PROF.DR.RAŞİT TAHSİN

( 1870-1936)

 

 

Raşit Tahsin, Gülhane Asabiye ve Akliye Şubesinin kurucusu ve ilk hocası ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin ilk Asabiye ve Akliye profesörüdür.

Orman Nezareti memurlarından Trabzonlu Tahsin beyin oğlu olan Raşit Tahsin 1870 yılında İstanbul, Beykoz'da dünyaya gelmiştir. 1892’ de Askeri Tibbiye'yi yüzbaşı rütbesiyle ve sınıf birincisi olarak bitirmiştir. 1893' te Almanya'ya gönderilmiş ve orada 3 yıl kalarak Joly, Mendel, Binswanger, Kraepelin ve Fleichsig gibi dönemin büyük isimlerinin yanında çalışmıştır. 1898 de kurulan Gülhane'nin Nöropsikiyatri Kliniği (Asabiye ve Akliye Seririyatı) muallimliğine ve İkinci Tabipliğine getirilmiştir. Ayrıca elektrikle teşhis ve tedavi derslerini vermiştir. O sırada Kadırga'da bulunan sivil Tıp Okuluna (Mektebi Tıbbiyeyi Mülkiye) da nöropsikiyatri dersleri konulmuş ve hocalığını Raşit Tahsin üstlenmiştir.1908 'de meşrutiyetin ilanından sonra sivil Tıp Okulu, Haydarpaşadaki Askeri Tıp Okulu ile birleştirilip Darülfunun (Üniversite)'a bağlı İstanbul Tıp Fakültesi kurulmuş ve Raşit Tahsin hoca 11 arkadaşı ile birlikte ordudan ayrılarak İstanbul Tıp Fakültesine geçmiş ve 1933 yılına kadar bu görevine devam etmiştir. Hocalığı süresince "Seririyatı Akliye Dersleri " adlı bir kitap yazmış ve Tepebaşı’ndaki tiyatro binasında içkinin zararları konusunda halka açık konferansları vermiş ve Tababeti Akliye ve Asabiye ve Hilali Ahdar (Yeşilay) Cemiyetlerinin kurucuları arasında yer almıştır. Oğlu Esat Raşit'i büyük bir ihtimamla yetiştirmiş Galatasaray'da okutmuş ve daha sonra Askeri Tıbbiye'ye vermiştir. Esat Raşit önce Dahiliye sonra Asabiye ihtisası yapmış ve 1933 Üniversite reformuyla birlikte İstanbul Üniversitesi Asabiye Doçentliğine alınmıştır. Ancak bu hareket esnasında Raşit Tahsin Hoca Üniversite kadrosu dışında bırakılmıştır. Memlekete Asabiye ve Akliye Kliniklerini kurmuş, 38 yıl hocalık yapmış ve çok sayıda uzman yetiştirmiş olan Hoca bu haksız muameleden sonra içine kapanmış ve son günlerini üzüntü içinde geçirmiştir. Kalp hastası olduğu anlaşılınca Gureba Hastanesine yatırılmış ve 1936 yılında 66 yaşındayken hayata gözlerini yummuştur. Ölüm döşeğinde onu yalnız bırakmayan öğrencilerine hasta kalbini bağışlamış ve vasiyeti yerine getirilmiştir. Hocanın bu hüzünlü ve erken ölümünün teselli veren tek tarafı ise bütün ümitlerini bağladığı sevgili oğlu Doç.Dr.Esat Raşit'in 2 yıl sonra daha 38 yaşındayken yakalanmış olduğu pnömoniden kurtulamayarak vefatının tevlit ettiği felaketi görmemiş ve bu büyük acıyı tatmamış olmasıdır.