Çocukluk Çağı
Bozukluklarının Genetiği:III. Genetik ve Zeka
Dr. Ayhan CÖNGÖLOĞLU
Geçen birkaç on yılda zeka ile ilgili olarak yapılan
genetik araştırmalar önemli buluşlar yapmıştır. Bu buluşların bazılarının
ana hatlarından bahsederken fazla yer kaplamaması için zeka ölçümünden bahsetmeyeceğim.
Ancak belirtmek gerekirse bu yazıda zeka derken benim anlatmak istediğim; genel bilişsel
beceridir ve g ile ifade edilmektedir. Bilişsel beceriyi ölçen bütün geçerli
ve güvenilir testlerin ortak özelliği işte bu g’dir.Aslında g, bütün testlerde ortak olan ve daha kesin ve değişmez temel
bileşenlerce indekslenmiş olmasına rağmen genellikle zeka testlerinde yer alan çeşitli
bilişsel testlerin toplam skoru üzerinden değerlendirilir. Nerdeyse bütün genetik bilgiler bu
psikometrik bakış açısına bağlı olarak yapılan ölçümler sonucunda ve
temel zeka testleri kullanılarak toplanmıştır. Zeka ile ilgili genetik araştırmaların
yeni bir yolu da bilgi süreçleri gibi diğer ölçümlerin ve ilintili potansiyeli, pozitron emisyon
tomogrofik taramalar ve MRI gibi daha direk beyin fonksiyon ölçümlerinin araştırılması
ve bu ölçümlerin g yi nasıl etkilediğinin açıklanmasıdır.
Ailelerde g açık bir biçimde genetik geçiş
gösterir. Birlikte yaşayan birinci derece akraba çalışmaların da (8000 den fazla
ebeveyn-çocuk çifti ile yapılan çalışmada0.43
ve 25000 den fazla kardeş arasında yapılan çalışmada 0.47) korelasyon yüksek
bulunmuştur. Bununla birlikte ailelerde g yetiştirmeye bağlı veya doğal
olarak geçiş yapıyor olabilir. 10.000 in üzerinde ikiz çifti ile yapılan çalışmalarda
ortalama g korelasyonları benzer ikizlerde 0.85 ve aynı cinsiyetteki ikizlerde 0.60
olarak bulunmuştur. Bu ikiz bilgileri g skorlarındaki toplam varyansın yarısını
açıklayan genetik etkinin boyutunu göstermektedir.
Evlat edinme çalışmaları da güçlü genetik
etkiyi desteklemektedir. Örnek olarak ayrı yetiştirilen ikizlerdeki g oranları
ile beraber büyütülen ikizlerdeki oranlar çok benzerlik göstermektedir. Birinci derece akrabalar arasında
yapılan diğer evlat edinme çalışmaları da genetik geçişin kesinliğini göstermektedir.
Tabloda Colorado Evlat Edinme Projesi (CAP)’nden son
sonuçlar gösterilmektedir. Düzinelerce evlat edinilmiş çocuk ve ikiz çalışmalarına bağlı
olarak yapılan analizler toplam varyansın yarısına yakınının genetik faktörlere
bağlı olduğunu göstermektedir. g üzerindeki genetik etki yalnızca
istatistiksel olarak belirgin olmakla kalmayıp, aynı zamanda özelliklevaryansın ancak 5% ini açıklayabilendiğerdavranışçı
araştırmalarla karşılaştırıldığında kesindir. Bu nedenle
genetik araştırmalar zekanın genetik iletiminden daha ilerilere kaymıştır; gelişimsel
değişiklikler, bilişsel beceriler üzerinde etkili değişkenlerin ilişkileri ve g’nin
genetik iletiminden sorumlu özgün genlerin araştırılması. Şimdi bu 3 önemli
noktaya değinilecektir.
1876 yılında Francis Galton ikizler üzerinde ilk
kez çalıştığında gelişme basamaklarında ikizlerin ne boyutlarda benzerlik
gösterdiğini araştırmıştı. Diğer erken ikiz çalışmalarında
da g yalnızca gelişimsel yönden araştırılmıştır ve bu
gelişimsel bakış açısı son yıllara kadar genetik araştırmaları içermemiştir.
g hakkındaki en ilginç sonuçların bir tanesi genetik geçişin zaman içinde
artarak devam ettiğidir.(yeni doğan döneminde 20% iken çocukluk çağında 40%, yetişkinlikte
60%) Örnek olarak yeni bir çalışmada 80 yaşın üzerindeki ikizlerde genetik geçiş
60% olarak bildirilmiştir.
CAP’ın 20 yıllık sonuçları bu bulguları
evlat edinme şemasını kullanarak doğrulamaktadır. CAP doğumda biyolojik
ebeveynlerinden ayrılmış ve hayatlarının ilk ayı içinde evlat edinilmiş
245 çocuğun 25 yıllık çalışmasıdır. g skorları arasındaki
korelasyon; biyolojik ebeveynler ile onların başkasına evlat verdiği çocukları,
evlat edinmiş ebeveynler ve onların evlat edindiği çocukları, ve kontrol ebeveynleri ve
onların çocukları için gösterilmiştir. Kontrol ailelerindeki korelasyon yeni doğan dönemindeki
0.20’den adölesan çağdaki 0.30’a kadar artmaktadır. Biyolojik anneler ve onların başkalarına
verdiği çocuklar arasındaki korelasyonlar benzer bir örüntü göstermektedir. Bu sonuçlar g’nin
genetik faktörlere bağlı olduğunu göstermektedir. Karşıt olarakevlat edinmiş ebeveynlerle onların evlat edinilmiş çocukları
arasındaki korelasyonlar 0 civarında çıkmaktadır ki bu sonuçlar g’nin
gelişimi için ailesel çevre faktörlerinin çok önemli olmadığını göstermektedir.
Nedeng’nin
genetik geçişi hayat süreci içinde artmaktadır? Muhtemelen tamamen yeni genler daha gelişmiş
bilişsel süreçlerin gelişiminde g’yi etkilemeye başlamaktadırlar. Daha
olası bir ihtimal ise erken yaşlardaki küçük genetik etkiler gelişimin başlarında
bir kar topuyken zamanla daha daha büyük fenotipik etkiler oluşturmaktadır.
Büyük çoğunluk tarafından kabul edilen bilişsel
becerilerin hiyerarşi modelinde, özgün bilişsel beceriler; uzaysal, sözel, işlem hızı
ve hafıza becerileri gibi bileşenleri içermektedir. Özgün bilişsel becerilerin üzerinde
genetik ve çevresel etkenlerin ne gibi farklılıklar oluşturduğu pek fazla bilinmemekle
birlikte bunların her ne kadar g den az olsa da, kesin genetik geçişinin olduğu
ortadadır.
Özgün bilişsel beceriler hakkındaki şaşırtıcı
bir bulgu da, aynı genetik faktörler farklı becerileri ciddi boyutlarda etkilemektedir. Bunun anlamı
eğer daha önce sözel beceriyi etkileyen bir gen bulunduysa aynı genin diğer bilişsel
becerileri de etkileyeceği beklenmelidir. Bu bulgu şaşırtıcıdır çünkü; bütün
bilişsel işlemlerin özgün ve birbirinden bağımsız olduğunu iddia eden ve popüler
olan bilişsel sinir bilimi teorisi ile çelişmektedir. Bir çok değişik genetik araştırma
sonuçları g’nin genetik etkilerinin bilişsel işlevlerin büyük kısmını
kapladığını göstermektedir. Yapılmış olan dörtçalışmanın dördünde de ortaya çıkan bir başka
ilginç sonuç ise okul başarısı ölçümleri üzerindeki genetik etkenler g’nin
üzerindeki genetik etkenlerle nerdeyse tamamen uyuşmaktadır. Genetik etkenlerin uyuşması
tersten bakıldığında da aynı derecede ilginçtir. Her ne kadar genetik sonuçlar okul
başarısı ile g arasında büyük benzerlikler olduğunu söylese de sıklıkla
arşiv bilgilerinde okul başarısı ile g arasındaki uyumsuzluklar çevresel
etmenlerin etkinliğini vurgulamak için kullanılmışlardır.
“g” de olduğu gibiçok yönlü genetik geçişler büyük etkisi olan tek bir gene bağlı
olmak yerine küçük etkiler yapan birçok gene bağlı oluyor gibi görünmektedir. Bunun gibi çoklu
gen sistemlerindeki genler “quantitative trait loci (QTLs)” olarak adlandırılmaktadır.
PKU (fenilketonüri) da olduğu gibi bozukluk oluşması için gerekli ve zorunlu tek gen
etkilerinden farklı olarak, QTLsolası risk faktörleri
gibi değişken ve katkı yapıcı etki göstermektedir. Tek gen etkilerini tanımlayıcı
geleneksel yöntemler QTLs tanımlamasında aynı derecede başarılı olamamaktadır.
“g” hakkındaki yeni genetik
ilerlemelerin kullanıldığı bir QTL çalışmasında yüksek ve ortalama g
oranlarına sahip 2 çocuk grubu karşılaştırılmıştır. Özellikle
beyinin öğrenme ve hafıza ile ilgili bölümlerinde aktif olduğu gösterilmiş olan, 6.
kromozom üzerindeki insülin benzeri büyüme faktörü-2 reseptörü (IGF2R) çalışılan
gendir. Yüksek g oranlarına sahip grupta bulunan çocuklardaki allellerin bir tanesinin sıklığı
ortalama g oranlarına sahip 2. çocuk grubuyla kıyaslandığında 2 kat yüksekti.(%30-%10)
“g” ile ilişkili kopyalanabilen QTLs
tanımlanabildiğinde gelişme, ayırıcı tanı, ve genotip üzenindeki gen-çevre
etkileşim biçimleri hakkındaki sorular adresini bulacaktır. Ayrıca genler ve bilişsel
gelişim arasındaki nörofizyolojik yolakları gözleyebileceğimiz pencereler açılmış
olacaktır. Bilişsel beceriler ve yetersizlikler ile ilişkili genleri tanımlamadaki bu önemli
ilerlemeler sonucunda ise yeni etik tartışmalar ortaya çıkacaktır. Bu konular ciddi biçimde
ele alınmalıdır ancak bunlar büyük oranda birden fazla genle birlikte çevresel etmenlerce
etkilenmiş karmaşık özellikler hakkındaki genetik araştırmalar hakkındaki
yanlış kavramlar üzerine dayandırılmışlardır.