ÇOCUKLUK ÇAĞI BOZUKLUKLARININ GENETİĞİ:
GENETİK VE ZEKA I.
Dr. Ayhan CÖNGÖLOĞLU
1905 yılında Alfred Binet ve Theodore Simon davranış
sorunları olan çocukları zeka geriliği olanlardan ayıracak bir test geliştirmeyi başardılar.
Fikir Fransa’da yaşayan, davranış bozukluğu olan çocukların zeka geriliği
olan çocukların bakımsız durumdaki sınıflarına gönderilmelerini önlemek için
çıkmıştı. Test kabiliyet açısından en alt seviyedeki çocuklar dışında
akademik performansı önceden tahmin edebilme açısından başarılıydı. Binet
testinin bir değişik biçimi olan Stanford-Binet, daha sonraları tüm Amerikan okullarında
seçkin olarak kullanılmaya başlandı. Sonunda Stanford-Binet daha önceleri kullanılmakta
olan Wechsler gibi ölçekler ve Otis testi gibi grup ölçekleri de dahil olmak üzere diğer bazı
testlerle birleşti.
Bu testler o
kadar başarılıydı ki, bir Harvard psikologu olan Edward Boring 1920'lerde; zekanın bu
testlerle ölçülenden hiçbir farkı olmadığını ileri sürüyordu. Bazıları
Boring’in tanımlamasını çok yuvarlak bulabilir, ancak o burada A.B.D. de ve deniz ötesi ülkelerdeki
zekanın özellikleri ve ölçümü hakkındaki genel düşünceyi yansıtmaktadır. Bu güne
kadar psikologlar kadar bir çok psikiyatrist de zekayı testlerin ölçümünü esas alarak değerlendirmişlerdir.
Giderek
artan miktarlarda kanıtlar psikolojik testlerin zekanın bütününü değil, sadece bir bölümünü
ölçtüğünü ortaya koymaktadır. Bir kaç ay boyunca bu sütunda zekanın özelliklerini ve
genetik faktörlerin zeka üzerine etkileri gözden geçirilecektir.
Araştırmacılar
tüm dünyada zeka üzerine dolaylı ve o bölgeye özgü teoriler üretmişlerdir. İnsanların
zeka kavramı hakkındaki sezgileri testlerde temsil edildiğinden çok daha geniştir. Bir çok
çalışmada insanlara zeka kavramından ne anladıkları sorulmuştur. Pratik problem
çözümü, sözel kabiliyet, ve sosyal beceri gibi faktörler cevaplar arasında en fazla yer alanlardır.
Sözel kabiliyet uygulanan testlerle ölçülmektedir ancak genellikle sosyal beceri ölçülmemektedir.
Zekanın
kavramsallaştırılması etnik gruplara bağlı olarak değişmektedir. Örneğin;
Kaliforniya’da değişik gruplarda yapılan bir çalışmada, Latin ailelerin zeka tanımında
sosyal beceri kabiliyetinin üzerinde dururken, Asya ve Anglosakson ailelerin bilişsel becerileri
vurguladıkları görülmüştür. Öğretmenlerin zeka kavramına bakışları
daha çok Anglosakson ailelere benzemektedir. Şaşırtıcı olmayacak şekilde, bu
grup ailelerin çocukları muhtemelen onların sosyal yapılarının ve okuldan
beklentilerinin uyum sağlaması nedeniyle okulda daha başarılı olmaktadırlar.
A.B.D. dışındaki
ülkelerde teste bağımlı görüşlerden giderek uzaklaşma dikkati çekmektedir.
Tayvan’da yapılan bir çalışmada zeka; yalnızca geleneksel bilişsel kabiliyetleri içermekle
kalmamış ayrıca kişiler arası beceri (diğer insanları anlayabilme),
kendisini anlayabilme, kişinin zekasını ne zaman göstereceğini ve ne zaman göstermeyeceğini
bilmesi kavramlarını da kucaklamıştır.
Fakat dolaylı
teoriler bütün hikayeyi anlatmamaktadır. Zekanın performansa dayalı tanımlamaları
da vardır. Geleneksel zeka testleriyle ölçülebilen becerilere ek olarak onlardan farklı en az ikibecerin daha olduğu ortaya çıkmaktadır; yaratıcı
beceriler ve pratik beceriler. Yaratıcı becerilerle ilgili bir seri çalışmada katılımcılardan
“2985” sıra dışı başlıklarla ilgili hikaye yazmaları, “bir böceğin
bakış açısından dünya” gibi sıra dışı başlıklarla ilgili
resim kompozisyonları çizmeleri, “papyon kravatlar” gibi sıkıcı ürünler hakkında
reklam metinleri oluşturmaları, veya aramızda saklanarak yaşayan dünya dışından
gelen yaratıkları nasıl tanıyacağımız gibi sorunlara çözümler üretmeleri
istenmiştir. Bu araştırmalardaki performanslar geleneksel zeka testlerinin skorları ile düşük
seviyelerde korelasyon gösterdiği kanıtlanmıştır.
Pratik zeka
becerilerinin IQ ve ilgili ölçümlerden bağımsız olduğuna dair daha bir çok kanıt
vardır. Pratik zeka becerileri; bir insanın işini yaparken karşılaşabileceği
çok rastlanan problemleri çözebilme yeteneğini gösterir. İş adamları, akademik
psikologlar, ticaretle uğraşan insanlar, öğretmenler, ve askeri liderler ile yapılan çalışmalarda
pratik zeka test skorlarının IQ ile uyuşmadığı gözlenmiştir. Sonuçta
mesleki performansın öngörülmesi hakkında pratik zeka, IQ ya oranla daha gerçekçi görünmektedir.
Kenya’da çocuklarla yapılan bir çalışmada; çocukların enfeksiyonlarla savaşmada,daha
önce öğrenmiş oldukları bilgilerle, doğal bitkisel ilaçları nasıl kullandıkları
ile ilgili pratik zeka testleri uygulanmıştır. Kenya’da bu bilgiler çok yaygın şekilde
bilinmektedir. Bu nedenle geleneksel zeka test ölçümleri ile belirgin negatif korelasyonlar bulunmuştur.
Bir diğer
çalışma serisinde; lise öğrencilerinde; analitik, yaratıcı ve pratik becerilerinbirbirlerinden bağımsız olduğu bulunmuştur.
Özet olarak
kanıtlar, zekaya ulaşmak için IQ dan fazlasına ihtiyacımız olduğunu göstermektedir.
geleneksel analitik beceriler kadar yaratıcı ve pratik becerilerde etkili olmaktadır. Bu
beceriler analitik becerilerden göreceli olarak bağımsızdır, ancak bunlar geleneksel
testlerde çok az ölçülmekte yada hiç göz önüne alınmamaktadır. Zeka becerilerinin sınırlarının
daha geniş tutulduğu yeni testler geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Esasında
geleneksel zeka testlerinin bu kadar baskın olarak kullanılmasının bir nedeni de
psikometrik değerlendirme araçlarının yetersizliğidir.
Zekanın
davranışsal genetik araştırmalarının yapıldığı alan eski,
genel bilişsel kabiliyetlerin ölçüldüğü IQ testlerini kullanmaktadır. Bu alanda yeni gelişmeler
neredeyse hiç olmamaktadır.Davranışsal genetik
araştırmalarda bilişsel kabiliyetler kavramsallaştırılırken, hala beceriler
içinde genel bilişsel kabiliyetlerin en üstte tutulmaktadır.
Zekanın
psikometrik teorilerinin araştırılmasında bütün güç zekanın davranışsal-genetik
çalışmalarına verildiğinden, bu çalışmaların sonuçlarının
zekanın genel bilişsel becerikavramının bakış
açısından olması şaşırtıcı değildir. Birkaç yıl önce varılan
ortak kararla genel bilişsel becerilerde gözlenen bireysel değişikliklerin %50 sinin genetik
değişkenlikler ile açıklanabileceği sonucuna ulaşıldığından,
davranışsal genetik model, zekanın psikolojik teorilerine yer sağlayacak şekilde bir
gelişim göstermemiştir.
Her ne kadar
IQ daki bireysel değişikliklere etkili önemli genler tanınmış olsa da bu etkenler değişkenliğin
yalnızca yarısını açıklayacak değerdedir.
Bu güne kadar, davranışsal genetik araştırmalar genel bilişsel etiolojidebecerileri adres göstermişlerdir. Psikolojinin diğer
alanları insan becerilerinin çok boyutluluğunun farkında iken, davranışsal genetik
alanı genel bilişsel becerilerin imparatorluğunda kendini adamış bir asker olarak
kalmıştır. Her ne kadar genel bilişsel becerilerin genetik geçişi ile ilgili buluşlar
güvenilir ve bir sonuca götürücü olsa da genel bilişsel beceriler insan becerileri alfabesinde
sadece bir harf olarak gözükmektedir.