Otizm, yaşam boyu süren, sosyalleşme, dil iletişim ve
diğer bir çok etkinlik ve ilgi alanını etkileyen, yüksek kortikal işlevlerle
bağlantılı olarak davranış belirtileriyle tanımlanan bir
bozukluktur. Klinik belirtilerin şiddeti bireyden bireye değişkenlik göstermesi
nedeniyle, otistik yelpaze (spektrum) içinde en hafiften en ağıra kadar değişik
şiddette otistik davranış özellikleri görülebilir. Görülme sıklığı
önceden tahmin edilenden daha fazla olup, klasik otizm için 1000’de bir, silik belirtilerle
seyreden otizm için 1000’de 2 veya 4'tür.
Etyoloji: Otizme yol açan bir dizi neden
vardır, fakat otizm, belirtilerden sorumlu bir etyolojiden ziyade, belli beyin sistemlerindeki
bozulmanın sonucudur. Konjenital, enfeksiyon, beyin malfarmasyonu, tuberoz skleroz, fenil ketonüri
veya diğer metabolik bozukluklar, frajil-X, Angelman, Cornelia de Lange sendromu ve beyindeki diğer
gelişimsel bozukluklar gibi belirli bir etyolojinin saptandığı olguların dışında
kalan otistik çocuklarda genetik nedenlerin rolü çok büyük gibi görünmektedir. En son
bulgular otizmde kalıtsal etkenin çok sayıda gene dayalı olabileceği ve bu
etkenin çeşitli çevresel etkenlerin katkısı ile etkili hale geldiği yönündedir.
Otistik gerileme (regresyon): Bir çok
olguda otizm belirtileri yaşamın ilk veya ikinci yılında fark edilir olmasına
rağmen, otistik çocukların üçte biri ortalama 21 aylıkken dil, sosyalleşme,
oyun ve düşüncelerde bir gerileme sürecine girerler. Gerileme öncesi dönemde bazıları
tamamen normal gelişim öyküsüne sahip iken, bir kısmında başından beri var
olan otistik belirtileri gerilemeyle birlikte daha kötü bir hal alabilir. Bu otistik gerilemenin
nedenleri bilinmemektedir, fakat bazı çocuklarda subklinik epilepsinin etkili olabileceğinden
şüphelenilmektedir. Gerileme bir düzlemde dalgalanmalar olarak veya olmayarak seyredebilir.
Otistik bireylerde her nöbet tipi görülebilir. Uzun süreli uyku
EEG’ si yapılanlarda 3. ve 4. uyku fazlarında bir çocuğun subklinik epilepsi geçirdiği
saptanmıştır.
Dil ve İletişim: Otistik çocukların
tümü küçük yaşlarda disfaziktir. Bazılarında fonolojik şifre çözümünü
bozan ve bu yüzden dil işlevlerini engelleyen anlama ve ifade etme bozuklukları vardır.
Bir kısmında işleme eksiklikleri nedeniyle kelime dağarcığının
atipik düzenlenmesine, kelime hatırlama ve açık uçlu soruları anlamada yetersizliğe
neden olabilmektedir. Otizmi diğer özgün gelişimsel dil bozukluklarından ayıran dilin
pragmatik yanının (dilin karşılıklı konuşma olarak kullanılması)
çok bozulmasıdır. Otistik bozukluklu çocukların çoğu geç konuşmaya başlarlar.Konuşma yetisi gelişmeyen otistiklerin ağır
ve kalıcı anlama eksiklikleri olduğu ve bunun yanı sıra mental retarde
oldukları görülmüştür.
Diğer belirtiler: Otistik çocuklarda
motor eksiklikler, hipotoni, sarsaklık (clumsiness), parmak ucunda yürüme,tekrarlayan
stereotipik hareketler ve etkinlikler yanı sıra kendi vücut duyularını, görsel,
işitsel, tatsal, dokunsal sinyalleri atipik algılama gibi duyusal belirtiler de
izlenir.
Otistiklerde başkasının sunduğu bir etkinlikte karşılıklı
dikkat (ortak dikkat) gösterememe ve bu konuda zorluk çekme çok yaygın rastlanan bir bulgudur.
Bilişim (cognition): Otistik çocukların
çoğu hafif-orta şiddette bilişsel defektlere sahiptir. Bilişsel profilleri
karakteristik olarak homojen değildir. Sözel puanları performans puanlarına göre daha
kötüdür. Ham bellek ve mekansal yetileri oransız bir şekilde yüksektir. Normal veya üstün
bilişsel yetileri olan otistiklerde bile bilişsel esneklik, organizasyon, planlama ve çıkarımlar
yapma yetisi tipik olarak bozuktur. Diğer insanların duygu ve amaçlarına yönelik içgörüleri
genel olarak yetersizdir.
Nöropatoloji: Otizmin nörolojik temeli
halen yoğun araştırma konusudur. Şimdiye dek en az 40 beyin örneği
postmortem incelenmiş ve sonuçları yayınlanmıştır. Neoserebellar,
limbik, kortikal ve subkortikal yapılarda hücresel bozuk gelişim tanımlanmıştır.
Tam anlamı bilinmemekle birlikte, otistik hastaların beyinlerinin ortalama hacim ve ağırlığı
kontrollere göre daha fazladır.
İncelemeler: Otistik çocuklara tam bir nörolojik ve tıbbi
muayene yapılmalıdır. Konuşması yetersiz olan küçük yaştaki çocuklarda
işitme testi yapılmalıdır. Çünkü işitme kaybı ve otizm bir arada
olabilir.Dil yetersizliği ve regresyonu olan tüm çocuklarda uzun uyku EEG’si yapılmalıdır.
Kromozom testleri, çocuk isteyen aileler söz konusu olduğunda veya özel bir tanının
konabileceği durumlarda yapılır ma sonuç verme olasılığı düşüktür.
Okul öncesi ayrıntılı nöropsikolojik ve dil değerlendirmeleri yapılmalıdır.
Gidiş ve tedavi: Otizm genelde statik gelişimsel bir anormalliğin sonucu olduğundan,
mümkün olan en erken yaşta yapılan müdahale tamamen iyileşmeye neden olmasa bile iyi
sonuç verir.Bu müdahale, iletişim ve davranışsal
bozukluklara yönelik sistematik, yoğun ve bireye özgün olmalıdır.Ailelere her gün, iyi yapılandırılmış
bir ortamı değişikliğe uğratmadan sağlamalarının ve kararlı
olmalarının önemi anlatılmalı ve öğretilmelidir.
Epilepsi nöbetleri yeterli antikonvulzif tedavi gerektirir, fakat
subklinik epilepsisi veya anormal EEG’si olup fakatklinik
nöbetleri olmayan otistiklerde ne yapılacağı hala tartışmalıdır.
Otizmde psikotrop ilaçların rolü hala tartışmalıdır, bunun yanında
uzun süre kullanımından kaçınılmalıdır. SSRI kullanımı son dönemlerde
ilgi görmüştür.
Otistik Spektrum (Otistik Yelpaze):
Otizm, beynin daha çok genetik bir temelde açığa çıkan gelişimsel bir bozukluğudur.
Bu bozukluk hayat boyu devam eder, fakat otizme özgü belirti ve bulgular zaman içinde değişiklik
gösterir. Bu bozukluklar sadece yaşla ve beceriyle değil, bir çok çevresel faktörle de
değişir. Asperger sendromu otistik spektrumun hafif bir türüdür, fakat göreceli olarak
iyi sözel zeka ve daha iyi sosyal beceri gibi ayırt edici özellikleri vardır. Bu
bozukluklar davranışsal ölçütlerle belirlenir ve henüz biyolojik tanımlayıcı
bir laboratuar bulgusu yoktur.
Otistik çocuklar yalnızlıkla kendini belli eden ağır
sosyal bozukluk gösterirler ve bir çok olguda iletişime yönelik konuşmaları yoktur.
İdare edilmeleri zordur ve sık sık aynılık üzerinde ısrar ederler. Ham
bellek, çizim veya müzik gibi alanlarda yeti adacıklarına sahip olmalarına rağmen
dörtte üçü değişik seviyelerde mental retardedir.
Son çalışmalar
frontal lob ve sağ hemisfer lezyonları olan hastaların psikolojik testlerinde elde
edilen sonuçların, otistik hastaların testlerinden elde edilen sonuçlarla benzediğini
göstermektedir.
Bilişsel çalışmalarda otistikler için iki hipotez
ileriye sürülmüştür: Birincisi Zihin Kuramı (theory of mind): bu kuramda
otistiklerin çoğunluğunun başkalarının zihinsel durumlarını
anlamadığını ve hem kendilerinin hem diğerlerinin inançları olabileceğini
kestirmediklerini öne sürer.İkinci kuramda
ise: daha genel bir eksiklik öngörülmektedir. Buna göre, eksiklik işleyen bellek,
planlama ve fikir üretme gibi yürütücü işlevlerin bulunduğu karmaşık ve geniş
bir zihinsel sistem içindedir. Bu sistem “merkezi bütünleme” olarak nitelendirilen, bilginin
birleştirilmesi olan özel bir yürütücü işlevi içermektedir.
Asperger sendromu olan bireylerle normallerle yapılan bir çalışmada
beyin ve davranış arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmış;
yapılan PET çalışmasında “hikaye anlatma testi” sırasında beyin bölgelerinin
aktivasyonu değerlendirilmiş. Normal gönüllülerde bu sırada prefrontal korteks alanının
etkin olduğu, aynı şartlarda Asperger sendromu olan bireylerde farklı bir bölgenin
etkinleştiği saptanmıştır.
Şizofreni ile otizm arasındaki
farklar:
Şimdiye kadar yapılan
çalışmalarda, şizofreni ve otizm arasında genetik bağ olduğuna dair hiçbir
kanıt bulunamamıştır. Şizofreni daha çok genç erişkinlik döneminde başlayan
bir hastalıkken, otizm çok küçük yaşlarda başlar. Otistiklerin çoğunda hiçbir
zaman halüsinasyon ve hezeyan olmaz veya tutarsız konuşmalar görülmezken, bu bulgular
şizofreniklerde temel belirtiler arsındadır.
Şizofreni ve otizm arasındaki
benzerlikler:
Her iki grup, nöropsikolojik testlerde, özellikle frontal loba
duyarlı testlerde kötü performans göstererek benzer bilişsel bozukluk profilleri
sergilerler. Klinik özellikler açısından, negatif bulguları belirgin olan kronik
şizofreni hastaları otizmle birçok yüzeysel benzerlik gösterirler. Otizme özgü
olan taklit yetersizliği, oyun yokluğu, bozuk iletişim ve toplumsal etkileşim
alanlarındaki bozukluğa karşılık gelecek tarzda şizofrenlerde de konuşma
azlığı, sosyal içe çekilme ve kendiliğinden davranış yokluğu görülür.
Şizofrenik ve otistik hastalar, daha ileri yaşlarda sadece geçmiş öykülerine
bakarak ayırt edilebilir.
“Zihin Kuramı”başka
insanların bizimkinden farklı istek ve inançlarının olduğunu anlamamız
ve onların davranışını tahmin etmek, değiştirmek ve bu inanç ve
isteklere ait bilgiyi kullanmak için gereklidir. Yapılan değerlendirmeler, negatif
belirtileri olan kronik şizofrenik hastaların “zihin kuramı” ile ilgili testlerde
özellikle çorluk çektiklerini göstermektedir.
Sonuç olarak başkalarının düşünce ve
istekleriyle ilgili çıkarımlar yapmayı olanaklı kılan özel bir sistemi vardır.
Pek çok zihinsel işlevden görece bağımsız olan bu yetinin prefrontal korteksle
ilgili yürütücü işlevlerle bağı vardır. Otistiklerde bu sistem doğuştan
anormaldir. Şizofrenide bu yeti, çocukluk boyunca normal çalıştıktan sonra
bozulur.
Gelişimsel
Disfazi:
Lisan, bilgi iletişim
amacıyla, kültürel temelden türeyen, keyfi, yüksek düzeyde karmaşık sinyallerden
oluşturulmuş bir kod sistemidir. Sözlü lisan (işitme/konuşma), dil üretimi/algılaması
için tek yol değildir. Ayrıca, Görsel (işaret lisanı, okuma/yazma) ve
somatosensoriyel (sağır ve dilsizler tarafından kullanılan Braille, dokunsal dil)
diğer iletişim yollarıdır. Konuşma ve işaret dili, özel eğitim
yada çaba gerektirmeden, yeterli bir konuşma ortamı içinde bulunan her çocuk tarafından
normal yaşlarda rahatlıkla öğrenilirken, örneğin okumayı öğrenme efor
gerektirir ve öğretilmesi gerekir.
Yapısal,
motor ve duyusal sorunları bulunmayan, sözel dili gelişmemiş okul öncesi çağında
bulunan çocukların tanısında şu olası tanılar göz önünde
bulundurulmalıdır:
1.İşitme
kaybı
2.Gelişimsel
disfazi ya da özgül lisan sorunları
3.Zihinsel
bozukluklar
4.OTİZM
Edinsel Epileptik Afazi
ya da Landau-Kleffner Sendromu ve Selektif Mutizm’de tablo daha açıktır.
1. İşitme kaybı: Lisan
öğrenmeyi olanaksız kılacak işitsel duyu yitiminin orta ve şiddetli düzeyde,
yani 60-70 dB değerini aşması gerekir. Sessiz harflerin algılanması için
gerekli yüksek frekanslı seslerin geniş ölçüde bozulmasına neden olan duyu
yitimleri tehlikelidir ve gözden kaçabilir. Konuşulan lisanın büyük kısmı
sessiz harflerden oluştuğu için yüksek frekanslı seslerin kaybı lisan öğrenmeyi
olumsuz yönde şiddetle etkiler, hatta bazı çocuklarda tamamen ortadan kaldırır.
2. Gelişimsel disfazi ya da özgül
lisan sorunları: Lisan öğrenmede meydana gelen aksamaların sınıflandırılması,
nörolojik ve linguistik olarak iki farklı şekilde yapılır. Bunlardan nörolojik
olanı giriş (input), işleme ve çıkış (output) aşamalarını
içerir. Linguistik olanı lisanın fonolojik, sentaktik, semantik ve pragmatik yönlerini
kapsar. Fonoloji ilgili lisanda konuşulurken çıkarılan seslere at kodlamayı
içerir. Sentaks kelimeler üzerinde yapılan işaretleri ve kelime eklerini (çoğul,
geçmiş, cins) ve iyi oluşturulmuş gramatik olarak doğru cümle oluşmasını
sağlayacak şekilde söz dizimini içerir. Semantik kişinin kelime haznesinde (lexicon)
bulunan sözcüklerin anlamını ve cümle içinde sözel mesajların bir anlam taşımasını
ifade eder. Pragmatik kişinin karşısındakilerle anlamlı mesaj
verebilmek için konuştuğu lisandauyması
gereken kuralları kapsar.
3. Zeka Geriliği: Çoğu
zaman lisan öğrenme işlemini yavaşlatır.
4. OTİZM: Erken dönemde tüm
otistik çocuklar disfaziktir. Otistik lisanı disfazik lisandan ayırt eden en önemli
belirti otistiklerde istisnasız olarak ağır şiddette pragmatik (karşılıklı
konuşma) bozukluğun görülmesidir. Çocuklar isimleri söylenince hiç bakmayabilir, çağrıldıklarında
karşılık vermeyebilir, hatta bir isimlerinin olduğunun bile farkında
olmayabilirler. Konuştuklarında konuştukları kimsenin yüzüne bakmazlar, kimle
konuştukları belli değil gibidir. Kendilerine ait jargon dilleri olabilir. Ekolali
olabilir, zamirleri karıştırabilirler.
Çocuklarda Edinsel Epileptik afazi (EEA) ya da
Lanadau-Kleffner Sendromu:
EEA (işitsel agnozi), çocukluğun bazı parsiyel
epileptik sendromlarında karşılaşılan bir dizi bilişsel ve davranışsal
epileptik belirtilerden biri olarak tanınmaktadır. Tamamı olmasa bile, bu hastaların
büyük çoğunluğu “rolandik” epilepsi ve tipleri ila yakından ilgilidir.
ESES veya CSWS:
ESES (Electroclinical Status Epilepticus during slow Sleep), çocuklarda
uykuda elektriksel status epileptikus adı ile tanımlanan bu durum; sonrasında “yavaş
uyku sırasında sürekli diken ve dalga” (Continuous Spike and Waves during slow Sleep)
olarak adlandırılması uygun görüldü. Epilepsi ve epileptik sendrom sınıflandırmasına
göre CSWS , uyku sırasında parsiyel veya jeneralize nöbetler veya uyanıkken olan
atipik absanslar şeklinde hem jeneralize hem fokal nöbetler içinde yer almaktadır. Tonik nöbetler
görülmemektedir. Genellikle nöbetlerin iyi gidişine karşın nöropsikolojik
bozuklukların ortaya çıkmasından ötürü prognoza dikkat etmek gerekir. ESES veya
CSWS nadir, yaşa bağlı bir sendrom olup, daha çok erkeklerde görülür. Nöropsikolojik
belirtiler, CSWS sırasında IQ’da ciddi düşmeler, dil yetisinde gerileme, bellek,
zaman ve yer oryantasyonunda bozulma, agresyon ve hiperaktivitenin eşlik ettiği davranışsal
bozukluklar, ilişkilerde zorluklar, bazen inhibisyonun gözlenmesi ve bazı durumlarda ise
psikotik durum şeklindedir. Nöropsikolojik bozuklukların derecesi değişkendir.
Nöronal Migrasyon bozuklukları (NMB): Nöronal migrasyon kavramı, merkezi sinir
sisteminin bütün bölgelerinde geçerli olan, hücrelerin oluştukları orijinal yerden
farklı bir yere doğru gerçek hareketini ifade eden, nöral gelişimin temel bir
ilkesidir. Genetik ve çevresel bir dizi faktör NMB’ye sebep olur. Bazı bozukluklar serebral
korteksin yapısını ve işlevsel gelişimini etkiler fakat bazal NBM’lerde
serebellar ve beyin sapı gelişiminin etkilendiği iyi bilinir. MR, epilepsi ve otizmin
migrasyon anormallikleriyle yakın ilişkisi vardır.