, termde doğan
bebeklerde bu oran %50 civarındadır. Yaş arttıkça REM dönem süresinde azalma devam
eder. Termde doğan bebekte 24 saatin %75’i uykuda geçerken, 6 ncı aya geldiğinde bu oran
%50’e düşer. Bir yaşındaki çocuk 2,5 saat gündüz ve 11 saat gece uyur. Gündüz uykusu
iki ayrı bölümde uyunabilir. Üç yaşındaki çocuklar genellikle gece 10,5 saat gece, gündüz
ise tek seferde 1,5 saat uyur. Gündüz uykuları 4 veya 5 yaşından sonra kesilir (Dahl 1993).
Bebeklerde gece kısa süreli uyanmalar genelde gözlenir, ancak bir süre sonra uykuya yeniden dalarlar.
İki aylık bebeklerde bu tarz uyanmalar uykularının %9’unu oluştururken, dokuzuncu
aya ulaştıklarında bu oran %6’ya düşer (Anders 1979).
Ergenlikte uyku düzenlenmesi
ile ilişkili değişiklikler oldukça karmaşıktır. Ergenlik öncesindeki kadar
uyusalar bile, ergenlik döneminde gündüz uyuklamalarında önemli bir artış olur (Carskadon
1990).
Rüyalar, uykuda yalnızca
mental aktivitenin olduğu REM dönemi uykusunda oluşur. REM dönemi uykusunun bebeklerde özel işlev
gördüğüne inanılmaktadır. REM dönem uykusu bebeklerde nöron büyümesinin uyarılmasına
katkıda bulunur. Winson (1990) yaklaşık iki yaşında hipokampusun işlev görmeye
başladığını ve bununla birlikte REM dönem uykusunun daha ileri görevler aldığını
ileri sürmektedir.
DEĞERLENDİRME
Uyku sorunu gösteren çocuklarda
öykü alınırken hem uyku hem uyanıklık davranışları üzerine odaklanılmalı,ayrıca gelişimine uygunluk ve yetiştirilme biçimi
sorgulanmalıdır. Ayrıntılı değerlendirme yapılırken; “Sorun hangi yaşta
başladı?”, “Hangi koşullarda oluşmaktadır?”, “Çocukta bu sorun nasıl
engeller oluşturmaktadır?”, “Sorun ısrarcı mıdır?”, “Hangi etmenler
sorunu ağırlaştırmakta veya azaltmaktadır?”, “Bu sorunlardan en çok etkilenen
aile bireyleri kimlerdir?” ve “Ailenin yetiştirilme tarzından farklı bir sorun mudur?”
gibi sorular sorulmalıdır.
Gündüz kısa uyku,
gündüz uyuklama, yatma zamanı ve gece uyanmaların yaşa göre normlarla karşılaştırılmış
olması gerekir. Yapılandırılmış uyku günlükleri ve uyku alışkanlıkları
anketleri faydalı yardımcılar olarak iş görür. Uyku terörleri gibibozukluklarla uyku bölündüğü zaman, hem olayın gerçek
saatini hem de uyku başlangıcından olay anına kadar olan zamanı belirlemek önemlidir.
Horlama, solunum durması, yürüme, konuşma, yatağı ıslatma, başını
vurma ve sallanma gibi uykuyla ilişkili davranışlar hakkında sorular sorulması
gereklidir. Son olarak, uyku bozukluklarının aile öyküsü ve güncel aile uyku uygulamaları
tanımlarının saptanması gerekir. Ayrıca hastanın anamnezi, kullandığı
ilaçlar (özellikle stimulan ve sedatifler) ve diğer maddelerin kullanımı ve ailesindeki uyku
problemleri de değerlendirmede dikkate alınmalıdır.
Çocukların uykuları
hakkında bilgi edinmek için yaygın olarak kullanılan teknik anne ve babanın gözlemlerine
dayalı bildirimlerdir. Yeni teknolojiler, uyku laboratuvarlarında saptanan klasik gece
polisomnografik (PSG) kayıtları değerlendirmeyi elverişli kılmasına karşın,
kullanılan kayıt metotlarına çocuğun uyum sağlaması zor olabilir ve buna bağlı
olarak “ilk gece etkisi” denen REM dönem aktivitesinde azalmaya yol açabilir. 24 saatlik seyyar izleme
ile birkaç günlük evde kayıt yapılabilir. Aletten bağımsız alternatif ev kayıt
metotları çocuklar için elverişlidir. Bu metotlar, sıklıkla yerleştirilen
elektrotlar ile uyumakta güçlüğü bulunan, özellikle küçük çocuklarla çalışmak için
tasarlanmıştır. Vücut hareketleri ve solunumuizleyebilen
yatak şiltesindeki vücut hareket detektörleri ve portatif, zaman ayarlı kızılötesi yöntemine
dayalı videografi iki noninvazif metottur. Kol ve bacağa bağlanan aktigraflar; hareket detektörü
olup, üç gün boyunca devamlı olarak uyku ve uyanıklık sırasında vücut
hareketlerini kayıt edebilir. REM, NREM uyku dönemleri ve uyanıklıktaki hareketlerin sıklık
ve şiddetlerine göre bilgisayarlı ortamda değerlendirir. Çoklu Uyku Latans Testi (The Multipl
Sleep Latency Test: MSLT) objektif, laboratuvara dayalı bir değerlendirme olup, bireylerdeki gündüz
uyuklamanın (uyku borcu) şiddetinin güvenli bir şekilde yordayabilir. Beşdüzenli programlanmış 20 dakikalık gündüz kısa
uyku latansının PSG kaydına dayanır.
UYKU BOZUKLUKLARININSINIFLANDIRILMASI
Biyolojik olarak yaşamın
ilk yılında, hızlı göz hareketleri (REM) baskındır, REM uykusu kısmi
uyanmalar (arousals) ile ilişkili olması nedeniyle bebekler uykuyu sürdürmekle ilgili dissomniler
göstermeleri sıktır. Okul öncesi ve okul çağı çocuklarında, uykunun derin dönemlerinin
söz konusu olduğu NREM dönem 3 ve 4 uykusu baskındır. NREM parasomnileri, büyük olasılıkla
derin uykudan REM uykusuna geçiş zamanlarında olduğu için, okul öncesi ve ilkokul yıllarında
çok yaygındır ve ergenliğe doğru kaybolmaya eğilimlidir.Ergenlerde, uyku için artan fizyolojik gereksinimi, artmış
akademik, sosyal ve iş istekleri ile çatışma doğurur, hem uyku-uyanıklık
programının düzenliliği bozulur hem de saptanan günlük toplam uyku miktarı azalır
(Carskadon 1990). Bundan dolayı ergenler sirkadian ritm dissomnileri için risktedir.
Uyku problemi olan çocuklar,
klinik olarak üç belirtiden birini ya da daha fazlasını gösterirler: (1) Güçlükle uykuya
dalarlar ya da uyuyamazlar; (2) gündüz uyuklarlar; (3) uyku sırasında alışılmadık
ya da istenmeyen hareketler yaparlar (Dahl 1993). Bu belirtilere göre DSM-IV uyku bozukluklarını dört
ana kategoride sınıflandırır: primer uyku bozuklukları, diğer mental
bozukluklarla bağlı uyku bozukluğu, genel tıbbi duruma bağlı uyku bozukluğu
ve maddeye-bağlı uyku bozukluğudur (APA 1994). Ancak, DSM-IV kriterleri çocuklardan daha çok
yetişkinlerdeki uyku bozuklukları sınıflandırması için daha uygundur.
Dissomniler
Dissomniler yetersiz, aşırı
veya verimsiz uyku ile karakterize uyku bozukluklarıdır. Uluslararası Uyku Bozuklukları Sınıflandırılması:
Tanı ve Kodlama El kitabına göre (American Sleep Disorders Association, ASDA, 1990), intrinsik
dissomniler vücuttaki nedenlerden kaynaklanır, ekstrinsik dissomniler hastalıkları oluşturan
ve devam ettiren dış etmenlerden kaynaklanır. Sirkadian ritm dissomniler 24 saatlik günün
uygunsuz uyku zamanlaması ile karakterizedir (tablo 1).
Tablo I
Dissomniler
İntrinsik Dissomniler
Primer hipersomnialar
Ekstrinsik Dissomniler
Primer İnsomnialar
Sirkadian Dissomniler
Solunumla ilgili uyku bozukluğu
(780.59)
Bebekliğin protodissomnisi
Çocukluk insomniaları(307.42)
Sirkadian ritm uyku bozukluğu
(307.45)
Çocukları etkileyen
iki intrinsik dissomni primer hipersomnia olarak da sınıflandırılmaktadır. Bunlar,
solunumla ilgili uyku bozuklukları veya obstruktif uyku apne sendromu ve narkolepsidir.
Solunumla ilgili uyku bozukluğu: Çocuklar arasında kronik uyku
bölünmelerinin en sık görülen ve genellikle tanımlanmayan nedenlerinden birisi, soluk alma güçlüğüne
bağlı uyku problemidir. Uyku sırasında, istemsiz olarak 10 saniyeyi aşan solunumun
kesintiye uğraması olarak tanımlanır. Hipopnede uyanıklığın %50 aşağısındaki
oksijen desatürasyonu ile azalmış ventilasyonun daha kısa periyotlarıdır. Uyku apne
sendromu tanısı için uykunun her saati için 5 apne veya 10 apne-hipopne kombinasyonları
gereklidir. Ortalama olarak, apneler 30-40 saniye sürer, ancak 10 sn ile 3 dakika arasında değişebilir.
Uyku apnesinin üç tipi
tanımlanmıştır: obstruktif, santral ve miksttir. Santral apne beyinsapınınrespiratuvar nöronlarının işlevsel immaturitesi
sonucudur. Santral uyku apnesi prematür bebek ve yenidoğanlarda geçici olarak yaygın olarak gözlenir.
Sekel nadir olur. Obstruktif uyku apneleri havayolu kollapsı veya glottal hava akışının
obstruksiyonu ile birliktedir. Obstruktif apne, hipofaringal-glottal obstruksiyon yoluyla hava hareketi olmaksızın
güçlü torasik ve diafragmatik respiratuvar çaba ile karakterizedir. Pek çok çocuk, büyük tonsillere ve
adenoidlerine karşın, uyanıkken oldukça düzenli nefes alır; ancak derin uyku sırasında
azalan kas tonusuna bağlı olarak hava yolu daralır, bunun sonucu olarak solunum işi artar
ve geçici bir obstruksiyona yol açar. Yeterli ventilasyon ve oksijenasyonu restore etmek için herbir apne-hipopne
olayına kısmi uyanmalar (mikroarousallar) eşlik eder. Böylesi kısmi uyanmalar bir gece sırasında
200-300 kez olabilir, bu durum uykuda aşırı derecede parçalanma ve yoksunluğa yol açar,
bu nedenle obstruktif uyku apne sendromunda gün içi yorgunluk veya dikkatsizlik yakınmaları olarak
başvurulabilir. Yürüyen bebeklerde gelişme geriliği sendromunu andıran büyüme geriliği
olabilir, bunun olası nedeni parçalı uyku sırasında yetersiz büyüme hormon salınımı
ile ilişkilidir.
Uykuda “durmuş” veya “düzensiz” solunum, horlama ve ağız
solunumu için uyku öyküsü pozitiftir. Uyuyan çocuğa yakın yerleştirilen ses teyp kaydı
tanıyı doğrulamada sıklıkla faydalıdır. Obstruktif uyku apnesi sendromunun
kesin tanısı uyku laboratuvarında PSG ve MSLT değerlendirmesi ile olur. PSG apne
epizodunun tipi ve REM veya NREM ile ilişkisi, oksijen desaturasyonun derecesi, sekonder kardiak
aritmiler ve uyku fregmentasyonu kesin tanımlama sağlar.
Yürüyen bebek ve küçük
çocuklarda obstruktif uyku apnesi sendromunu en sık büyümüş tonsiller ve adenoidler sonucudur ve
daha az sıklıkla aşırı obesiteden kaynaklanır. Ağız, damak ve
orofarenks konjenital malformasyonları da obstruktif uyku apnesi sendromuna yatkın kılar.
Obstruktif uyku apnesi sendromlu çocukların tedavisi çok sıklıkla büyümüş,
obstruksiyona neden olan tonsil ve adenoidlerin çıkarılmasını kapsar. Nadiren obstruktif
doku postoperatif rekurrens ile ikinci bir cerrahi girişim gerektirirken, prosedür genellikle faydalıdır.
Adenoid obstruksiyonu olmaksızın ciddi ve refrakter vakalarda diğer cerrahi
uvulopalatofaringoplasti, mandibular ve maksiller advancement ve trakeostomidir.
Narkolepsi: Narkolepsi REM uykusunun tek dissomnisidir. Epidemiyolojik çalışmalar
yaygınlığını %0.04-0.07 olarak bildirmektedir. Mitler ve arkadaşları (1987)
narkolepsinin başlangıç belirtilerinin; gündüz uyuklama ve başa çıkılamayan uyku
atakları olduğuna işaret etmektedir, genellikle geç ergenlik ve yirmili yaşlarda gözlenir.
Buna karşı Dahl ve arkadaşları (1994) narkolepsinin önceden düşünüldüğünün
aksine, çocuklarda daha yaygın olabileceğini ileri sürmektedir. Narkolepsinin klinik belirtileri
erişkinlerle benzerlik gösterir.
Kesin tanısı için
uyanıklıktan REM uykusuna geçişin araştırıldığı PSG yapılmasını
gerektirir. Tedavisi semptomatik olup, özgün semptomların şiddetine göre bireyselleştirilir.
Hastaların belirli yatış ve kalkış zamanları izlenmelidir. Günde iki-üç kez
20-30 dakikalık düzenli programlanmış kısa bir uyku yoğun atakları olanlara önerilmelidir.
Okul ve iş programları hastanın yüksek uyku gereksinimi olduğu düşünülerek
uyarlanmalıdır. Psikososyal destek ve danışma şarttır,kendine-yardım grupları önerilir. Hastanın, ailesinin
ve okulunun bilgilendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekir. Aşırı gündüz
uyuklamasının tedavisi için en sık olarak stimulan ilaçlar kullanılır, en sık
kullanılan ilaç metilfenidattır. Verilecek 5-10 mg’lık metilfenidat genellikle istenen
etkiyi yapar (okula gitmeden hemen önce ve öğlen yemeklerinden sonra). Katapleksinin tedavisi için
trisiklik antidepresan ilaçlar kullanılır. Klomipramin 10-20 mg/gün bölünmüş dozlarda,
katapleksiyi başarılı şeklide tedavi eder.
Protodissomni:
Pediatrik yaş grubunda, ekstrinsik dissomniler veya
DSM-IV’deki primer insomnialar güçlükle uykuya dalma ve devam ettirmenin en yaygın bozukluklarıdır
ve okul öncesi yaşlarda çok yaygındır. Buna karşın primer insomnianın tanı
kriterleri nadiren bu yaş grubunu karşılar. Bu nedenle, bu tip uyku yakınmaları
“protodissomni” olarak sınıflandırmak daha iyi olabilir. Protodissomniler tekrarlayıcı
gece uyanmaları ve uykuya dalmada güçlükle karakterizedir. Gelişimsel olarak gece uyanma
problemleri uykuya dalma problemlerinden önde gelir (Anders ve ark. 1992).
Protodissomnilerin çocukluğun
ileri dönemlerinde gerçek dissomnilere ilerleyip ilerlemediği bilinmiyor. Çocuklardaki çoğu uyku
bozuklukları çalışmaları gece uyanma üzerine odaklanmıştır.Zuckerman ve arkadaşları (1987) uyku problemi olan sekiz aylık
bebekleri izlemeye almışlar ve üç yaşında iken %41’inde sorunların hala devam
ettiğini bulmuşlardır. Tersten söylenirse, üç yaşında iken uyku problemi olanların
yalnızca %26’sı, sekiz aylıkken bu belirtileri göstermemiştir. Kateria ve arkadaşları
(1987) üç yaşında uyku problemleri olanların %84’ünün üç yıl sonra hala
problemlerinin devam ettiğini bulmuşlardır. Yapılan bir geriye dönük çalışmada,
ise, Richman ve arkadaşları (1982) üç yaşında gece uyanma problemleri olanların
hemen hemen yarısının doğumdan beri bu sorunun olduğunu, sekiz yaşında uyku
problemleri olan çocukların %40’ı en azından üç yaşında beri uyku problemleri
olmaktadır.
Aileleri en sık kaygılandıran
ve en sık başvuru nedeni gece uyanmalarıdır. İkinci sıklıktaki neden ise çocuğun
yatağa konulduktan sonra istenen sürede uyumamasıdır. Anne babalar tarafından gece
uyanmaları konusunda gece uyanmalarının problem olarak kabul edilip edilmemesi, neyi normal
olarak kabul ettiğine bağlıdır. Bazıları bebeklerin üç-dört aydan küçükken
gece kesintisiz olarak uyumasını beklerler. Dört aydan sonra bu beklentileri anlamlı değişiklik
gösterir. Scott ve Richards (1990) bu konuya yönelik yaptıkları araştırmada bebeklerin
yaklaşık dörtte biri bir yaşında iken haftada beş geceden daha fazlasında uyanık
olduklarını saptamışlardır. Annelerin %10’u bunu problem olarak kabul etmiyordu.
Ancak, bu bebeklerin %37’sinde sorun denecek kadar uyanma sorunu yoktu.
Psikolojik olarak, her
gece uykuya dalmak ve gecenin ortasında uyanma, tekrarlayan “ayrılık-tekrar bir araya
gelme” yaşantısını temsil eder. Böyle yaşantılarla artan anksiyete ve ilişkili
olarak uykunun bozulması çocuğun gelişim evrelerine göre değişir, çocuk tarafından
yaşanan diğer stres ve travmanın etkisini yaptığı gibidir.Bebek dissomni (protodissomni) leri küçük yaşlardaki güvensiz
bağlanmayı yansıtabilir.
Oyun çocukları ve
okul öncesi yaş grubu çocuklarında uykuya dalma güçlüğü ve gece uyanmalarının
en sık nedeni uykuya başlama çağrışımları ile ilgili olanlardır (Dahl
1993). Anne babanın yardımı olmaksızın yerleşme, kendini rahatlatma ve uykuya
dalma, çocuklarda öğrenilen davranışlardır. Eğer bir çocuk uykuya dalmak için
annesinin yardımına (sallanma, beslenme, kucağa alma) ya da özel etkinliğe (oyuncak, müzik)
alışmışsa, gece uykusu içindeki uyku basamakları arasındaki fizyolojik
uyanmalarında da bu çevre şartlarını isteyecektir. Uykuya dalma güçlüğü olan çocuklarda
bu fizyolojik uyanışlarda anne baba müdahalesi ya da alışılmış özel
davranışların yapılması gerekir. Bu problemin en iyi tedavi yöntemi davranış
tedavileridir, bu teknikler uyaran kontrolü ve dereceli söndürmeyi içerir (Durandve Mindell 1990).
Okul çağı çocuklarında
uykuya dalma güçlüğü ve uyuyamama problemleri daha çok anksiyeteye, üzüntüye, stres ve korkulara
bağlıdır. Bu problemler gece birşeyden korkmaya, bir kabusa ya da gündüz olan travmatik
bir olaya veya başka bir spesifik olaya tepki olarak ortaya çıkabilir. Tedavini ilk basamağı
korku ve kaygının kökenin tanımlanması ve buna yönelik girişimlerdir. Birçok faktör
protodissomni ile ilişkili bulunmuştur; bebeğin mizacı, beslenme, fiziksel rahat oluş,
süt alerjisi, evlilik çatışmaları ve ebeveyn psikopatolojisidir (Wright ve ark. 1983,
Guedeney ve ark. 1987, Zuckerman ve ark. 1987). Memeyle beslenenlerde, suni beslenenlere oranla uyanma daha sıklıkla
olmakta, ayrıca ilk iki yaşta günlük uyku döngüsünde toplam uyku süreleri daha azdır (Keane
ve ark 1988). Dört aydan sonra diğer gıdalara geçişle uyku sorunu oluyorsa, yenen gıdaya
özen gösterilmelidir (Tuchman 1988). Uyku alışkanlıklarının oluşmasını
sağlayan anne babanın ailesel ve kültürel (yetiştirme) değerleri tanımak da önemlidir
(Lee 1992). Yatma zamanı anne baba-bebek etkileşimiprotodissomnileri
yordayabilir.Gecenin başlangıcında karyolası
dışında uykuya dalan bebekler bir uyanma sonrası gecenin ortasında alışılmış
tekrar uyanmaları daha sık olmaktadır. Tersi olarak, uyku başlangıcında kendi
karyolasında uyutulan bebekler gecenin ortasında uyandıklarında uykuya dönüşleri
daha çok olası olmaktadır (Adair ve ark. 1991, Anders ve ark. 1992). Dört ay sonrasında
anneler, yatmadan önce verilen gıda miktarını artırarak veya yatma zamanı katı
gıdalar vererek bebeği tok tutarak gece kesiksiz uyumalarını sağlarlar.
Protodissomnilerin
tedavisi büyük değişiklik gösterir. Akut uyku bozukluklarının kısa süreli
terapisinde, özellikle intercurrent bir hastalık eşlik ediyorsa hipnotikler kullanılabilir.
Barbutiratlar kontrendike olmasına karşın, sedatif antihistaminikler tercih edilir. Persisten
dissomnialar için davranışsal girişimler genellikle gecenin ortasında uyanma zamanlarında
bebeğin ağlamasına yanıt olarak anne babanın yanında varolması tarzındaki
pozitif pekiştirmeyi azaltmaya odaklanılır (söndürme). Ferber (1985) çocuğun ağlamasına
yanıt olarak yanında olma davranışının süresinin gittikçe uzatılması
önermektedir (duyarsızlaştırma). Diğer davranışsal yaklaşım (yeniden
yapılandırma) beklenen zamandan önce girişimsel uyandırma, spontan uyanma programıdır
(Rickertve Johnson 1988). Etkileşim kılavuzu, ilişki
problemi olarak uyku problemi üzerine yaklaşır (Sadeh ve Anders 1993). Bu girişimde gece
uykuya yanıttan çok uyku öncesi etkileşimlerin değiştirilmesi amaçlanır. Okuma,
şarkı söyleme, sakin oyun oynama gibi bireyselleştirilmiş yatak ritüelleri önerilir.
Anne-baba çocuğun uyandığında yatakta kalmasını yüreklendirir ve uyuyana kadar
yakınında bulunur. Burada ebeveyn yatağın yanında oturabilir, okunabilir veya yanında
yatağa uzanabilir. Yatma zamanında “ayrılık” sorunu çözülebilirse, gecenin ortasındaki
uyanma sorunu büyük olasılıkla kaybolur.
Uyku problemleri yönünden
sosyal sınıf farklılıkları olmamasına karşın, maddi güçlükler,
hastalık ve konut sıkıntısı gibi sosyal stresi olan ailelerin çocukları daha kötü
uyku paterni olmaktadır (Lozoff ve ark 1985). Annenin depresyonunun çocuğun uyku güçlükleriyle
birlikte olduğuna dair çok kanıtlar vardır. Örneğin, Richman (1981) sık ve sürekli
gece uyanması olan bir ve iki yaşındaki çocukların annelerinde daha yüksek psikiyatrik
semptom sıklığı olduğunu buldu. Aynı araştırıcı (1985) uyku
sorunu olan ve olmayan yürüyen bebekleri karşılaştırdığında uyku sorunu
olan yürüyen bebeklerin annelerinde maternal depresyon sıklığı daha sık buldu.
Batı toplumlarında
uygunsuz sonuçları konusunda uyarılmasına karşın, bebek ve çocukların anne
babalarının yataklarını paylaşması oldukça yaygındır. Bir ve iki yaş
bebek örnekleminde, İngiltere’de yapılan epidemiyolojik çalışmada anne babaları
ile birlikte yatan bebeklerde gece uyanma oranı %35 iken, paylaşmayanlarda %7 bulunmuştur (Richman
1981). Eğer çocuklar hasta veya korkuyorlarsa yataklarını paylaşma olasılıkları
artmaktadır. Ancak birlikte yatmanın kültürel yanları vardır. Zenci ve Meksikalı
Amerikalılarda anne baba ile yatma oranları beyazlara oranla daha sıktır Kuveyt ve
Kenya’da bebekler annesinin yanında yatar, amaç uyandığında meme emmesidir (Lozoff ve
ark. 1984).
Sirkadian Ritm Uyku Bozukluğu: Uzamış uyku yoksunluğu
dönemleri veya persisten uyku hijyeni düzensizlikleri kaçınılmaz olarak gecikmiş uyku faz
sendromuna yol açar. Ergenler gittikçe daha geç saatlere kadar kalırlar ve sıklıkla hafta içi
hergün yalnızca 6-7 saat uyumaya başlarlar. Tipik olarak kayıp uykunun telafisi içinhafta sonunda uyku borçlarını ödemeye çalışırlar.
Buna karşın kısa uykuyu takiben düzensiz uzun uyku periyotları zamanla biyolojik saati
bozar. Bu programdaki düzensizliklere yalnızca kısa süre ve aralıklarda tahammül
edilebilinir.
Gecikmiş uyku faz
sendromu yaşayan bir ergen tipik olarak alışmış olduğu yatma zamanlarda uykuya
geçmede sorun yaşar ve sabah sorumlu olduğu saatte kalkma sorunu yaşar. Aileler geç yatma ve
sabah uyandırma çabaları, gündüz uyuklama, sık şekerleme yapma nedeniyle rahatsız
olur. Bazal uyku seyri, ergenlerde, yatmanın ardından 60-90 dakikalık insomnia periyotları
olarak kendini gösterir ve genellikle gece yarısından sonra olur. Saat 2:00 (gece) sonra uyku başlangıcı
nadirdir. Uyur uyumaz uykuyu sürdürme biraz güçtür ve sabah uygun saatte uyanma zor olur. Toplam uyku süresi
hafta içi günlerde çok azalmış ve hafta sonlarında uzamıştır, öğlene doğru
uyanmalar olur. Sirkadian ritm bozulunca gecikmiş uyku faz sendromu sıklıkla tatillerde de
devam eder, ancak önemsenmez. Zorlu yatma zamanlarının olduğu, yaz kampları gibi, gecikmiş
uyku faz sendromu olan ergenler gece yarısından sonrasına kadar uyuyamazlar.
Gecikmiş uyku faz
sendromu aylar hatta yıllarca sürebilir, sıklıkla tedaviye dirençlidir. Uykuya başlamaya
yardımcı olmada trankilizan ve hipnotikler faydalı değildir. Ergenin bütün
etkinliklerinin ayrıntılı değerlendirilmesi gerekir. MSLT uyku borcunun miktarını
nicelendirmektefaydalıdır. Tedavi için istekli genç
ve aile desteğim gerekir. Tedavide hem uyku borcunun ödenmesine hem de daha normal bir yatma zamanı,
uyku başlangıç zamanı ve kalkış saatinin restore edilmesi üzerine odaklanılır.
Tedavide ilk seçenek destekleyici yöndedir.
Destekleyici davranışsal yaklaşım problemi çözümlemez
ise, kronoterapi veya biyolojik saatin yeniden ayarlanması (reset) endikedir. Çok sıklıkla,
hergün bir iki saate kadar uyku ve kalkış saatlerini geciktirme rejimi (faz gecikme tedavisi) ile
uyku başlangıç zamanını daha uygun zaman kaydırma amaçlanır. Biyolojik saatin
ilerletilmesi (faz ilerleme tedavisi) bazı ergenlerde faydalı olduğu bildirilmiştir. Bu işlemin
yavaş yapılması gerekir, her birkaç günde bir 15 dakika daha erken yatma gerekir. Haftada
15-30 dakikalık iyileşme olasıdır. Faz gecikme kronoterapisi ergen okuldayken yapılmamalıdır.
İki-üç haftalık dönemleri yapılması için tercih edilmelidir.
Parasomniler
Dissomniler uyku sürecindeki
bozukluğu temsil ederken, parasomniler uyku sırasında görülenbir grup alışılmadık ve istenmeyen davranışların olduğu uyku
bozukluklarıdır. Bu davranışlar SSS kısa uyanmalarının görüntüsüdür,
özellikle motor ve otonom aktivasyonun. Parasomniler erkeklerde kızlara oranla daha sıktır ve
parasomnin bir tipini gösteren bireyler olası diğerlerinin semptomlarını da gösterirler.
Örneğin, uyku terörü olan çocuklar uyurgezerlik de gösterir. Parasomnialarda pozitif aile öyküsü
yaygındır. ASDA nozolojisi (ASDA 1990) parasomniaları alt gruplara ayırır: kısmı
uyanma bozuklukları (arousal disorders), uyku-uyanıklık programları bozuklukları, REM
parasomnileri ve tablo II’de gözlenen çeşitli parasomnilerdir.
Kısmi uyanma bozuklukları (Arousal disorders): uykuda korku
bozukluğu (uyku terörü), uyurgezerlik bozukluğu ve konfüzyonlu kısmı uyanmalar küme
halinde bir aradadırlar, çünkü epizotlar yaygın olarak birçok özelliği paylaşırlar:
otomatik davranış, dış uyarana rölatif tepkisizlik, uyandırılmada güçlük,
parçalı veya hiç yok rüya hatırlamaları, mental konfüzyon ve uyandırıldığında
yönelim bozukluğu, sonraki epizot için retrograd amnezi. Kısmi uyanma bozukluklarında
belirtilerin gelişimselsırası vardır. Uyku
terörleri ilk olarak 18 aylıktan sonra gözlenir, uykuda yürüme okul öncesi ve okul çağı
çocuklarda gözlenir, konfüzyonlu kısa uyanmalar herhangi bir yaşta görülebilir. Ergenliğe
doğru kısa uyanma bozuklukları sıklık olarak önemli derecede azalır veya
kaybolur. Uyurgezerlik ve uykuda korku bozukluğu çocuklarda erişkinlere oranla daha sıktır
(Kales ve ark. 1987). Ciddi vakalarda ve ergenlerde oluşan kısmi uyanma bozukluklarda uykuyla ilişkili
konvulziyonları dışlamak için ayrıntılı nörolojik muayene önemlidir. Tanı
ve tedavi yaklaşımları yetişkinlerle aynıdır.
Tablo II
Parasomniler
Kısmi uyanma Bozukluklar
Uyku-Uyanıklık
Geçiş Bozuklukları
REM parasomniaları
Çeşitli Parasomnialar
Uykuda korku bozukluğu
Kafa vurma
Kabus bozukluğu
Bruksizm
Uyurgezerlik
bozukluğu
Uyku sıçramaları
REM davranış bozukluğu
Uyku enürezisi
Konfüzyonlu kısa uyanmalar (arousaller)
Vücut sallanmaları
Uykuda konuşma
Gece bacak krampları
Uyku-Uyanıklık Geçiş Bozuklukları: Uyku-uyanıklık
geçiş bozuklukları; uyanıklıktan uykuya veya tersi olarak geçişlerde oluşur.
Çok küçük çocuklarda patofizyoloji veya psikopatolojinin belirtecinden ziyade, çok sıklıkla
normal davranışın değişik bir biçimi olarak ortaya çıkar. Bu kategoride
bulunan bozukluklar: uyguda konuşma, gece bacak krampları ve ritmik hareket bozukluklarıdır
(kafa vurma, uyku sıçramaları, ve vücut sallanması). Ritmik hareketler tipik olarak uykunun
başlangıcında olur.
Ritmik hareketlerin sıklığı ve süresiolarak;
her saniyede 0.5-2 siklus, 15 dakikadan uzun sürmez. Klackenberg (1982) dokuz aylık bebeklerin
%58’inin, kafa çevirme, kafa vurma veya sallanma tarzında hareketlerin en az birini gösterdiğini
bildirmektedir. Bu aktivitelerin sıklığı 18 aylığa kadar %33’e, iki yaşına
kadar %22’e iner. Yoğun sallanma ve kafa vurma yoğun olup rahatsızlık verdiği
zaman, anne babaya problem bir davranış olarak görülebilir. Aileye rehberlik ve çocuğun
zarar verici davranışlarına yönelik önlem almak gerekir.
REM Parasomniaları:
REM parasomnialarının en sık olanı
gece kabuslarıdır. Gece kabusları; anksiyete yüklü rüya ile birlikte REM uykusundan korkulu
uyanmalardır. Çeşitli stresler örneğin travmatik olaylar gece kabusunun sıklığını
ve şiddetini artırır. Belirli ilaçlar; beta blokerler veya REM uykusunu baskılayan ilaçların
çekilmesi gece kabusunu indükler veya sıklığını artırır.
Gece kabusları
genellikle üç ile altı yaş arasında başlar, bu yaş grubu çocukların
%10-50’sini etkiler. Gece kabusları, uyku teröründen kolayca ayırt edilebilir. Uyku terörleri
uyku başlangıcının ilk üç saatinde olur ve uyku terörünün yaklaşık yarısında
çocuk sesli uyku halindedir. Sabah olayları hatırlamaz. Gece kabusları genellikle sabah iyi
hatırlanır. Gece kabusları, gece daha geç saatlerde olur, genellikle REM uykusunun baskın
olduğu, uykunun son 1/3 periyodunda oluşur. Karakteristik olarak, çocuk kabusunu anlatırken
tamamen uyanık ve yönelimi tamdır. Gece kabuslarının tedavisi oluşu sırasında
kişiyi rahatlatmak ve gün içi stres kaynaklarını azaltmaktır.
REM uyku davranış
bozukluğu son zamanlarda tanımlanmıştır (Schenck ve ark. 1996). REM uykusu sırasında
geçici olarak kas tonusunun dönüşü ve buna bağlı davranışlar gözlenir. Rüya ile
birlikte incelikli davranışlar izlenir. Gördüğü rüya ile uyumlu olarak yumruklama,
tekmeleme, sıçrama vs. REM uyku davranış bozukluğu çocuklukta nadirdir. Çocuklukta
bildirilen birkaç olguda, nörolojik lezyon tanımlanmıştır. Beyin görüntüleme ve
uykunun laboratuvarda değerlendirilmesi şarttır.
Çeşitli parasomnialar:bu
kategoride hiçbir şekilde sınıflandırılmamış, ancak uyku ile ilişkili
bozukluklar yer alır. Bunlardan en sık gözlenen ikisi uyku burksizmi ve uyku enürezisidir. Uyku
burksizmi; dişleri sıkma ve öğütmeye yol açan stereotipik ağız hareketleridir. Bu
bozukluğun etyolojisi iyi belirlenememiştir, buna karşın, stres ve duygusal gerginlikle
yakın ilişkisi vardır.Sıklıkla diş
hekimleri tarafından tanınır. Uykuda gürültülü ve hoş olmayan sesler aile üyelerine
problem sinyali verebilir. Burksizm tipik olarak 10-20 yaş arasında gözlenir. Ancak diş çıkaran
normal bebeklerin %50’sinde yaklaşık 10 ay civarında başlar. Uyku enürezisi beş yaş
sonrasında tanı konur. Enürezis dışaatım bozuklukları yanında parasomniler
altında da sınıflandırılmaktadır.
Tıbbi ve Psikiyatrik Durumlarla Birlikte Uyku Bozuklukları
Yukarıda anlatılan
primer uyku bozukluklarının tıbbi ve psikiyatrik durumun eşlik ettiği uyku
bozukluklarından ayırt edilmesi gerekir (tablo III). Çoğu çocukluk davranış bozukluğu,
nörolojik hastalık, gelişimsel gerilik sendromları ve tıbbi hastalık ile birlikte
Bozulmuş uyku gözlenir. Bir yandan çocuğun
davranış bozukluğunu değerlendirme ve tedavisi gerekirken, diğer yandan birlikte
bulunan (sekonder) uyku bozukluğunun primerden ayırımı ve tedavisi gerekebilir.
TABLO III
Ruhsal Bozukluk veya Tıbbi Durumla Birlikte Uyku Bozuklukları
Ruhsal Bozukluklarla
Birlikte
Nörolojik Bozukluklarla Birlikte
Diğer Tıbbi Hastalıklarla Birlikte
Psikozlar
Duygudurum bozuklukları
Anksiyet/panik bozuklukları
Madde kötüye kullanımı
Uyku-ilişkili epilepsi
Uyku-ilişkili baş ağrısı
Dejeneratif hastalıklar
Gelişimsel bozukluklar
Uyku-ilişkili astma
Gastroözafagial reflü
Psikiyatrik Bozukluklar: küçük çocuklarda ayrılık
kaygısı, stres ve travmalar sonucugece uyanmaları,
gece kabusları veya yatmaya gitmekte direnç gibi belirtiler olabilir (Ferber 1995). Son zamanlarda özellikle
travma sonrası stres bozukluğu ile uyku bozuklukları hakkında yayın yapılmaktadır.Tourette sendromunda dissomniden daha çok parasomnialar gözlenir. Çalışmalar
derin uyku döneminde görülen kısmi uyanmaların tik bozukluğu ve Tourette sendromu olan
hastalarda artış gösterdiğini ortaya koymuştur (Glaze ve ark. 1983). Klasik nöroloji, tüm
hareket bozukluklarının uyku sırasında kaybolduğunu belirtir; ama çalışmalar,
genç Tourettehastalarında, tiklerin tüm uyku basamaklarında
gece boyunca devam ettiğini göstermektedir. DEHB ve davranım bozukluğunda uykuya başlama
ve uykuyu sürdürmede güçlükler yakınma konusudur.
Daha büyük çocuk ve ergenlerde major depresif bozukluk veya yaygın anksiyete bozukluğunda
uykuya dalmada güçlük ve gece uyanmalar önemli derecede uyku borcuna ve gündüz uykululuğuna neden
olabilir (Dahl 1995). Erişkinlerdeki depresif bozukluk uyku bozulma özellikleri, daha az belirgin olsa
bile, çocuklarda gözlenir. Prepubertal depresyonlu çocuklarda büyük olasılıkla insomnia (%75)
hipersomnia’ya (% 25) daha sık yaşanır, puberteden sonra hipersomnia ağır basar (Dahl
1995).
Tıbbi ve nörolojik Hastalıklar: baş ağrısı,
konvulziyonlar, serebral dejeneratif hastalıklar ve mental retardasyon sendromları gibi nörolojik
hastalıklar bozulmuş uyku gidişi ile birliktedir. Uyku sorununun boyutu ve şiddeti beyinin
hangi bölgesinin işlevlerinin nörolojik bozukluk tarafından etkilenmesine bağlıdır.
Jan ve arkadaşlarının (1994) bildirdiği gibi, körlük olsun veya olmasın, çoklu
engelin (sakatlık) olduğu çocuklarda ciddi kronik uyku bozuklukları sıktır. Körler
24 saatlik gece-gündüz döngüsüne uyum sağlayacak iç saatlerini yeniden ayarlamak için ipucu
bulamadıklarından siklik (döngüsel) bozukluklar yaşarlar. Mental retarde bireyler de uyku
organizasyonu için gerekli sosyal ve görsel ipuçlarını yorumlamada sorunları nedeniyle
Sirkadian ritm oluşturmada yetersizlik gösterirler (Brown ve ark. 1995). Down sendromu ve Prader-Willi
sendromunda eşlik eden fiziksel anormallikler, üst solunum yolu okluzyonuna yol açarak sıklıkla
OSAS’a yol açar (Brown ve ark. 1995).
Küme (Cluster) başağrıları gece gündüze oranla 2,5 kat daha sıktır.Uykuyla ilişkili başağrısı uyku sorunu yaşamış
veya parçalı uykusu olanlarda uyandığında olur. Epileptik bozukluklar nadiren uyku
bozukluklarını indükler, buna karşın postiktal durumlar uyku ile karışabilir,
epileptik epizotlar uykudan uyanmaya yol açarak uyku etkinliğini bozabilir. REM uykusunda armış
SSS metabolizması ile birlikte, uykuyla ilişkili nöbetler denen daha çok REM uykusunda oluşan
nöbetler oluşturabilir. Dejeneratif beyin hastalığına bağlı parçalı uyku,
sık uyanma, uykuyu devam ettirmekte güçlük, uykuya başlamada güçlük ve sabah erken uyanma
nedeniyle aşırı gündüz uyuklaması olabilir.
Kleine-Levin sendromu; aşırı somnolans, aşırı yeme ve cinsel
dizinhibisyon dönemlerinin gözlendiği semptom kümesini yansıtır. İlk ergenlik döneminde
gözlenir. Aşırı somnolans (uykululuk) aniden veya tedrici olarak oluşabilir. Bazı
araştırıcılar intermittent hipotalamik işlev bozukluğuna işaret
etmektedirler. Erkek/kız oranı 3:1’ dir. Hipersomnolans atakları 12 saatten 3-4 güne kadar sürebilir.
Bu epizotlar birkaç haftada veya birkaç ayda bir tekrarlayabilir. Yaşla birlikte atakların sıklığı
azalır. Tedavide hipersomnia ile mücadelede psikostimulanlar kullanılır. Tekrarlayan affektif
bozukluğun birçok özelliğini paylaştığı için koruyucu Lityum karbonat
verilimi olmuştur (Brown ve Billiard 1995).
KAYNAKLAR
1.Adair
R, Bauchner H, Philipp B, Levenson S, Zuckerman B. Night waking during infancy: role of parental presence at
bedtime. Pediatrics 1991; 84:500-4.
2.American
Sleep Disorders Association. The International Classification of Sleep Disorders: Diagnostic and Coding Manual.
2nd ed. Lawrence, KS: Allen Press, 1990.
3.Anders
TF. Night-waking in infants during the first year of life. Pediatrics 1979; 63:860-4.
4.Anders
TF, Halpern L, Hua J. Sleeping through the night: a developmental perspective. Pediatrics 1992; 90:554-60.
5.Anders
TF, Eiben LA. Pediatric sleep disorders: a review of the past 10 years. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry
1997; 36:9-20
6.Brown
L, Billiard M. Narcolepsy, Kleine-Levin syndrome and other causes of sleepiness . In: Ferber R, Kryger M,
editors. Principles and Practice of Sleep Medicine in the Child, Philadelphia: Saunders, 1995:125-34.
7.Brown
L, Maistros P, Guillemeniault C. Sleep in children with neurologic problems. In: Ferber R, Kryger M, editors.
Principles and Practice of Sleep Medicine in the Child, Philadelphia: Saunders, 1995: 135-46.
8.Carskadon
MA. Patterns of sleep and sleepiness in adolescents. Pediatrician 1990; 17:5-12.
9.Dahl
R. Uyku bozukluklarının farmakolojik tedavisi. Pediatrik Psikofarmakoloji içinde, Shaffer D, editor.
İstanbul: Bilimsel ve Teknik Yayınları Çeviri Vakfı, 1993: 208-29.
10.Dahl R, Holttum J, Trubnick L. A
clinical picture of child and adolescent narcolepsy. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 1994; 33:834-41.
11.Dahl R. Sleep in behavioral and
emotional disorders. In: Ferber R, Kryger M, editors. Principles and Practice of Sleep Medicine in the Child,
Philadelphia: Saunders,1995: 147-53.
12.Durand VM, Mindell JA.
Behavioral treatment of multiple childhood sleep disorders. Effects on child and family.Behav Modif 1990; 14:37-49.
13.Ferber R, editor. Solve your
Child’s Sleep Problems. Newyork: Simon and Schuster, 1985.
14.Ferber T. Introduction:
pediatric sleep disorders medicine. In: Ferber R, Kryger M, editors. Principles and Practice of Sleep Medicine
in the Child, Philadelphia: Saunders, 1995:1-5.
15.Glaze DG, Frost JD, Jankovic J.
Sleep in Gilles de la Tourette’s syndrome: disorder of arousal. Neurology 1983; 33:586-92.
16.Guedeney A, Kreisler L. Sleep
disorders in the first 18 months of life: hypothesis on the role of mother-child emotional exchanges. Infant
Ment Health J 1987; 8:307-318.
17.Jan J, Espeze L, Appleton R. The
treatment of sleep disorders with melatonin. Dev Med Child Neurol 1994; 36:97-107.
18.Kales A, Soldatos CR, Kales JD.
Sleep disorders: insomnia, sleep walking, night terrors, nightmares, and enuresis. Annals of Internal Medicine
1987; 106:582-92.
19.Kateria S, Swanson M, Trevarthin
C. Persistence of sleep disturbances in preschool children. J Pediatr 1987; 110:642-6.
20.Keane V, Charney E, Stratus J,
Roberts K. Do solids help baby sleep through the night? American Journal of Diseases of Children. 1988; 142:
404-5.
21.Klackenberg G. Sleep behavior
studied longitudinally: data from 4-16 years in duration, night awakening, and bedtime. Acta Pediatr Scand
1982; 71:501-6.
22.Lee K. Pattern of night waking
and crying of Korean infants from 3 months to 2 years old and its relation with various factors. J Dev Behav
Pediatr 1992; 13:326-30.
23.Lozoff B, Wolf AW, Davis NS.
Sleep problems in pediatric practice. Pediatrics 1985; 75: 477-83.
24.Mitler M, Nelson S, Hajdukovic
R. Narcolepsy: diagnosis, treatment, and management. Sleep disord 1987; 10:593.
25.Richman N. A community survey of
characteristicsof one to two year olds with sleep distruptions.
Journal ofthe American Academy of Child Psychiatry 1981;
20:281-91.
26.Richman N, Stevenson J, Graham
P, editors. Preschool to School: A Behavioral Study. London: Academics Press, 1982.
27.Richman N. A double-blind drug
trial of treatment in young children with waking problems. Journal of Child Psychology and Psychiatry 1985;
26:591-8.
28.RickertV, Johnson C. Reducing nocturnal awakening and crying episodes in
infants and young children: a comparison between scheduled awakening and systematic ignoring. Pediatrics 1988;
81:203-12.
29.Sadeh A, Anders T. Infant sleep
problems: origins, assessment, intervention. Infant Ment Health J 1993; 14:17-34.
30.Salzarulo P, Chevalier A. Sleep
problems in children and their relationship with early disturbance of thr waking-sleeping rhythms. Sleep 1983;
6:47-51.
31.Schenck C, Bundlie S, Ettinger
M, Mahowald M. Chronic behavioral disorders of human REM sleep: a new category of parasomnia. Sleep 1986;
9.293-308.
32.Scott G, Richards MPM. Night
waking in infants: effects of providing advice and support for parents. Journal of Child Psychology and
Psychiatry 1990; 31:551-67.
33.Tuchman DN. Dysfunctional
swallowing in the pediatric patient: clinical considerations. Dysphagia 1988; 2:203-8.
34.Winson J. The meaning of the
dreams. Scientific American 1990; 263:42-8.
35.Wright P, Macleod J, Cooper M.
Waking at night: the effect of early feeding. Child Care Health Dev 1983, 9:309-19.
36.Zuckerman B, Stevenson J, Baily
V. Sleep problems in early childhood: predictive factors and behavioral correlates. Pediatrics 1987;
80:664-71.