Dikkatsizlik
sorunu olan çocukların bir kısmında altta yatan bir uyanıklığı (vigilans)
devam ettirme problemi mevcuttur. Bu uyanıklık (vigilans) bozukluğu Weinberg Sendromu olarak
adlandırılır ve motor huzursuzluk (kıpırdanma, esneme ve gerinme, konuşkanlık)
ile kendini gösteren uyanıklık ve tetikte olma durumunu sürdürmede zorluk ve yorgunluk yakınmaları
ile karakterizedir. Okuma gibi konsantrasyon gerektiren (sürekli mental aktivite) faaliyetlerde Weinberg
Sendromlu çocuklarda hayal kurma, ilgi kaybı, sıkılma yakınmaları, ve giderek artan
yorgunluk ortaya çıkmaktadır. Sık olmadığı zamanlarda kısa süreli gündüz
uykuları genellikle dinlendirici olmamaktadır. Kişilik yapıları aile fertleri ve
arkadaşları tarafından nazik, sevgi dolu, şefkatli, veya melek gibi insan (angelic) şeklinde
farklı olaraktanımlanmaktadır. Weinberg Sendromu
otozomal dominant kalıtım gösterdiği öne sürülen ailesel örüntüye sahiptir. Ek olarak bu
sendromu tam olarak anlayabilmek için nörofizyolojik, farmakoterapötik, epidemiyalojik, ve genetik çalışmalar
gerekli olacaktır.
Halen St. Louis Çocuk Hastanesinde görev yapmakta olan Warren Weinberg 1973
yılında The Journal Of Pediatrics dergisinde yayınlanan ve okul zorlukları yaşayan
çocuklarda depresif hastalıkların sık olarak ortaya çıktığını ve tanının
yapılandırılmış bir araştırma süresi içinde uygulanacak özgün
kriterlerle konabileceğini gösterdiği bir yazısıyla pediatrik, psikiyatrik ve nörolojik
toplulukları şaşırtmıştır. Weinberg cesur bir adım atmıştır;
afektif hastalıkları (depresyon bir formudur) yaş sınırından bağımsız
bir nörobiyolojik durum olarak kabul etmiştir ve erişkinlerde depresyon tanısı için
kullanılan daha önce kabul edilmiş kriterleri çocuklara uyarlamıştır. Weinberg’in
makalesi yerleşik inanışlarla o kadar tezat oluşturuyordu ki; The Journal Of Pediatrics
dergisinin editörü olan Waldo E. Nelson şu eleştiriyi eklemeyi gerekli gördü; “Her ne kadar bu
makalenin yayınlanması iki seçkin eleştirmen tarafından önerilmiş olsa da yayıncı
herhangi bir çocuğun depresif hastalığa sahip olduğunun tanımlanması ve böyle
bir bozuklukla ilgili ilaç reçete edilmesi konusunda aşırı dikkatli olunması gerekliliğini
belirtmenin önemli olduğunu hissetmektedir.“ Yavaş yavaş, sonraki dekadın bitmesine yakın
tıp toplulukları çocukluk çağı afektif hastalıkları hakkındaki
Weinberg’in gözlemlerinin geçerliliğini kabul ettiler ve depresyonun kesinlikle çocuklarda da oluşabileceğini
kabul ettiler ve çocukluk çağı depresyonunda tanı aracı olarak “Weinberg
Kriterlerini”kullanmaya başladılar. Petti, hatta
Weinberg kriterlerini Bellevue Depresyon İndeksine ekledi. Amerikan Psikiyatri Birliği DSM-III,
DSM-III-R ve DSM-IVbaskılarında bu tanıyı
dahil ettiği için çocuklarda depresyon tanısı psikolog ve psikiyatristler tarafından
kabul edilir hatta yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir. Öyle ki yeni nesil
klinisyenler Weinberg ve arkadaşlarının orijinal tanımlamalarından geliştirilen
bu bulguların tersini tasavvur bile edemez olmuşlardır.
Kendisine davranış
sorunları nedeniyle başvuran çocuklarının bir çoğunu tanımlamada afektif
hastalıkların tek başına yeterli olduğu konusunda tatmin olamadığından
Weinberg dikkatli klinik analizlerine devam etti. Bu davranışsal belirti ve bulguların titiz
incelenmesi ve belgelenmesi Weinberg’e daha önce dikkat eksikliği bozukluğu tanısı altında
sınıflandırılmış olan ancak farklı özellikler gösteren bir grup dikkatsiz
çocuğu tanımlamasını sağladı. Onun dikkatli çalışması dikkat
eksikliği tanısı almış olan bu alt gruptaki çocuklarda uyanıklığı
(veya Weinberg’in dediği gibi “vijilans”) devam ettirme konusunda altta yatan bir sorun olduğunu
ortaya çıkardı. Weinberg’in vijilans bozukluğu olarak adlandırdığı
bu hastalığa sahip çocuklarda, hastadan hastaya değişen, kolay tanımlanabilen bir
takım belirti ve bulgular aşikar olarak bulunmaktaydı. En çok gözlenen klinik tablo; motor
huzursuzlukla ifade edilen uyanıklık ve tetikte olma durumunu sürdürmede zorluk (kıpırdanma,
esneme ve gerinme, konuşkanlık) ve yorgunluk yakınmaları ile karakterizedir. Okuma gibi
konsantrasyon gerektiren (sürekli mental aktivite) faaliyetlerde Weinberg Sendromlu çocuklarda hayal kurma,
ilgi kaybı, sıkılma yakınmaları, ve giderek artan yorgunluk ortaya çıkmaktadır.
Sık olmadığı zamanlarda kısa süreli gündüz uykuları genellikle dinlendirici
olmamaktadır. İlginç olarak; aile fertleri ve arkadaşları tarafından nazik, sevgi
dolu, şefkatli, veya melek gibi insan (angelic) şeklinde farklı bir kişilik tanımlanmaktadır.
Weinberg, aile geçmişlerini belgeleyerek ve birçok kuşaktan aile fertlerini değerlendirerek
otozomal dominant kalıtım gösterdiğini önerdiği bir ailesel örüntüyü tespit etmiştir.
Weinberg cesurca vijilansta bozulma ile karakterize yeni bir sendrom ileri sürmüş
ve yine The Journal Of Pediatrics dergisine bu buluşlarını basmaları için fırsat
vermiştir. Daha önce olduğu gibi yine derginin editörü (bu kez Joseph M. Garfunkel) makalenin üzerine
şu düzeltmeyi koyma gerekliliğini hissetmiştir: “Biz bu makalenin hatırı sayılır
tartışmaları başlatacağından şüphelenmekteyiz. Pek çok okuyucuda dikkat
eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ile büyük benzerlik olduğu kanısı uyanacak olsa
da bunun basılması iki deneyimli ve kolay kusur bulan eleştirmen tarafından önerilmiş
ve çoğumuz tarafından kabul edilmiştir.”Her ne
kadar sonradandiğer araştırmacılar
tarafından bazı kaygılar bildirilmiş olsa da, Weinberg’in Vijilans Sendromu tanımlaması
hakkında büyük uyuşmazlıklardan çok ilgisizlik dikkati çekmiştir. Bu yaklaşımın
temel nedeni tıp ve akıl sağlığı topluluklarının, ilk kezDSM-III tetanıtılmış
olan (ve sonrasında Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) adı altında
DSM-IV te yeniden düzenlenmiştir) dikkat eksikliği bozukluğu kavramına gösterdikleri körlemesine
inanıştır. Weinberg Sendromu olduğu bildirilen çocukların bazıları DEHB
tanı kriterlerini tam olarak karşıladığından ayrı bir sınıflamaya
ihtiyaç yoktu. Ancak diğer bir çok tıbbi bozuklukta olduğu gibi, DEHB gibi bir sendromun
dikkatli bir incelemeden sonra daha önce fenotipik olarak aynı durum gösteren ayrı biyolojik
bozukluklara bölünmemesi için bir neden yoktur. Weinberg’in vijilans sorunları ile ilgili tanımlamaları
ile başardığı budur ve şimdi geri kalantıp
topluluklarının yapması gereken Weinberg Sendromunun özelliklerinin genişletilmesidir.
Duane,
bu çabayı daha önce DEHB tanısı almış, hipovijilans sergileyen bazı çocuklarda
pupillometrikullanarak başlattı. Bunun gibi psikolojik çalışmalar
Satterfield ve arkadaşları tarafından daha önce bazı hiperaktif çocuklarda
elektroensefalografik, ilintili cevap ve deri ileti değişikliklerini tespit ettikleri çalışmaları
doğrulamaktadır. Daha modern teknoloji ile yapılmış diğer bazı çalışmalar
da tetiklenmiş uykusuzluk ve buna bağlı dikkatsizlik ve huzursuzluk örüntüsünü anlamaya
yardım için Weinberg Sendromunu kullanmışlardır. Weinberg Sendromunun okul başarısı
düşüklüğü ve davranış sorunlarına ne sıklıkla neden olduğunutespit edebilmek için epidemiyolojik çalışmalar da önemli
olacaktır. Ek olarak Weinberg Sendromunun ailesel görülme oranları genetik araştırmalar
yapılması gerektiğine işaret etmektedir ve bunlar belki de sadece moleküler biyolojik
temellerle sınırlı kalmayıp bir çok uyku sorunlarının nörobiyolojisini de aydınlatacaktır.
Son olarak detaylı farmakoterapötik çalışmalar bu sendromun en iyi tedavisinin(DEHB için yaygın olarak kullanılan metilfenidat,
bu sendrom içinde ideal tedavi midir?) tespit edilmesi için önemli olacaktır. Weinberg Sendromu ile
ilgili yapılacak araştırmalar sonucunda bu tablo daha iyi tanımlanacaktır ve
gelecekte tahminen vijilans bozukluğu çocukluk çağı afektif bozuklukları kadar kabul
edilir bir kavram olacaktır.