Bilinç;
kısa tanımıyla çevrenin ve kendisinin farkında olma; daha geniş tanımıyla
insanın çevresinden ve kendi organizmasından gelen uyarıları algılayabilmesi, anlamlı
zihinsel veya fiziksel hareketi başlatabilmesi için gerekli uyanıklık halidir.
Psikoanalitik
kuram üç bilinç niteliğinden söz etmektedir: Bilinç, bilinç öncesi, bilinç dışı.
Freud, bu nitelikleri farkında olma düzeyinin altında yada üstünde olmalarına bağlı
olarak tanımlamıştır. Psikoanalitik yaklaşımda bilinci farkında olduğumuz
her türlü duygu, düşünce, algı ve anıları içeren gerçeklerle uyumlu ve mantıksal
düşünmeye dayalı zihinsel süreçlerden sorumlu yapı olarak tanımlanmaktadır.
Davranışçı
kuramda bilinç; sadece sahte açıklamalar üretmek için icat edilmiş, gerçekte varolmayan bir
olgu olarak tanımlasa da, diğer bir davranışçı grup dile sahip olma ve iletişim
kurma yeteneği olarak tanımlamaktadır. Sembolik temsiller yada zihinsel imgeler üretebilmek
bilincin temel kriteridir. Diğer bir ifadeyle dilin sınırları zihnin sınırlarını
belirlemektedir.
Bilişsel
kurama göre bireyin zihinsel süreçlerinin yada zihinsel süreçler üretmekte olduğunun farkında
olmasıdır. Zihinsel yaşantıları rapor etme bireyin o olayın farkında olduğunun
ifadesidir. Bu tanım doğru olmakla beraber bilinci tanımlamaya yetmemektedir. Farkında
olmanın davranışsal düzeyde tanımlanması üç türlü farkında olma durumundan
söz eder: 1) Bilişsel aktivitelerin faaliyete geçirdiği “on-line” farkında olma, 2)
Bellekte depolanmış olan bilginin kavrama yoluyla farkında olma, 3) Bireyin kendi belleğine
ilişkin yeteneklerini değerlendirebilmesi sonucu ortaya çıkan subjektif farkında olma.
Bilişsel psikoloji kapsamında gelişen bilgi işleme kuramları bilgisayarların işleyişini
model almaktadır. Bu açıdan bakınca bir tanıma göre bilinç üst düzey organizmalarda
bilişsel sistemin temel fonksiyonu olan eski ve yeni bilgilerin yansıtılabildiği bir çeşit
ekrandır; diğer tanıma göre algısal girdinin zihinsel ekranda yeniden temsil edilmiş
biçimi, yani izleme sürecinin farkında olmadır. Bilişsel psikoloji alanındaki diğer
bir grup ise kısa süreli bellek ile bilinçlilik arasındaki ilişkiyi göstermeye çalışırken,
kısa süreli bellekle çalışma belleği arasındaki yakınlığa dikkat çekmektedirler.
Belirli bir görevle meşgul olmak aktif bellek süreçlerini bu göreve yöneltmeyi yani farkında
olma durumunu gerektirmektedir. Bu ise bilinçlilik durumunun kısa süreli bellek ile onunla yakınlık
gösteren çalışma belleğinin faaliyeti esnasında ortaya çıktığı
anlamına gelmektedir. Ancak bu görüş üzerinde çalışılan görevin farkında
olma düzeyinin üzerinde olmasını gerektirmektedir. Oysa göreve ait bilgilerin farkında olma
düzeyinin altında oldukları halde işleme tabii tutuldukları bilinmektedir. Böylece bu da
yeterli olmamaktadır.
Diğer
bir yaklaşıma göre bilinç birçok bileşeni olan aktif bir süreçtir. Bunların en önemlileri
asendan retiküler aktive edici sistemin fonksiyonu olan tetiktelik (uyanıklık) ile tüm mental ve
affektif işlevlerimizi içerecek şekilde korteksin oluşturduğu farkındalıktır.
Asendan retiküler aktive edici sistemin tarafından oluşturulan uyanıklık enerjisi olmadan
çevremiz ve kendimizle ilişki içinde olamayız. Farkındalık olmadan da uyanıklık
enerjisinin bir anlamı yoktur.Çevremiz ve kendimizdeki değişiklikleri
tanımlayıp işlevler oluşturacak olan esas farkındalıktır. Bu durumda
bilincin farkındalık bileşeni yüksek serebral fonksiyonların bir parçasıdır.
Tetiktelik
(Uyanıklık): Beyinsapı tegmentumunun üst bölümünde
ve talamustaki intralaminer nükleusta yer alan asendan retiküler aktive edici sisteme bağımlıdır.
Bu sistemin serebral kortekse doğru uzantıları bulunmaktadır. Talamustaki retiküler nükleus,
özgül retiküler bilgileri kabul ederek serebral kortekse aktarır ve beyin sapındaki uyarılma
ve tetiktelik durumuyla ilişkili merkezlere geri bildirimde bulunur.Uyarılmayla ilişkili başlıca
nörotransmitter sistemleri kolinerjik, monoaminerjik ve GABAerjik sistemlerdir.
Farkındalık: Farkındalık, subkortikal yapılarla sıkı bir ilişki
içinde olan serebral korteks etkinliğini gerektirir. Bilinçli bir değerlendirme için öncelikle
duyu zorunludur. Duyu bir uyaranın duyu reseptörlerini etkilemesi sonucunda bireyin birşeyler olduğunu
fark etmesini sağlar. Serebral kortekste duyu uyaranlarını alan birbirinden ayrı primer bölgeler
ve bunları işleyen asosiasyon alanları bulunmaktadır. Duyuları işleyen çeşitli
bölgeler arasında karşılıklı ve iki yönlü bağlantılar vardır, yani
işlem sırasında önemli ölçüde etkilenim söz konusudur. Bilgiler hem seri, hem de parelel
olarak işlenir. Duyuların bellekle bağlantıları, anlamların farkedilmesini ve değerlendirilmesini
sağlar. Belli bilgilerin seçilmesini ve onlar üzerinde yoğunlaşılmasını,
bunlarla yarışan diğer uyaran yada verilerin dışlanmasını sağlayan
dikkat algının bileşenlerinden birini oluşturur, bu da farkındalığın
ilk ve en önemli komponentidir.
Bitkisel
yaşam; kortekste işlevlerin yok olmasıdır. Asendan retiküler aktive edici ve beyin sapı
sağlamdır. Hastanın gözleri açık olduğu halde zihinsel işlevlerini gösteremez;
uyanıktır ancak farkında değildir. Deliryumda da aynı mekanizma söz konusudur. Bu örnekler
bize yüksek serebral fonksiyonlar hakkında bilgi vermektedir.
DİL
Nöropsikolojik
açıdan dil, uzun bir sosyal gelişme sürecinde yaratılan kodlar sistemidir. Bu sistem
fonolojik, leksikolojik, morfolojik, semantik ve sentaktik düzlemlerden oluşur. Dil, bütün bu düzlemlerin
aktif kullanımı ve beynin tümünün katılımıyla ortaya konur. Psikofizyolojik açıdan
dilin kazanılması ve ortaya konması, beyindeki aktif oluşumlara bağlıdır. Eğer
sinir sistemi içinde bu fonksiyonlar için yüksek derecede özelleşmiş ve aynı zamanda
esneklik kazanmış fizyolojik bir ön hazırlık yoksa dilin ne kazanılması ne de
kullanılması gerçekleşir. Dil birden fazla bileşeni olan bir kavramdır. Bu bileşenler:
Konuşma, anlama, tekrarlama, okuduğunu anlama, sesli okuma, yazma, isimlendirmedir.
Dil
kavramı 3 seviyede gerçekleşir: 1) Fonolojik İşlem; kişiye özgü sesler frontal
lobun inferior girusunda tanınmaktadır. Fonolojik işlem dudak okumaya izin verilirse, yavaş
konuşulursa, genel ipuçları verilirse gelişir. Fonolojik işlem inferior frontal lobda ve
sol temporal lobun üst ve orta girusunda olur. Erkeklerde fonolojik işlemin sadece sol, kadınlarda
bilateral inferior frontal girusta olduğu bulunmuştur. 2) Leksikal İşlem; Fonolojik
inputları kişinin belleğindeki tanınan kelimeler veya seslerle karşılaştırır.
Leksikal işlem sesin kelime olup olmadığını tanımlar. Yeni olaylar sol temporal
bölgede lokalize edilmektedir.3) Semantik İşlem; kelimeleri anlamlarına bağlar. Semantik işleminde izole
defekti olan kişiler anlamadan kelimeleri tekrarlayabilirler. Klasik örneği Wernicke Afazisidir.
Semantik işlem kortekste dağılan kelimelerin sunulduğu sol temporal lobun orta ve üst
girusunu aktive eder.
Kavrama:
Çeşitli basamaklarda bozulma olabilir: Leksikal basamağın öncesinde fonolojik işlemde,
kelimelerin fonolojik şekillerine gidişte ve/veya kelime anlamlarına gidişte. İlk tip
fonem kavramının testedilmesi ve fonem dizisinin kelime olup olmadığı sorularak
saptanır. Semantik kayıp varsa işitsel kelime kavramıyla değil, yazılı
kelime anlamı ve yapının oluşturulmasıyla anlaşılır. Bu durum kavrama
ve üretmenin sözel ve yazma modellerinde genel kavramsal temel olduğunu göstermektedir.
Üretme:
Psikolinguistler üretmenin konseptle başlayıp artikulatörlerin hareketleriyle sonlanan çok
basamaklı bir işlem olduğunu söylemektedirler. Konseptte benzeyen leksikal giriş
kelimenin fonolojik formuna gidişle ilişkilendirilebilir. İkinci basamak fenomenlerin yapısını
düzelten, doğru sıralı emirleri düzenleyen ve şiddet derecesini sınıflayan
kompleks bir işlemdir.
Beynin
sol hemisferinde 3 kortikal alan ve bu alanlar arasındaki bağlantılar dilin gerçekleşmesinde
önemli rol oynamaktadır: Broca, Wernicke ve Angular Girus. Her ne kadar dil yalnızca bu üç alanla
sınırlı olmayacak denli karmaşık bir yapıya sahip olsa da söz konusu alanların
ve aralarındaki bağlantının işlevleri yadsınamaz. Çok genel olarak bu alanların
işlevlerine göz atmak yerinde olacaktır.
Broca
alanı: Frontal lobta yer alır. Primer motor korteksin seslerin oluşması ve ortaya konmasıyla
ilgili dudak, dil, velum, farenks ve larenksle ilgili alanların hemen önündedir ve komşu alanlar
tarafından üretilmiş seslerin konuşulan dil biçimine dönüştürülmesine yardımcı
olur.
Wernicke
alanı: Superior temporal girusun arka yarısında ve üst yüzeyde yer alır. Görevi
duyulanların söylenenler biçimine dönüştürülmesinde kodlama ve duyulanların anlaşılmasını
sağlamadır.
Angular
Girus: Pariatal lobta yer alır. İşitilenin yazılması, dokunulan cismin adının
yazılması, görünen nesnenin adının yazılabilmesi ve okuma işlevleriyle ilişkilidir.
Dil
fonksiyonların gerçekleşebilmesinde bu üç kortikal alan arasındaki bağıntılar
da çok önemlidir. Broca ve Wernicke alanları arasındaki bağıntıyla karşılıklı
duyma ve konuşma biçiminde kesintisiz bir iletişim sağlanır. İnsanın duyduğunu
doğru olarak tekrarlaması arkuat fasikulus yoluyla gerçekleşmektedir. Wernicke alanıyla
Anguler Girus arasındaki bağlantı, anlama işlevinin gerçekleşmesini sağlar. Doğuşta
anatomik olarak var olan bu bağlantıeğitim sonucu
okuma-yazmanın öğrenilmesiyle işlevselleşir. Angülar Girus ile Broca alanı arasındaki
bağlantının en önemli işlevi sesli okumanın gerçekleşmesidir.
Dil
fonksiyonları şunlardır:
Konuşma: Konuşmanın gerçekleşebilmesi için iki tür bağlantıya
gerek vardır. Birincisi primer motor korteksin ses üretimiyle ilgili alanların Broca alanıyla
olan bağlantısıdır. Bu bağlantı, ses üretim fonksiyonunu daha üst düzeyde bir
fonksiyona, konuşmaya dönüştürmektir. İkinci bağlantı ise Broca ve Wernicke
alanları arasındaki bağlantıdır ve Wernicke alanının düzenli konuşma
emrini ya da kodlamasınıBroca alanına iletmeye
yarar.
Anlama: Buradada iki bağlantı
söz konusudur. Birincisi, primer işletme korteksiyle Wernicke alanı arasındaki bağlantı,
ikincisi ise Wernicke ile Anguler Girus arasındaki bağlantıdır. Birinci bağlantının
etkilenmesi işitme ancak anlamlandırama ile sonuçlanmakta, ikinci bağlantının
etkilenmesi ise okuyarak anlamayı etkilemektedir.
Tekrarlama: Bu fonksiyonun gerçekleşmesi için primer işitsel korteksten
temporal loba iletilen ve kodlanan bilgilerin Arkuat Fasikulus yoluyla Broca alanına iletilmesi gerekir.
Okuduğunu
Anlama: Primer vizüel korteksle vizüel assosiasyon
alanlarının, bu alanların Argular Girusla bağlantısı ve Corpus Callosumun kuyruğu
yoluyla her vizüel assosiyasyon alanlarının bağlantısı ile gerçekleşen bir
fonksiyondur.
Sesli
Okuma: Angular Girusla primer motor korteks ve Broca alanı
bağlantılarıyla gerçekleşir.
Yazma: Yazabilmek için kullanılacak dile ait daha önceden kodlanan
materyalin bulunduğu merkezlerle yazı yazacak elin kortikal merkezi arasında bir bağlantının
bulunması gerekir. Kodlanan bilgi primer motor kortekse gönderilir, burada uygun yazım
aktivitesinin programlanması sağlanır.
İsimlendirme: İnsanın doğumundan itibaren edindiği ve birden fazla
kanaldan gelen bilgilerin sonucu ortaya çıkan bir fonksiyondur. Bunun için başlangıçta adların
uzunca bir süre duyulması, nesnelere ilişkin dokunumsalizlenimlerin
sürekli alınması, nesnelerin görünmesi gerekmektedir. Adlandırma temporal pariatal ve vizüel
loblar arasındaki bağlantıyla ilişkilidir.
Konuşma bozukluklarını dizartri, afazi, aleksi ve agrafi başlıkları altında
inceleyebiliriz.
DİZARTRİ
Dizartri
hangi biçimiyle karşınıza çıkarsa çıksın bir konuşma hastalığıdır.
Konuşmanın ortaya konmasındaki mekanizmaların bozukluğunugösterir ve o mekanizmanın özel adıyla anılır;
piramidal dizartri, ekstrapriamidal dizartri, serebellardizartrivb. gibi. Butip
dizartrilerdesorundeğişik
kökenli deolsa konuşmanın ortaya konuşunun
kontroluylailgilidir. Diğer lisan fonksiyonlarıetkilenme göstermemiştir. Fakat dizartrinin afaziyebirliktegörülebileceği
deunutulmamalıdır. Burada afazi tutukya da akıcıolabilirve dizartri dominant hemisferiçindeki,
karşı yüz yarısının alt bölümününkaslarınıçalıştıran supranükleer 1.motornöron yollarının etkilenmesi ileortaya çıkar.
AFAZİ
Beyin
hastalıklarına bağlı olarak lisan fonksiyonlarında oluşan bozukluklara genel
olarak afaziadı verilmektedir.
Tanımı:
Konuşma tutuk, anlaşılması zor ve kelime köklerinin yalnız başlarına
kullanımlarından (Telgraf konuşma yada agrammatik konuşma) oluşur. Duyarak anlama az,
fakat okuduğunu anlama belirgin biçimde etkilenir. Tekrarlama fonksiyonunun bozuktur. Ağır
kelime bulma güçlükleri dolayısıyla isimlendirmenin neredeyse imkansız hale geldiği yazı
örneğinin konuşma çıkışına uygun olarak bozulduğu bir afazi sendromudur.
Etkilenen
Damar Yapısı: Dominant hemisferin orta serebral arteri yada onun frontoparietal kortikal dalı.
Etkilenen
Serebral Alanlar: Dominant hemisferin üçüncü frontal konvolisyonu, motor korteksin alt bölümleri,
parietal korteksin üst-ön bölümleri, bazen bazal ganglia ve premotor korteks.
Eşlik
Eden Nörolojik Bulgular: Hemen daima sağ hemipleji/ parezi, oral apraksi nadiren hemihipoestesi,
kuadranopsi.
Klinik
Seyri: Başlangıçta silik olan duyarak anlama bozukluğunun kısa süre içinde tamamen düzelir.
Okuduğunu anlama bozukluğunun daha yavaş bir seyir içinde belirgin biçimde düzelir ve
ekspresif olan fonksiyonların (konuşma, tekrarlama, isimlendirme) uzun süreler sonunda bile tam düzelme
göstermez.
Tanımı:
Konuşmanın akıcı, engelsiz fakatparafazilerlekarmakarışıkve
çoğu kez anlaşılmazdır. Duyarak ve okuduğunu anlamanın çok belirgin biçimde
bozulur, tekrarlayamaz, isimlendirmeanlaşılmazkelimeler üretmeya da
yanlış isimlendirmelerlebozulur ve yazıörneğinin konuşma çıkışınauyduğu birafazisendromudur.
Etkilenen
Serebral Alanlar: Dominant hemisferde Brocave Wernicke alanları
arasında bulunana arcuat fasikülüs ve onun posterior alanına doğru olan uzantıları.
Eşlik
Eden Nörolojik Bulgular: Hemen daimasağ hemiparezi, sıklıkla
hemianopi ve apraksi.
Klinik Seyir: Yeterli veri bulunmuyor ancak akut dönemde
Wernicke afazisi gösteren olgulardan bazılarının zaman içinde kondüksiyon afazisine dönüştüğüne
ait izlenimler var.
Global Afazi
Sinonimi:
Total afazi
Tanımı:
Konuşma, anlama, tekrarlama, okuma, isimlendirme ve yazma gibi lisan fonksiyonlarının tümü
ile ya da önemli ölçüde ortadan kalkmıştır.
Etyolojisi:
Hemen daima serebrovasküler olaylar.
Etkilenen
Damar Yapısı: Dominant hemisferin karotis interna ya da orta serebral arteri.
Etkilenen
Serebral Alanlar: Dominant hemisferin silvian fissür ile komşuluk gösteren ve lisan kortekslerini içeren
yaygın alanları.
Eşlik
Eden Nörolojik Bulguları: Hemen daima sağ hemipleji/hemiparezi, sağ hemihipoestezi, hemianopi.
Klinik
Seyir: Kısa süreler içinde anlama fonksiyonlarında olumlu gelişme, konuşma tutukluğunun
ve hemiplejinin çok yavaş bir seyirle düzelme eğilimi göstermesi, sonuç olarak bu olguda Broca
afazisine dönüşüm.
ALEKSİ:
Beyin
hastalığı sonucu önceden normal olan okuma yeteneğinin bozulmasına aleksi denir.
Aleksi iki tiptir:
a)
Agrafili Aleksi: Aleksi agrafi ile birlikte çok daha sık görülür. Hasta okuyamaz ve her iki eliyle
yazamaz. Lezyon dominant angular girustadır ve sıklıkla orta serebral arterin pariatal kortikal
dalının olaylarından etkilenir. Genelde nominal afazi, akalkuli, hemianopsi ile birliktedir.
b)
Agrafisiz Aleksi: Saf kelime körlüğü nadirdir. Hasta konuşur, anlar, yazar ancak yazılı
bir metni anlayamaz veya yazılı bir kelimeyi kopya edemez. Bu durum her iki vizüel korteksten
dominant angular girusa gelen bağlantıların lezyonunda görülür. Tabloya daima eşlik
eden ana bulgu sağ hemianopidir.
AGRAFİ:
Beyin
hastalığı sonucu önceden normal olan yazma yeteneğinin bozulmasına agrafi denir. Yazı
yazma yeteneğinde bozukluk tüm afazi sendromlarının ortak özelliklerindendir. Afaziler içindeki
agrafiler konuşma ve okuma bozukluklarına paralel seyreder. Tutuk konuşma ve okuması olan
olgularda agrafi harflerle sınırlı, şekil bozukluğu varken, akıcı afazisi
olan hastalarda akıcı fakat karmakarışık bir görünüm arzetmektedir.
Non-dominant
hemisferin dille ilişkili fonksiyonları: Bu
klinik tabloların hepsi dominant hemisfer hasarına bağlıdır. Non-dominant hemisferin
dille ilişkili fonksiyonları şunlardır:
Vokal
sıralamanın, modülasyonun ve melodinin gözlenmesi, hareketin spontanlığı ve hisleri
tanıyabilme yeteneği.
Cümleyi
aynı affektte tekrarlama yeteneği. Neşeli, üzgün, sinirli, ilgisiz veya heyecanlı bir cümle
söylenir ve tekrarlaması istenir.
Başkalarının
duygularını kavrama yeteneği. Hastanın arkasında oturularak duygu yükünden yoksun
değişik duygularla söylenir ve hastadan kelimenin neşeli mi, üzgün mü, sinirli mi, ilgisiz
mi, heyecanlı mı söylendiğinin bilinmesi istenir. Bu konuşmanın kavranmasının
değerlendirilmesidir.
Emasyonel
hareketin kavranmasını değerlendirmek. Hastayla yüz yüze oturulup, değişik duygulanımlar
gösterilip tanınması istenir. Eğer hasta yapamazsa seçenekler verilip hangisinin doğru
olduğu sorulur. Disprosodi emosyonel körlükten duygularınnormal tanınmasıyla, fakat
ifade edilemesiyle ayrılır. İlaveten disprosodi sıklıkla soliter affektif
disfonksiyon olsa da emosyonel körlük diğer affektif bozukluklarla ilişkilidir.
BELLEK
Bellek,
dikkat ve algılama gibi zihinsel eylemlerin yardımıyla çeşitli bilgilerin kazanılmasına,
saklanmasına, gereğinde bilinç alanına getirilerek kullanılmasına yarayan dinamik
bir süreçtir. Sağlıklı bellek çok hatırlayan değil; anıları, bilgileri
iyi seçen ve onları yerinde kullanan bellektir. Unutma ise bellekle ters işleyen ve onun sağlığını
koruyan bir işlevdir.
Son
yıllarda teknolojinin gelişmesine paralel olarak, diğer yüksek kortikal fonksiyonlarda olduğu
gibi, bu alanda da nöroanatomik ve nörokimyasal yaklaşımlar ön plana çıkmıştır.
Hücre metabolizmasının daha anlaşılır olması, tümör, travma, ansefalitler,
korsakof sendromu vs. gibi hastalıkların etkilediği spesifik beyin bölümlerinin, oluşan
bellek defisitleri ile ilişkilerinin gösterilebilmesi, ECT ve bazı medikal tedavilerin yan etkileri
olarak bellek problemlerinin meydana gelmesi, beynin bazı bölgelerinin hayvanlarda deneysel olarak ve
insanlarda epileptik atakların kontrolu amacı ile çıkartılması sonucu oluşan
bellek problemlerinin tespit edilmesi bu yaklaşımları desteklemektedir.
Algının
başlayabilmesi ve tamamlanabilmesi için açık bir bilince gereksinim vardır. Sonraki aşamada
ise bilginin işlenerek belleğe yerleştirilmektedir. Bu işlemlerin tamamlanmasında başta
talamus olmak üzere subkortikal ve kortikal bölgelerdeki sinaptik etkileşimin de önemli rolü vardır.
Uyaranın
talamusa ulaşmasından sonra talamik bölgedeki snapslarda iletimin kortekse doğru arttığı
ve talamus nükleusları arasındaki bağlantılar yoluyla verinin işlenmeye başladığı
dikkati çekmektedir. Bundan sonraki aşamada ise bilgi işleme başlamaktadır. Belleğin
ilk aşamasını reseptör organın aktivasyon ve deaktivasyonuna bağlı olarak kısa
sürede (1-25 saniye) alınan bilgiler oluşturmaktadır. Belleğin çalışması
incelendiğinde ilk aşamada bilginin alındığı, hemen sonra bir dizi işlemle
depolanmaya yönelinildiği göze çarpmaktadır. Bu işlemler açısında bakıldığında
belleğin işleyişi kendi içinde üç ana başlıkta incelenebilir:
1)
Anlık bellek (çok yakın bellek): Saniyelerden birkaç dakika öncesine kadar ki süreyi kapsar. Bir
durumla karşılaşma sürecini izleyen dakikalarda oluşur, uyarının sürmemesi
halinde kaybolur. Kısa süreli belleğin asetilkolinle yakından ilişkisi vardır.
Deneysel amaçla asetilkolin verildiğinde kısa süreli belleğin aktif duruma gelmektedir.
Muayenesinde sıra izlemeyen 6-7 farklı sayı söylenip tekrarı veya bir isim, bir adres söylenip
birkaç dakika sonra tekrarı istenir.
2)
Yakın bellek: Dakikalardan saatler öncesine kadar ki süreyi kapsar. Uyarımın sürmesiyle
birkaç saat süre ile oluşur. Muayenesinde 3 kelimelik bilgilerin 5 dakika sonra tekrarı veya o gün
veya bir gün önce yaptıkları, yedikleri, güncel politik olaylar sorulur.
3)
Uzak bellek: Kısa süreli bellek ile alınan bilgilerin pekiştirilmesi ve aylarca-yıllarca
depolanmasıyla oluşur. Muayenesi günler, aylar, yıllaröncesineaitbellek muayenesidir.
Bununiçin doğum tarihi, askerlik tarihi, evlenme tarihi,
bilinen ünlü kişiler ve tarihi olaylarsorulur. Kısa süreli
bellek ile alınan bilgi, belirli bir süreden sonra hemen hemen bozulmayacak ya da değişmeyecek
şekilde depolanmaktadır. Bu işlem sırasında hücrede zaman içinde protein sentez
edildiği dikkati çekmektedir. Protein sentezinin, öğrenme sırasında ya da öğrenmeden
hemen sonra ortaya çıktığı ortaya konmuştur. Bilgi alınırken ve öğrenmeden
bir süre sonra protein ve glikoprotein sentezinde artış olmaktadır. Bu sırada dikkati çeken
bir diğer nokta da bilginin alınması sırasında ve hemen sonraki dönemde esas olarak
soluble protein sentezi artmaktayken belirli bir eğitimden 5-7 saat sonraki dönemde esas olarak
insoluble protein sentezi artmaktadır. Bu da bellek işlemi sırasında iki aşamada
protein sentezinin arttığını göstermektedir. Bu aşamalardan birisinde protein
sentezinin bloke edilmesinin uzun süreli bellekte silinmeye yol açması da ilginç bir gözlemdir.
Bu
sürecin tanınmasından sonra yapılan çalışmalarla protein sentezine yol açabilmek için
çeşitli stimulasyon (özellikle elektriksel stimulasyonlar) teknikleri denenmiştir. Ancak bu çalışmalarla
beynin ilgili bölgelerinde protein ya da glikoprotein sentezi sağlanamamıştır. Bu da,
glikoprotein sentezinin olabilmesi içinsistemik bir aktiviteye
ihtiyaç bulunduğunu düşündürmektedir. Bu sistemik aktivitenin sürdürülmesinde çeşitli nörotransmitterlerin
yoğun bir etkileşim içinde rol oynadığı dikkati çekmektedir.
Belleğin
Fizyolojik açıdan baktığımızda; başlangıçta hücre membranı
depolarize olmakta, sonraki aşamada uyarım sürerse temel olarak Na, K ve diğer iyonlarla
ilgili pompalar çalışarak repolarizasyon, bir anlamda homeostazis sağlanmaya çalışılmaktadır.
Bu sırada uyarımın sürmesi ile gelişen aktivasyon hücreye aminoasit alınmasına
ve bunlardan yeni proteinler sentez edilmesine yol açmaktadır. Böylece de algı ve bellek işlemleri
tamamlanmakta, anı saklanabilmektedir.
Sinir
sisteminde bilginin depolanması moleküler seviyede şöyle gerçekleşir:
1)
Kolaylaştırıcı nöron, duyusal nöronla aynı zamanda uyarılırsa, duyusal
presnaptik terminal üzerindeki kolaylaştırıcı snapta seretonini serbestler. 2) Serotonin,
duyusal terminal, membrandaki seretonin reseptörlerine etki yapyrak, membran içindeki adenilat siklaz
enzimini aktive eder. Bu da duyusal snaptik ucu içinde cAMP oluşumunu sağlar.3) cAMP’nin protein kinazı aktive ederek duyusal terminal membranda potasyum kanallarının
yüzeyinde fosforilasyona neden olur. Bu da kanallarda potasyum iletisini duraklatır.4)
Potasyum iletkenliğinin kalkması presnaptik terminalde aksiyon potansiyelinin çok uzamasına
yol açar. Çünkü aksiyon potansiyelindeki iyileşme potasyum iyonlarının terminalden dışarı
çıkmasıyla olmaktadır. 5) Uzayan aksiyon potansiyeli kalsiyum porlarının
aktivasyonunu uyararak çok büyük miktardaki kalsiyum iyonlarının duyusal terminale girmesini sağlar.
Bu kalsiyum iyonları da transmitter serbestleşmesini arttırıp snaptik iletiyi kolaylaştırır.
Böylece kolaylaştırıcı nöronun duyusal nöronla birlikte uyarılması duyusal
terminaldeki değişiklikleri uzatmakta ve bellekte uzun süreli iz yaratmaktadır.
Diğer
model anlık ve yakın belleği çalışma belleği olarak tanımlamıştır.
Bu modele göre çalışma belleği pasif olarak depolanmış bazı bilgileri yöneten
merkezi bir sistemdir. Buna göre çalışma belleği kısa süreli bellekten bağımsız
olarak işlem gören kavrama, öğrenme ve muhakeme gibi bilişsel görevler sırasında
bilginin geçici olarak tutulduğu ve manipüle edildiği bir sistemdir. Dorsolateral prefrontal
kortekste yer alan single nöronlar çalışma belleği için gerekli özellikleri kaydetmekle
beraber beklenen çevresel özellikleri ve bilinen bilgileri de kaydeder. Çalışma belleğinde
tutulan maddenin emosyonel yükü amaca yönelik davranışları şekillendirmede yardımcı
olur. Bazı araştırmacılar çalışma belleğini sol frontal kortekse yerleştirmişlerdir.
Klinik olarak bilateral prefrontal korteks lezyonları çalışma belleğinde şiddetli
kayıplara yol açar. Nörobiyokimyasal temelleri dopamin ve asetilkoline dayandırılsa da çalışmalar
sürmektedir.
Diğer
bir model bilgi işlemeninakışını şematize
etmeye çalışmaktadır. Duyusal kayıt sistemi ve ilgili süreçler, uyarıcının
paralel girdisine olanak veren, ilgili duyusal izi 150 ms-2 sn arasında koruyan, bilinç öncesi bir
sistemdir. Duyusal kayıt, reseptöre özgü kodları açarak uyarıcının fiziksel özellikleri
konusunda bilgi sağlar ve duyusal izi depolar. Nesne algısı (örüntü tanıma) duyusal kayıt
sistemi ile uzun süreli bellek arasında etkileşimsel ilişki sonucu oluşur. Seçici dikkat
ise geniş kapasiteli duyusal kayıtla, paralel işleyen uyarıcılar arasından bazılarının
seçilerek kısıtlı kapasiteli kısa süreli belleğe iletilmesini sağlayan bir süreçtir.
Bu seçilme işlemi ani ve aşırı uyarıcılar içinpasif dikkat yoluyla; göreve ilişkin tür veya birey için anlamlı olanlar ise aktif dikkat
yoluyla sağlanır.Diğer bir deyişle dikkat
uyarıcılar üzerinde eleme yani filtreleme yapan bir süreçtir. Kısa süreli bellek yakın
geçmiş ve o andaki bilgiler konusunda bilinçli deneyimi içerir. Kısıtlı depo
kapasitesine sahip bulunan bu sistem bilgiyi çalışma belleği işlemleri yoluyla yeniden
kodlar, tekrarlayıcı temrin yoluyla bilgiyi kısa süreli bellekte tutar veya özümseyerek
temrin yoluyla uzun süreli belleğe transfer eder.Uzun süreli bellekte özümsenerek temrin edilmiş
olan bilgi semantik veya epizotik nitelikteki kalıcı bellek izleri şeklinde depolanır.
Uzun süreli belleğin sınırsız kabul edilen kapasitesi; bilgilerin organizasyon, özümseme
veya imgeleme işlemleriyle yeniden yapılandırılmasıyla sağlanır. Geri çağırma
mekanizmasının gücü semantik bellek için ipucu ve uzun süreli bellekteki hedef uyarıcı
arasındaki bağın kuvvetine bağlıdır.
Bir
başka açıdan bellek şu üç işlevi açısından da düşünülebilir:
.
Tespit (Saptama): Algılama, etkileme yoluyla kazanılan bilgi ve izlenimlerin tutulması bunların
eski bellek işlevleriyle birleştirilip tanınmasıdır.
.
Saklama (Muhafaza): Kazanılmış, tespit edilmiş bilgi ve anıların saklanması,
depolanmasıdır. Saklama işlevinde yaşantılardaki benzerlikler ve diğerleriyle
ilişkiler önem taşımaktadır. Ancak bunun bireye, onun geçmişiyle yakın ilişkisine
önemli ölçüde dayalı olduğu söylenebilir. Böylece yaşantıların kategorize
edilmesi, diğer yaşantılarla ilişkilerinin kurulması farklı olsa da işlem
basamakları benzerlikler göstermektedir. Tek başına bir anının ya da uyaranın
saklanması ve anımsanması, kategorize edilen, diğerleriyle işleme tabi tutulandan
daha güç olmaktadır.
.
Anımsama (Hatırlama): Bellekte tespit edilip saklanan anı ve bilgilerin gereğine ve yerine
göre bilinçli olarak yeniden anımsanmasıdır. Anının yaşandığı
fiziksel ve psikolojik bütünlükle, bireyin bilgi ve yeteneği ile, anımsaması istenen koşullarla,
yaşantının güçlülüğü ile yakından ilişkilidir. Yaşantının o
bireyin koşullarındaki anlamlılığı önem kazanmaktadır.
Organik
nedenler daha çok tespit ve saklama belleğini etkilerken, psikojeniklerde anımsama belleğinde
bozukluklar olur.
Bellek
için üç önemli yapı vardır: Medial temporal lob, diansefalik nükleus, bazal ön beyin. Medial
temporal lobda yer alan hipokampus tekrarlayıcı şebeke olarak çalışır.
Hipokampusun ön komşuluğunda amigdala yer alır. Amigdala deneyimin emosyonel oranını
ve düzenli hipokampal aktivite düzeyini sağlar. Öyleyse deneyimle ilgili emosyonel yük de kaydedilir,
fakat kayıtsız stimulus hemen sayılmaz.
Asosiasyon
alanlarından gelen emirler motor kortekse ulaşır. Yeni hareketin gerçekleşmesi için
duyusal ve asosiasyon direk feedbacklere ihtiyaç vardır ve fonksiyonel nörogörüntüleme çalışmaları
deneyimsiz hareketler sırasında korteksin yaygın aktivitesini tanımlar. Bellekteki motor
aktiviteler başlangıçta medial temporal lobun aktivasyonuna ihtiyaç duyarlar. Pratikte amaca ulaşmak
için gerekli hareketin daha geniş segmentlerinin performansı deneyimli hareketlerin yapılması
sırasında korteksin daha çok sınırlandırılmış aktivasyonunu sağlayan
kısmen sol pariatal korteks, pariatal korteks ve premotor alanlar olarak görülmektedir. Bu yöntem
motor emirlerin kortikalizasyonu olarak nitelendirilir.
Bellekkaybının birsüreiçin olup geçmesi durumuna amnezi denir. Amnezi esnasında hastanın
algılaması ve davranışları normalolup,
genelde sadece anksiyete gözlenir. Budurum birkaç saatiçinde düzelir. Amnezi bunun dışında bilinç düzeyinin
normalolmadığı durumlarda (konfüzyon, letarji
gibi), dikkatin azaldığı durumlarda, affektifhastalıklarda
(özellikle depresyonda), mental deteriorasyonda, demansda, temporal lob tümörlerinde, ansefalitte, anokside,
hipoglisemide, kronik alkolizmde, Korsakoff-Wernicke sendromunda, metabolik ansefalopatilerdevetravmalarda görülür.
Akutamneziler genellikle iki tip olur: a) retrograd amnezi, b)
anterograd amnezi. Retrogradamnezi, hastalıktan hemen öncekiolaylarhatırlanmazken,
anterogradamnezide olaydan sonrakibelirli bir döneme ait bellekbozukluğuvardır.
Bellek
muayenesinde saklama ve anımsamanın izole fonksiyonlar olmadığı, genel serebral
fonksiyonların parçası olduğu akılda tutulmalıdır. Letarji, yorgunluk, konfüzyon
veya bilincin azaldığı durumlarda bellek kaybı olabilir, bu muayenede önemlidir; spesifik
değil genel durum göstergesidir. Algı veya dikkatin azalması özellikle saptama ve saklama
olmak üzere bellek kusurlarına neden olur. Özellikle emosyonel durum ve entelektüel kapasitenin azaldığı
depresif epizotta olmak üzere affektif bozukluklarda bellek kusurları olur. Bellek bozukluğu
entellektüel azalmanın bir göstergesidir ve mental retardelerde tanısal önemi büyüktür.
Saptama ve saklamanın yani anlık ve yakın belleğin bozulduğu demansta uzak bellek
ileri safhalara dek sağlam kalır. Hasta geçmişteki tarih ve olayları hatırlamakta sıkıntı
çekmezken yakın bellek muayenesinde başarısız olur. Deliryum gibi akut organik
reaksiyonlarda ve dikkatsizliğe bağlı manik epizot ve histeride saptama bozulur. Saklama kusuru
demans ve frontal lob lezyonları gibi organik serebral bozukluklarda görülür. Posttravmatik durum ve
Korsakoff-Wernike sendromu gibi organik serebral sendromlarda anımsama bozukluğu olabilir.
Posttravmatik sendromlarda ve epileptik bozukluklarda anterograt ve/veya retrograt amnezi ve bilinç kaybı
olabilir. Korsakoff psikozu gibi durumlarda konfobulasyon sıklıkla görülür. Benzer
konfobulasyonlar serebral travma sonrası veya subaraknoid hemorajide görülebilir.
PRAKSİ
Anlama
zorluğu, motor kayıp, duyu kaybı veya ataksi olmaksızın önceden öğrenilen
kompleks veya beceri isteyen hareketlerin düzgün yapılabilmesine praksi, bozukluğuna ise apraksi
denir. Başlıca beş tip apraksi vardır:
1)
İdeomotor apraksi (İdeokinetik apraksi):
Hareketin formule edildiği, hareketin yapılmasını sağlayan alanlar arasındaki
ilişkilerin bozulması sonucu oluşur. Dominant parietal lobtaki supramarginal girus (40. Alan)
lezyonlarında görülür. Burada hasta yapmak istediği bir planı, formül gerektiren hareketi
nasıl yapılacağını hatırlar, sözel olarak tanımlar; ancak emirle, her iki
elle aynı hareketi yapamaz. Bu hastalar basit, spontan ve otomatik hareketleri kusursuz yapabilirler.
2)
İdeasyonel apraksi: Hareketin planlaması
bozulur. Basit ve izole hareketler normaldir. Kompleks bir hareketin kısımlarını ayrı
ayrı yapabilen bir hasta, bütününü gerekli sıra içinde bilateral yapamaz. Hareketin sırası
bozuk ve anlamsızdır. İdeasyonel apraksi aslında bir çeşit agnozidir ve hemen daima
bilateraldir. Daha sık difüz beyin hastalıklarında (serebral arterioskleros), ayrıca
dominant supramarginal girus veya korpus kallozumun fokal lezyonlarında görülebilir.
3)
Giyinme apraksisi: Non-dominant posterior parietal lob
lezyonlarında görülür. Bu hastalar düzgün şekilde giysilerini giyemezler.
4)Kinetik veya motor apraksi: Genellikle tek taraflı ve üst ekstremitede hareket kusuru olmaksızın, istemli ve amaçlı
hareketleri yapamamaktadır. Bu hastada ekstremitede beceri isteyen hareketlerde beceriksizlik ve sakarlık
gözlenir. Burada lezyon motor veya premotor alanlardadır ve apraksi kontrlateral tarafta ortaya çıkar.
Korpus kallozum lezyonlarında da sol tarafta apraksi görülür.
5) Oro-bukko-fasiyal apraksi: Oral, bukkal ve fasiyal kasların
motor kordinasyonunun bozulması durumunda gözükür. Ses üretimi olup konuşamayan olgulara üfleme,
ıslık çalma, yanak şişirme gibi hareketleri yaptırarak ortaya konabilir. Lezyon
dominant supramarginal girusta veya sol motor kortekstedir.
HESAP
YAPMA
Akalkuli:
Afaziye neden olan sol pariatoksipital lezyonlu hastalar sıklıkla basit aritmatik hesapları
yapmada sıklıkla zorluk yaşarlar. Ön frontal lezyonlarında bir basamaktan daha fazla
problemlerin çözümü veya açık serilerde doğru cevaptan sonra perseverasyonlar olur.
(100-7=93-7=83-7=73).
Hesaplama
yeteneği şu nedenlerle bozulabilir:
a)
Rakamlar için aleksi veya agrafi. Sol temporal lezyonlu hastalar rakamları kağıda yazabildiği
sürece hesaplayabilir, fakat sözel olarak yapamaz.
b)
Rakamların uzaysal organizasyonunda kayıp; görsel red (252—52), rakam tersi(9—6), ters (12—21).
c)
Sağlam rakam okumasına ve uzaysal defisitin olmamasına rağmen olan hesaplama bozukluğu
(pür anaritmi) sıklıkla bilateral hemisferik, dominant retrorolandik veya bazal ganglia lezyonlarında
görülür. İzole akalkuli sıklıkla dominant hemisferde pariatotemporal bölgeyle ilişkilidir
(kaudat nükleus, putamen ve internal kapsül)
Diskalkuli: Primer diskalkuli frontal lobun sol medial korteksini sulayan anterior
serebral arter infarktıyla ortaya çıkar.
KOSTRÜKSİYONEL
YETENEK
Konstrüksiyon
fonksiyonu; yapılandırma yada mimari yetenek olarak da adlandırılabilir, uzay mekan ilişkilerinin
algılanması ve bunun motor beceri ile bütünleşmesinden oluşur. Bu fonksiyonun bozulması
sonucu ortaya çıkan konstrüksiyon bozukluğu şuurun ve anlamanın korunduğu bir
zeminde, iki veya daha fazla boyuttaki nesnelerin uzay içinde kendi başlarına ve birbirleriyle olan
ilişkilerinin anlamlı biçimde yorumlanamaması olarak tanımlanabilir. Hastaya önce üçgen,
daire, kare gibi basit şekiller daha sonra da kompleks, üç boyutlu cisimler çizdirilir. Bunları söyleyerek
yaptırılabileceği gibi taklit etmesi de istenilebilir. Daha çok non-dominant hemisferleilgilidir.
Sağ
hemisfer lezyonlarına bağlı konstrüksiyonel apraksi resim model çizim bozukluklarına
neden olur; modelin bütünlüğü bozulmuştur, modelin sol yarısını reddetmeye eğilimlidir.
Kaybın derecesine bağlı olarak, bu hastalar 2-3 boyutlu resimleri çizerler. Yarım uzaysal
redde sıklıkla verilen örnek saatin sol yarısındaki rakamları veya papatyanın
sol yarısındaki yaprakları çizememesi. Yarım uzaysal redli hastalar kelime veya cümlenin
yarısını okumada zorluk çekebilir (cowboy—boy). Sol hemisfer lezyonlu hastalar yavaş ve
zorlukla çizim yaparlar, dik çizgileri çizme eğilimleri vardır.Daha difüz (nonfokal) kortikal
hasarlı hastalar (AH) modele yakın veya üzerine çizerler.
GNOZİ
Bir
veya daha fazla duyusal uyarıyı kullanarak, geçmiş deneyimlerin de yardımı ile
objelerin algılanması ve anlamlandırılmasına gnozi, bunların yapılamamasına
ise agnozi denir. Gnozi değerlendirilen ve algılanan stimuluslarla oluşan duyusal impulsların
yüksek düzeyde sentezidir.
Agnozi
tanımı için 3 kritere ihtiyaç vardır: 1)Agnozi de hastada primer duyuların algılanması
normaldir; yani hasta görür, işidir, ağrı ve dokunma gibi somestetik duyuları normaldir.
Ancak gördüğü objeleri tanıyamaz, işittiği sesleri ayırt edemez. 2)Agnozinin tek
tek duyu modalitelerine has bir tanıma zorluğu olmalıdır. Yani tüm duyuları kapsayan
total bir agnozi sendromu yoktur. Bu agnoziyi afazi ve demanstan ayırır. Örneğin afazik
anahtarı görse de isimlendiremez, ona dokunsa da isimlendiremez, sesini duysa da isimlendiremez; çünkü
problem tanıma zorluğu değil, sembolik ifade zorluğudur. Oysa agnozik hangi duyu kanalına
ait tanıma zorluğu gösteriyorsa o konuda agnoziktir. Örneğin vizüel agnozisi olan bir kişi
anahtarı görünce tanıyamadığı halde, sesini duyunca veya dokununca tanıyabilir.
Demansta ise ne gerçek isimlendirme ne de gerçek tanıma problemi vardır. Demanslı bu
fonksiyonları yerine getirirken dalgalı bir profil çizer. Kimi zaman normal olan isimlendirme ve
tanıma bir başka zaman bozulabilir, ayrıca bellek ve davranış bozuklukları ön
plandadır. 3)Beyinde etkilenen bölgenin agnoziye yol açması için mutlaka bilateral olmalıdır.
Unilateral lezyonların yarattığı agnozi benzeri klinik tablolar daha çok konfüzyonel
durumlardır.
Gnozi
assosiyasyon alanlarının fonksiyonudur. Bunlar;Somestetik assosiyasyon alanı (5 ve 7. Alanlar),
Görsel assosiyasyon alanı (18 ve 19. Alanlar), İşitsel assosiyasyon alanı (22. Alan),
Supramarginal girus (40. Alan) ve Angular girus (39. Alan) dur.
Bu alanlardan supramarginal ve angular giruslar somestetik, görsel ve işitsel stimuluslarla karşılıklı
bağlantıyı sağlarlar. İşte bu assosiyasyon alanları, duyusal uyarıları
somut görüntü haline çevirerekne olduklarını algılamaya
yararlar.
Agnozi
tipleri :
a)
Vizüel agnozi: Vizüel kortikal assosiyasyon alanlarının (18 ve 19. Alan) genellikle bilateral
lezyonunda görülür. Hastanan görmesi yeterli olduğu halde, gördüğü bir objeyi tanıyamaz,
isimlendiremez. Bu durumu nominal afaziden ayırmak gerekir. Bozukluk sağlam olan sağ vizuel
korteksten gelen vizüel uyaranların sol hemisferdeki lisan kortekslerine ulaşamamasına bağlı
olup bir diskonneksiyon sendromu olarak değerlendirilir. Vizüel agnozi de hasta görerek isimlendiremediği
objeyi dokunmayla isimlendirebilir.
b)
Taktil agnozi (Astereognozi): Primer duyu bozukluğu olmadığı halde gözleri kapalı
olan hastanın eline verilen bir objeyi tanıyamamadır. Taktil agnozi nondominant parietallob 5 ve 7. Alanların lezyonlarında görülür.
c)
Odituar agnozi: Yeterli işitmesi olan bir hastanın seslerinin ayrımını ve
anlamlandırılmasını yapamamasıdır. Hasta sesleri işitebilir fakat onların
anlamlarını ayırtedemez. Bu durum bilateral 22. Alan (Wernicke alanı) lezyonlarında görülür.
d)
Anosognozi: Kişinin kendisindeki hastalığın farkına varamaması durumudur. Ör:
Hemiplejik hasta hemiplejisinin farkına varmadan ayağa kalkmak ister. Bu durum sıklıkla
nondominant hemisferdeki parietal lop ve posterior frontal lob lezyonlarında görülür.
e)
Ototopagnozi: Kişinin bedensel kısımlarının farkına varamaması
durumudur. Bu da nondominant parietal lob lezyonlarında görülür.
f)
Prosopagnozi:Hastanın önceden tanıdığı
kişilerin yüzlerini tanıyamamasını ve yeni gördüğü yüzleri de öğrenememesidir.
İnferior ve medial vizüel assosiyasyon kortekslerindeki bilateral lezyonlarda görülür.
g)
Parmak agnozisi (Finger agnosia): El parmaklarının ayrımını yapamamadır.
Dominant parietal lobtaki angular girus (39. Alan) lezyonlarında görülür.
KAYNAKLAR:
Adams
R.D., Victor M., Ropper A.H. Cardinal Manifestatıons of Neurologic Disease. Principles of Neurology.
480-6.
Brazis
P.W., Masdeu J.C., Biller J. Lesion Affecting the Cerebral Hemispheres. Localazation in Clinical Neurology.
498-500.
Dejong
R.N. Aphasia, Apraxia and Agnosia. The Neurolojic Examiration 887-914.
Er
N. Eklektik Bir Yaklaşım Çerçevesinde Çalışma Belleğine Genel Bir Bakış.
3P Dergisi 1995; 3 (3)176-83.
Guyton
A.C. Serebral Korteks ve Beynin Entellektüel Fonksiyonları. Tıbbi Fizyoloji. 935-53.
Kaplan
H.I., Sadock B.J. The Brain and Behavior. Synopsis of Psychiatry. 90-4.
Karakaş
S., Aydın H. Şizofrenide Bilgi İşleme Bozuklukları. Şizofreni Dizisi.1999; 2 (4) 113-31.
Oğul
E. Davranış Nörolojisi. Temel ve Klinik Nöroloji 232-46.
Joynt
J. Robert. Aphasias and Related Disturbances. Clinical Neurolojy. 1(10): 1-29.
Tanrıdağ
O. Aleksi ve Agrafiler-Apraksiler-NonDominant Hemisferin Dominant İşlevlerinin Bozuklukları-Agnoziler.
Teoride ve Pratikte Davranış Nörolojisi. 55-68.
Tavat
B. Bilimsel Psikoloji Bağlamında Bilinç Kavramının Düşündürdükleri. Psikiyatri,
Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi 1993; 1 (1) 23-6.
Tübitak
Beyin Dinamiği Multidisipliner Çalışma Grubu. Dilin Beyindeki Organizasyonu ve Konuşmanın
Gerçekleşmesi. Beyin Dinamiği Multidisipliner Lisans Üstü Yaz Okulu: Nörofizyoloji ve Kognitif Süreçlerde
Entegrasyon.
Uysal
H. Bilinç ve Bilinç Bozukluğu. Sürekli Tıp Eğitim Dergisi. 1995; 4 (3) 94-5.
Yaltkaya
K., Balkan S., Oğuz Y. Mental Muayene. Nöroloji Ders Kitabı. 19-28.