YGB’I oluşturan nöropsikiyatrik
bozukluklar şunlardır: Otistik bozukluk, Asperger bozukluğu,
Rett bozukluğu, Çocukluğun dezintegratif bozukluğu ve başka
türlü adlandırılamayan YGB’dir. YGB’nin ortak özellikleri: erken
çocuklukta başlaması, yetişkin yaşamda da devam etmesi,
iletişimde ve sosyal gelişimde anormallik, ve kısıtlı aktivite
ve ilgilidir.
İlaveten kendine ve başkalarına
yönelik saldırgan ve yaralayıcı davranışlar, tekrarlayan düşünce
ve davranışlar sık gözlenen kor semptomlardır. YGB çocuklukta
başlamasına rağmen kişiyi yaşam boyu etkiler. Prevelansı oldukça
düşük olmasına karşın (5/10.000), yaşam boyu oluşu, birçok yaşam
alanını etkilemesi yönüyle önemlidir. Etkilenmiş bireylerin
%66’dan daha fazlası ciddi sorunlar yaşamakta ve tek başlarına
asla bağımsız sosyal işlev gösterememektedirler.
Son 30-40 yılın araştırma
sonuçları göstermiştir ki YGB’de etiyoloji multifaktoriyeldir.
Biriken kanıtlar; birkaç nörokimyasal sistemlerde, özellikle
primer olarak dopaminerjik ve seratonerjik sistemlerde
bozukluklara işaret etmektedirler. Hem klinik nörobiyolojik hem
de tedavi çalışmaları otizmde semptomatolojinin açığa çıkmasında
dopaminin bir rolü olduğunu desteklemektedirler. Örneğin; Gillberg
ve başkaları, ortalama bazal BOS HVA (homovanilic acid; major
dopamin metaboliti) seviyelerini 13 ilaç almayan otistik çocukta
(aynı yaşta kontrollerle karşılaştırmalı bir çalışma) yüksek
olarak bulmuştur. Etkilerini dopaminerjik sistem yoluyla gösterdiği
düşünülen ilaçların, YGB’li bireylerin semptomatolojisi üzerine
etkili olduğu gösterilmiştir. D2- dopamin
antagonistleri; haloperidol ve pimozid gibi, plasebo kontrollü
çift kör çalışmalarda otizmin bazı semptomlarını kontrol etmede
etkili oldukları gösterilmiştir (örneğin; stereotipler, çekilme
ve agresif davranışlarda azalma, dikkatte artma). Bazı
araştırmacılar metilfenidat veya amfetamin gibi indirekt dopamin
agonistlerinin otistik hastalarda klinik faydalarını (özellikle
hiperaktivite yönünden) bildirmelerine karşın, çoğu araştırmacı
psikostimulan verilişini takiben otistik semptomların
kötüleştiğini (stereotip ve hiperaktivite de artış) ifade
etmektedirler.
YGD’DA SERATONİN (5-HT)
Otistik çocuklarda diğer
nörokimyasal anormallikler de bildirilmesine rağmen,
patofizyolojide en çok üzerine işaret edilen nörotransmitter
serotonindir (5-HT). İlk defa Schain ve Freedman; 35 yaş üzeri
otistik hastalarda yükselmiş tam kan 5-HT seviyeleri olduğunu
bildirmişlerdir. O zamandan beri, bu bulgular diğer
araştırmacılar tarafından doğrulanmıştır. Bu yükselmiş
seviyelere otistik bireylerin tahminen %30-40’ında rastlanır. Bu
yüksekliğin sebebi açığa çıkarılmamış olmasına karşın, bazı
faktörler (medikasyonun etkileri, diyet ve diğer dış faktörler,
platelet sayısındaki farklılıklar, SSS turnoveri, ve
monoaminaz aktivitesi) üzerinde durulmaktadır. Kandaki bu
yükseklik, otizmin hiperserotinemisinin ailesel olduğu
bildirileri olmuştur. Artmış tam kan 5-HT birçok otistikde
gözlenmesine karşın, bu bulgular otizm için spesifik
değildir. YGD ve Down sendromu olmayan mental retardelerin
yaklaşık %50’sinde de benzer olarak kan 5-HT anlamlı derecede
yüksek olduğu bulunmuştur. İlginçtir ki; YGD ve mental
retardasyonun birlikte olduğu bireylerde tam kan 5-HT yüksekliği
gözlenmemektedir.Çalışmalarda otisitk bireylerde tam
kan 5-HT seviyeleri ile IQ arsında anlamlı korelasyon
bulunmamıştır.
Başka preklinik ve klinik
çalışmalar otizm ve ilişkili bozuklukların etiyolojisinde 5-HT’nin
rolünün olduğunu desteklemektedir. Bir çalışmada otistik
çocukların kan ve BOS’larında serotonin içeren nöronlara karşı
oluşmuş antikorların varlığından bahsedilmektedir. Başka yapılan
çalışmalarda Otizmli çocuk ve erişkinlerde; 5-HT sistemlerinin
farmakolojik problarına küntleşmiş nöroendokrin olduğu gösterilmiştir.
Son zamanlarda yapılan plasebo kontrollü, ilaç kullanmayan
erişkin otistiklerle yapılan bir çalışmada; 5-HT’nin akut azalan
etkilerini araştırmak amacıyla triptofan (TRP) depletion
paradigması yapılmıştır. Yapılan bir çalışmada otistik erişkinlerin
büyük bir kısmı (%65, 11/17); TRp yokluğunu takiben semptomlarda
ekserbasyon göstermişlerdir. TRP deplesyonunu takiben, anksiyete
(artma), sakinlik (azalma), açlık (artma) ve halsizlik (artma)
için anlamlı farklılıklar gözlenmiş, ayrıca bunun yanında sensory motor davranışlarda artış
(kendi etrafında dönme, kanat çırpma, kendine vurma ve balerin
gibi yürüme) gözlenmiştir. Repetetif düşünce ve davranışlarda
anlamlı değişiklikler gözlenmemiştir. Semptomlarında
daha fazla kötüleşme olanlar; büyük olasılıkla daha yüksek
plazma total TRP seviyelerine sahip olanlardı.
TRP deplesyonu büyük olasılıkla;
SSS’de 5-HT üretim ve kullanımında geçici olarak azalmaya sebep
olur. TRP deplesyonunu takiben semptom şiddeti ve plazma TRP
seviyeleri artar. Bu çalışmanın sonuçları, ilaç almayan major
depresyon, OKB ve panik bozukluğunda serotonin üzerine yapılan
çalışma sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, otizmli bireylerin
SSS 5-HT transmisyonundaki geçici fluktasyonlara çok daha duyarlı ve zedelenebilir olabileceğini
düşündürmektedir. 5-HT seviyelerindeki dalgalanmaların niçin
semptomlarda ekzerbasyon yaptığı henüz açık değildir.
5-HT’NİN SÖZ KONUSU OLDUĞU
FARMAKOTERAPOTİKLER
Otizm ve ilişkili bozukluklarda
5-HT disfonksiyona işaret eden kanıtlara dayanarak,
serotoninerjik sistemlere etkili olduğu düşünülen ilaçların
YGB’un semptomların tedavisinde klinik kullanımı
araştırılmıştır. Otizmin tedavisinde; fenfluraminin (5-HT
presinaptik olarak salınımını saglayıp ve 5-HT reuptake bloke
ederek indirekt 5-HT agonisti olarak işlev görür) etkisini
raştıran bir çok araştırma yapılmıştır. Fenfluramin 5-HT
nörotransmisyonunu akut olarak artırmasına rağmen, uzun süreli
veriliminde SSS 5-HT transmisyonunda azalmayla neticelenir. 3
otistik erkek çocukta
fenfluramin kullanımı ile sosyal cevaplılıkta artış ve yükselmiş
tam kan 5-HT seviyelerinde %43 azalma yaptığı ilk bildirilerdi.
Çok merkezli, plasebo kontrollü yapılan bir çalışmada hastaların
%85’inde olumlu sonuçlar alındığı yönündeydi. Buna
karşın, alternatif yapılan çalışmalarda fenfluraminin kan 5-HT
seviyelerini düşürmesine rağmen, otizmin kor semptomlarını
azalttığı doğrulanmadı. Daha da ötesi, fenfluraminin beyinin 5-HT
içeriğini azaltarak, hayvan modellerinde bazı 5-HT nöronlarında
irreversibl hasarlar
oluşturduğu gösterildi. Sonraki çalışmalarda da plaseboya
üstünlüğü gösterilemeyince, otizmin rutin tedavisinde
önerilmekten çıkarıldı.
5-HT işlevine etki eden
ilaçlarla otizmde çalışmalar yapılmıştır. İmipramin trisiklik
bileşik olup norepinefrin ve 5-HT reuptake’ini bloke eder,
metiserjid nonselektif 5-HT antagonistidir. Bu ilaçlarla
çalışmalar çok iyi neticeler vermemiştir.
Buspiron (5-HT1A parsiyel
agonisti); prekilinik çalışmalarda 5-HT işlevini artırdığı
gösterilmiştir (tabloI). 1 çocuk ve 3 yetişkin otistik ile
yapılan bir çalışmada buspironun hiperaktivite, stereotipik
davranış ve agresyonun tedavisinde olası rolü olduğu ileri
sürüldü. Daha sonraki çalışmalarda (plasebo kontrollü, çift kör)
otizmde 5-HT1A reseptörlerinin rolleri buspironla
araştırılmıştır.
5-HT2 antagonisti trazodonun
yüksek dozlarda YGB’lu hastalarda agresif davranışları tedavide
etkinliğini destekleyen kanıtlar bulundu. Başka çalışmalarda
trazodonun mental retardasyonlu yetişkinlerde agresif
davranışları azalttığı bildirildi. Yapılan bir vaka
çalışmasında: Conelia de Lange sendromu olan 22 yaşındaki bir
mental retarde erkekte triptofan zengin diyet-trazodon (200 mg/gün)
ile öfke nöbetlerinin zaldığı bildirilmiştir. Nefazadone, 5-HT2
reseptör affinitesi yüksek bir heterosiklik antidepresanla
ilgili çalışmalar yoktur.
Klomipramin (dopamin,
norepinefrin, özellikle 5-HT transportunu antagonize eder)
YGB’li bireylerde çalışılmıştır. McDougle ve arkadaşları;
klomipraminle yaptıkları açık uçlu çalışmada otizmli 5 erişkinin
4’ünde sosyal etkileşimde iyileşme, agresyon, tekrarlayan
düşünce ve davranışlarda azalma bildirilmiştir. Gordon ve
arkadaşlarının yaptıkları çift kör çalışmada; otizmli çocuk ve
ergenlerde hiperaktiviteyi azaltma ve agresyonu azaltmada,
klomipraminin plasebo ve desipramine üstün olduğunu
bildirmişlerdir. 35 erişkin YGB’li ile yapılan açık uçlu bir
çalışmada klomipraminin agresyonu ve tekrarlayan hareketleri
azalttığı gösterilmiştir. Oysa 8 YGB’lu çocukla kloimipraminle
yapılan çalışmada ise 7 çocukta ilaca toleransızlık gösterilmiştir.
YGD TEDAVİSİNDE SSRI KULLANIMI
Klomipraminle başlangıçta olumlu
sonuçların bildirilmesi, daha güvenilir, kardiotoksisitesi
potansiyel olarak olmayan, epileptik eşiği düşürmeyen SSRI
kullanımını akla getirdi.
SSRI lar ile başlangıç
çalışmaları özellikle yetişkinlerde olumlu sonuçlar vermiştir.
Sertralin:
Buck ilk olarak 33 yaşındaki BTA YGB olan bir erkekte agresyon
ve kendine zarar verme davranışlarında azalma olduğunu
bildirmiştir. Yine MR ve otizmli 9 vakalık bir çalışmada 8
hastada 25-150 mg/gün sertralin dozuyla bu semptomlarda klinik
iyileşme bildirilmiştir.
McDougle ve arkadaşlarının
(1997, yayınlanmamış) 42 yetişkin YGD’li ile çalışma yapmışlar.
42 hastanın 37’si 12 haftalık çalışmayı tamamlamış, 42 hastanın
27’sinde (%57) anlamlı iyileşme gösterilmiştir. Anlamlı iyileşme
agresif ve tekrarlayan davranışlarda olmuştur. Sosyal
ilişkilerde düzelme gözlenmemiştir. Bu çalışmada sertralin
50-200 mg/gün dozlarda (ortalama122 ± 60.5 mg/gün)
kullanılmıştır. Bu çalışmada tedaviye cevap, birlikte MR
bulunmasıyla ilişkili bulunmamıştır.
Fluoksetin ve paroksetin:
Fluoksetin ile Todd’un yaptığı 4 otistik ile yaptığı çalışmada
3’ünde ritualistik davranışlarda azalma bildirmiştir. 23 çocuk,
ergen ve yetişkin otistik ile yapılan geniş bir çalışmada, 23’ün
15’inde CGI şiddet skorlarında iyileşme gösterilmiştir. Buna
karşın 6 hastada huzursuzluk, aşırı hareketlilik, ajitasyon,
azalmış iştah ve insomnia gibi aksi etkiler gözlenmiştir.
Paroksetinle yapılan 15 yaşındaki bir otistik vaka
bildiriminde: özellikle kendine zarar verme davranışlarında
iyileşme bildirilmiştir (20 mg/gün).
Fluvoksamin:
30 yetişkin otistik hastada plasebo kontrollü fluvoksaminle
yapılan çalışmada; plaseboya oranla anlamlı iyileşme
gösterilmiştir. Fluvoksaminle anlamlı iyileşme 4 haftada
gözleniyordu. Özellikle repetetif davranış ve düşünceler,
agresyona etkili bulunmuştur. Özellikle yetişkin hastalarda dil
kullanımını da artırdığı gözlenmiştir. Fluvoksamin çocuk ve
ergenlerde yetişkinlere oranla daha az tolore edilebilmekte
ve daha az etkilidir (McDougle CJ, 1997, yayınlanmamış çalışma).
YGD TEDAVİSİNDE ATİPİK
NÖROLEPTİKLERİN KULLANIMI
Haloperidol ve pimozid bir kaç
dekaddır, YGD tedavisinde kullanılmaktadır. Plasebo kontrollü,
çift kör çalışmalarda başlıca çocuk ve ergen YGB’da etkinlikleri
gösterilmiştir. Ancak istenmeyen yan etkileri (tardif diskinezi
v.s) bu kronik bozuklukta uzun süreli kullanımını
kısıtlamaktadır.
Geçen dekaddan bu yana atipik
nöroleptikle piyasaya kullanılmaya başlandı. Atipik
antipiskotiklerin EPS etkilerinin olmaması veya az olması,
prolaktin seviyelerini etkilememeleri, özellikle de negatif
semptomlara üstün etkinlikleri, uzun süre verilebilmeleri ve
tardif diskinezi yapmamaları önemli avantajlarıdır. Klozapin ve
risperidon gibi atipik
nöroleptikler farklı famakolojik profiller gösterir (atipik
nöroleptikler, tipik nöroleptiklere oranla 5-HT2A ve 5-HT2C
üzerine daha fazla potens). Etkilerini dopaminerjik ve
serotonerjik reseptörler üzerinden gösterirler. YGB’da klozapin
ve risperidon araştırılmıştır.
Klozapin:
Klozapinle yalnız 1 çalışma vardır. 3 otisitk çocukta (diğer
nöroleptiklere cevap vermemiş) hiperaktivite ve agresyonda
belirgin azalma gösterilmiştir. İyileşmeler 3. Ayda
gözlenmiştir. Klozapinin agranulotoz riski unutulmamalıdır.
Risperidon ve Olanzapin:Son zamanla YGB’da risperidonla bir çok
çalışma yapılmaktadır. Klozapin gibi risperidon da 5-Ht
reseptörlerine yüksek affinite gösterir, özellikle de 5-HT2A ve
5-HT2C reseptörlerine. Ayrıca risperidonun düşük dozlarda EPS
olasılığı çok düşüktür. Purdon ve arkadaşları 2 yetişkin otizm
ve mental retardasyonlu yetişkin erkek vakalarında risperidon
tedavisi ile dikkat ve tekrarlayan davranış-düşüncelerde klinik
iyileşme bildirmişlerdir. McDougle ve arkadaşlarının 3 yetişkin
YGB’lu erişkinle yaptıkları açık uçlu çalışmada:
sosyal etkileşimde, tekrarlayan düşünce-davranış ve agresyonda
anlamlı iyileşme gözlemlemişlerdir ve bu iyileşme minimum 1
yılın üzerinde devam etmiştir. Simeon ve arkadaşlarını 7
heterojen adolesan grupta risperidonu
1 mg/gün kullanmışlar, Fisman ve arkadaşları anoreksia nervosa
ve otizmi olan bir vakada 0.5 mg/gün kullanmış ve anlamlı
iyileşme bildirmektedir. Demb 3 YGB+MR olan 3 çocukta
risperidonu kullanmış; kendine zarar verme, hiperaktivide ve
agresyonu azaltmakta etkili olduğunu bulmuştur.
Fisman ve Steele, 14 çocuk ve
ergende risperidonla yaptıkları vaka serilerinde Global
değerlendirme ölçeğinde hastaların %93’ünde klinik iyileşme
olduğunu bildirdiler. Zarar verici davranışlar, ajitasyon ve
anksiyetede azalma ve sosyal farkındalıkta, konsantrasyon ve
obsesyonel semptomlarda iyileşme gözlenmiştir. Burada kullanılan
risperidon dozları oldukça düşüktür: 0.75-1,5 mg/gün, günde 2
doz halinde. Risperidonu hastalar iyi tolore etmişlerdir.
Hordon ve arkadaşları mental
retardasyon ve/veya YGB olan 20 çocuk ve ergende risperidonla
klinik çalışma yapmışlardır. Bu hastalarda risperidonla
maladaptif davranışları (örneğin hiperaktivite, agresyon,
impulsivite, kendine zarar verme davranışları ve öfke
nöbetleri), psikoz ve depresyon
hedef alınmıştır. Risperidon 1-4 mg/gün, 8-15 ay verilmiştir. !5
hastada iyileşme bildirilmiştir (%75). En çık gözlenen yan etki
kilo kazanma ve galaktore olmuştur. 2 hasta amenore ve kusmalar
nedeniyle ilacı bırakmış.
Lott ve arkadaşları 33 mental
retardasyonlu heterojen grup yetişkin hastada risperidon
kullanmışlar, bunların 13’ünde YGB (BTA) mevcut. 1-8 mg/gün
dozda 6 aylık kullanımda13 YGB’linin 10’unda klinik iyileşme
gözlenmiştir. Bunlarda özellikle agresyon ve kendine zarar verme
davranışlarında azalma
bulunmuştur.
McDougle ve arkadaşları 18 YGB
olan çocuk ve ergende, bunların 13’ünde komorbid olarak MR’ da
mevcut, risperidon kullanılmış; repetetif davranışlar, agresyon
ve impulsiviyede anlamlı derecede azalma ve sosyal etkileşimde
artış gözlenmiştir. Bunlar 1-4 mg/gün (ortalama 1.8 mg/gün)
kullanılmış. Medikasyon oldukça iyi tolore edilmiş ve en sık
gözlenen yan etki kilo alma olmuştur.
Risperidon ve olanzapin: güçlü
D1-4 dopaminerjik ve 5Ht2,3,6 seratonerjik bağlama affiniteleri
vardır. Olanzapinle 3 vakada yapılan klinik çalışmada
risperidona benzer bulgular elde edilmiştir. 8 çocuk, ergen ve
erişkinde olanzapin ile yapılan bir çalışmada; YGB kor
semptomları iyileştirdiği bildirilmektedir.
Risperidon ve diğer atipik
antipsikotiklerle yapılan bu il çalışmaların hepsi; risperidonun
YGB’li çocuk, ergen ve erişkinlerde tekrarlayan davranışları,
agresyon ve impulsiviteyi azalttığı ve sosyal etkileşimi
artırdığını düşündürmektedir.
SONUÇLAR
Kanner’in 50 yıl öncesinde
otizmi tanımlamasından beri etyoloji hala belirsizdir. Anlamlı
veriler; otizmli %30-40 vakada tam kan serotonin seviyeleri
olduğu, bu patofizyolojide serotoninerjik sistem
disregulasyonunu düşündürmektedir. TRP deplesyonunu takiben
SSS’de 5-HT akut azalmalarda YGB semptomlarda alevlenmeler olması; otistik bireylerin 5-HT
değişiklik ve dalgalanmalarına aşırı duyarlılık gösterdiklerini
düşündürmektedir.
Birçok SSRI ile otistiklerde
vaka çalışmaları yapılmıştır. Çalışmalarda fluvoksaminle otistik
yetişkinlerde anlamlı iyileşme gözlenmiştir.
Vaka çalışmalarında, özellikle
risperidonla YGB’da çalışmalar yapılmıştır. İlk veriler
risperidonun düşük doz risperidonun, SSRI’a dirençli OKB’lerde
etkili olduğunu düşündürmektedir. Otizm ve OKB bazı benzerlikler
göstermektedir. Olanzapin de YGB’de denenmeye başlanmış, olumlu
bildiriler vardır.