Otistik bozukluk DSM-IV sınıflandırmasına göre yaygın gelişimsel
bozukluk (YGB) grubu içinde yer almaktadır. YGB olan bütün bireylere yaşam boyu özel
merkezlerdedüzenli psikiyatrik ve nörolojik değerlendirme
yapılmalı, binişik tanı ve birlikte olabilecek tıbbi hastalıkların
tedavisi göz önünde bulundurularak takip edilmelidir. Eğer bir nöbetten şüphe
ediliyorsa, EEG dahil daha ileri tetkikler yapılmalıdır. Değerlendirmeler en az yılda
bir yapılmalı, eğer çocuğun gelişimini etkileyen bir durum söz konusu ise
daha sıklıkla yapılmalıdır. Değerlendirme ve tedavilerin bu bozukluğa
özgün merkezlerde yapılması daha uygun olacaktır. Otizm ve diğer YGB bozuklukları
ile birlikte binişik olabilecek tedavi edilebilir bozukluklar şunlar olabilmektedir:
konvulzif bozukluklar, DEHB, Tourette bozukluğu, OKB, ve iki uçlu duygulanım bozukluklarıdır.
İlaveten, saldırganlık, yıkıcılık ve kendine zarar verme davranışlarını
içeren ciddi yıkıcı davranış bozuklukları, major depresyon gibi sosyal
çekilmeyi daha da artırıcı bozuklar binişik olabilmektedir.
DSM-IV’e dayalı tanı sınıflandırmalarına göre otistik bozukluk
değerlendirildiğinde, artan şekilde komorbid tanı almakta ve hekimler bu
bozukluktaki binişik tanıların tanı ve tedavisinde daha bilinçli olmaktadır.
Bu tür bir yaklaşım semptoma yaklaşımdan daha çok tanıya göre tedaviyi
belirlemeye yöneliktir. Günümüzde otistik bozuklukta komorbid bozuklukların ve nöropsikiyatrik
bozuklukların altında yatan mekanizmaların anlaşılmasına yönelik araştırmalar
devam etmektedir.
Günümüzde yeni ilaçların çocuklarda etkinlik ve güvenilirliğine yönelik çalışmalar
sıklıkla yapılmaktadır. Bunun sonucu olarak, birçok psikotrop ilaç; SSRI’lar,
valproik asit ve gabaneptin gibi duygudurum düzenleyicileri, Serotonin–Dopamin Antagonistleri (SDA)
normal IQ’a sahip kişilerde yaygın olarak kullanılmasına rağmen, otizmli ve
diğer YGB bozukluklarında kullanımı sınırlı kalmıştır.
Birçok olguda, günümüzde 10-20 yaş arası bu sorunu olan bireylerde, hekimler hala eski
ilaçları daha sıklıkla kullanmaktadır.
Aman ve arkadaşları 838 otizmli bireyin tedavilerini incelemeye yönelik yaptıkları
çalışmada; antikonvulzan ilaçlar ayrı değerlendirilmeye tutulduğunda, bu
olguların büyük kısmında (%12.2) hala eski “klasik” antipsikotiklerle tedavi
edildiği bulundu. Klorpromazin, haloperidol ve tiyoridazin gibi bu ilaçlar yaygın kullanılmakta
olup; tardif diskinezi ve nöroleptik malign sendrom oluşturmasalar bile; bilişsel donukluk,
motor yavaşlama ve diğer uzun süreli yan etkilere sahiptirler. Reçeteli ilaçlar haricinde
bilimsel olmayan megavitamin tedavisi uygulaması gibi girişimler, hem pahalı hem de
olası zararlara sahiptir. Yeni ilaçlar komorbid bozuklukların tedavisinde daha güvenilir
ve daha az yan etkiye sahip olması nedeniyle daha etkili olmaktadırlar.
İlaç tedavisinden daha önce,genellikle
nonfarmakolojik girişimler düşünülmelidir. Bunlardan en iyisi davranış
terapisidir. Ancak konvülsif bozukluklarda (subklinik olabilir), psikoz, veya ciddi DEHB olan
vakalarda en az bir ilaç tedavisi gerekebilmektedir. Dikkat süresinin iyileştirilmesi ve
duygudurumun düzenlenmesi sonucunda olgular daha iyi işlevsellik göstermektedirler.
Yeni başlayan veya eklenen davranışsal sorunlar olduğunda infleunza, kulak
enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, dental sorunlar gibi enfeksiyonlar ve ilaçların
istenmeyen yan etkileri oluşabileceği akılda tutulmalı ve buna yönelik
incelemeler yapılmalıdır.
Farmakoterapiye klinik yaklaşım
Otizmle birlikte olan nörobiyolojik/psikiyatrik bozukluklar farmakolojik tedaviye yanıt
verebilir. Birlikte bulunabilecek bu durumlar 6 büyük kategoride incelenebilir:
Nöbetle ilişkili olan davranışsal belirtiler
Aşırı hareketlilik-dikkat eksikliği, dürtüsellik küme
belirtileri
Tikler, Tourette bozukluğu ve hareket bozuklukları
Beynin nöbet aktivasyonu veya nöbeti olanlarda antiepileptik ilaçların
yan etkisi olarak davranışsal sorunlar olabilmektedir. Otizmli bireylerin en az %25’i nöbet
yaşantısına sahiptir. Nöbetlerin başlangıcı bebeklik, çocukluk veya
ergenlik döneminde olmakta çok az kısmı yetişkinlik döneminde başlamaktadır.
Mental retardasyon veya otizm tanısı yeni konan bireylerde rutin EEG ve beyin görüntüleme
yapılmalıdır. Nöbetlerin başlaması, bayılma durumlarında veya
davranışsal deterioasyonun olduğu durumlarda nöroloji konsultasyonu yapılmalıdır.
Nöbet nedeniyle antikonvulzan kullananlarda da davranışsal sorunlar gözlenebilmektedir.
Barbitürat türevi ilaçlar, fenobarbital ve fenitoin; ısırma, tırmalama ve tekmeleme
gibi saldırgan davranışlar, irritabilite ve depresyon gibi durumlara yol açabilmektedir.
Etosüksimid psikoza yol açabilmektedir. Karbamazepin nadir olmayacak kadar davranışsal
disinhibisyona veya mental retardasyonlu bazı bireylerde maninin kötüleşmesine yol açabilmektedir
ve serum sodyum düzeylerinde düşüklüğe yol açabilmektedir. Gabaneptin bazı
olgularda aşırı hareketliliğin kötüleşmesine neden olmaktadır. Buna
karşın valproik asit daha az davranışsal yan etkilere yol açmaktadır. Bu ilaç
duygudurum düzenleyici etkisinin yanında, hayvan ve insanlarda ajitasyon ve saldırganlık
üzerine faydalı olmaktadır. Başka bir ilaçla valproik aistin birlikte kullanımında
veya değişiminde kademeli doz artış ve inişleri yapılmalı, ve
50-125mcg/ml kan düzeyi tedavide istenen düzey olmaktadır.
Aşırı Hareketlilik-Dikkat eksikliği, dürtüselik-
belirti kümesi
Stimulanlar
Metilfenidat (MPH), dekstroamfetomain (DEX), pemolin ve Adderall gibi uzun
etkili kombine edilmiş ilaçlar otizmdeki bu belirtilerin tedavisinde yararlı olmakla
birlikte, bu konu üzerinde araştırma azdır. Dikkat eksikliği, dikkatin çabuk dağılması,
dürtüsellik ve hiperaktivite DEHB’unun belirgin belirtileri olması; tedavinin sonuçlarını
yaş, IQ ve diğer komorbid durumlara göre daha belirleyici olmaktadır. DEHB ve düşük
düzeyde MR olan çocuklar, Orta ve ciddi düzeydeki MR’a göre stimulanlara daha iyi yanıt
verirler. Otizmi ve/veya ciddi düzeyde MR olan bireylerde stimulanlarda değişik oranda yanıt
alınmaktadır. Bazı olgularda dramatik iyileşmeler gözlenmektedir. Kansas Üniversitesindeki
deneyimlerimiz stimulanların hafif –orta dozlarının faydalı olduğunu göstermiştir
(MPH:1 mg/kg/gün, DEX 0.5 mg/kg/gün, pemolin yaklaşık olarak 2 mg/kg/gün). Stimulanların
yüksek dozları çekilme davranışlarına neden olmakla birlikte, sterotipik veya
kendini ısırma davranışların kötüleşmesine neden olabilmektedir. Yüksek
doz tedavisinde bildirilen diğer yan etkiler; anksiyete, tiklerin kötüleşmesi, tırnak
yeme, kilo kaybı, çok yüksek doz kullanımın da psikozdur. Pemolin ayrıca toksik
hepatit riski taşır, öldürücü olabilir. Bu nedenle pemolin ilk tercih değildir,
kullanımında KC enzimleri izlenmelidir. Sarılık veya idrar rengi koyulaşması
olduğunda aile bireyleri hekimle ilişki kurmaları yönünde bilgilendirilmelidir.
Trisiklik Antidepresanlar (TSA)
Bu ilaçlar stimulanlara kısmi yanıt alınanlarda, veya aşırı
hareketlilikle birlikte özellikle anksiyete, insomnia veya düşük kilonun olduğu
durumlarda tercih edilebilir. Bizim deneyimlerimiz aşırı hareketli ve yıkıcı
davranışları olan çocuk ve ergen otizmli bireylerde amitriptilinin desipramin ve
imipramine göre daha etkili olduğunu gösterdi. Ancak bilimsel çalışmalarla
desteklenmesi gerekir. Monoterapiye göre kombine tedavilerde daha fazla yan etki beklenir. Ancak
ciddi yan etkilerle karşılaşılmamaktadır. Komorbid anksiyete, distimi ve
major depresyonun kombine olduğu normal IQ’lu DEHB olan hastanede yatırılarak tedavi
gören 16 çocuğa MPH+Desipramin kombinasyonunda önemli yan etki gözlenmemiştir. Normal
IQ’lu aynı grupta kombine tedavide tek başına ilaç tedavisine oranla bilişsel işlevlerde
daha fazla iyileşme saptanmıştır.
Ancak otizm ve DEHB’nun birlikte olduğu çocuk ve ergenlerde stimulan
TSA kombinasyonu veya monoterapisi konusunda faydalı olacağı düşünülmekte ancak
yapılandırılmış bir çalışma yoktur. Bizim öncü sonuçlarımız
otizmdeki DEHB tedavisinde amitriptilin diğer TSA’lara oranla daha iyi sonuç vermiş fakat
nedeni bilinmemektedir. TSA’ların bir sakıncası yüksek dozlarda lethal oluşlarıdır.
10 haftalık randomize olarak otistik bireylerde klomipramin ve desipramin ile yapılan bir çalışmada
DEHB belirtileri üzerine desipramin daha etkin olarak bulunmuştur. Buna karşın obsesif
kompulsif davranışlar üzerine klomipramin daha üstün bulunmuştur.
TSA’lara başlamadan
önce klinesyenin; ani ölüm için aile öyküsü, fizik muayene ve EKG istenmesi gereklidir. Eğer
şüphe varsa kardiyolog konsultasyonu istenmelidir. Güvenli kullanımda kilo, nabız,
tansiyon ve kan TSA düzeyleri izlenmelidir. Bunların intervalleri en az üç ay olmalıdır.
Biderman EKG’de kardiak parametreler belirlemiş QT kompleksinin 440 milivolttan düşük
olması gerektiğini belirtmiştir. Kansas Üniversitesinde TSA dozu olarak 1 mg/kg/gün
olarak başlanıyor, klinik cevap alana dek doz artırılıyor. Toplam doz 2-5 mg/kg/gün
olarak belirleniyor. İlaç kan düzeylerinin yüksek doza ulaşılması durumunda nöbet,
kardiak yan etkiler ve ölüm gözlenebilir. Kan düzeyleri için örnekler ilaçtan 12 saat sonra alınmalıdır.
Normal IQ olan bireylere göre normal kan düzeyi aralıkları belirlenmesine karşın
TSA için normal kan düzeyi aralıkları 125-250 mikrogram/ml düzeyinde olmalıdır.
Klonidin ve Guanfasin
Bazı çocuklar TSA ve stimulanları tolore edemezler. Bu olgularda
klonidin ve guanfasin daha etkili olabilmektedir. Hipomanik mizaçlı, eksitabl davranışlı
veya komorbid olarak tik bozukluğu var ise, alfa adrenerjik agonist olan klonidine iyi cevap
verebilirler. Çift kör plasebo karşılaştırmalı 9 otistik hiperaktivite-irritbilate
olan çocukta hafif iyileşme görülmüştür. İstenmeyen yan etkiler arasında
sedasyon, kan basıncında azalma ve tolerans gelişimi sayılabilir. Klonidin ve
guanfasinin bilişsel işlevler üzerine etkileri bilinmemektedir.
Antipsikotikler
Komplike olamayan DEH ve otistik bozukluğa komorbid durumlarda
antipsikotik önerilmemektedir. Bu ilaçlar daha dirençli olgulara düşünülmeli, çünkü bu
ilaçların akut distoni, tardif ve çekilme distonileri, nöroleptik malign sendrom gibi olası
riskleri vardır. Cambell ve arkadaşları otistik bireylerde haloperidolün iyi sonuçlar
verdiklerini göstermelerine karşın, olumsuz yan etkileri nedeniyle kaçınılmaktadır.
Günümüzde haloperidol halen en sık kullanılan antipsikotik olmasına karşın,
MR ve/veya otizmi olan bireylerde çift kör plasebo kontrollü çalışmalar halen devam
etmektedir. Klorpromazin ve tiyoridazin gibi düşük potensli klasik nöroleptikler halen geniş
çaplı kullanılmaktadır. Bunların antimuskarinik ve sedasyon yan etkileri fazladır.
Bu özellikten dolayı bilişsel ve motor işlevler üzerine olumsuz etkileri vardır.
YGB ve DEHB komorbid veya diğer kombine durumların olduğu 20 çocuk ve ergen ile yapılan
açık bir çalışmada Risperidon ile semptomlarda önemli klinik iyileşme saptanmıştır.
Buna karşın; bu hastaların bir kısmı lityum, karbamazepin ve valproik asit
kullandıklarından saf etkiyi belirlemek güçtür.
Naltrekson
Kendini yaralama davranışları ve DEHB kombine durumlarında
etkileri tartışmalıdır.
Tik, Tourette Sendromu ve Hareket Bozuklukları
Klonidin ve guanfasinin düşük dozları bu olgularda faydalı
bulunmuştur. Bir açık çalışmada 5 otistik çocukta serotonerjik ve trisiklik
klomipraminle önemli derecede iyileşme olduğu söylenmiştir. Trisikliklerin sabah kan
düzeyi takibi önemlidir. Risperidon gibi SDA’lar dirençli olgularda gereklidir.
Bazı olgularda aşırı hareketlilik, uykusuzluk, seksüel uğraşılar,
öfori, irritabilite gibi maniye benzer durumlar görülebilir. Böyle olgularda valproik asit, lityum
ve/veya gabapentin gerekli olabilir. Kompulsif davranışlar varsa bu medikasyonlardan sonra
SSRI kullanılabilir. İki açık çalışmada, sertralin ya da fluoksetinin öfke
patlamalarına, agresyona ve kendini yaralama davranışlarına yararlı olduğu
bildirilmiştir. 30 yetişkin otistikle çift kör plesebo kontrollü yapılan bir çalışmada
kompulsif davranışların ve agresyonun azaldığı %50’sinde bildirilmiştir.
Düşük dozda başlayıp, kademeli artırmanın faydalı olduğu tecrübelerimizden
bilinmektedir. SSRI’lar içinde diğer ilaçlarla en fazla metabolik etkileşimi olanlar
fluoksetin ve paroksetindir.
Serotenerjik bir ilaç olan fenfloraminle 28 otistik çocukta yapılan 8 haftalık
plasebo kontrollü bir çalışmada anlamlı bir etki elde edilemediği gibi, öğrenme
üzerine olumsuz etkileri olmuştur.
Duygudurum belirti
kümesi
Depresif vakalarda SSRI ve venlafaksin fayda verebilmektedir. Bipolar bozukluğu olan
otistiklerde duygu durum düzenleyici olarak valproik asit 10 ergen otistik bireyde çalışılmış
ve etkin bulunmuştur. Valproik asitle yapılan 3 açık uçlu çalışmada mental
retarde çocuklarda denenmiş: saldırganlık ve kendine zarar verme davranışlarında
anlamlı iyileşme saptanmıştır.
Ayrıca bipolar bozukluğun kombine olduğu durumlarda lityum ve atipik
antipsikotikler (risperidon, olanzapin veya loksapin) kullanılabilir. Klasik antipsikotikler yan
etkileri nedeniyle tercih edilmemektedir. Ayrıca nöroleptik yan etkilerin tedavisinde kullanılan
benztropinin mental konfüzyona neden olabileceği akılda tutulmalıdır.
Diğer
veya nonspesifik davranışsal belirtiler
Otistik çocuklarda uyku-uyanıklık siklus bozuklukları büyük olasılıkla
olmaktadır. Melatonin ile (oral, 2.5-10 mg hızlı salınan formu) açık uçlu
bir çalışmada hastaların %82-%100’de olumlu sonuçlar alınmıştır.
ACTH 4-9 analoğu org 27766 ve 9-amino asid peptid oksitosin öncü çalışmaları
halen devam etmektedir.
Agresif davranışlar karşısında ayrıca propranolol
ve risperidon kullanılabilir. Risperidon 1-12mg/gün dozlarda kullanılabilir. Major yan
etkileri: somnolans, kilo alımı, galoktoredir.
Tedaviye dirençli, kendine zarar verme davranışı gösteren bir
hastaya klozapin verilerek yapılan çalışmada bu tür davranışlarda belirgin
azalma gözlenmiştir. Ayrıca yeni antipsikotiklerden olanzapin ve
ketiapin denebilir.