Yaygın gelişimsel bozukluklar; erken çocuklukta
sosyal beceri, dil gelişimi ve davranış alanında uygun gelişmeme veya
kaybın olduğu bir grup psikiyatrik bozukluktur.
Genel olarak bu bozukluklar gelişimin bir çok alanını etkilerler
ve süreğen işlev bozukluklarına yol açarlar.
Bu bozuklukların en iyi bilineni otistik bozukluk (infantil
otizm olarak bilinir) olup; karşılıklı sosyal etkileşimlerde, iletişimde
devam eden bozukluklar ve kısıtlı, stereotipik davranış paterni ile
karekterizedir. DSM-IV yukarıdaki bu anormal işlevselliğin 3 yaşından
önce başlaması gerektiğini öngörmektedir. Otistik bozuklukların 2/3'ünde
mental retardasyon (MR) vardır fakat tanı için MR olması şart değildir.
İnfantil otizm Leo Kanner tarafından
tanımlamış (1943) ve 1980'e kadar bu isim kullanılmıştır.
DSM-III'de farklı bir klinik antite olarak tanımlanmıştır. 1980 öncesinde
yaygın gelişimsel bozukluklar çocukluk şizofrenisinin bir tipi olarak sınıflandırılıyorlardı.
DSM-IV'de yaygın gelişimsel bozukluklar bir kaç grup
bozukluktan oluşan bir grup olarak sınıflandırıldı. Bunlar: Rett
bozukluğu, çocukluk dezintegratif bozukluğu ve Asperger bozukluğudur. Rett
bozukluğu yalnızca kızlarda gözlenir. Rett'li çocuklar gelişimin ilk 6
ayında normaldir daha sonra dejeneratif gelişimsel gidiş gösterirler. Tipik
olarak çocukta stereotipik el hareketleri, amaca yönelik davranışlarda kayıp,
sosyal etkileşimde azalma zayıf koordinasyon, ve azalmış dil kullanımı
vardır. Çocukluk dezintegratif bozukluğu: çocuk ilk 2 yılda normal gelişim
göstermiştir, sonrasında 2 veya daha fazla alanda önceki kazanılmış
alışkanlıklarda kayıp başlar (dil kullanımı, sosyal etkileşim,
motor beceriler, idrar ve kaka kontrolü). Asperger bozukluğunda çocukta dil gelişiminde
gecikme olmaksızın sosyal ilişkilerde bozulma ve tekrarlayıcı ve
stereotipik davranışlar gözlenir. Bu çocukların bilişsel yetenekleri ve
uyum becerileri normaldir.
OTİSTİK BOZUKLUK
Epidemiyoloji
Yaygınlık:12 yaşın altındaki çocuklarda görülme oranı
10.000'de 2-5'dir (%0.02-0.05). Çoğu vakada otizm, 36. Aydan önce başlar, ancak
anne babanın farkında olması ve şiddetinin belirginleşmesi 36 aydan
sonra olur.
Cinsiyet dağılımı: Erkeklerde kızlardan daha sık olarak gözlenir. Erkek çocuklarda
kız çocuklarına oranla 3-5 kez daha fazladır. Kızlar otizmden daha fazla
etkilenirler.
Sosyoekonomik durum:İlk çalışmalar yüksek sosyoekonomik ailelerde
daha sık olduğu söylenmekteydi. Ancak son çalışmalarda fark olmadığı,
bunun düşük sosyoekonomik ailelerin tanı koymakta gecikip, hekime götürmemeleri
ile ilişkili olabileceği söylenmektedir.
Etyoloji ve Patogenez
Psikodinamik ve Ailesel faktörler: Kanner'in otistik çocukların anne babaların çocuklarına
karşı yeterince ilgili olmadığı ve çocuğun kendi dünyasında
yaşadığı varsayımı yapılan çalışmalarda gösterilememiştir.
Son çalışmalarda otistik çocuğa ve normal çocuğa sahip anneler karşılaştırılmış;
çocuklarını yetiştirme becerileri yönünden anlamlı fark bulunamamıştır.
Bunun yanında bazı otistik çocuklar psikososyal stresörlere duyarlıdırlar:
örneğin: yeni bir kardeşin doğumu, yeni bir eve taşınma, semptomları
kötüleştirir.
Organik-nörolojik-biyolojik anormallikler: Nörolojik lezyonları olanlarda,özellikle Konjenital
Rubella, fenilketonuri, tuber sklerozis, ve Rett bozukluğunda otistik bozukluk ve otistik
semptomlar gözlenir. Otistik çocuklar, normal çocuklarla karşılaştırıldıklarında
daha fazla perinatal komplikasyonlar yaşadıkları gösterilmiştir.
Otistik çocuklarda kardeşlerine ve normal çocuklara göre
anlamlı derecede daha fazla minör konjejnital fiziksel anormallik göstermektedir ki bu
ilk trimesterdeki gebelik komplikasyonlarını düşündürmektedir. Otistik çocukların
%4-32'si yaşamlarının bir döneminde grand mal konvulziyonlara sahiptir ve
otistik kişilerin yaklaşık %20-25'inde BBT'de ventrikül genişlemesi olduğu
gösterilmektedir. Spesifik bie EEG anormalliği olmamasına rağmen, otistik kişilerin
%10-83'ü çeşitli EEG anormallikleri gösterirler. Son yıllarda yapılan bir
MRI çalışmasında bazı otistik hastalarda, serebellar vermal lobul VI ve
VII'de hipoplazi olduğu gösterildi ve başka bir MRI çalışmasında
kortikal anormallikler özellikle polimikrogria gösterildi. Bu anormallikler gebeliğin
ilk 6 ayında anormal hücre göçünü yansıtabilir. Bir otopsi çalışmasında
azalmış purkinje hücre sayısı gösterilmiş ve başka bir çalışmada
PET'de artmış diffüz kortikal metabolizma olduğu açıklanmıştır.
Genetik Faktörler: Bir kaç araştırmada otistik çocukların kardeşlerinin
%2-4'ü otistik bozukluk göstermiştir, otistik çocukların kardeşlerinin otizm
olma olasılığı, normal populasyona göre 50 kat daha yüksektir. İkizlerle
yapılan iki büyük çalışmanın birinde otistik bozukluğun konkordans
(birlikte görülme) oranı monozigot ikizlerde %36, buna karşın dizigot
ikizlerde %0, ikinci çalışmada ise monozigotlarda yaklaşık %96, dizigot
ikizlerde %27 olarak bulunmuştur. Frajil-X sendromunda otistik bozukluk gözlenmektedir.
İmmunolojik Faktörler: Anne ile embriyo veya fetus arasında immunolojik uyuşmazlığın
otizme sebep olabileceği ileri sürülmüştür. Bazı otistik çocukların
lenfositleri anne antikorları ile reaksiyon verirler, bunun sonucu gestasyonda embriyonik
nöral veya ekstra embriyonik dokularda hasar olasılığı yükselir.
Perinatal faktörler:Otistik çocuklarda perinatal komplikasyonların yüksek
olarak belirtilmesine karşın, direkt olarak sebep olduğu gösterilememektedir.
Gebelikte ilk trimesterde kanama olması ve amniyonda mekonyum bulunması otistik çocuklarda
normal populasyona göre çok daha sıktır. Neonatal periyodda; otistik çocuklara yüksek
insidansta respiratuvar distress sendromu ve neonatal anemi gösterirler. Otistik çocukların
annelerinin gebelik sırasında medikasyon kullanımının yüksek
insidansda olduğuna dair bazı kanıtlar vardır.
Nöroanatomik bulgular: Otistik bozuklukta anormallik için kritik beyin parçasının
temporal lob olabileceği ileri sürülmektedir. Bu varsayım; temporal lob hasarı
olan bazı kişilerde otizm benzeri sendrom gözlendiği bildirilerine dayanmaktadır.
Hayvanlarda temporal bölgede hasar oluşturulduğunda, beklenen sosyal davranışlarda
kayıp, huzursuzluk, repetetif motor davranışlar ve kısıtlı
davranış örnekleri gözlenmektedir. Otistik bozukluklarda diğer bulgular;
serebellumda purkinje hücrelerinde azalmadır. Bu durum potansiyel olarak dikkat, uyanıklık
ve duyusal defektlere yol açmaktadır.
Biyokimyasal Bulgular:Otistik bozukluklu hastaların en az 1/3'ü plazma yüksek
serotonin seviyesine sahiptir. Bu durum otistik bozukluk için spesifik değildir, çünkü
otizmi olmayan mental retardasyonlu kişilerde de aynı bulguya rastlanmaktadır.
Mental retardasyonu olamayan otistik bozukluk da hiperseratonemia insidansı yüksektir.
Bir kısım otistik çocuklarda artmış BOS
Homovalinik seviyesi (major dopamin metaboliti), artmış çekilme davranışları
ve stereotipilerle birlikte bulunmuştur. Eğer BOS 5-HIAA / BOS HVA oranı
artarsa semptom şiddetinin azaldığına dair bazı kanıtlar vardır.
A. En az birisi (1)'inci maddeden ve birer tanesi (2) ve (3)2üncü
maddelerden olmak üzere (1), (2) ve (3)'üncü maddelerden toplam 6 (ya da daha fazla)
maddenin bulunması:
1. Aşağıdakilerden en az ikisinin varlığı
ile kendini gösteren toplumsal (sosyal) etkileşimde niteliksel bozulma:
toplumsal etkileşim sağlamak için yapılan
el-kol hareketleri, alınan vücut konumu, takınılan yüz ifadesi, göz göze
gelme gibi bir çok sözel olmayan davranışta belirgin bir bozulmanın olması
yaşıtlarıyla gelişimsel düzeyine uygun
ilişkiler geliştirememe
diğer insanlarla eğlenme, ilgilerini ya da başarılarını
kendiliğinden paylaşma arayışı içinde olmama (örneğin
ilgilendiği nesneleri göstermeme, getirmeme ya da belirtmeme)
toplumsal ya da duygusal karşılıklar vermeme
2. Aşağıdakilerden en az birinin varlığı
ile kendini gösteren iletişimde niteliksel bozulma:
konuşulan dilin gelişiminde gecikme olması ya
da hiç gelişmemiş olması (el, kol ya da yüz hareketleri gibi iletişim
yolları ile bunun yerini tutma girişimi eşlik etmemektedir).
Konuşması yeterli olan kişilerde, başkaları
ile söyleşiyi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğun olması
basmakalıp ya da yineleyici ya da özel bir dil
kullanma
gelişim düzeyine uygun çeşitli, imgesel ya da
toplumsal taklitlere dayalı oyunları kendiliğinden oynamama
3. Aşağıdakilerden en az birinin varlığı
ile kendini gösteren davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı,
basmakalıp ve yineleyici örüntülerin olması:
ilgilenme düzeyi ya da üzerinde odaklanma açısından
olağan dışı bir ya da birden fazla basmakalıp ya da sınırlı
ilgi örüntüsü çerçevesinde kapanıp kalma
özgül, işlevsel olmayan, alışageldiği
üzere yapılan gündelik işlere ya da törensel davranış biçimlerine
hiç esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya uyma
basmakalıp ve yineleyici motor mannerizmler (örneğin
parmak şıklatma, el çırpma ya da burma ya da karmaşık tüm vücut
hareketleri
eşyaların parçaları ile sürekli uğraşıp
durma
B. Aşağıdaki alanların en az birinde, 3 yaşından
önce gecikmelerin ya da olağan dışı bir işlevselliğin olması:
Toplumsal etkileşim
Toplumsal iletişimde kullanılan dil
Sembolik ya da imgesel oyun
C. Bu bozukluk Rett bozukluğu ya da çocukluğun
dezintegratif bozukluğu ile daha iyi açıklanamaz.
Fiziksel karakteristikler
Görünüş: 2-7 yaş arasında otistik çocuklar normal populasyona oranla daha kısa
boylu olmaya meyillidirler.
Taraf tercihi: normal çocuklarda serebral dominans oluştuğunda,
otistiklerde ambidekstroz olarak kalır. Otistik çocuklarda anormal dermatoglifiks (örneğin,
parmak izi) yüksek insidansdadır. Bu durum nöroektodermal gelişimsel anomalisine işaret
edebilir.
Diğer fiziksel hastalıklar:otistik çocuklarda, normal kontrollere oranla daha yüksek
insidansda ÜSYE, geğirme, febril konvulziyon, konstipasyona rastlanmaktadır.
Otistik çocuklarda enfeksiyonda ateş yükselmesi onamayabileceği veya ağrılarını
gösteremedikleri belirtilmektedir.
Davranış Özellikleri
Sosyal Etkileşimde Niteliksel
Bozulmalar: Bütün otistik çocuklar, anne-babalarına
ve diğer insanlara alışılmış ilişkiyi göstermezler.
Bebekken, gülümseme ve ebeveyn kucak açtığında beklenen yaklaşmayı
göstermede büyük eksiklik vardır. Anormal göz teması yaygın bir bulgudur.
Otistik çocukların sosyal gelişimi, bağlanma davranışının
yokluğu ve kişi-spesifik bağlanmada erken nisbi yetersizlik ile karekterizedir.
Otistik çocuklar sıklıkla yaşamlarındaki çok önemli kişileri
(ebeveyn, kardeş, öğretmen) tanıyor veya ayırt ediyor gibi gözükmezler.
Yabancı ortamda kaldıklarında ve yalnız kaldıklarında ayrılık
kaygısı yaşamayabilirler.
Otistik çocuklar okul yaşına ulaştıklarında
çekilme azalmış ya da silikleşmiş olabilir, özellikle yüksek
performanslı olanlarında. Bunun yerini; arkadaşları ile oyunlara katılmama,
arkadaşlık yapmama, sosyal olarak garip ve uygunsuz davranışlar ve özellikle
empati geliştirmeme gözlemlenir.
Geç ergenlik döneminde en sık progresyon gösteren
durum, arkadaşlık kurma arzusudur. Fakat yaklaşımlarındaki
beceriksizlik, uygunsuzluk ve diğer kişilerin ilgilerine umursamazlık arkadaşlık
geliştirmesindeki major engellerdir. Otistik ergen ve erişkinlerin seksüel
duygulara sahiptir ancak sosyal yeterlilik ve beceri eksikliği nedeniyle seksüel ilişkiye
giremezler. Otistik kişilerin evlenmesi çok nadirdir.
İletişim ve dilin
bozukluklar: Dil gelişiminde
grosbozukluklar tanıda ana kriterlerdendir. Otistiklerde istekli konuşma yoktur ve
konuşma normallikleri motivasyon eksikliğinden dolayı değildir. Konuşmada
gecikme kadar konuşmada olağan dışılık da vardır. Normal ve
mental retarde çocukların aksine, bellek ve düşünce sürecini anlamlı
kullanmaları azdır. Otistik kişiler konuşmayı akıcı öğrendiklerinde
bile, sosyal yetersizlik yaşarlar, konuşmaları karşılıklı
konuşmamalar tarzında olmaz.
Konuşmaları ekolali, stereotipik cümlecikler içerir.
Özneleri karıştırabilirler. "oyuncağı istiyor musun?" söylediklerinde
aslında "oyuncağı istiyorum" demek istiyorlar.
Stereotipik Davranışlar: Otistik bozukluğu olan bireyler sınırlı, yineleyici
ve basmakalıp davranış, ilgi ve etkinlik örüntüsüne sahiptirler. Etkinlik
ve oyunlarında katı, tekrarlayıcı ve monotondurlar. Cansız objeleri sıklıkla
döndürür, sıraya dizerler. Otistik çocuklar değişime büyük direnç gösterirler.
Yeni bir eve taşınma, odada mobilyanın yerini değiştirme, banyodan önce
kahvaltı yapma gibi rutinden sapma otistik çocuklarda panik veya öfke nöbetlerine yol
açabilir.
Mizaç ve duygulanımda instabilite:Bazı otistik çocuklar ani mizaç değişiklikler gösterirler.
Sebepsiz yere öfke patlamaları, ağlama veya gülmeler gözlenir.
Duyusal uyaranlara cevap: Otistik çocuklar duyusal uyaranlara (ağrı, ses gibi) ya aşırı
cevap ya da az cevap verirler. Çoğunda ağrı eşiği yükselmiştir.
Diğer davranışsal semptomlar:küçük otistik çocuklarda hiperkinezis yaygın davranışsal
problemdir. Sıklıkla sebepsiz yere agresiflik ve öfke nöbetleri gözlenir. Kendine
zarar verme davranışlar (kafayı vurma, ısırma, saçını çekme),
insomnia, beslenme güçlükleri, enürezis ve enkoprezis de sık gözlenir.
Entelektüel işlev:Otizmli çocukların yaklaşık %40'i 50-55 IQ'ye
sahiptir (orta ve derin mental retardasyon), %30'u 50-70 skora sahiptir (hafif derecede MR) ve
%30'u 70ve daha fazla IQ skoruna sahiptir. Otistik çocukların yaklaşık 1/5'i
normal zekaya sahiptir.
Ayırıcı tanı
Major ayırıcı tanıda:
-çocukluk başlangıçlı şizofreni
-davranış semptomları ile mental retardasyon
-mikst alıcı/ifade edici dil bozuklukları
-konjenital sağırlık veya ciddi işitme
bozuklukları
-psikosoyal deprivasyon (yoksunluk)
-Dezintegratif (regresif) psikoz
Çocukluk başlangıçlı
şizofreni:5 yaş altındaki
çocuklarda şizofreni nadirdir.
Davranışsal semptomlu Mental
Reterdasyon:otistik çocuklarla ile mental
retarde çocukları ayırımda ana farklılıklar:
Mental retarde çocuklar genellikle yetişkinlerle ve
mental yaşına uygun çocuklarla ilişkidedir.
İletişimde dili kullanırlar
Konvulziyonlu akkiz afazi (Landau-Klifner
sendromu): Nadir bir durumdur, bazen otistik bozukluk
ve çocukluk dezintegratif psikozdan ayırmak zordur. Bu çocuklarda dil bozukluğu
oluşmadan önce bir kaç yıl normaldirler. Bunların çoğunda başlangıçta
bir kaç nöbet ve jeneralize EEG anormallikleri vardır fakat bu bulgular genellikle
devam etmez. Bazı çocuklar iyileşebilir fakat rezidüel dil bozukluğu bulguları
kalır.
Konjenital sağırlık
veya ağır işitme bozukluğu: Otistik çocukların sıklıkla sessiz olması ve konuşulana
seçici ilgisizlik göstermeleri nedeniyle, sıklıkla duymuyormuş gibi
zannedilebilirler. Odyogram ve işitsel evoke potansiyel testleri ile işitmenin
tespit edilmesi gerekir. Otistik çocukların tersine, sağır çocuklar
genellikle anne-babaları ile ilgilidir, sevgi beklerler.
Psikososyal Yoksunluk: Fiziksel ve emesyonel çevrede ciddi
bozukluklar (örneğin anne yoksunluğu, psikosoyal cücelik, hospitalizm) çocukların
apatik görünümüne, çekilmiş, ve yabancılaşmasına sebep
olabilmektedir. Dil ve motor becerileri gecikebilmektedir. Bu bulgular uygun ortam sağlandığında
çabucak iyileşmektedir.
Prenatal ve perinatal
komplikasyonlar ve serebral disfonksiyon
Daha sık
Daha nadir
Davranışsal özellikler
Sosyal etkileşimde
yetersizlik, dil gelişiminde bozukluklar veya ekolali, stereotipik davranışlar
Hallusinasyonlar ve sanrılar,
düşünce bozukluğu
Uyum işlevi
Genellikle her zaman bozulmuştur
İşlevsellikte bozulma
Zeka seviyesi
%70'i 70'in altında
Genellikle normal, sıklıkla
donuk (%15'i 70'in altında)
Grand Mal nöbet
%4-32
Yok veya çok nadir
Otistik
Bozuklukla Mikst alıcı ve ifadeci Dil bozukluğunun karşılaştırılması
Kriterler
Otistik Bozukluk
Mikst alıcı ve
ifade edici Dil bozukluğu
İnsidans
10.000'de 2-5
10.000'de 5
Cinsiyet oranı (Erkek/Kız)
3-4/1
Eşit
Konuşma gecikmesi veya dil
problemi aile öyküsü
Yaklaşık %25 vakada
Yaklaşık %25 vakada
Birlikte sağırlık
Çok nadir
Nadir değil
Nonverbal iletişim (jest
gibi)
Yok veya çok az
Var
Dil anormallikleri (ekolali,
perseverasyon gibi)
Daha yaygın
Az sıklıkla
Zeka seviyesi
%70'i 70'in altında
Daha az sıklıkla
ciddi bozuktur
Otistik davranışlar
Oldukça sık ve daha ciddi
Yok, varsa daha az ciddi
Hayali oyun
Yok veya çok az
Genellikle var
Gidiş
Otistik bozukluk uzun gidişlidir. Bazı otistik çocuklar
varolan dilin tümünü veya bir kısmını kaybedebilir. Bu sıklıkla
12-24 aylar arasında olur. Kural olarak, IQ 70 üzerinde olanlar ve 5-7 yaşında
iletişim dili kullananlarda gidiş iyidir.
TEDAVİ YAKLAŞIMLARI
Bu makalede otistik bozukluk dahil yaygın gelişimsel
bozukluğa sahip çocuk, ergen ve erişkin için elverişli tedaviler gözden geçirilecektir.
1943 yılında Kanner tarafından ilk olarak erken infantil otizm olarak tanımlanan
bozukluğun, tedavisinde çeşitli yaklaşımlar uygulanmıştır.
İlk önceleri etyoloji psikodinamik olarak açıklanıyordu. Çocuğun gelişimdeki
bu bozulma ve gecikmenin sebebinin anne baba olduğu, özellikle "buzdolabı anne
" (Refrigerator Mother) olduğu ileri sürüldü (Bettelheim, 1967). Son dekadlarda
yaygın gelişimsel bozuklukların biyolojik temelli olduğu destekleyen araştırıma
sonuçları artmıştır (Campbell and Shay, 1995). Bugün yaygın gelişimsel
bozuklukların tedavisinde en önemli yaklaşım özel eğitim (special
education) ve davranış terapileridir (behavioral interventions), nadiren
farmakoterapi gerekmektedir. Tedavi planı ve tipi, her bireyin işlevlilik derecesine
göre belirlenmelidir. Yaygın gelişimsel bozukluk çoğu vaka için yaşam
boyu süren bir bozukluk olması sebebiyle tedavinin tipi kişinin yaşı ve
gelişimine göre değişir. Çok küçük çocuklarda konuşma, dil eğitimi
ve özel eğitim üzerine odaklanılmalı, anne baba ile çalışılmalı
ve yalnızca belli hedef semptomlar için psikotropik ilaçlar kullanılmalıdır.
Yüksek IQ dereceli daha büyük çocuk, ergen ve erişkinlerde depresyon, anksiyete, OKB
semptomları için psikoterapi, davranış veya bilişsel terapi ve ilaç
tedavisi gerekebilir.
DSM-IV (APA-1994): Yaygın Gelişimsel Bozukluklar altında
aşağıdaki bozuklukları sınıflandırmıştır:
-Otistik Bozukluk
-Rett Bozukluğu
-Çocukluk Dezintegratif Bozukluğu
-Asperger bozukluğu
-Başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel
bozukluk (Atipik otizm)
A. Tedavide aile: Kanner (1943) ilk otizmi tanımlarken
Freudian teorilerden etkilenerek etiyolojide; anne babanı özellikle annenin bilinçdışı
hostilite ve reddinin rol aldığını ileri sürmüştür. Tedavi olarak
ta otistik çocuğun anne babadan ayırıp bir tedavi kurumuna yerleştirilmesi
gerektiği seçenek olarak sunulmuştur (Bettelheim, 1967). Ancak sonraki yıllarda
otizmin biyolojik orijinli olduğu kanıtları artınca, bu anne babaların
şimdiye kadar gereksiz yere acımasızca suçlandıkları ortaya çıkmıştır.
1971' de otistik çocukların tedavisinde ko-terapist olarak kullanılmaya başlandı.
Tedaviye anne babanın katılımı sağlandı. Ebeveyn-terapist işbirliği
programı (Bristol and Schopler 1989) geliştirmişlerdir.
B. Eğitimsel yaklaşımlar:
Eğitim: 1953'de Carl
Fenichel; otistik ve diğer ciddi mental problemleri olan çocuklar için akıl
hastanelerinin yerine geçen özel gün okulu adlandırılan özel eğitim
programlarına başladı. Burada eğitim olumlu disiplin ve şekillendirme
üzerine dayalı idi. Otistik kişinin yapacağı görevler (tasks) çocuğun
durumuna göre belirlenmektedir. Grup içinde grup yaşamına hazırlayıcı
kurallar konur. Kişinin kendine bakım becerileri, yemek hazırlama, alışveriş
gibi beceriler kazandırılması üzerinde durulur. Bugün Amerika'da 3-21 yaş
arası otistik çocukları kanun gereği parasız eğitimi sağlanıyor.
Dil ve İletişim terapisi: Dildeki gelişim sosyal etkileşimi artırması nedeniyle konuşma
terapisi önemli olabilmektedir.
İletişimi artırma: Grup içine sokularak arkadaş ilişkisi ve etkileşiminin
sağlanması amaçlanır.
İşitsel Entegrasyon eğitimi: Burada otistik çocukların çeşitli ses frekanslarına
hipo- veya hipersensitivite gösterdiği iddia edilmektedir. Buradaki amaç sese
duyarlılığı azaltarak adaptif davranışlarda olumlu değişiklikler
sağlamaktır.
C. Davranış/Psikososyal Yaklaşımlar:
Davranışın Modifikasyonu (davranışın
değiştirilmesi): Davranış
modifikasyonu hem bazı davranışları artırma hem de bazı
davranışları azaltma yaklaşımlarını içerir. Adaptif
davranışları artırma (sosyal etkileşimleri iyileştirme) veya
maladaptif davranışları azaltmaktır (örneğin agresyon, kendine
zarar verme vs.). Davranışı artırma yaklaşımlarında ödüllendirmelerden
faydalanılır; Burada önemli olan uygun ödülün seçilmesi, zamanlama, sıklık
ve süredir. Davranışları azaltmada yaklaşımlar: ceza verme,
dikkatini kaydırma ve mola vermedir.. Elektrik deri şoku tedavisi kullanılmış
geçen 10 yılda kısıtlanmıştır.
Sosyal Beceri Kazandırma eğitimlari:
Kişisel Psikoterapi: 2-3 dekat öncesinde kişisel psikoterapide direktif olmayan oyun terapisi
uygulanıyordu. Bu terapi otizmin anne-baba kaynaklı olduğu düşünülerek
yapılıyordu. Otizm tedavisinde psikoanalizin kısıtlı etkisi olmasıyla
birlikte, kognitif ve sosyal konseptlere psikoanaliz girdi. Hobson (1990) bu bakış
açısıyla durumu obje ilişkileri ile açıklamaya çalıştı.
Kurumda yatırarak tedavi
D. Biyolojik yaklaşımlar: Farmakoterapi:
Psikoaktif ilaçlarla tedavide amaçlanan hedef semptomlar
şunlardır: hiperaktivite, öfke patlamaları, irritabilite, çekilme,
stereotipler, saldırganlık, kendine zarar verici davranışlar, depresyon ve
obsesif kompulsif davranışlardır. Hedef semptomları tedavi yaş
gruplarına göre farklılık gösterebilir. Erken çocuklukta hiperaktivite,
irritabilite ve öfke nöbetleri belirgin olabilirken, daha ileri çocukluk dönemlerinde
agresyon ve kendine zarar verme davranışları karekterize olabilmektedir. Ergen
ve erişkinlerde özellikle yüksek fonksiyonlu olanlarda depresyon veya obsesif kompulsif
gelişebilir ve işlevselliği etkileyebilir. Klinik deneyimler göstermiştir
ki; psikotropik ilaçların kullanımı bu çocuklarda özel eğitim almayı
ve verileni almalarını kolaylaştırmaktadır.
Nöroleptikler: Bu
grup ilaçlardan bir kaç tanesi özellikle haloperidol sistematik olarak çalışılmıştır.
Güvenirlik ve kısa-süreli etkinlik geniş klinik populasyonda çalışılmış
(Anderson ve arkadaşları, 1984, 1989), haloperidol'den faydalandıkları gösterilmiştir.
Haloperidol'un IQ üzerine veya öğrenme üzerine ters etkisi olmadığı gösterilmiştir
(Shell ve ark 1987, Anderson ve ark.1989). labaratuvarda yapılan iki çalışmada
öğrenmeye yardımcı olduğu bulunmuştur (Anderson ve ark. 1984,
Campbell ve ark. 1978). Haloperidol'un terapötik dozları kişiye göre ayarlanır,
2.3-8 yaş arasındaki çocuklarda doz aralığı 0.25-4 mg/gün
(0.016-0.184 mg/kg, ortalama 0.05 mg/kg/gün) (Anderson ve ark.1989). 2 aya
kadar kısa süre için kullanılacaksa, yan etkiler yalnızca terapötik dozların
üstündeki dozlarda çıkar; sedasyon en sık gözlenen yan etkidir. Yaşı büyük
çocuklar haloperidole daha yüksek cevap verirler (Locascio ve ark. 1991). Haloperidol vermek
sadece agresyon, koopere olamama, aşırı hareketlilik gibi semptomları
azaltmakla kalmaz aynı zamanda otizme ait spesifik semptomları da anlamlı
derecede azaltır (konuşma vs.) (Anderson ve ark. 1989, Locascio ve ark 1991).
Haloperidol tedavisinin en önemli dezavantajı, tardif veya çekilme
diskinezileridir.
Fenfluramin: Edward
Ritvo ve arkadaşlarının bir çalışması (1983, 1986), otizmde
fenfluramin kullanımına büyük bir ilgi oluşturmuştu. Bu bulgular
sonradan teyit edilmediği gibi, öğrenme üzerine retarde edici etkileri olduğu
bulunmuştur. Bugün fenfluraminin otizmde terapötik ajan olduğu görüşü
olmamasına rağmen, bazı otistiklerde nadirde olsa faydalı etkileri
olabilmektedir.
Naltrekson:
Naltrekson, potent opiat antogonisti olup, otizm ve kendine zarar verici davranışların
tedavisinde etkili olduğu belirlenmiştir. Çekilme, yüksek ağrı eşiği,
labil duygulanım dahil bilişsel ve davranışsal anormalliklerin otizmde,
endojen opiadların anormalliğine bağlı olduğu hipotezi vardır.
Bunu destekleyen bulgular: benzer davranışsal bulgulara opiat bağımlılarında
ve intrauterin opiata maruz kalan bebeklerde rastlanmasıydı. Ancak bu hipotezi
destekleyecek yeterince kontrol ve veri yoktur. İnanılmaktadır ki; naltrekson
verilimi davranışsal semptomları kontrol etmekte ya da azaltmaktadır ve
altta yatan endojen opiat anormalliğini düzeltmektedir (Sahley ve Panksepp, 1987).
Campell ve arkadaşları (1993) 41 hastanede yatan otistik çocuğu hergün 3
haftanın üzerinde naltrekson verilmiş; hiperaktivitede azalma gözlenmiştir.
Naltreksonun yan etkileri çok az ve hafiftir. KC enzimleri ve EKG üzerine herhangi aksi etki
gözlenmemiştir. Hiperaktiviteyi ve kendine zarar verici davranışları
azaltmasına rağmen öğrenme üzerine etkisi gözlenmemiştir.
Klomipramin: Bir
seratonin re-uptake inhibitörü, trisiklik antidepresandaır. Son zamanlarda otizm
tedavisinde araştırılmaktadır. Klomipraminin OKB'da etkinliği ve
obsesyonsuz repetetif davranışları tedavide etkinliği, acaba otizmde sıklıkla
gözlenen rituel davranışlara da etkili olabilir mi düşüncesini araştırmaya
yöneltmiştir. 6-18 yaş 24 otistik ile yapılan çift kör bir çalışmada;
klomipramin ortalama günlük 152 mg (4.3 mg/kg) kullanıldığında
streotipler, kompulsiyonlar, ritualize davranışlar ve kızgınlığın
azalmasında plaseboya üstün bulunmuştur (Gordon ve ark. 1993). Klomipraminin yan
etkileri: Grand mal epilepsi, QT intervalinde uzama (0.45 sn), ve taşikardidir (160-170).
Trisiklik antidepresanlarla konvulziyon geçirme oranı yaklaşık 1/1000 dir (Jick
ve ark. 1992); beyin injurisi veya merkezi sinir sistemi disfoksiyonu konvulziyon eşiğini
düşürür.
Klonidin: Klonidin
alfa-2 parsiyel aganosti olup; Tourette sendromunda hiperaktivite, impulsivite ve dikkatsizlik
yanında tikleri de azaltır. Bu etkiler sebebiyle otizmde de araştırılmıştır.
Hiperaktiviteyi azaltmasına rağmen diğer semptomlara kesin etkisi gözlenmemiştir.
Çeşitli ilaçlar: Küçük örneklerde flouksetin, flovuksamin, B blokerler ve lityumla
çalışmalar yapılmıştır.