NE YENİ, NE ESKİ, SONRAKİ NE?(1998-2000 TARİHLERİ
ARASINDAKİ OTİZM ARAŞTIRMALARININ GÖZDEN GEÇİRİLMESİ)
Bu alandaki 40 yıldan
sonra otizm araştırmaları alanında büyük değişiklikler olmuştur. Özellikle
son iki yılda, otizm araştırmalarında büyük artış olmuştur. Önemli yeni
veriler birikmeye başlaması, araştırmalar ve tedavi planları için temel oluşturmasına
neden olacaktır.
Otizmde Serotonin Tutulumunun Devam
Eden Kanıtı
Dr. Diane Chungani (Wayne State
Üniversitesi, Detroit) çocuk ve erişkin otistiklerin beyinlerinde serotonin sentezinin anormal
kapasitesi üzerine PET tarama tekniği kullanılarak önemli yeni bilgiler elde etti. Çocuklarda
azalmış serotonin düzeyleri gözlenirken, yetişkinlerde artmış serotonin düzeyleri gözlendi.
Bu veriler insanların çocukluk döneminde yüksek serotonin düzeyi ile işlev gördüklerini ve
otistik bozukluğu olan çocuklarda bu gelişimsel sürecin bozuk olduğunu ileri sürdüler.
Bir çarpıcı bulgu
da, Marion Leboyer (Jussie Fakültesi, Paris) otistik olgu ve birinci derece yakınlarında tam kan
serotonin ve plazma beta-endorfin üzerine bildirileri oldu. Otistik olgularda tam kan serotonin düzeyi yükselmiş
olarak bildirdi ve bunun otizme genetik yatkınlığın olası işaretcisi olabileceğiydi.
Bu uzman önceden belirtilen otizmde hiperserotineminin aileselliğini bildiren bildiriyi teyit etti. Bu
bildiride anneler (%51), babalar (%45) ve kardeşler (%87) yükselmiş serotonin düzeyine sahipti ve
anneler (%53) yükselmiş C-ter-beta-EP düzeylerine sahipti.
Serotonin ile ilgili diğer
araştırmalar, Robert DeLong(Duke Üniversitesi)tarafından otizmli küçük çocuklarda küçük doz SSRI kullanımı
üzerine bir çalışmaydı. Flouksetin ile tedavi edilen 37 çocuğun 22’si 13-33 ay tedavi
(ortalama 21 ay) sırasında tedaviden faydalı etkiler görmüştü. Pozitif yanıt gösteren
bu çocuklar; davranışsal, dil, bilişsel, duygusal ve sosyal iyileşmeler gösterdi.
SSRI ile yapılan başka
bir çalışmada, Dr. D. Branford (ingiltere) 37 otistik hastanın geriye dönük analizini yapmış.
Bu olgular iki SSRI’dan birini kullanıyordu (fluoksetin veya paroksetin). 15 olguda hiç faydası
olmamış (%40), 9 hastada deteriosyona neden olmuş (%25). Buna karşın, 13 hastada
(%35) perzeveratif ve maladaptif davranışlarda azalma sağlamıştı.
Otizmde birçok ilaçla çalışma
yapılmaktadır. Dr. Nicolson (Toronto Üniversitesi) küçük otistik çocuklarda risperidon ile açık
uçlu çalışma yapmış. 10 çocuğun 8’i yanıt verdiği düşünülmüştür.
Dr. C.J Mc Dougle (Indiana Üniversitesi Tıp Fakültesi) 12 haftalık çift kör risperidon ile
plasebo kontrollü çalışmada 31 otistik spektrum bozukluğu olan yetişkinle çalışmış.
Bu çalışmada risperidonun; tekrarlayıcı davranışları, agresyonu, anksiyete
veya sinirliliği, depresyon, irritabilite ve otizmin bütün davranışsal semptomlarını
azaltmada plasebodan daha üstün olduğu sonucuna varılmıştır. Çift-kör plasebo fazında
yanıt veren 15 hastanın 9’u (%60) açık uçlu çalışmada da yanıt verdi. Diğer
son zamanlarda yayýnlanan bir bildiride, Dr. A. Zuddas (Cagliari Üniversitesi, İtalya) otistik bozukluğu
olan çocuk ve ergenlerde risperidonun uzun süreli tedavide etkin ve nispeten güvenli olduğunu
bildirdi.
Dr. Eric Hollander (Saever
Otizm Araştırma Merkezi, Mount Sinai Tıp Fakültesi, New York) otizm ana semptomları ve
birlikte DEHB semptomları üzerine venlafaksinin etkileri üzerine yapılan açık uçlu,
retrospektif çalışmada ; venlafaksinin küçük dozlarda etkili olduğu (ortalama 24.37 mg/gün,
aralık 6.25-50 mg/gün) ve iyi tolore edildiği idi. Ýyileşme; tekrarlayıcı davranışlarda,
kısıtlı ilgilerde, sosyal defisitlerde, iletişim ve dil işlevlerinde, dikkatsizlik ve
hiperaktivitedede dikkati çekmekteydi. Venlafaksin hem serotonin hem de norepinefrin geri alım inhibitörüdür.
Dr. P.G. Rossi (Bologna üniversitesi,
nöroloji bölümü) histamin H1-reseptör antogonisti Niaprazine (belirgin sedatif özellikleri mevcut) yaptığı
çalışmada, 25 otistik bozukluğu olan subjeye 1 mg/kg/gün 60 gün Niaprazin verilmiş.
%52’inde pozitif gözlenmiş; özellikle hiperkinezi, unstable dikkat, değişikliğe ve
engellenmeye direnç, hafif anksiyete bulguları, heterosaldırganlık, ve uyku sorunları üzerine
olumlu etki gözlenmiştir. Yan etki gözlenmemiştir. Sedatif etkileri ve iyi tolore edilebilirliği
nedeniyle, otistik bozukluğu olan hastalarda davranış ve uyku problemlerini iyileştirmede
ilk tercih ilaç olarak kullanılabilir.
Başka bir çalışmada,
McDougle ve arkadaşları yaygın gelişimsel bozukluğu olan çocuk, ergen ve yetişkinlerde
olanzapinle klinik çalışma sonuçlarını yayınlamışlardır. Açık
uçlu prospektif 8 otistik bozukluk veya YGB tanısı konan hastaya olanzapin verilmiştir. 8
hastanın 7’si 12 haftalık çalışmayı tamamlamıştır. Tamalayanların6’sında
klinik yanıt alınmıştur. Tüm otizm semptomlarında, motor huzursuzluk veya aşırı
hareketlilik, sosyal ilişkilik, duygusal tepkiler, dilin kullanımı, kendine zarar verici davranışlar,
agresyon, kızgınlık, anksiyete ve depresyonda anlamlı iyileşmeler gözlendi.
Tekrarlayıcı davranışlarda önemli iyileşme bu grupta gözlenmedi. Olanzapinin günlük
dozu 7.8 ± 4.7 mg/gün idi. Ekstrapiramidal yan etki ve karaciðer
fonksiyon anormallikleri görülmedi. Öncül sonuçlar olanzapinin çocuk, ergen ve yetişkinlerde
YGB semptomlarında etkili olabileceği ve tolore edilebileceğini düşündürmektedir.
Dr. Michael Chez depakote (antikonvulzan)
ve steroid deneme sonuçlarını yayınladı. Açık uçlu küçük grup otizm ve YGBve çoğu EEG anormalliği olan olgulardı. Dr.Isabel
Rapin; ani ve akut gelişim ve dil regresyonuile epileptiform
aktivite arasındaki ilişkiyi araştırdı.
İlave Biyokimyasal Çalışmalar
Hipokampus-amigdala ve
serebellum bölgesindeki beyin metabolitleri DR. H. Otsuka ve arkadaşları tarafından IH-MR
spekstroskopi ile otizm olan bireylerde çalışılmış. 27 otistik, 10 normal çocuk
STEAM sekansı iel tetkik edilmiş. N-asetil aspartat (NAA) konsantrasyonları otistik çocuklarda
anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p=.042).
Wayne Eyalet Üniversitesi Tıp
Fakültesinden Chugani yaptığı benzer çalışmada; NAA seviyesini azalmış
bulmuş, aynı zamanda plazma laktat düzeyini 15 otistik çocukta daha yüksek bulmuştur.
Dr. Alberti
ve Waring"düşük işlevli“ otistik çocuklarda
sulphation (sülfasyon) eksikliği için pilot çalışma yapmışlar. Biokimyasal
karakteristik olarak parasetamol (tylenon) kullanarak, bütün subjelerde idrar parasetamol-sülfat/parasetamol-glukoronid
oranını ilaç verilimini takiben değerlendirmişler (HPLC ile). Otistik grupta PS/PG oaranı
anlamlı derecede daha düşük bulundu (kontrol grubuna oranla).
Page ve
Colemen otizmin hiperürikosürik bir alt sınıfında pürin metabolizma anormallikleri bildirmişlerdir.
Bu uzmanlar hiperürikosürik otistik bireylerin otistik populasyonun yaklaşık %20’sini oluşturabileceğini
ileri sürmektedir. Hiperürikosürik otistik bireylerde de novo pürin sentezinin yaklaşık 4
kat arttığını göstermişlerdir. Hızlanmış pürin sentezi için sorumlu
bir enzim defekti tanımlanamamasına karşın, adenin/guanin nükleotidlerinin anormal oranı
pürin nükleotid interkonversiyonunda bir defekt olduğunu düşündürmektedir.
Son
zamanlarda J Zhang ve ark. (Maryland Ünv. Tıp Fakültesi) tarafından yayınlanan, HPLC ve Mass
Spektrometri ile otistik çocukların idrar bileşenlerinin analizi yapılmıştır.
3-12 yaş rası 40 otistik ve 44 sağlıklı çocuktan alınan idrar örnekleri HPLC-
MS/MM ile analiz edildi. Iki grup rasındaki en önemli farklılık; otistik çocuklarda (%47)
idrarda 7-metilksantin’in idrarda saptanamayan düzeylerde olmasıydı. Çift kör plasebo kontrollü
yapılan bir çalışmada plaseboya karşı sekretinin idrar metabolizması üzerine
olan etkileri değerlendirildi. Sekretin verilimini takiben idrar 7-metilksantin düzeylerinde anlamlı
artış varken, plaseboda bu gözlenmemiş. Çalışmanın başlangıcında
4 hastada 7-metilksantin saptanamayan düzeyde iken, sekretin verilişini takiben 100 kat artış
göstermiş.
İmmunoloji
Üzerine
S. Mesahel
(Birmingham Ünv. İngiltere) „Otizmde Neopterin ve Biopterin’in İdrar Düzeyleri“ başlıklı
makale yayınladı. Artmış neopterin düzeyleri hücresel immun sistemin aktivasyonu ile
birlikte olduğu bilinir. Azalmış biopterinler nörotransmitter sentezi için esastır. Bu
çalışmada hem neopterin hem de biopterin düzeyleri kontrollerle karşılaştırıldığında
otistik çocuklarda yüksekti, kardeşlerde bu orta değerlerde idi.
Landau-Kleffner
variantı (LKSV), otizm ve diğer nörolojik bozukluklarda (DNB) beyine yönelik serum otoantikorları
Anne Connolly (St. Louis Çocuk Hast) tarafından bildirilmiştir. Connolly LKSV olan çocuklarda %45,
otisitklerde %27, DNB’da %10, kontrollerde ise %2 oranında IgG anti-brain otoantikorları göstermiştir.
Ig M otoantikorları otizmli olanların %36’sında, LKSV olanların %9’u, DNBların
%15, kontrollerde ise %0 olarak bildirilmiştir. Yazar, bu otoantikorların yükselmesininbu bozuklarda muhtemelen dil ve sosyal gelişim anormalliklerinin
patolojisinde rol oynadığı sonucuna varmıştır.
Andrew
Zimmerman ve Anne Comi (John Hokins Hastanesi); otizmde ailesel otoimmun bozukluk sıklığını
araştırmış. 62 otistik ve 46 sağlıklı kontrol çalışmaya alınmış.
Otizmli çocukların ailelerinde otoimmun hastalık sıklığı daha fazla bulunmuş.
%46’sında 2 veya daha fazla üye otoimmün bozukluğa sahipti.
Gina
DelGiudice-Asch; B lenfosit antijeni D8/17 (PANDAS ‚da önemli) 18 otisitk hastada 14 tıbbi hasta
kontrole oranla daha yüksek buldu. Otistiklerde D8/17 pozitif hücresinin normal düzeyden yüksek oluşu
sıklığı %78, kontrollerde %21 idi. Araştırıcılar yükselmiş D8/17
ifadesinin otizmde konvulziyonların şiddeti için bir göstergeç olabileceğine inanmaktadırlar.
Küçük
sayıda otistik bireyde IVIG (intravenöz immünglobulin) tedavisinde Audreyus Plioplys %10 çocukta
pozitif sonuç alındı. Sudhir Grupta’nın bu konudaki önemli çalışmasının
sonuçları merakla beklenmektedir.
Sekretin
Koraly
Horvath (Maryland Tıp Fak. Baltimore) 36 otisitk çocukta GİS endoskopi ile ince barsak ve
pankreatik enzim analizi ve bakteri ve fungus kültürü için biyopsi aldı. Histolojik muayenede 25 inde
(%69.4) grade I ve II reflüks özafajiti,15 inde kronik gastritive 24’inde kronik duodenitis saptanmış. Otistik çocukların
%75’inde i.v. sekretin verilimini takiben artmış pankreatiko-biliyer sıvı çıkışı
vardı. Başka bir çalışmada Horvathson
zamanlarda yapılan çalışmada 25 otistik çocukta tek bir sekretin enjeksiyonunu takiben
intestinal permabiliteyi ölçmüşler. Bu çalışma çift kör plasebo kontrollü olarak yapılmış.
20 çocuğun idrar örnek analizlerinde deneme sonunda intestinal permabilitede anlamlı azalma olduğu
gösterilmiştir.
J.R.
Lightdale (Boston Çocuk Hastanesi) otistik çocuklarda sekretin infüzyonu öncesi ve sonrası GİS
semptomlarını değerlendirdi. 20 otistik çocukla açık uçlu bir çalışma yapıldı.
Klinik gözlemler anne-babanın bildirimleri ile teyit edildi. Çocukların %80’ninde (16/20) 24
saat boyunca 2< yumuşak gayta bildirildi. 3 CU/kg dozunda porcine sekretin sonra verildi. Bir haftalık
takip vizitlerinde, 5 haftalık periyotta daha az ve daha şekilli gayta olduğunu bildirdiler
(15/20).
Dr. C.K.
Schneideryaptığı çalışmada sentetik
insan sekretinini çift kör, plasebo kontrollütek doz olarak
yaptı (sekretin veya Sf plasebo). 12 hafta takip etti. 30 otistik çocuğu 3 gruba ayırdı. Bu grublara ayrı ayrı
yüksek doz sekretin (0.4 mg/kg), düşük doz sekretin (0.2 mg/kg) veya SF palesebo verdi. Psikolojik ve
dil değerlendirmeleri ve GİS öyküleri bazal, 6. hafta ve 12. haftada değerlendirildi. Çocukluk
Otizm Değerlendirme Ölçeği, Vineland Uyum Davranış Ölçeği ve Gilliam Otizm Değerlendirme
Ölçeği ve Okul Öncesi Dil Ölçeğinde her üç tedavi grubunda da zamanla iyileşme gözlendi
(tuhaf).
Ed Cook plasebo ve sekretin tedavisini çift kör ve plasebo kontrollü çalıştı,
anlamlı farklılık bulmadı. Benzer sonuçlar, Michael Chez tarafından
da bildirildi.
Beyin Görüntüleme
ve Nöropatolojik Çalışmalar
Jeffrey
LeWine (Utah Ünv.) MEG scan teknolojisi ile anormal işitsel process kanıtlarını araştırdı.
Otizmli 50 çocuğun 41 inde (%82) MEG ile epileptiform aktivite tanımladı.
Dr. Anthony
Bailey (Psikiyatri Enstitüsü, Londra) 3 yetişkin otistik, 1 çocuk otistikte postmortem beyinlerinde
anormal nöropatoloji tanımladı. Onun bulguları prenatal beyin zedelenmesini düşündürüyordu.
Tanımlanamayan inklüzyon cisimcikleri (beyin dokusunda anormal materiyal) çocuk beyninde var iken
yetişkin beyinlerde yoktu.
Diğer
Taylor ve arkadaşları (College London Ünv.) MMR aşısı ile otizm arasında
nedensel ilişki olmadığını destekleyen bulgular saptadı.
Bolte, Finegold ve Sandler regresif- başlangıçlı otizmde vankomisin tedavisi ile
iyileşmeler bildirmesine rağmen, metotları eleştirilmektedir.
Genetik
Son 2 yılda çok sayıda genom taraması bildirisi oldu. Çalışmalar iki sıcak
noktayı açığa çıkartmaktadır: 7q ve 15 q.
Birkaç klinisyen otistik çocuklarda idrarda yüksek civa seviyeleri bildirmiş.
Beyin gelişim sırasında düşük dozda civanın bile olumsuz etkileri olacağını
iddia ediyorlar. Aşılarda koruyucu olarak kullanılan thimerosal maddesinin %49.62sini etilciva
oluşturuyor (www.safeminds.org).
Dr. Karin Nelson; otizm veya MR olanlarda, olmayanlarla karşılaştırdığında
SSS gelişimi için can alıcı olan 4 spesifik proteini (VIP, NT-4, CGRP ve BDNF) daha yüksek
buldu. Yenidoğanda bu proteinlerin taranması ile bu bozuklukların tahmin edilebileceklerini
ileri sürdü. Bu proteinler gebelikte beyin büyüme ve gelişimini düzenleyen
proteinlerdir. Bu 4 maddenin çarpıcı yüksekliği otizm ve/veya çocukların %95’inde
vardı.