Yaygın gelişimsel bozuklukların ortak özellikleri
erken çocukluk döneminde başlamaları, yetişkin hayatında devam etmeleri, sosyal
gelişimde ve etkileşimde anormalliklerin görülmesi, sınırlı aktivite ve
ilgi alanının olmasıdır. Bunların dışında otistik bozuklukta
bir çok belirti görülebilmektedir. İlaç tedavisi ile etkili olmasını beklediğimiz
hedef belirtiler: hiperaktivite, öfke nöbetleri, irritabilite, içe çekilme, stereotipiler, agresif
davranışlar, kendini yaralama davranışları, depresyon ve obsesif kompulsif
davranışlardır. Hedef belirtiler farklı kronolojik yaşlara göre değişiklik
gösterebilir. Erken çocukluk döneminde hiperaktivite, irritabilite,ve öfke nöbetleri belirgin olabilir. Daha büyük çocuklarda agresif davranışlar
ve kendini yaralama davranışları önde gelen belirtiler iken, özellikle yüksek
fonksiyonlu kişilerde olmak üzere, ergen ve yetişkinlerde depresyon, obsesif kompulsif
fenomen işlevselliği aksatabilir. YGB’ u olan kişilerin yetişkin yaşamları
boyunca önemli sınırlayıcı belirtileri vardır. Etkilenen bireylerin yaklaşık
%66’ sında ciddi yeti kaybı vardır ve hiçbir zaman bağımsız sosyal işlevselliği
olmaz.
Otizm ve otizmle ilgili bozuklukların patofizyolojisinde
rol oynadığı düşünülen nörotransmitterden birisi serotonindir. Serotonerjik hücre
bodylerinin majör yerleri ponsun üst kısımları ve orta beyindir – özgül olarak
median ve dorsal raphe nukleuslar, ve daha az derecede caudal locus sereleus, area postrema ve
interpedunküler alandır. Bu nöronlar bazal ganglia, limbik sistem ve serebral kortekse projekte
olurlar. Otistik kişilerin %30-40’ ında tam kan serotonin (TKS) düzeylerinin arttığı
bildirmiştir. Bu bulgu otizme özgül değildir. Otistik bozukluğu olmaksızın
mental retardasyonu olan olgularda da bu gözlenmektedir. Mental retardasyonu olmaksızın
otistik bozukluğu olan hastalarda yüksek insidansta hiperserotonemi gözlenmektedir. İlginç
olarak YGB ve mental retardasyon tanılarının ikisini de alan hastalarda artış
çok azında gözlenmiştir. Yapılan çalışmalarda otistik kişilerin TKS
ve IQ düzeyleri arasında önemli ilişki bulunmamıştır. Bir çalışmada
otistik çocuklarda kanda ve BOS’ ta serotonin içeren nöronlara karşı antibodiler
bulunmuştur. Otistik bozukluğu olan yetişkinlerde yapılan triptofan deplesyon
testi bu hastaların bazılarında ise santral 5-HT fonksiyonlarında azalmanın
olduğunu ve otizmi olan kişilerin MSS 5HT nörotransmisyonundaki geçici dalgalanmalara daha
duyarlı olduğunu desteklemektedir.
Otizmi olan çocuklarda fenfluramin ile yapılan çalışmalarda
çelişik sonuçlar elde edilmiştir. Fenfluramine indirekt 5HT agonistidir. Presinaptik
5HT’ nin salınımını arttırır ve 5HT geri alınımını
engeller. Çelişik sonuçların bildirilmesi hayvan çalışmalarında 5HT nöronlarında
geri dönüşü olmayan hasara yapması nedeni ile fenfluramin otizmin rutin tedavisinde önerilmemektedir.
5HT1A parsiyel agonisti anksiyolitik ajan olan buspirone’
un preklinik çalışmalarda 5HT fonksiyonunu arttırdığı gösterilmiştir.
Buspiron 5HT1A reseptörlerine yüksek affinite gösterir, düşük dozlarda serotonin agonisti
gibi etki yapar. Dopamin 2 reseptör antagonisti gibi işlev görebilir. Otizmi ya da otizm ile
ilgili bozukluğu olan çocuklarda ve yetişkinlerde yapılan çeşitli açık çalışmalarda
buspironun hiperaktivite, stereotipik davranışlar ve agresyonun iyileştirilmesinde
yararlı olduğu ileri sürülmüştür. YGB’ un patofizyolojisinde 5HT1A reseptörlerinin
rolünün anlaşılması için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.
5HT2 antagonisti ve yüksek dozlarda agonist özellikleri
olan trazodon’ un YGB olan kişilerin agresif davranışlarının tedavisinde
etkinliğini destekleyen bulgular vardır. Ancak trazodonunun etkinliği ile ilgili
yeterli çalışma yoktur.
Obsesif kompulsif bozukluk YGB olan çocuklarda sıklıkla
bildirilmektedir. OKB belirtilerinin tedavisinde etkili olabileceği düşünülen ilaçlardan
birisi klomipramindir. Klomipraminin farmakolojik etkisi serotonin, dopamin, norepinefrin ve opioid
sistemlerle ilgilidir. Klomipramin nonselektif olarak serotonin geri alımını
engelleyerek serotoninin elde bulunabilirliğini arttırmaktadır. Kronik klomipramin
uygulanması ile diğer ilginç düzenlenme santral opiodi reseptörlerinde oluşan down
regülasyondur. Kısa süreli olarak uygulandığındaanaljezik etkisi ve potansiyel morfin etkisi vardır. Kronik uygulanmasından sonra
klomipramin analjezik etkisini yitirir. Trisiklik antidepresif olan klomipraminin otistik bozuklukta
yararları ile ilgili ile çelişik bilgiler vardır. YGB olan çocuk, ergen ve yetişkinlerde
çalışılmıştır. Yetişkinlerde klomipramin tedavisinden sonra tekrar
edici düşünce ve davranışlar, sosyal iletişim, agresyonda, iyileşme, çocuk
ve ergenlerde öfke ve hiperaktivitenin iyileştirilmesinde ve otistik belirtilerin kontrolünde
clomipramini imipramin ve plaseboya üstün olduğu bildirilmiştir. Ancak daha sonra yapılan
çalışmalarda etkisiz olduğu ve çocuklarda ilaca kötü tolerans ile olumsuz kalp
etkileri (QT uzaması ve ciddi taşıkardi), grand mal nöbetler, davranış
toksisitesi, sık konstipasyon, kateterizasyon gerektiren üriner retansiyon gibi önemli yan
etkiler bildirmiştir. Trisiklik antidepresiflerle nöbet oranı yaklaşık 1/1,000
arasında değişmektedir. Beyin zedelenmesi ya da MSS disfonksiyonu nöbet eşiğini
düşürmektedir.
YGB’ ta SSRI’ lar 5HT transport sistemine özgül olmaları,
yan etkilerinin daha az olması, kardiotoksititelerinin olmaması, nöbet eşiğini düşürmemeleri
ile trisikliklere göre daha güvenli ilaçlardır
Yazında sertralin ile ilgili bilgi sınırlıdır.
Yetişkin çalışmalarında, olgu sunumlarında ve serilerinde sertralin kullanımının
YGB olan kişilerin agresif ve kendini yaralama davranışlarını azaldığını
bildirilmiştir.
Otistik bozukluğu olan yetişkin çocuk ve ergenlerde sınırlı
olgu ile yapılan çalışmalarda fluoksetin kullanımı ile ritüalistik davranışlarda
azalma, aynılık isteğinde düzelme, mizaçta iyileşme, stereotipilerde düzelme,
irritabilitede ve uygunsuz konuşmada azalma bildirilmiştir. Fluoksetine yanıt verenlerin çoğunda ailelerinde majör
affektif bozukluk tanısı olduğu ileri sürülmektedir. Fluoksetin kullanımı
ile birlikte olan başlıca yan etkiler huzursuzluk, hiperaktivite, ajitasyon, iştahta
azalma, insomnia, canlı hayallerdir.
15 yaşındaki bir otistik çocukta 20 mg/gün
paroksetin tedavisi ile özellikle kendini yaralama davranışları olmak üzere klinik
iyileşme olduğu ileri sürülmüştür.
Yetişkinlerde yapılan bir çalışmada
fluvoksamin tedavisi plaseboya tekrar edici düşünce ve davranışlar, maladaptif davranışlar,
agresyon, ve sosyal ilişkilerin bazı alanlarında özellikle dilin kullanımında
plesaboya üstün bulunmuştur. Fluvoksamin iyi tolere edilmiştir. Hafif dispepsi ve sedasyon
gibi çok az yan etki görülmüştür.
Otistik bozukluğun patofizyolojisinde rol oynadığı
düşünülen nörotransmitterlerin birisi de dopamindir. Psikiyatride en önemli 3 dopaminerjik
yol: nigrostriatal yol, mezolimbik-mezokortikal yol, tüberoinfundubular yoldur. Nigrostratal yol
substansiya nigradaki hücre bodylerinden corpus sitriatuma projekte olurlar. Klasik antipsikotiklerle
bu yolağın sonundaki D2 reseptörleri bloke edildiğinde parkinsonian yan etkiler ortaya
çıkar. Kaudatta aşırı dopamin aktivitesinde ise tik gibi uygunsuz motor eylemler
oluştuğu bildirilmektedir. Mezolimbik-mezokortikal yol, hücre bodylerini ventral tegmental
alandan (VTA), substansiya nigranın komşu alanlarına, serebral korteksin bir çok alanına
ve limbik sisteme uzanır. Bu yolun limbik sistem ve neokortekse olan projeksiyonları,
antipsikotiklerin antipsikotik etkilerini bu yolla gerçekleştirdiklerini düşündürmektedir.
Tüberoinfundubuler yol hücre bodyleri,arkuat nukleus
ve hipotalamusun periventriküler alanından infundubulum ve anterior pitüitere projekte olurlar.
Antipsikotik ilaçların bu yoldaki dopamin reseptörlerini bloke etmesi ile prolaktin salınımı
artar. Bazı otistik çocukların beyin omurilik sıvılarında dopaminin
metaboliti olan homovanillik asit yüksekliği artmış stereotipiler ve sosyal çekilme
ile birlikte bulunmuştur. Bazı deliller, BOS HIAA/BOS homovalinik asit oranının
artması ile belirti ciddiyetinin azaldığını göstermektedir. Etkilerini
dopaminerjik sistem üzerinden gösterdiği düşünülen ilaçlar YGB’ un belirtileri üzerine
etkili olduğu gösterilmiştir.
Haloperidol, pimozid gibi D2 dopamin antagonistlerinin
otizmin bazı belirtilerinde etkili olduğu ileri sürülmektedir. Haloperidol otistik çocuklarda
en çok araştırılan ilaçtır. Çift kör plasebo kontrollü yapılan çalışmalarda
stereotipileri, hiperaktiviteyi, anormal nesne ilişkilerini, yerinde duramamayı ve diğer
YGB belirtilerini azalttığı gösterilmiştir. Haloperidolün IQ üzerine olumsuz
etkileri yoktu hatta en az iki çalışmada laboratuvardaki öğrenmeyi kolaylaştırdığı
ileri sürüldü. Haloperidolün tedavi dozları bireysel olarak düzenlenmektedir. 2.3-8 yaşlar
arasındaki çocuklarda 0.30 mg/gün ile 4.0 mg/gün (0.016-0.184 mg/kg/gün, ortalama 0.047) arasında
değişen dozlarda kullanılmaktadır. 2 aya kadar ulaşan kısa süreli
uygulamalarda yan etkiler sadece terapatik dozların üstünde görülmüştür. Haloperidol
alan çocuklarda genellikle sedasyon olmaksızın sakinleşme olduğu ileri sürülmektedir.
Uzun süreli etkinlikleri iyi dokümente edilmemiştir. Tardif ve çekilme diskinezileri, distonik
reaksiyonlar, parkinsoniasn reaksiyonlar, akatizi, ve tavşan sendromu gibi yan etkileri kullanımlarını
sınırlamaktadır. Bu ajanlaryan
etkilerinden dolayı kısa süreli olarak önerilmektedir.
Bazı araştırmacılar metilfenidat ve
amfetamin gibi indirekt dopamin agonistlerinin özellikle hiperaktivitenin kontrol altına alınması,
dikkatin artması ile dil bilişsel ve sosyal hünerlerde yararlı olduğunu ileri sürmüşlerse
de, bir çok araştırmacı psikostimülan uygulanmasından sonra otistik belirtilerde
özellikle stereotipilerde ve hiperaktivitede artma, kendini yaralama davranışı, bilişsel
işlevlerde bozulmalar bildirmişlerdir. Bu ilaçların otistik bozukluktaki alt gruplarda
olan etkileri açısından bir şeyler söyleyebilmek içindaha çok çalışmaya ihtiyaç vardır
Yan etki profillerinin iyi olması ve farmakolojik olarak
dopaminerjik ve serotonerjik reseptörlere önemli affinitelerinin olması nedeni ile YGB’ ta
klozapin, risperidon ve olanzapin gibi atipik nöroleptikler araştırılmıştır.
YGB’ ta
şimdiye kadar bir tane klozapin çalışması yapılmıştır.
Belirgin hiperaktivite, yerinde duramama, agresyonu olan üç otistik çocukta tipik nöroleptiklere
yanıt vermeyen üç çocuk klozapin tedavisinden yarar sağlanmıştır. Doz 200
mg’ akadar titre edilerek çıkılmıştır. Bir çocukta daha yüksek dozlarla
(450 mg/gün) klozapin kullanılmıştır. Klozapin ile ilgili bilginin çok az olması
agranülositoz ya da nöbet gibi yan etkilerinden dolayı kullanımlarının kısıtlı
olmasından kaynaklanıyor olabilir.
Risperidon potent dopamin-2, serotonin-2A, 5HT2C reseptör antogonistidir ve
alfa-adrenerjik ve histaminik reseptörlere de etkisi vardır. Tipik nöroleptiklerle karşılaştırıldığında
özellikle düşük dozlarda daha düşük EP yan etki insidansleri vardır. Sınırlı
olguda kullanılmış kullanılmış olmakla birlikte yetişkinde
risperidon tedavisi ile başlıca dikkat, tekrar edici düşünce ve davranışlarda,
içe çekilme, sosyal ilişkilerde, agresyon, sinirlilik, depresyonda klinik iyileşme olduğunu
bildirdiler. Benzer şekilde çocuk ve ergenlerde da sınırlı olguda kullanılmış
ve kendine şiddet uygulamada, hiperaktivitede, impulsivitede, anksiyetede, obsesyonlarda, öfke nöbetlerinde
ve agresyonda, uyku bozukluklarında, ritmik hareketlerde, anormal nesne ilişkisinde iyileşmelerin
olduğunu bildirmiştir. Göreceli olarak düşük doz risperidon ile (0.75-1.5 mg/gün bölünmüş
dozlarda) hedef belirtilere etkili olduğu ileri sürülmüştür. En çok görülen yan
etkileri sedasyon, kilo alımıdır. EP yan etkiler seyrekçe rapor edilmiştir.
Yazarlar az sayıda olgu ile denenmesine rağmen risperidon kullanımında sorun çıkmadığını
ve davranışsal belirtilerde düzelme kaydedildiğini bildirmişlerdir.
Sınırlı otistik olguda olanzapin tedavisi uygulanmış
ve ciddi hiperaktivite, agresyon, tekrar edici davranışlar, mizaç ve iletişimde iyileşme
meydana geldiği bildirilen olgu sunumları vardır.
Başlangıç niteliğinde olan bu çalışmalarda
risperidon ve diğer atipik antipsikotik ilaçların YGB olan çocuk, ergen ve yetişkinlerde
tekrar edici davranışlarda, agresyonda, impulsivitede,ve sosyal ilişkilerde iyileştirici etkilerinin olabileceği bildirilmektedir. Göreceli
olarak düşük doz risperidon un etkili olduğu ve tipik nöroleptiklerle gözlenen akatizi,
akut distonik reaksiyonlar, bilişsel küntleşme, parkinsonizm gibi yan etkilerin çok az
olduğu belirtilmektedir. Atipik nöroleptiklerin serotonerjik ve dopaminerjik yolların her
ikisinide düzenleme yetileri ile tipik nöroleptiklere üstünlükleri olabilir.
Otistik çocukların sosyal içe çekilme, ağrıya
olan duyarsızlık, dikkatte bozukluk, stereotipiler, oynak affekt, irritabilite gibi
belirtilerinin opiat bağımlısı olan kişilerdeki belirtilerle benzer olduğu
gözlemlenmiştir. Ayrıca prenatal opiatlara maruz kalan infattaki otizme benzer belirtiler
ile opiat antagonisti verilen laboratuvar hayvanlarının sosyal ihtiyaçlarında artma
olduğu gözlemlendi. Bu gözlemler beta-endorfinler dahil olmak üzere beyin opiat peptitlerinin
hiper sekresyonunun önemli olabileceği düşündürdü. Otizmde endojen opiat sistemindeki
anormalliklerin; içe çekilme, ağrı eşiğinin yüksek olması ve oynak affekt
te dahil olmak üzere bilişsel ve davranışsal anormalliklerin temelini oluşturduğu
ileri sürüldü. Bunun kanıtları iki alanda araştırılımıştır:
otistik çocuklarda vücut sıvılarında endorfinlerin ve diğer nöropeptitlerin düzeylerinin
ölçümü ve otistik bireylerde opiat sisteme olan girişimler. Otistik çocuklarda plazma ve BOS
endorfin araştırmaları uyumsuz sonuçlar vermiştir. Bu uyumsuz bulgular,
laboratuvar tekniklerindeki farklılıklardan, diğer nörotransmitter ya da nöromodülatör
sistemlerinde birlikte olan anormalliklerden, genetik heterojeniteden kaynaklanıyor olabilir.
Opiat sistemine olan girişim çalışmaları bir opiat blokörü olan naltrekson üzerine
odaklanmıştır. Ancak az sayıda çalışma ve az sayıda denek ile ve
uygun olmayan kontroller ile bu hipotez desteklenmiştir. Kendini yaralama davranışı
ile ilgili çesitli teoriler ortaya atıldı. Bilindiği gibi otistik çocukların bir
kısmı ağrıya dayanıklıdır. Otistik çocukların doğuştan
endojen opiat fazlalığına bağlı olarak ağrıya duyarsız
olabileceği ileri sürüldü. Bu kişiler ayrıca, kendilerinin duyusal stimulasyon düzeylerini
düzenlemek için ağrıyı kendini yaralama davranışını oluşturuyor
olabilirler. Diğer bir teori kendini yaralama davranışı olan hastalarda olasılıkla
endojen opioit sisteminin aşırılığına bağımlı
olabilecekleridir. Kendini yaralama davranışı opioid konsantrasyonundaki azalmayı
engellemek için ya da yaralanmayı izleyen opioid stimulasyonunun öforik etkisi için yapılıyor
olabilir. Bir opium antagonisti olan naltreksonun KYD’da (kendini yaralama davranışı). naltrekson
uygulamasının hiperaktivitenin huzursuzluğun ve yıkıcı davranışların
azaltılmasında etkili olduğunu ileri süren çalışmalar vardır. Otizmde
görülebilen göz temasını sürdürememe ve sosyal alanlardaki yetersizlikler gibi diğer
belirtilerinde ise sınırlı faydası olduğu bildirilmektedir. Naltrekson
tedavisinden yarar sağlanana bir çalışmada lenfosit alt tiplerinde değişme
meydana geldiği bildirilmiştir. Bu çalışmada T helper-inducer (CD4+CD8-) arttığı,
Tsitoksik-süpressör (CD4-CD8+) azaldığı ve CD4/CD8 oranında düzelme oluğu
ileri sürülmüştür. Ayrıca natural killer hücreleri ve aktivitesi ile betaendorfinler
arasında ters ilişki olduğu bildirilmiştir. Bu çalışma sonunda yazarlar
otistiklerde opiat-immün etkileşiminin değişmiş olduğunu, opium
antagonistleri ile farmakolojik tedavi için immünolojik taramanın prognostik öneminin
olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Ancak naltrekson uygulamasında klinik yararın
plasebodan farklı olmadığını bildiren çalışmalar da vardır.
Hafif gastrointestinal belirtiler, iştah azalması, uyuklama plaseboya göre daha sık görülmektedir.
Kronik uygulamadaki etkinliği ve güvenirliliği bilinmemektedir. Sadece az sayıda olgu
ile kısa süreli çalışmalar vardır. Yazarlar özellikle kısa dikkat süresi
olan ve hiperaktivitesi olan çocuklarda bu ilacın alternatif tedavi olabileceğini
bildirmektedirler.
Noradrenerjik sisteminde YGB’ da önemli rol oynadığı
düşünülmektedir ve bu sistem dopaminerjik, serotonerjik, endojen opioidler, ve nörohormonal
aktiviteyi doğrudan etkileyerek uyarılma durumlarında önemli düzenleyicidir. Beyinde
yukarıya doğru projekte olan noradrenerjik (ve adrenerjik) hücrelerin bodylerin çoğu
lokus sereleus ve ponsta bulunmaktadır. Bu nöronların aksonları, medial önbeyin
demeti ile serebral korteks, limbik sistem, talamus ve hipotalamusa projekte olurlar. Otistik
hastalarda ve ailelerinde norepinefrinin artmış plazma düzeyleri ve dopamin beta-hidroksilazın
düşük plazma aktiviteleri bulunmuştur. Noradrenerjik sistemin aşırı çalışmasını
gösteren diğer ip uçları, bir çok otistik çocukta kardiovasküler anormalliklerin, kalp
atım hızının fazla olmasının, kan basıncının yüksek
olmasının gözlenmesidir. Noradrenerjik sistemin aşırı aktivitesinin beyin
sapında aşırı uyarılmışlık halini meydana getirdiği ve
YGB olan çocuklarda gözlenen tekrarlayıcı duyusal motor görünümlerin, ekolalinin, garip
sosyal ilişkinin oluştuğu ileri sürülmüştür. Alfa adrenerjik reseptör
parsiyel agonisti klonidin’ in lokus sereleusta noradrenerjik aktiviteyi azalttığı
ileri bildirilmiştir ve DEHB, Tourette sendromu ve akut maniler gibi diğer aşırı
uyarılma bozukluklarında araştırılmıştır. Sınırlı
sayıda otistik çocuklarda denenmiş ve davranışlarda ve insanlarla ilişkiler
gibi alanlarda önemli düzelmeler meydana geldiği bildirilmiştir. Klonidin transdermal
patch’ lerle şeklinde de kullanılabilir. Başlıca yan etkileri sistolik kan basıncında
önemli düşme, geçici, sedasyon ve yorgunluktur. Klonidin ayrıca alfa-2 adreno reseptör
alttipinin aktivasyonu vasıtası ile GABA salınımını arttırır.
YGB’ da gözlenen agresyon ve yıkıcı davranım bozukluklarında,
hiperaktivitede kullanılabilir. Ancak klonidinin etkinliğini ortaya koyacak çoklukta çalışma
henüz yapılmamıştır. Kardiovasküler izlem önerilmektedir.
YGB’ ta diğergirişimler
vitamin tedavilerini kapsamaktadır. 1960’ lı yıllardan sonra yüksek doz vitamin
tedavisi başlamıştır. Vitamin C, niasinamid, vitamin B6, pantoteik asit 1986 ve
1971 yıllarında çalışılmıştır. Megavitaminlerin alımında yan etkilerle birlikte olabilir. APA (American
Psychiatic Assosiation) ve American Academy of Pediatrics’ in her ikisi de öğrenme bozukluklarında
ve otizmde megavitamin tedavisini onaylamamışlardır. Vitamin B6 en iyi çalışılanlarındandır.
Pridoksin (B6
vit.), GABA’ da dahil olmak üzere bir çok
nörotransmitterlerin sentezinde ko-transmitter olarak rol oynamaktadır. Otistik çocuklarda
pridoksin ve magnezyum ile olumlu yanıtlar aldığını bildirilen yazılar
olduğu gibi bu tedavinin yararsız olduğunu ileri süren yazılar da vardır. Bu
tedaviden otistik bozukluğu olan çocukların %35-50’ sinin yarar gördüğü ifade
edilmektedir Yüksek dozlarda (2 g/kg’ ın üstünde) sensoryal nöropati bildirilmektedir.
Tetrahidrobiopterin (THB) katekolamin sentezinde tirozin hidroksilazın
ko-faktörüdür. Yaşları 3-5 arasında değişen ve BOS THB düzeyleri düşük
olan 6 otistik çocuk THB tedavisine alınmış. Bu çalışma sonucunda Göz
temasında ve iletişim amaçlı kullanılan kelimelerde artma görülmüş. THB
otistik bozukluğu olan çocukların bir alt grubunda yaralı olabilir.
Bir çok beyin fonksiyonlarının adrenokortikotropik
hormon (ACTH) ve endojen opioidler arasındaki denge ile sağlandığını
bildirmektedir. Tryptaminerjik nöronların hipotalamik nöroendokrin hücreleri kontrol ederek
hipofizotrofik hormonların salınımını sağlıyor gibi gözükmektedir.
İlginç olarak serotoninin ACTH, büyüme hormonu, prolaktin, Lüteinize edici hormon, follükül
stimüle edici hormon, tiroid stimüle edici hormon salınımını tetiklemesinin olası
olduğu bildirilmiştir. Sentetik ACTH anologu olan ORG2766 ile yapılan otistik çocuklarda yapılan bazı
çalışmalarda göz temasında, sözel iletişimde, sosyal etkileşimde artma,
amaçlı oyun oynamada artma ve stereotipik davranışlarda azalma gözlendi. ORG-2766’
nın nasıl etkili olduğu bilinmemektedir. Ancak endojen opioid sistemi yoluyla etkili
olduğu düşünülmektedir. Bazı çalışmalarda ORG-2766’ nın olumlu
etkileri görsel dikkati arttırmasına bağlanmıştır.
Otistik Bozukluğu olan kişilerin
affektif bozuklarının sıklıkla gözden
kaçtığı ileri sürülmektedir. Otistik bozukluğu olan kişiler sıklıkla
içinde bulundukları duygu durumlarını ifade edemediklerinden tanıda güçlükler
çekilmektedir. Motor aktivite azalma, ses
tonusunda azalma, üzüntülü yüz görünümü, uyku bozukluğu, enüresisin yeniden başlaması
otistiklerde depresyon belirtileri olabilir. Yazında
mizaç bozukluğu tanısı alan otistik bireylerin psikiyatri kliniklerine en sık,
yeni daha artmış ajitasyon ya da kronik ajitasyon, agresyon, kendini yaralama davranışı,
yıkıcı davranışlar, öfke patlamaları ile baş vurdukları
bildirilmektedir. Daha seyrek olarak sosyal çekilme, vejetatif değişiklikler, dramatik mizaç
değişiklikleri, yeni artmış tekrar edici davranışlar ile baş
vurmaktadırlar. Otizmi olan manikler ise gülünç, neşeli, korkusuz görülebilirler.
Ajitasyon ve irritabilite hem manide hemde depresyonda bildirilmiştir. Otistiklerde görülen mani tedavisinde çoğu kez
tek ajan yeterli olmamaktadır. Haloperidol, klorpromazin gibi nörleptikler ve lityum,
karbamazepin tek başına başarısız olduğu bildirilmektedir. Lityum ve karbamazepin kombinasyonu ya da nöroleptiklerin lityum ve ya valproik asit ile kombinasyonundan başarılı sonuçlar
alındığı bildirilmektedir. Depresyonda ise çoğunlukla tek ajan
yeterli olmaktadır. Lityum, karbamazepin, fluoksetin ile başarı sağlanmıştır.
Trisiklik antidepresifler denenmiş çoğunda başarı sağlanamadığı
gibi nöbet ve hipomaniye kayma görülmüştür. Bir çok olguda depresyon ya da maninin tedavisi
ile otistik özelliklerde de iyileşmeler meydana gelmektedir.
Kontrol edilemeyen davranışlar sıklıkla
YGB’ ta görülmektedir. Karbamazepin ve propnolol kontrol edilemeyen öfke patlamaları da dahi edilmek üzere
agresif davranışlarda etkili bulunmuştur.
Valproik asit ilenöbetleri iyileştirilen otistik bozukluğu olan ikiz iki
çocukta oitistik belirtilerde de belirgin düzelme gözlenmiştir. Bu otizm ile epilepsinin
nedensel ilişkisini göstermektedir. Valproik asitin agresyon ve kendini yaralama davranışını
azalttığı ileri sürülmektedir.
Norepinefrin ve 5HT geri alınımını
engelleyen bir trisiklik bileşik olan imipramine ve seçici olmayan 5HT antagonisti methysergide
ile otistik çocuklarla yapılan çalışmalarda umut verici sonuçlar alınmamıştır.
Yaşları 2-6 arasında değişen otizmi olan 10 çocukta imipramin hidroklorid denenmiştir. Yaklaşık olguların yarısında
davranışlarda daha da kötüleşme ve 3 yaşındaki bir çocukta epileptik nöbetlerle
status epileptikus gelişmiştir.
Yatma zamanı 2.5-10 mg melatoninin otizmde görülen uyku bozukluklarında yararlı olabileceği
bildirilmiştir.
Serotonin geri alım inhibitörlerinin otizmin bazı
belirtilerinde yararlı olabileceği bildirilmiştir. İnositol basit glukoz izomeridir ve ve serotonini 5HT2 reseptörlerinde
ikinci mesajcı olan fosfoinositol sentezi için prekürsördür. Daha önce inositolün
depresyon, OKB, panik bozuklukta yararlı olduğu bildirilmiştir. Dışardan
verilen inositolün rat beyinlerinde serotonini arttırdığı gösterilmiştir. 9
otistik çocukta yapılaninositol tedavisinden yarar
sağlanamamıştır.
Sonuç olarak YGB’ un tedavisinde multidisipliner yaklaşım
önemlidir. YGB ve otizmde tedavinin başlıca amacı sorun olan davranışları
kontrol etmektir. Tedavinin oldukça bireyselleştirilmesi gerektiğinden, kabul edilen bir
tedavi algoritmi yoktur. Hangi ilacın hangi çocukta yararlı olacağını
bilememekteyiz. Tedavi öncelikli olarak en sorun olan davranışları hedef alarak ve en
az yan etki oluşturacağını düşündüğümüz ilaçla yapılmalıdır.
İlaç seçimi tıbbi ve davranışsal perspektifin kombinasyonu ile yapılmalıdır.
Örneğin propranolol agresif davranışları olan otistik çocuklarda iyi bir seçim
olabilir. Bununla birlikte astımı olan bir kişide propranolol iyi bir seçim değildir.
Benzer şekilde tik bozukluğu olan otistik çocuklarda metilfenidat kullanımından
kaçınılmalıdır. İlaca başlandıktan sonra ilaç yanıtı alınana
kadar veya yan etki oluşana kadar ilaç dozu yavaş arttırılmalıdır.
Farmakokinetiği bilmek etkili doz kullanımında temeldir.Fluoksetin günde bir kez yeterli olabilirken diğerleri için daha sık terapi
gerekebilir. Klomipramin, klonidin gibi bazı ilaçlarda tedavi yanıtının alınmasının
birkaç hafta sürebileceği bilinmelidir. Lityum gibi terapotik aralığı dar olan
ilaçlar hariç serum kontrasyonunu izleme henüz yapılmamaktadır. Diğer tıbbi
hastalıklarında birlikte olduğu durumlarda toksik yanıtlardan kaçınmak için
yakından izlem gerekli olabilir. Kan basıncının ölçümü, tam kan sayımı,
karaciğer fonksiyon testleri, EKG önerilmektedir. Genel olarak çoklu tedaviden yan etki riski
nedeni ile kaçınılmaktadır.