HASTALAR İÇİN BİLGİLER

KALP KATETERİZASYONU VE ANJİYOGRAFİSİ

Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi nedir, neden bu işlemlere gereksinim duyulur?
Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi tedavi değil, tanı (teşhis) yöntemidir. Kalp boşluklarının ve koroner arterlerin  kontrast madde (bir çeşit tıbbi boya maddesi) verilmesi sırasında görüntülenmesi ve “X” ışınları kullanılarak hareketli film çekilmesi esasına dayanır. Elde edilen veriler tedavinin yönlendirilmesinde çok kıymetlidir ve çoğu hastada tedavi stratejisinin seçimi için temel belirleyici olmaktadır. Günümüzdeki teknolojik koşullar ve bilgi birikimi sayesinde, adı geçen işlemlerin başarı oranı % 99’un üzerindedir.  

Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi nasıl yapılır?
Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi öncesi 4-12 saat aç kalınması gereklidir (ilaçlar çok az miktarda su ile alınabilir).  Hasta kateter laboratuvarına alınmadan önce, daha iyi bir sterilizasyon sağlanabilmesi için  kasık bölgesi traşının yapılmış olması gerekir. Gereğinde sakinleştirici bir ilaç uygulanır. İşlemin yapılacağı kasık ya da kol bölgesi uyuşturulur ve bu bölgedeki atardamara kanül yerleştirilir (giriş yolu açılır). Plastik benzeri maddeden yapılmış ince bir boru (kateter) ile  kalp boşluklarına ulaşılıp basınç
kaydı yapılır; kontrast madde verilerek koroner arterler görüntülenir ve film kayıtları alınır.  Bu işlem 20-30 dakika kadar sürer. İşlem tamamlandıktan sonra kasıktaki kanül çıkartılır ve 15-20 dakika süre ile bu bölgeye bası yapılır. Kanamanın durduğu görüldükten sonra oldukça sıkı bir bandaj ile kapatılır. Ancak bazı tıbbi gereklilik hallerinde, kasıktaki kanülün daha uzun süre yerinde muhafaza edilmesi gerekebileceğinden bu uygulama değiştirilebilmektedir. İstisnai durumlar dışında, işlemden 24 saat sonra hastanın günlük yaşamına dönmesine izin verilmektedir.

Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi ile ilişkili istenmeyen olaylar söz konusu olabilir mi, işlemin riski nedir?
Kalp kateterizasyonu sırasında veya hemen sonrasında, nadir olmakla birlikte, işlemle ilgili sorun ve istenmeyen olaylarla (komplikasyonlarla) karşılaşılabilmektedir. Koroner anjiyografi işlemi sonrasında az sıklıkla işlem yapılan damar bölgesinde ağrı, hafif şişlik ve morarma (hematom, ekimoz, psödo-anevrizma) olabilmektedir. Ancak, işlem bölgesinde onarım gerektirecek komplikasyonların olma olasılığı % 2’dir. Nadiren inme (felç)  ve miyokard enfarktüsü gelişme ihtimali vardır. Deneyimli kateter laboratuvarlarında bu olayların ortaya çıkma sıklığı 1000’de 2 civarındadır. Hayati riskin ise 1000’de 2’den düşük olduğu bilinmektedir. Bunlar dışında oluşabilecek bazı komplikasyonlar (acil cerrahi, kalp damarlarında ve boşluklarında delinme, ağır alerjik reaksiyona bağlı tansiyon düşüklüğü, bazı ritim bozuklukları, geçici kalp pili gereksinmesi vb) çok nadir de olsa görülebilmektedir. Kasık bölgesine kanül yerleştirilmesi sırasında veya girişim sonrasındakanülün kasıktan çekilmesine bağlı olarak hissedilen ağrı sebebi ile “vagal reaksiyon” adı verilen geçici tansiyon düşüklüğü ve soğuk terlemeyle seyreden reaksiyonlar gelişebilmektedir (% 2). Sayılan bu tür komplikasyonların çoğunun tedavi ile telafi edilmesi imkanı vardır. İşlem sırasında kullanılan ilaçlara bağlı olarak, özellikle de iyotlu kontrast maddeye bağlı olarak böbrek
yetersizliği gelişebilir. Böbrek yetersizliği gelişen hastaların çoğunda yetersizlik düzelmekle beraber nadiren hastaların daha sonraki hayatlarında diyaliz tedavisi almaları gerekebilir.

Kalp kateterizasyonu ve anjiyografinin gerekli olmasına rağmen yapılmaması durumunda ne tür sorunlarla karşılaşılabilir?
Kalp kateterizasyonu ve anjiyografinin yapılmaması durumunda, hastanın hastalığıyla ilgili yeterli bilgi edinilemeyeceğinden, gerekli olabilecek girişim ve tedavilerin planlanması sağlıklı bir biçimde gerçekleştirilemeyebilecektir.
 
Kalp kateterizasyonu ve anjiyografinin yerini tutabilecek alternatif tetkik yöntemleri mevcut mudur?
Teknolojideki gelişmelere paralel olarak, kalple ilgili görüntüleme yöntemlerinde de büyük gelişmeler olmakla birlikte, bugün için kalp kateterizasyonu ve anjiyografinin yerini birebir alabilecek, ve bu yöntemler kadar kesin bilgi verebilecek non-invazif (kansız) tanı yöntemleri (bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans yöntemleri ile yapılan  incelemeler vb.) bulunmamaktadır.

PERKUTAN KORONER GİRİŞİMLER (KORONER BALON VE STENT TEDAVİSİ)

Koroner Arter Hastalığı Nedir?
Koroner Arter Hastalığı (KAH) kalp adalesini besleyen ve koroner arterler olarak adlandırılan atardamarların daralma veya tıkanması ile kan akımının kısmi yada tam kesilmesine  bağlı olarak ortaya çıkan hastalıklara denir. Koroner arter hastalığı tanısında EKG, kan testleri, efor testi, ekokardiyografi, nükleer kardiyolojik incelemeler, manyetik rezonans, çok kesitli tomografi gibi çeşitli testler kullanılır. Koroner damarların yapısını en iyi gösteren tanı aracı koroner anjiografidir. Koroner anjiografi işlemi sonrasında herhangi bir işlem yapılmaksızın ilaç tedavisine karar verilebilir. Uygun darlık veya tıkanıklıkları açmak için balon anjiyoplasti ve/veya stent (çelik kafes) uygulanabilir ya da  koroner bypas ameliyatı önerilebilir.
 
Perkutan Koroner Girişimler: 
Ameliyatsız, ciltten bir damar yoluyla girilerek koroner damarları açmada kullanılan balon anjiyoplasti-stent ve diğer işlemlere “perkutan koroner girişim” (PKG) denir. Koroner kalp hastalarının yaklaşık 1/3’ü PKG ile tedavi edilir. 

Balon Anjioplasti İşlemi:  
Koroner Balon Anjiyoplasti, koroner anjiyografi sonucunda hastalıklı damarına balon uygulaması kararı alınan hastalara, aynı seansta işleme devam ederek veya daha sonraki bir seansta daralmış veya tıkalı damarı açmak için yapılan tedavi girişimidir. Balon dilatasyon ( balonla genişletme) işlemi kardiyak kateterizasyon laboratuarında, anjiyografi işleminde kullanılan kateterlere (ince uzun, yumuşak plastik tüpler) benzer yapıda olan ve bu işlem için tasarlanmış kateterler kullanılarak yapılır. Anjiyoplasti işleminin ilk bölümü koroner anjiyografiye benzer. Lokal anestezi altında, uyanıkken, damar içerisindeki darlık bölgesinde özel tasarlanmış balonun kontrollü olarak şişirilmesi ile darlıklar giderilir. Balon şişirilince, plakları arter duvarına doğru iter. Balon çıkarıldıktan sonra tıkalı bölgeden tekrar kan akımı sağlanmış olur. İşlem genellikle 1 saatten daha kısa sürer ve uzun süreli ilaç verilmesi gerekmeyen hasta genellikle ertesi gün taburcu edilir.

Koroner Stent 
Balon tedavisinde karşılaşılan bazı zorlukları gidermek ve açılan damarda daha iyi bir kan akımı sağlamak için koroner stentler geliştirilmiş ve 90’lı yıllardan itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Koroner Stent  (çelik tel kafes), koroner damarlarında balon tedavisi ile yeterli açıklık sağlanamayan ve / veya balon işlemi sonrasında damar içinde yırtılma meydana gelen  hastalarda bu sorunları giderme amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Stent; balon üzerine yerleştirilir ve damar içinde balon şişirildiği zaman, damar iç duvarına monte edilmiş olur. Daralmış bölgenin uzunluğuna göre bir veya daha fazla stent gerekebilir. Haftalar içinde bu stentlerin üzeri endotel tabakası ile kaplanır ve stent damar duvarında yaşam boyu kalır. Yıllar içinde teknolojik olarak daha iyi kalitede stentlerin yapılması ile bu girişim By-pass ameliyatı gereksinimini bir miktar azaltmıştır. Balon ve stent uygulamasında başarı oranı % 65-99 arasındadır. Altı aylık süreç içinde %20-30 olasılıkla tekrar daralma (restenoz) olabilmektedir. Yeni kullanıma giren ilaç kaplı stentlerde bu ihtimal % 8-15’in aralığına inmiştir. Stent içinde daralma olması durumunda tekrar balon veya stent uygulanabilmektedir.  Stent takma işlemi sonrası hasta koroner yoğun bakım ünitesine alınabilir. Hastanede kalma süresi genelde 1-2 gündür. İşlem yapıldıktan sonraki ilk 6 - 12 saat boyunca işlem yapılan bacağın düz tutulması çok önemlidir. 
 
Diğer Girişimler
Damardaki darlık bölgesinin kıvrımlı, düzensiz cidarlı, uzun, kireçli, pürüzlü yapıda olması ve balon / stent ile yeterli açıklığın sağlanamadığı yada sağlanamayacağı durumlarda kullanılabilecek başka girişim çeşitleri de vardır. Bunlar: Darlığı yakarak açan lazer; çok yüksek devirle dönerek ucundaki küçük top üzerine yerleştirilmiş kristal çıkıntılarla darlığı açan rotablatör; darlıktaki pürüzlü yapıları keserek temizleyen aterektomi’dir.

Balon Anjioplasti, Koroner Stent ve Diğer İşlemlerin Riski Nedir?
Her girişimsel işlemin belli oranda bir riski vardır. Balon anjiyoplasti ve stent işleminin  komplikasyon (istenmeyen olay veya sonuç) riski düşüktür.  Ani damar tıkanması (akut oklüzyon), işlem sırasında ve işlemden sonraki ilk 24 saat içerisinde balon ile tedavi edilen bölgede tıkanma ile ortaya çıkar. Ancak anjiyoplasti sırasında stent takılmış ise bu risk daha düşüktür.  Ancak stent takılan olgularda, giderek azalmakla birlikte bu risk 28.güne kadar devam etmektedir (Subakut oklüzyon). Bu riski en düşük seviyeye çekmek amacıyla stent takılan kişilerde, hekimin önereceği aspirin ve diğer kan sulandırıcı ilaçların kullanılması zorunludur. • Girişim yapılan bacak veya kolda, giriş yerinden kanama veya büyük şişlik ile birlikte morarma gelişmesi  Diğer komplikasyonların çoğu ani damar  tıkanmasından kaynaklanır: Kalp krizi (%1-2), Ani ölüm (%1’den daha az), Acil bypass cerrahisi gereği (%1’den az).

İşlemle ilişkili başka hangi riskler vardır ?
• Lokal anestezik veya kontrast maddeye (işlemde kullanılan tıbbi boya maddesi) karşı alerjik reaksiyon 
• Kontrast  maddeye bağlı böbrek işlevlerinde bozukluk
• Cerrahi girişim veya kan transfüzyonu gerektiren aşırı kanama
• Girişim yerinde kateterin yol açtığı damar hasarı
• Kalp veya damarlardan pıhtı kopması ve beyine gitmesi ile meydana gelen  felç
• Daha önceden bilinmeyen yeni bir yan etki dahi ortaya çıkabilir. 

Hastaneden taburcu olduktan sonra şu durumlarla karşılaşmanız durumunda acil olarak doktorunuzu arayınız: 

• Yeni gelişen göğüs ağrısı ve ağrının artması 
• Ateş
• Nefes darlığı

ELEKTROFİZYOLOJİK ÇALIŞMA VE KALP RİTİM BOZUKLUKLARININ  KATETER ABLASYON YÖNTEMİ İLE TEDAVİSİ

Kalbimizin tıpkı bir şehrin elektrik şebekesine benzer bir sistemi olduğunu biliyor muydunuz? Gerçekte de sağ kulakçıkta yer alan ana merkezden (sinus düğümü) çıkan uyarılar kulakçıklarla karıncıklar arasında yer alan bir ara istasyondan (atriyoventriküler düğüm) kısa bir bekleme ile geçtikten sonra yine özelleşmiş iletim yolları ile karıncıklara yayılır ve böylece ana merkezde üretilen elektriksel uyarı tüm kalp kası hücrelerine iletilerek kalbin kasılmasını sağlamış olur.  Çok çeşitli nedenlerle kalbin bu normal uyarı ve ileti sisteminde aksamalar oluşabilir. Bazen de doğuştan olan ek yollar iletimde adeta kısa devrelere yol açarak taşikardi dediğimiz hızlı kalp atışlarına neden olabilirler. Ayrıca bazen kalbin herhangi bir yerinden kalbin yukarıda sözü edilen ana uyarı merkezinin denetimi dışında uyarılar çıkabilir ve hızlı atışlara neden olabilirler. İşte elektrofizyolojik çalışma denilen bu tanı yöntemi ile kasık ve / veya boyundan damar içine yerleştirilen ince kılıflardan geçirilerek kalbe ulaştırılan elektrod kateter denilen ince teller yardımıyla kalbin içinden doğrudan alınan elektrik sinyalleri gelişmiş bilgisayarlar aracılığı ile değerlendirilerek normalden sapmalar araştırılır. Bu sayede kalbin ana merkez uyarı sisteminin iyi çalışıp çalışmadığı ve uyarıları ileten sisteminişlevini güvenle görüp görmediği anlaşılabilir. Çoğu kez hızlı atma şeklinde çarpıntı yakınması olan hastalarda, hastanın yakınma nedeni olan hızlı atışlar özel yöntemlerle kalbin içine yerleştirilen bu tellerden (çalışmanın amacına ve ritim bozukluğunun türüne göre 2-4 adet) verilen uyarılarla oluşturularak meydana geliş nedenleri araştırılır. Böylece kısa devrelerin varlığı saptanırsa radyo dalgaları ile noktasal enerji verilerek çarpıntı tamamen tedavi edilmiş olur. Ya da eğer çarpıntıyı oluşturan bir odak saptanırsa yine radyo dalgası enerjisi verilerek ortadan kaldırır. Buna kateter ablasyonu tedavisi adı verilir. Bu yolla bugün hızlı kalp atışı şeklindeki çarpıntıların (taşikardi) çoğunun kalıcı tedavileri olanaklı hale gelmiştir. 

Elektrofizyolojik çalışma sırasında kalbin içinden test uyarıları verildiğinde çarpıntı hissedebilirsiniz. Ya da kalbe verilen uyarılarla sizin esas yakınmanız olan çarpıntı meydana getirildiğinde benzer hissi duyabilirsiniz. Bazen hızlı atış şeklindeki ritmi uyardıktan sonra düzeltmek için dışardan elektrik şoku vermek gerekebilir. Şok verme işleminden önce çoğu kez sizi uyutacak ilaç verileceğinden ağrı duymazsınız.  Tanısal amaçla yapıIan elektrofizyolojik incelemeler 30-60 dakika kadar sürer. Eğer tedavi edici bir girişim gerekirse bu 1-4 saat kadar sürebilecek bir işlemdir.  Bu işlemler temelde düşük riskli uygulamalardır. Ancak her işlemde olduğu gibi bazı sorunları da beraberinde getirebilir. Ölüm olasılığı çok düşüktür. Nadiren işlem sırasında kalp kasının delinmesine bağlı olarak kalp zarları arasına sıvı sızabilir. Yine nadiren tedavi edici işlemler sırasında (ablasyon) çarpıntı oluşturan kısa devrenin kalbin normal uyarı sistemine çok yakın olması nedeniyle, radyo dalgası enerjisi verilmesi sırasında kalbin ileti sisteminde bloklar oluşabilir. Böyle durumlarda kalıcı kalp pili takılması gerekebilir.  Damara giriş yerlerinde olguların % 2-3’ünde kanamalar, deri altına kan sızmaları ve buna bağlı şişlikler ve ağrı olabilir. Ancak çoğunlukla bunlar önemli sorun oluşturmaz ve kendiliğinden düzelir.  Elektrofizyolojik çalışma ile elde edilen veriler başka bir tanı yöntemi ile sağlanamaz. Çoğu kez diğer tanı yöntemleri yetersiz kaldığı zaman uygulanır. Kateter ablasyonu yöntemi ile radyo dalgaları verilerek yapılan ritim bozukluğu tedavisi ise ilaçlarla denetim altına alınamayan ritim bozukluklarında ya da hastaların yaşam boyu ilaç almayı istememeleri halinde uygulanır. Bazı durumlarda ritim bozukluğu yaşamı tehdit edebilecek denli önemli olabilir. Böyle durumlarda doğrudan kateter ablasyon yöntemi uygulanması gerekebilir.  Kateter ablasyonu ile kalbin hızlı atma şeklindeki ritim bozukluklarının tedavisinin başarı olasılığı, tedavisi hedeflenen çarpıntının türüne, kısa devrenin yerine göre  % 70-95 arasında değişir. Başarıdan çarpıntının bir daha olmamak üzere tedavisi anlaşılır. Başarılı uygulamadan sonra çarpıntının tekrarlama olasılığı ritim bozukluğunun türüne göre değişir. Örneğin kalpte kısa devrelere bağlı çarpıntılarda bu olasılık % 5-8 arasındadır. İşlem temelde lokal anestezi ile iğne giriş yerleri uyuşturularak, bazı durumlarda da genel anestezi altında yapılır. İşlem sırasında kendinizi rahat hissedebilmeniz için sakinleştirici ilaç yapılabilir. İşlemlerden sonra kanamayı önlemek için birkaç saat bacaklarınızı oynatmadan yatmanız gerekir .

GEÇİCİ KALP PİLİ  TAKILMASI:
 
Kalbimizin tıpkı bir şehrin elektrik şebekesine benzer bir sistemi olduğunu biliyor muydunuz?
Gerçekte de sağ kulakçıkta yer alan ana merkezden (sinus düğümü ) çıkan uyarılar kulakçıklarla karıncıklar arasında yer alan bir ara istasyondan (atriyoventriküler düğüm ) kısa bir bekleme ile geçtikten sonra yine özelleşmiş iletim yolları ile karıncıklara yayılır ve böylece ana merkezde üretilen elektriksel uyarı tüm kalp kası hücrelerine iletilerek kalbin kasılması sağlanmış olur.
 
• Geçici Kalp piline neden gereksinim duyulur?

Uyarı merkezinin (sinus düğümü) yeterli hızda uyarı oluşturamaması veya iletim yolları üzerinde herhangi bir kesinti olması nedeniyle kalp atışlarının aşırı yavaşlaması halinde hastanın normal yaşamını sürdürebilmesi için gerekli kalp atış hızını sağlamak üzere vücuda yerleştirilen kalp pillerine gereksinim duyulur. 

• Geçici Kalp pili takılması işlemi nasıl yapılır?
İşlem genelde lokal anestezi ile; boyunda, göğüste  veya kasıkta kalbe giden büyük toplar damarların içinden elektrod denilen ince tellerin kalbin içine yerleştirilmesi ve bunun vücut dışındaki bir jeneratöre bağlanması şeklinde yapılır. Bu işlem yatak başında yapılabileceği gibi skopi (Röntgen cihazı)  altında da yapılabilir.  İşlem genelde 20-30 dakika sürer.  Geçici pil gereksinimi ortadan kalktığında, kalbin içine yerleştirilen tel dışarı çıkarılır. 

• Geçici Kalp pili takılması ile ilişkili istenmeyen olaylar söz konusu olabilir mi, işlemin riski  nedir?

Geçici kalp pili uygulaması küçük ölçekli bir cerrahi işlemdir. Dolayısıyla uygulamada bazı komplikasyon dediğimiz istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Geçici pil takılmasına bağlı olarak damarda yırtılma,  anevrizma (genişleme), atar ve toplar damar arası fistül tabir edilen açıklıkların oluşumu, kanama ,hematom (damardan sızan kanın yaptığı şişlik) gibi istenmeyen olaylar meydana gelebilir. Bunun dışında, boyun damarından girişim yapılan hastalarda, akciğerin zedelenmesine bağlı akciğer zarında mayi veya hava birikmesi ve buna bağlı nefes darlığı gelişebilir. Bu durumda akciğere iğne ile girilerek veya tüp yerleştirilerek tedavi gerekebilir. Çok nadiren de olsa damar içinde pıhtı oluşumu ve bu pıhtının hayati organlara gitmesi görülebilir. Yine kalp duvarında delinme  ve buna bağlı olarak kalp zarında sıvı birikmesi olabilir. Bu durum nadiren hayatı tehdit edici olabilir.  Bu durumlarda, bu tür hastalara kalp cerrahisi tarafından müdahale yapılması gerekebilir.

KALICI KALP PİLİ  TAKILMASI
 
• Kalp piline neden gereksinim duyulur?
Uyarı merkezinin (sinus düğümü) yeterli hızda uyarı oluşturamaması veya iletim yolları üzerinde herhangi bir kesinti olması nedeniyle kalp atışlarının aşırı yavaşlaması halinde hastanın normal yaşamını sürdürebilmesi için gerekli kalp atış hızını sağlamak üzere vücuda yerleştirilen kalp pillerine gereksinim duyulur.  Kalıcı kalp pilleri ileri derecede gelişmiş teknoloji ürünleri olup kalbin çalışmasını sürekli hissederek gereğinde devreye girerler. Bazı türlerinde hastanın kalp hızının artması gerektiğinde buna hızlanarak yanıt verirler. Böylece hastanın kalp hızı yavaşlamasından dolayı bayılma, fenalık, baş dönmesi, nefes darlığı gibi yakınmaları ortadan kalkacağı gibi yaşam niteliği de düzelir. 

• Kalp pili takılması işlemi nasıl yapılır?
İşlem genelde lokal anestezi ile, göğüste kalbe giden büyük toplar damarların içinden elektrod denilen ince tellerin kalbin kulakçık ya da karıncıklarından birine veya her ikisine yerleştirilmesi ve bunların göğüs cildi altına yerleştirilen bir jeneratöre bağlanması şeklinde yapılır. Bu, genelde 30-60 dakika süren bir işlemdir. Hastanede yatış süresi 2-5 gün olabilir.

• Kalp pili takılması ile ilişkili istenmeyen olaylar söz konusu olabilir mi, işlemin riski nedir?
Kalıcı kalp pili uygulaması küçük ölçekli bir cerrahi işlemdir. Dolayısıyla uygulamada bazı komplikasyon dediğimiz istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Ancak bu işlemlerde komplikasyon riski oldukça düşüktür ve çoğu kez hayati önem taşımaz. Uygulama sırasında ortaya çıkabilecek istenmeyen durumlar arasında damara girerken akciğer zarının yırtılması, toplardamar yerine iğnenin atar damara girmesine bağlı kanamalar ve ritim bozuklukları sayılabilir. İşlemden sonra yara yerinin mikrop kapması da olasılıklar arasında olmakla birlikte bu seyrek görülen bir durumdur. Bunu önlemek üzere koruyucu antibiyotik tedavisi verilecektir. Uzun sürede bazen elektrod tellerin uygulandığı toplar damarlarda tıkanma ve buna bağlı sorunlar (yüzde, kollarda şişme; göğüs ön kısmında toplar damar ağlarının görünür hale gelmesi gibi) oluşabilir. Yine nadiren kalp pili takıldıktan bir süre sonra, pil jeneratörü veya kablolar kendiliğinden cilt dışına çıkabilir. Bu durumda kalıcı kalp pili cebinin yeniden açılarak onarımı gerekebilir.  Uygulamadan sonra 24 saat yataktan kalkmadan yatmanız gerekebilir. İşlemden 6-10 gün sonra dikişler alınacaktır. Kalıcı kalp pili yerleştirildikten sonra genelde yaşamınızda önemli bir değişiklik olmayacaktır. Ancak kalp pilinizi olumsuz etkileyebilecek davranışlar ve çevre koşulları ile ilgili olarak hekiminiz sizi bilgilendirecektir.  Yaşamsal önemi olabilecek kalıcı kalp pili uygulaması gereken hastalarda bu tedavinin yerine geçebilecek bir tedavi yöntemi yoktur. Ortalama 5-6 yıl sonra pil ömrü tükendiğinde bu kez pilin sadece jeneratörü değiştirilecek, tellere dokunulmayacaktır. Pil takıldıktan sonra belli aralarla hekiminiz tarafından kontrol edilmeniz gerekecektir. 

VENTRİKÜLER SEPTAL DEFEKT, ATRİYAL SEPTAL DEFEKT / PATENT FORAMEN OVALE VE PATENT DUKTUS ARTERİOSUS’UN TRANSKATETER YÖNTEMLE KAPATILMASI

Normal dolaşım:
Normal kalp dört boşluktan oluşur: atriyumlar (kulakçık) vücuttan ve akciğerlerden gelen kanı alır, ventriküller (karıncık) vücuda ve akciğerlere kanı pompalar. Sol ventrikülün pompaladığı temiz kan vücuda oksijen taşır. Kirli kan toplar damarlar aracılığıyla sağ kalbe gelir ve sağ ventrikülden çıkan akciğer atardamarı (pulmoner arter) ile akciğerlere pompalanır. Akciğerde temizlenen kan akciğer toplardamarları (pulmoner venler) ile sol atriyuma ve buradan sol ventriküle gelerek tekrar vücuda pompalanır. Oksijenden zengin ve oksijenden fakir olan kanların birbirine karışmaması için sağ ve sol kalp boşlukları birer kas tabakası ile birbirinden ayrılmıştır. Anne karnında iken kulakçıklar arasında geniş bir açıklık (foramen ovale) mevcuttur ve bu açıklığın üzeri bir zar ile örtülüdür. Bu zar bebeğin yaşayabilmesi için kanın sağ kulakçıktan sol kulakçığa geçişine izin verir. Doğumdan sonra bu zar mevcut açıklığın üzerine oturur ve izleyen 5-6 ay içinde etraf dokularla kaynaşarak açıklık tamamen kapanır. 
 
Kateter nedir?
Kateter deride  ufak bir kesi yapılarak, atar damarların veya toplar damarların içine sokulan ince borulara verilen genel isimdir. Değişik boy, kalınlık ve eğimlerde olup farklı damarları hem görüntülemek hem de tedavi amacıyla içerisinden ince teller, balon, stent, lazer, burgulu cihazlar, ses dalgası yayan cihazlar ve diğer malzemeler gönderilebilir. Yani hem teşhis hem de tedavi amacıyla kullanılabilirler.

Ventriküler  septal defekt (VSD) nedir?
Kalbin sol ve sağ ventriküleri  (karıncıkları) arasındaki duvarda doğuştan delik bulunmasıdır. VSD varlığında sol ventriküldeki temiz kan sağ ventrilküle geçer ve sağ kalbin pompalaması gereken  ve akciğerlere ulaşan kan miktarı artar. Zamanla aşırı hacim yüklenmesi akciğer atardamarında basınç artması (pulmoner hipertansiyon) ve kalp yetersizliğine neden olabilir ve yaşam süresini kısaltabilir.

Atriyal septal defekt (ASD) nedir?
Kalbin sağ ve sol atriyumları (kulakçıkları) arasındaki duvarda doğuştan delik bulunmasıdır. ASD varlığında sol atriyumdaki temiz kan sağ atriyuma geçer ve sağ kalbin pompalaması gereken  ve akciğerlere ulaşan kan miktarı artar. Zamanla aşırı hacim yüklenmesi akciğer atardamarında basınç artması (pulmoner hipertansiyon) ve kalp yetersizliğine neden olabilir ve yaşam süresini kısaltabilir. Ayrıca toplardamar sisteminde oluşan pıhtılar bu delikten geçmek suretiyle beyine giderek felçlere neden olabilirler.

Patent  foramen ovale (PFO) nedir?
Kalbin sağ ve sol kulakçıkları arasındaki duvarda doğumdan sonra kapanması gereken zarın yetersiz kapanmasına bağlı oluşan valf tarzında deliktir. Toplumda 5 kişiden birinde PFO vardır ancak %1’inden azında kapatmayı gerektiren inme veya diğer nedenler bulunur. PFO varlığında öksürme, aksırma, ıkınma gibi göğüs içi basıncını artıran durumlarda valf açılabilir ve kan her iki atriyum yönünde karşılıklı geçebilir. Kan akciğerin filtre sisteminden geçmeden PFO aracılığıyla sağ atriyumdan sol atriyuma geçtiğinde kandaki küçük parçacıklar, pıhtılar beyne ve diğer organlara giderek inme ve organlarda infarktüse neden olabilir. PFO genellikle geçici veya kalıcı inme veya emboli bulguları oluşuncaya kadar tanınamaz.
 
Patent ductus arteriosus  (PDA) nedir ?
Ductus arteriosus; akciğer ana arteri (pulmoner arter) ile aort arasında doğumdan önce mevcut olan bir kanaldır. Normal koşullarda doğum sonrası ilk birkaç gün içinde kapanır. Bu kanalın kapanmaması durumuna PDA denir. PDA’da aorttan düşük basınçlı pulmoner artere kan geçişi ve akciğerlerde ve sol kalpte aşırı kan yüklenmesi olur. Zamanla aşırı hacim yüklenmesi kalp yetersizliğine ve pulmoner hipertansiyona neden olabilir, yaşam süresini kısaltabilir, damar duvarında infeksiyon riski taşır. 

Tedavi seçenekleri nelerdir?
ASD ve VSD’de soldan sağa geçen kan miktarı belirli bir miktarın üzerinde ise delik kapatılmalıdır. Aksi takdirde akciğer damarlarında geri dönüşümü olmayan hasar meydana gelebilir. ASD’de tedavi; cerrahi olarak deliğin onarılması, yamanması veya transkateter (ameliyatsız) yöntemle geliştirilmiş aletlerle kapatılmasıdır. Cerrahi tedavide operasyonla göğüs açılır ve cerrahi olarak kalpteki delik onarılır. Uygun vakalarda kateter yolu ile kapatma cerrahiye alternatif bir yöntemdir. Bu yöntemde kasıktan küçük bir kesi ile büyük bir toplar damara (femoral ven) kateterle girilerek kalbe kadar ilerlenir. ASD-VSD kapatma cihazları birbirine bağlı iki disk şeklindedir, delik çapına uygun olarak seçilen kapatma cihazı kateter içinden ilerletilerek delik geçilerek delik kapatılır ve kateter geri  alınarak işlem sonlandırılır. İşlem sırasında kalp boşluklarından herhangi birinde 
yırtılma meydana gelebilir ve acil operasyon gerekebilir. İşlem sonrası gelişen ve işleme bağlı olduğu düşünülen ani ölüm vakaları bildirilmiştir. İşlem sonrası vücut dokuları aletin üzerine doğru büyür ve ortalama 3-6 ay içinde tamamen vücut dokusu ile kaplanır Cihazın varlığını hasta hissetmez. 

İşlem sonrasi takip:
ASD ve VSD’nin kateter yolu ile kapatılabilmesi tüm hastalarda  yapılamaz. Ancak uygun olgularda  yapılabilir. Kapama cihazının kenarlarının oturabileceği yeterli dokusu olan, kalp içinde pıhtı olmayan, kanama hastalığı olmayan, aspirin kullanmasına mani bir durum olmayan, kapatma amacı ile kullanılan cihazın imal edildiği metallere karşı allerjisi olmayan olgularda yapılması tercih edilmektedir.  Hasta işlemden sonraki gün taburcu edilebilir ve  birkaç gün içinde normal yaşamına ve çalışmasına dönebilir. Cihaz üzerinde pıhtı oluşumunu önlemek için 6 ay süre ile aspirin kullanılması önerilir. İşlemden sonraki ilk 6 ay içinde diş çekimi, cerrahi müdahale gibi kana mikroorganizma karışması olasılığı olan işlemlerden önce antibiyotik ile koruma yapılmalıdır. 
 
Cerrahi yönteme göre avantajları nelerdir?
Hastanın hastanede kalış süresi cerrahiye göre çok daha kısadır (6-24 saat).  Cerrahi yöntemde olduğu gibi göğsün açılması ve kalp akciğer makinasına bağlanma gerekmemektdir. Estetik açıdan da göğüste yara izi  kalmaması önemli bir avantajıdır.

Transkateter yöntemle kapatıma  uygulaması ile ilişkili istenmeyen olaylar söz konusu olabilir mi, işlemin riski nedir?
Transkateter kapatma işlemi esnasında ender de olsa bazı riskler mevcuttur. Girişim yapılan damarlarda yırtılma, kanama olabilir buna bağlı cerrahi müdahale ve kan nakli gerekebilir. İşlem sonrası nadiren enfeksiyon oluşabilir ve antibiyotik tedavisi gerektirebilir. Yine çok nadiren inme ve buna bağlı uzun süreli fonksiyon kaybı oluşabilir. İşlem sırasında ve sonrasında kalpte ritm bozukluğu gelişebilir. İşlemde kullanılan opak maddeye karşı alerjik reaksiyon veya böbrek işlev bozukluğu gelişebilir.

MİTRAL BALON VALVÜLOPLASTİ (MİTRAL KAPAĞI BALON İLE GENİŞLETME TEDAVİSİ)

Mitral darlığı nedir?
Mitral darlığı, çocukluk çağı hastalığı olan Akut Romatizmal Ateş hastalığının kalp kapaklarını tutmasına bağlı olarak kişinin daha sonraki dönemlerinde belirti veren bir kalp kapak hastalığıdır.  Mitral darlığı, kalbimizde bulunan dört kapaktan birinin (tıp dilinde mitral kapağın) kanın kalp içerisindeki odacıkların birinden diğerine geçişini zorlaştıracak biçimde daralmasıdır. Mitral darlığında kanın sol kulakçıktan (tıp dilinde sol atrium) sol karıncığa (tıp dilinde sol ventrikül) geçişinde zorluk olmaktadır.Bu nedenle kan akciğerlerde su şeklinde  (tıp dilinde pulmoner ödem yada konjesyon ve/veya plevral effüzyon) birikmektedir. Bu da kişinin nefes darlığı hissetmesine neden olmaktadır  Tedavi seçenekleri nelerdir ?
Tedavi seçenekleri, kapaktaki daralmanın derecesine bağlı olarak değişmektedir. Hafif darlıklarda ilaç tedavisi yeterli olabilirken, orta ve ileri dereceli darlıklarda iki seçenek vardır:
1-Mitral Balon Valvüloplasti
2-Açık kalp ameliyatı

Mitral balon valvüloplastinin avantajları nelerdir?
1-Lokal anestezi ile yapıldığından işlem süresince hastanın bilinci açık kalmaktadır. Sağ yada sol kasık bölgesi uyuşturulur ve balon burada açılan küçük bir delik içerisinden kalbe ilerletilir. 
2-Böylece göğüs kafesinin açılması, kalbin durdurulması ve kalp-akciğer makinasının kullanılması ihtiyacı ortadan kalkar 
3-İşlem sonrası hastalar yoğun bakım yerine serviste gözetim altında tutulur
4-Hastalar ertesi gün ayağa kalkabilir
5-Hastalar büyük çoğunluğu ertesi gün taburcu olabilir 
6-Uygun hastalara yapıldığında mitral balon tedavisi sonuçlarının kalp ameliyatı geçiren hastalardaki kadar iyi olabileceği gösterilmiştir
7-Mitral balon ile kapağı açılan ve ritim düzensizliği olmayan hastalarda işlem sonrasında sürekli kan sulandırıcı ilaç (Coumadin-Warfarin) kullanılmasına gerek kalmamaktadır. Oysa kalp cerrahisi ile suni mekanik kapak takılan hastalarda hayat boyu bu tip ilaç kullanılması gerekmektedir.

Balon mitral valvüloplasti ile hastaların %90 kadarında şikayetlerde gerileme kaydedilir. Bu düzelme 20 yıla kadar devam edebilmektedir. Çoğu hasta en az 5 ila 10 yıl rahatlama yaşar. Gerekli olduğu takdirde mitral balon tedavisi tekrarlanabilir . İkinci kez mitral balon tedavisine uygun bulunmayan hastalarda cerrahi yöntemle tedavi gerekebilir.

İşlem öncesinde neler yapılmalıdır?
• İşlemden bir gece önceden itibaren aç kalınması ( ilaçlarınızı az su ile alabilirsiniz)
• Girişim yapılacak bölgenin, özellikle her iki kasığın traşlanması
• Bayan hastalarının hamilelik şüphesi taşımamaları gereklidir. 

Mitral balon genişletme (valvüloplasti) işlemi nasıl yapılır ?
Hastanın kasığı antiseptik sıvılarla temizlenir. Hastanın üzeri steril bezlerle örtülür. Kasık bölgesine o bölgeyi uyuşturmak amaçlı küçük bir iğne ile lokal anestezik madde enjekte edilir. Uyuşma sağlandıktan sonra küçük bir iğne ile kasık bölgesinden geçen bir toplar damara girilir. Özel bir teknikle iğnenin girdiği yere işlem boyunca kalacak ve işlem sonunda çıkarılacak olan kılavuz tel ve balonun ilerletilebileceği bir plastik boru sistemi yerleştirilir. Bir kılıf içinden gönderilen özel bir iğne ile kalbin sağ kulakçığından sol kulakçığına aradaki perde delinerek geçilir. İğne kılıf içinden çıkarılarak aynı kılıfın içinden kılavuz tel sol kulakçığa ilerletilir.  İşlemi yapan hekim, teli görmek için X-Ray ışını kullanan bir cihaz (tıp dilinde skopi) kullanır. Telin hareketleri ekranda izlenir. Tel doğru yere yerleştirildikten sonra balon tel üzerinden ilerletilerek daralmış olan kapağın içine yerleştirilir. Balon kapağın dar olduğu yerde şişirilir. Böylece kapak mümkün olduğunca genişletilir. Bu işlem birkaç kez tekrarlanabilir.   İşlemin sonunda kılavuz tel ve balon çıkarılır. Kasığa yerleştirilmiş olan plastik boru sistemi de bir müddet sonra çıkarılır ve girişim yapılan bölgeye bir süreliğine baskı yapılarak kum torbası konulur ve hasta yatak istirahatine alınır.

İşlemin riskleri nelerdir ?
Ne yazık ki hiçbir işlem tamamen risksiz değildir. Bu riskler genel sağlık durumunuz, kalp hastalığının ciddiyeti ve yaşınızla ilişkilidir. Önem arzeden bazı riskler aşağıda sıralanmıştır ancak işlem sırasında ve sonrasında bu listede olmayan, öngörülemeyen problemler de ortaya çıkabilir. 

İşlem sırasında veya ilk 12 saat içinde aşağıda sıralanan istenmeyen olaylar ile karşılaşılabilir:

1-Kapakta ciddi bir yırtık oluşabilir (%2’nin altında ihtimalle) ve yırtığı düzeltmek için kalp ameliyatı gerekebilir.
2-Küçük kalp odacıkları (kulakçıklar) arasında kalıcı ciddi delik oluşması (%2’den az ihtimalle)
3-Büyük kalp odacığının (sol karıncık) yırtılması (%1’in altında) Bilgilendirmeyi yapan hekimin 
4-Acil kalp ameliyatı gerekebilir (%1 ihtimalle) 
5-Ölüm olasılığı vardır(%1-2 ihtimalle)
6-Kasık bölgesinde kanama olabilir. Bu durum kasık bölgesinde morarma ile sonuçlanacaktır.
7-İnme gelişebilir (%0, 5-3) ve bu durum vücudun bir yarısında işlev kaybına ve kalıcı sakatlığa yol açabilir. 
8-Kalp krizi gelişebilir (%0, 3-0, 5)

YEMEK BORUSU YOLU İLE  (TRANSÖZOFAGEAL) EKOKARDİYOGRAFİ
 

• Transözofageal ekokardiyografi (TÖE) nedir?  
Ekokardiyografi kalbin ses dalgaları yolu ile (ultrason) iç yapısının ve işlevlerinin incelenmesidir. Yaygın olarak kullanılan yüzeyel ekokardiyografi (transtorasik) yönteminin yetersiz kaldığı bazı durumlarda yemek borusu yolu ile ekokardiyografi yapılması gerekebilir. Bu durumlar şu şekilde sıralanabilir: kalpte pıhtı veya enfeksiyon varlığının araştırılması, yapay kapak işlevlerinin değerlendirilmesi, ana atardamar-aort yırtılmalarının aranması, kalp deliklerinin incelenmesi, kalp kapak yetersizliklerinin ciddiyetinin belirlenmesi, kalp kapak tamiri veya kalp deliklerinin kapatılması ameliyatları sırasında ve sonrasında, işlem başarısının değerlendirilmesi.   Bazen de akciğer hastalığı, şekil bozukluğu gibi  nedenlerle hastanın göğüs yapısı yeterli kalitede ekokardiyografik görüntü alınmasına izin vermediği durumlarda TÖE yöntemine başvurulur. Bazı hallerde TÖE sırasında kalbin iç sınırının daha iyi görüntülenmesi, kalp kası kanlanmasının gösterilmesi ve kalp içi şantların saptanması amacıyla  kontrast maddeler (boyalı ilaçlar) kullanılabilmektedir.  

• Hasta işlem öncesi nasıl hazırlanır?  
Tetkike 4-12 saatlik açlık sonrası başlanır. Şeker hastalarının doktorlarına danışması gereklidir. Alerji, astım, yüksek göz tansiyonu, yutma güçlüğü, burun tıkanıklığı gibi yakınmaları olan, yemek borusu ve mide ile ilgili sorunları olan hastaların bu durumları incelemeyi yapacak doktora haber vermeleri gereklidir. Ağız içinde, çıkabilen diş ve damak protezi varsa işlem öncesinde çıkarılmalıdır.

• Uygulama nasıl yapılır?  
TÖE yarı girişimsel bir incelemedir. İşlemden hemen önce, gerekli durumlarda damardan ilaç uygulanmasını sağlamak amacıyla damar yolu açılır. Öğürme refleksini bastırıp hastanın işleme uyumunu sağlamak amacıyla ağız ve yumuşak damak bölgesi yerel olarak anestezik bir sprey yardımıyla uyuşturulur. İşlem ve hasta rahatlığı için damardan sakinleştirici ilaç yapılır. Tetkik sırasında hasta uyumunun sağlanamadığı durumlarda işlem mutlaka gerekiyorsa, anestezi doktorununkontrolünde kalp-akciğer canlandırma koşullarında sakinleştirme yapılır.   İşlemi yapacak olan kardiyolog  tüpün nasıl yutulacağını anlatır. Ağza, hastanın tüpü ısırmaması için bir ağızlık yerleştirilir. Jel ile kayganlaştırılmış TÖE probu yavaşça yemek borusundan ilerletilir. Probu yutarkan, öğürtü ve bulantı olması normaldir, bu durum geçicidir; bu sırada burundan nefes alınıp verilir. Gerekli görülen kalp görüntüleri videoya kaydedilir ve resimleri alınır. İşlem bitiminde doktorunuz bulgular hakkında sizi bilgilendirecektir.  İnceleme süresi ortalama 15-20 dakikadır. Ancak hazırlık zamanı ile bu süre 30-60 dakikayı bulmaktadır.   

• Kontrast madde (boyalı ilaç) uygulaması  
TÖE sırasında boyalı ilaç uygulanması gereken durumlarda farklı boyalı ilaçlar kullanılmaktadır. En çok tercih edilen yöntem, serum fizyolojik mayinin çalkalanmak suretiyle hava ile karıştırılarak damar yolundan uygulanması ile yapılmaktadır. Bu uygulamanın herhangi bir yan etkisi yoktur. Ayrıca bu işlem için özel üretilmiş farklı boyalı ilaçlar da kullanılmaktadır. Bu boyalı ilaçların çok nadir olarak alerjik yan etkileri görülebilmektedir.

• İşlem  sonrasında dikkat edilecek hususlar  
Tetkikten iki saat sonraya kadar bir şey yenilip içilmemelidir. Tetkik sırasında sakinleştirmek içinkullanılan ilaçlar bir süre uyku hali ve sersemlik yapabileceği için bu durum tamamen düzelinceye kadar araç ve makine kullanılmamalıdır.   Ayrıca 1 ya da 2 gün süreyle boğazda acıma ve his kaybı olabilir. Bu geçici bir durumdur ve tedavi gerektirmez

• TÖE uygulaması ile ilişkili istenmeyen olaylar söz konusu olabilir mi, işlemin riski nedir?  
TÖE işlemi genel olarak güvenilir bir tetkik yöntemidir. Çok nadir olmakla birlikte aşağıda sıralanan istenmeyen yan etkiler ile karşılaşılabilir: Kanda oksijen azalması (hipoksi), kan basıncında ani düşme veya yükselme, ani ritim bozulması, ağızdan çok hafif taze kan gelmesi, üst ve alt yemek borusunda daralma, yemek borusunda yüzeysel yaralanma, kalp yetersizliği durumunun geçici olarak kötüleşmesi ve çok nadiren de ölüm. 

 

 
Tasarım: GATA © 2011
Internet Explorer 7.0 ve Üzeri Web Tarayıcıları ile 1280 x 1024 Çözünürlük ve Gerçek Renk Ekran Özellikleri Tavsiye Edilmektedir.