ÖN NOT 1. SINIF :1 2. DERS :Hemşireliğin Doğası Komitesi 3. KONU :Dünyada Ve Türkiye’de Hemşireliğin Tarihsel gelişimi 4. TARİH :20.11-04.12.2003 5. AB/BD. BŞK./TEM.VE MES. DERS.GRP BŞK./ :Tümay OĞUZ KOMİTE BAŞKANI SORUMLU ÖĞRETİM ELEMANI :Yrd.Doç.Dr. Huriye VURAL Tümay OGUZ 6. ÖĞRETİM METODU :Grup Çalışması, Takrir Yöntemi 7. İLGİLER (KAYNAKLAR) : İNCELENECEK KAYNAKLAR a. BAYIK, A., EREFE, İ., ÖZSOY, S.A,ve ark.: Kadın Mesleği Olarak Hemşireliğin Son Yüzyıldaki Gelişimi, Hemşirelik Forumu, Cilt 5, Sayı 6, sf:16-25, Kasım-Aralık 2002. b. ULUSOY, F., GÖRGÜLÜ, F.; Hemşirelik Esasları, II. Baskı, Sf:1-7, 72 TDFO Ltd.Şti., Ankara, 1996. c. BAŞ, S.; Hemşireliğin Gelişimini Etkileyen Etmenler, Türk Hemşireler Dergisi, Cilt:42, Sayı:2, Sf:22-25, 1992. d. ERDİL, F.; Cumhuriyet Döneminde Hemşirelik, (Atatürk’ün Ölümünün 62. yılında Cumhuriyet Türkiye’sinde Bilimsel Gelişmeler Sempozyumu, 8-10 Kasım 2000, Ankara), H.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi enstitüsü yayını, Ankara, 2001. e. HATİPOĞLU, S.; Hemşireliğin Dünü Bugünü ve Yarını, VIII. Ulusal Hemşirelik Kongresi, 22 haziran 1999, Erzurum. f. Weiler K: Current Issues in Nursing.4 th Ed.,Mosby,61,1994. g. CARAMANICA L., et.all.; Evidence-based Nursing Practice, The Journal of Nursing Administration, vol.32, no.1, p.27-30, January 2002 h. OKTAY,S., AKSAYAN, S.; 2000’e İki Kala Türkiye’de Hemşirelik için Yasal Düzenlemelere bir Bakış, Hemşirelik Forumu, Sf: 77-80, Cilt:1, sayı.2, Nisan 1998 http:// www.nursing.society.org/ i. AKDEMİR N.; Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, 1961’den 1995’e, Metaksan Anonim Şirketi, Ankara. j. ŞENTÜRK ERHAN SELVA;Hemşirelik Tarihi,AR BASIM YAYIM VE ANONİM ŞİRKETİ ;İSTANBUL 1985 k. EREN N;UYER G;SAĞLIK MESLEK TARİHİ VE AHLAKI; Hatipoğlu Yayınevi,Ankara 1991 l. Okunacak : 8. GÖREVLER/ÖDEVLER : a. Bütün öğrencilere verilecek görevler/ödevler: 20.11.2003 10:30-15:30 /02.12.2003 08.30-15:30 okul kütüphanesinde çalışma, 03.12.2003 08:30-10:30 bilgisayar dersanesinde çalışma 03.12.2003 10:30-15:30 konuların tüm sınıfa aktarılması 04.12.2003 08:30-15:30 öğretim elemanlarının konuyu anlatması ve tartışma b. Fert veya grup/gruplar bazında verilecek görevler/ödevler : Öğrenciler 8 gruba bölünecek numara sırasına göre her grupta 14-15 öğrenci olacak aşağıdaki sekiz konu ayrı ayrı gruplar tarafından hazırlanarak sınıfa sunulacak 1. İlkçağlarda hasta bakımı 2. Milattan önce hasta bakımı ve tıbbın gelişimi 3. Müslümanlarda hasta bakımı 4. Ortaçağda hasta bakımı 5. Yeni çağda ve günümüzdehemşireliğin gelişimi 6. Türkiye’de hemşireliğin gelişimi 9. KOŞULLAR : a. Özel hazırlayıcı talimat : (1) (2) (3) b. Öğrencinin kıyafeti , teçhizatı ve beraberinde getireceği malzemeler (1) Günlük Ders Kıyafeti (2) Tepegöz (3) Projeksiyon Cihazı c. Dersin işleneceği yer :1.sınıf anfisi d. Varsa diğer hususlar : 11. HEDEF VE HEDEF DAVRANIŞLAR : a. Hedefler : 1. İlkçağlarda hasta bakımının nasıl olduğu konusunda bilgi edindirme 2. Milattan önce hasta bakımı ve tıbbın gelişimi konusunda bilgi edindirme 3. Müslümanlarda hasta bakımı konusunda bilgi edindirme 4. Ortaçağda hasta bakımı konusunda bilgi edindirme 5. Yeni çağda ve günümüzde hemşireliğin gelişimi konusunda bilgi edindirme 6. Türkiye’de hemşireliğin gelişimi konusunda bilgi edindirme i. Hedef Davranışlar : 7. (1) İlkçağlarda hasta bakımının nasıl olduğu konusunda bilgi edinme 8. milattan önce hasta bakımı ve tıbbın gelişimi konusunda bilgi edinme 9. Müslümanlarda hasta bakımı konusunda bilgi edinme 10. Ortaçağda hasta bakımı konusunda bilgi edinme 11. Yeni çağda ve günümüzde hemşireliğin gelişimi konusunda bilgi edinme 12. Türkiye’de Hemşireliğin Gelişimi Konusunda Bilgi Edinme a. TAMAMLAYICI BİLGİLER :Tarih Bilgisi b. KONU İLE İLGİLİ ÖNKOŞUL BİLGİ VE BECERİLER :Verilen Kaynakların Okunarak Sınıfa Gelinmesi HEMŞİRELİĞİN TARİHSEL GELİŞİMİ Yrd.Doç.Dr. Huriye VURAL Tümay OGUZ “Daha yaşanılası bir dünya, böyle bir dünya bize bağışlanmayacak, o halde hiç duraksamadan bu dünyayı oluşturmaya çabalayalım. Yaşama uyum yapmak yerine onu değiştirmeliyiz” Florance Nightingale Hemşirelik tarihin her dönemin de vardı ve gelişip değişerek de var olmaya devam edecektir. Önemli olan mesleğin bugünkü temsilcilerinin geçmişte önderlerin yaptıklarından ilham alarak hemşireliği bulunduğu yerin ötesine taşımasıdır. Dünyada hemşirelik, toplumsal kargaşanın hakim olduğu orta çağlarda insanların acılarını dindirmek için Tanrı adına çabalayan kadınların ilk örgütlenme modellerini ortaya koydukları ve batı ülkelerinde iki bin yıl öncesine dayanan bir gelişim sürecinin çağdaş ürünü olan bir kadın mesleğidir(1). İLKÇAĞDA BAKIM ANLAYIŞI VE UYGULAMALARI Yeryüzünde var olduğu andan itibaren insan, doğa ile mücadele etmiş,savunma şekilleri ve amaçlarıyla birçok mesleğin temellerini atmıştır. İlkçağlarda hasta ve düşkünlere yardımla başlayan hemşirelikle ilgili bilgi verecek yazılı belgeler olmadığından, resimler, aletler ve kemik kalıntılarından insanların bu mesleği nasıl yürüttüğü ve geliştirdiği hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. İnsan, doğanın verdiği içgüdülerle,zekasının sınırları içinde varlığını devam ettirmesi ve daha rahat yaşamak için gerekli olan bilgileri edinmiştir. İlkçağ tıbbı ilkel inanışlardan ayrılmamış,hastalıklar ve ölümlerden ,ruhlar ve doğaüstü güçler sorumlu tutulmuştur.Hastalıkların tedavisinde ilaç olarak otlar kullanılmış,yaralar dağlanmış,böcek ve yılan ısırıkları emilmiş,yaralar yapraklarla iyileştirilmeye çalışılmıştır. İlkel toplumlarda misafir kabul etmek,yabancı ve fakirleri giydirmek,barındırmak önemliydi. Daha sonraları bu sosyal uğraşılar,dini alanda kendini göstermiş bir görev haline gelmiştir. Nüfus arttıkça,misafirhaneler,hanlar kurulmuş bu yapılar sonra ilkel devirlerin hastanelerini oluşturmuşlardır. İlkel insanlar sihirbazlık ve folklor ile hastalıkları iyi etmeye çalışmışlardır. Sihirbazlık;dini geleneklere göre vücuda girmiş kötü ruhları vücuttan çıkarmaya ikna etme amacı güden bir yoldur. Folklor ise;daha çok hafif hastalıklara uygulanan akla uygun olmayan ilaçların kullanılmasıdır. Çeşitli hastalıklardan korunmak için muskalar,büyüler ,tılsımlar kullanılmıştır. Örneğin;romatizmayı yenmek için patates veya tavşanın sağ ayağını yanlarında taşımışlar,çiçek hastalığına yakalananların odasına kırmızı perdeler asmışlardır. Bu tür yöntemler bugün bile bazı toplumlarda halen uygulanmaktadır. İlkel devirlerde ve daha sonraları dinsel ve sosyal etkiler altında kalan tıbbın gerek hemşireleri gerekse doktorları büyücüler,cadılar olmuşlardır. Kadınlar da hasta bakımıyla uğraşmışlarsa da etkili olamamışlar;yetkileri sınırlandırılmıştır. “Kültür;toplumun bir üyesi olarak insanın elde ettiği bilgi,sanat,moral,hukuk ,diğer yetenek ve alışkanlıkları kapsayan bir bütündür.”Toplumdaki kişilerin ortaklaşa paylaştığı toplam kurumların bir bileşkesidir.Bundan dolayı insanların sağlıkla ilgili anlayışları,inançları ve uygulamaları onların kültürünün bir parçasıdır.İnsanın doğduğu andan itibaren içinde yer aldığı kültür ;hem öğrenilir hem de öğretilir.insanların çağlar boyunca sağlıkla ilgili anlayış ve uygulamaları da diğer kültürlerden etkilenmiş veya onları etkilemişlerdir,değişme ve gelişmeler göstermişlerdir. Sağlık bilimlerinin de içinde bulunduğu tüm bilimler çağlar boyunca uzun ve zorlu süreçlerden oluşan dört aşamadan geçmiştir. Bunlar ; Eski Mezopotamya ,Mısır,Hint,Çin uygarlıklarına rastlayan görgüsel (ampirik) bilgi toplama aşaması Eski Yunanlıların evresi,insan bedeni ve hastalıkların oluşumunu açıklamaya çalışan akılcı yaklaşımların ortaya çıktığı aşama. Ortaçağ İslam Biliminin gelişmelerini kapsayan aşama Yeniden doğuş (Rönesans) sonrası gelişmelerin yer aldığı çağdaş bilim aşaması Tarihin başlangıcından itibaren insanoğlu, tarafından tüm bu gelişmelerin( ya da aşamaların)oluşumunu sağlayan”olayların nedenlerini düşünme ,bazı yeni şeyler bulma”sının nedenleri: Yaşamlarını güvenilir ve rahat hale getirme (insanların kuşaktan kuşağa aktardığı teknik bir gelenek oluşturmuştur.) Evreni,dünyayı anlama(Bilimin ortaya çıkıp,gelişmesini sağlamıştır.) Yapılan araştırmalar sonucu elde edilen bilgiler sonucu,birinci nedene cevap veren uygarlığın ilk olarak Mezopotamya’da ortaya çıktığı görülmüştür. Ancak bu uygarlığın başlangıcında ,tarih öncesi uygarlık aşamaları bulunmaktadır.Bin yıllık tarihsel bir ilerleme ile Mezopotamya’daki uygarlık gelişmiştir. HEKİMLİĞİN AMPİRİK (GÖRGÜSEL) DÖNEMİNİN YER ALDIĞI İLK ÇAĞ UYGARLIKLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Mezopotamya, Mısır, Eski Anadolu’da Hitit, İran, İsrail, Hint ve Çin Uygarlıklarındaki toplumsal yaşamın,hekimlik uygulamalarına yansıması sonucu belirginleşen noktalar şunlardır; 1.Eski Uygarlıklar döneminde zaman-zaman sağlık , hastalık kavramlarına bütüncül(holistik) bir yaklaşım görülmektedir.Örneğin eski Hint hekimliğinde olduğu gibi (ayurveda uygulamaları) tanı ve tedavide kullanılan kuramsal bilgi ve uygulamalar,gözlemler kuşaktan kuşağa,sözlü–yazılı geçen toplumsal deneyimlerdir. 2.Bu deneyimler fiziksel ,ruhsal,toplumsal dengesizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik kullanılmıştır.Çünkü olaylar ve olguların açıklanmasında neden-sonuç ilişkisi ile aynı nedenden olan birçok sonucun ilişkisi bilinmediğinden toplumsal olaylardaki gibi sağlık –hastalık kavramları da açıklanamamış ve bunların tanrıların ,tanrıçaların ve benzeri doğaüstü güçlerin etkileri ile olduklarına inanmışlardır. Ancak burada birden çok etmenin sağlığı etkilediği düşünülmüştür.Günümüzde de sağlık, hastalık birden çok şeyle ilgili olduğundan bugünkü holistik yaklaşıma uygunluk gösterir. 3.Özellikle eski Mısır ve Hint’te (günümüzde gelişmekte olan ülkelerdeki gibi) yalnız yöneticiler ve zengin sınıf yararlanmaktadır (Toplumu yönetenler ,soylular,din adamları) .Bu nedenle nüfus artışı az olmuştur. 4.Sağlıklı kişinin sağlıklı toplum içinde varolabileceği düşüncesi henüz gelişmediği için birçok toplu hastalanma ve ölümlerin açıklanması yapılamıyor ve doğaüstü güçlere bağlanıyor. 5.Kültürler arası etkileşimler görülüyor(hastalık isimleri ,tanrıları ortak olabiliyor.) 6.Hekim kavramına ilişkin; hekim nasıl olunacağı ,neler yapacağı,uyması gereken noktalar, birçoğunda belirlenmişti.Bunu da sağlık ve hastalığa önem verdikleri şeklinde yorumlayabiliriz. 7.Birçok hastalığın ve bazı tıbbi-cerrahi girişimlerin bu çağlarda uygulanması ,bilimsel hekimliğin temellerinin bu uygarlıklar zamanında atıldığı kanıtlanmaktadır. 8.Sağlık için zaman-zaman büyülerede başvurulmuştur.Etnologlar insan aklının çalışmasının iki kuralının saptırılması ile büyünün ortaya çıktığını açıklamışlardır. BİRİNCİ KURAL:”Belli nedenler ,belli sonuçları doğurur.” Kuralıdır.Bu saptırılarak “bir sonucu elde etmek için o sonucu doğuran nedeni taklit etmek yeterlidir biçimini almış ve “taklit büyü” doğmuştur. İKİNCİ KURAL:”Bir arada yaşayan,bir arada bulunan şeyler,birbirini etkiler”.Bu saptırılarak”bir arada bulunan şeyler,birbirinden ayrıldıktan sonrada etkilerler” biçimini almıştır ve “temas büyü”ortaya çıkmıştır. Başlangıçta sağlık ve hastalıkla ilgili bilgiler sınama-yanılma ile elde edilmiştir.Bu sınama-yanılma yolu ile yine insanoğlu kendini ,topluluğu ve toplumu işe ve topluma uyma (sınama yanılma ile uygun olanı bulup ,onda çalışıyor) süreci içinde gelişmiştir. Bu uygarlıklar zamanında bilimin ve hekimliğin bilgi toplama çevreyi gözleme ,sorulara yanıt arama işleminde de gene ancak uygulama alanında kaldığı anlaşılmaktadır.Toplanan bilgi uygulamaya yönelikti.Daima bu uygarlıklar uygulanabilirin üzerinde durmuştur. Somut - örnekler üzerinde durmuşlardır. Bu da o çağlarda bilimin dolayısıyla da tıp ve sağlığın gelişmesine engel olmuştur. Hekimlik hastalardan kötü ruhları kovma uygulamasından öteye gitmiyordu. Din adamlarının uğraşıları ile el becerileri arasında bir etkileşim kurulamaması, beklenen gelişmeyi gösterememelerine neden olmuştur. Bu uygarlıklarda bilimsel bilgiyi edinmek,ancak kölelere yakıştırılan bedensel çalışmalardan kurtulmak ve yönetenler sınıfına yükselmek için bir araçtı.. Bu doğrultuda ilkçağ uygarlıklarına bakarsak; MEZOPOTAMYA UYGARLIĞI Fırat ve Dicle arasındaki bölge ,bugünkü Irak,ilkçağlarda Mezopotamya olarak bilinmektedir. Bu bölgede kurulan uygarlıklar hemen hemen Mısır uygarlığı ile aynı çağlarda gelişmiştir.Bunlar: 1)Sümer uygarlığı: Sümerler M.Ö. 4000 yıllarında Mezopotamya’da 20000 yıl hüküm sürmüşlerdir. Sümer dili,yazısı,bilimsel çalışmaları uzun yıllar etkisini sürdürmüştür. Çok tanrılı dinleri vardı. Sümerlilerde yönetim din adamlarının elinde idi,üretim alanında köleler kullanılmakta idi.Kölelerin çalışması sonucu elde edilen ürünler sahiplerine ve diğer toplum üyelerine (yöneticilere,din adamlarına,üst sınıf kimselere ve zanaatkarlara) yetmekteydi. Üretimin sadece kölelerin fiziksel güçleriyle sağlanması ,bir süre sonra üretimde artışı engellemiştir. “Kentleşme devrimi” ilk Sümerlilerde olmuştur. Hasta bakımı ve sağlık işleri hakkında bilgiler, çivi yazısıyla yazılmış alçı tabletler üzerinden alınmıştır. Yıldızların ve dinin tıbba etkisine inanmışlardır. Güneşe suya önem vermişlerdir. Su dibinde yaşadığına inandıkları kutsal bir ilahtan dolayı suya ve su ile tedaviye önem vermişlerdir. Banyo yapmışlar,temizlik ve kişisel hijyene dikkat etmişler,sıcak ve soğuk kompresler de uygulamışlardır. Tarihte ilk hekim M.Ö. 3000 yıllarında yaşayan bir Sümerlidir. Wellcome Museum’da mührü bulunmaktadır. 2)Babil Uygarlığı:Sümer uygarlığı sonrasında kurulmuştur. Yönetim din adamlarının elinde idi ve bunları yetiştirmek için okullar kurulmuştu.Takvimi bulmuşlar,bir yılın uzunluğunu 4,5 dakika sapma ile hesaplamışlardır. Matematik ve astronomide gelişme göstermişlerdir.karekökü, küp kökü almak,ikinci ve üçüncü dereceden denklemler çözmek için çizelgeler geliştirmişlerdir. Dik açılı üçgenlere ilişkin kuramı (pitagoras) bulmuşlardır. Babiller tarihte ilk kez hastane kuran toplum olarak bilinmektedir. MEZOPOTAMYA’DA BAKIM ANLAYIŞI VE UYGULAMALARI: Sümerlerde üç ayrı meslek grubu hekimlikle uğraşmakta idi. Bunlar; Baru :Bilici-kahin,tanı ,teşhis ve hastalığın gidişatını saptarlarmış. Aşipu:Üfürükçülük ve büyücülük yaparlarmış. A-zu ya da A-su:Gerçek hekimlermiş,hastaları iyileştirirlermiş. Mezopotamyalılar organik açıdan kalbe ve kana önem vermişlerdir.hayatla ilgili faaliyetlerin en önemli merkezi olarak karaciğeri göstermişlerdir. Ayların 7-14-19-21-28’i uygunsuz sayıldığından durumların tehlikeli kişilere bu günlerde bakılmazdı. Tıp dini görüşlerle içice idi. Yaratıcı tanrı fikri vardı. Bu tanrı insanı çamurdan yaratmış,hayat nefesini üflemiş ve ona hayat vermişti. Doğumda ona hayat nefesini veren tanrı ,o kişinin hayat boyunca özel ve kişisel tanrısı olurdu. Kişi ömür boyu o tanrıya saygı göstermeli ,görevlerini yapmalıdır.,aksi halde başına hastalık gibi şeyler gelebilir,tanrının ilgisizliği nedeniylede hasta olunabilirdi.çevreden gelen tehlikeler;şeytanlar,cinler,zararlı ruhlar bulunabileceği gibi ;akrep yılan,böcekler,sıcak,soğuk,kuruluk,rutubet,toz,rüzgar gibi doğal kuvvetlerde hastalık yaratabilmekteydi.Gök olayları da hastalık nedenleri ve habercileri arasındaydı. Hasta kişi;kabahatli,suçlu insandı.hastaların kabahatini yakınları da işlemiş olabilirdi. Tedavide hastalıkla ilgili tanrıların öfkesini dindirmek için: Vücuda giren şeytan yada kötü ruhlar kovulur,korkutularak kaçırılmaya çalışılırmış.Bunların dışında semptomlara ve ampirik bilgilere dayanarak ilaçlarla ,çeşitli tıbbi araçlarla ,dini görüşlerle ve sihirle iyileştirilmeye çalışılırmış.Tün bunlara nazara daha ampirik olan bir tıp bilgisine ve tecrübeye dayanan tedavi uygulanırmış. Bulaşıcı hastalıklarla ilgili şüpheli bilgiye sahiptirler. Bunları sihir açısından ele alıyorlarmış.(Örneğin;hastalara cin yada şeytan çarpmış diyerek dokunmuyorlarmış.) Cerrahlar diğer doktorlara göre daha aşağı bir statüde idi. Babil kralı Hammurabi’nin kanunlarında doktorlarla ve tıpla ilgili maddelerin bulunmadığı ,fakat cerrahların faaliyetlerinin kontrol alanı içine girdiği görülmektedir.Tıp kutsal bir mahiyet taşımasına karşın , cerrahi diğer iş sahaları ve meslek tipleri arasındaymış. Eczacılığa ilişkin kalıntılar vardır. Bazı mineral ve kimyasal maddeleri ilaç yapımında kullanmışlardır. Bunlar arasında kükürt,arsenik,antimon,demir oksit,bakır tuzları, civa ve şap gibi. Bazı ilaçlar ağızdan verildiği gibi kulak,burun, gibi bedenin doğal deliklerinden içeri üfleniyordu.Merhem yapılıp deriye sürülüyordu. Göz hastalıklarında yağlı merhemler kullanmışlardır. Diş çürümelerini kurtların dişleri yemesine bağlamışlardır.Sabunu ilk Sümerliler bulmuşlar dır.Yapay döllenmeyi de Sümerliler ilk hurma ağaçlarında denemişlerdir.Sindirim sistemi ,safra kesesi ,idrar yolları,üreme organları ve anüs için ilaçlar yaptıkları bilinmektedir. ESKİ MISIR’DA BAKIM ANLAYIŞI VE UYGULAMALARI Eski Mısır’ı M.Ö. 2778- M.S.33 yılları arasında 23 firavun soyu yönetmiştir.Firavunlar tanrının oğullarıydılar. Bundan dolayı yönetim tanrısal bir güçten kaynaklanırdı. Mısır tıbbi ile ilgili bilgiler papirüsler yoluyla zamanımıza kadar ulaşmıştır. Sicilyalı Diodorus,Mısır’da her türlü tedavinin parasız yapıldığını ,doktorların toplum ve resmi makamlar tarafından beslendiğini söylüyordu. Mısır doktorları geleneklere bağlı kalmakla yükümlüydü. Böyle yaptıkları taktirde tedavileri başarılı olamayınca kendilerine herhangi bir sorumluluk gelmeyecekti. Aksi taktirde ölümle cezalandırılacaklardı. Firavunların sarayında,yüksek makamların,dini müesseselerin özel doktorları olduğu,ayrıca büyük işçi kitlelerini bir araya getiren iş projelerine gerekli doktor kadrolarının verildiğini gösteren deliller bulunmaktadır. Bu yolla yüksek resmi makamlara ,tapınaklara ve iş yerlerine bağlı doktorlar vasıtası ile sağlık işleri hizmetlerinin büyük bir kısmının karşılanmış olduğu söylenebilir. Mısır tıbbında efsun ve üfürükçülüğün önemli yeri olmuştur.(muskalar v.b. kullanılmıştır.)Bazı maddelerin bazı hastalıkları ve zararlı etkileri tedavi ettiğine ya da bunların başka şeyin intikaline neden olduğuna inanılmaktaydı.Örneğin :bazı göz hastalıklarını tedavi için hasta göz ,domuz gözünden alınan sıvılarla pansuman ediliyordu. Sihire dayalı tıpta hastalığın nedeni, bir bakıma hastalığın kendisidir.Örneğin:baş ağrısının nedeni tanrının öfkesi olabileceği gibi ,cin çarpması yada büyüde olabilirdi. Tedavi bu nedenlerden hangisi ise ona yönelikti. Dini tedavide doğru ve güzel davranışlarla tanrıların ilgi ve yardımı sağlanmaya çalışılır,sihir tedavisinde ise ruhlar belki davranışlara zorlanır ya da belli durumlar sihir yardımı ile ortadan kaldırılırdı. Mısırlıların dünya görüşünde ölüm ,önemli bir yer işgal etmiştir. Ölüm nefesi vücuda sol kulaktan girer ,hayat nefesi ise sağ kulaktan girmekte idi. Ölüleri mumyaladıkları için ve mumyalamayı da dini bir görevli yaptığı için anatomi ilgileri sınırlı idi. Mumyalarda beyin burun deliklerinden özel çengellerle kafatası zedelenmeden çıkarılırdı. Beyne ilişkin bilgileri beyni dıştan bir zarla kaplı ,iki zardan oluşur,yüzeyi girintilidir. Kalbin vücudun merkezi olduğu düşünülmüş ve kalbin vücudun her tarafındaki damarlarla konuştuğuna inanmışlardı. Zengin ilaç koleksiyonları vardı. Çocuk bakımına önem vermişlerdir. Yara bakımı ,yara yerlerinin estetik tedavisi ,saç dökülmesini,diş çıkaran çocukların ağrı duymasını önleme gibi girişimleri olmuştur. Zehirlenmelerde tedavi yolları ile cerahatin oluşumuna ilişkin açıklamaları vardır.(çürüme ve kokuşmadan cerahat oluşur.) temizliğe büyük önem vermişler sıcak-soğuk banyoları bazı hastalıkları tedavi için kullanmışlardır. ESKİ ANADOLU’DA ,HİTİTLER’DE BAKIM ANLAYIŞI VE UYGULAMALARI Asur dilinde “batı “anlamına gelen Hitit toplumunda açlık ,kıtlık,ölümler,hastalıklar gibi tanrısal cezalardan kurtulmak için tanrılara özen gösterilmeli,kurbanlar sunulmalıydı, Basillerden etkilenen Hititler de hekimlik anlamına gelen sözcük yoktur. Sümerlilerin A-su (A-zu)sözcüğü hekim anlamında kullanılmıştır. Kralları etkileyen önemli hastalıkların iyileştirilmesi için hekim fal yardımıyla saptanıyordu. Ancak bunların halkı da iyileştirmesi için çalıştıklarına ilişkin bilgi saptanamamıştır. A-zu saj;küçük hekim ,Sal A-Zu kadın hekim ve büyük olasılıkla hemşire demekti. Sal Su Gi yani hasta bakımı terimi ilk olarak Hititler kullanmışlardır. Hastalıkları büyü ve otlarla iyileştirmeye çalışmışlardır,cerrahi hekimlik yoktur. ESKİ İRAN’DA BAKIM ANLAYIŞI VE UYGULAMALARI M.Ö. 400 yılında kalma Zerdüşt’ün yazdığı Zand Anesta adlı yapıttan eski İran hekimliğine ilişkin bilgi edinilmektedir. Bitkiler ilaç yapımında kullanılmıştır. Ruhsal iyileştirmelere de yönelmişlerdir. Hürmüz sağlık,Ahriman hastalık tanrıları idi. Hekim olmak isteyenler ,bir kurul karşısında en az üç kişiyi iyileştirmeleri gerekirdi. Vendilat adlı yapıtta hekimlerle ilgili konular yer almakta idi.(H ekimlerin haklarının ellerinden alınabileceği durumlarda yer alıyordu.) Bıçak hekimi,ot hekimi,kutsal söz hekimi olmak üzere üç uzmanlık alanı vardı. ESKİ İSRAİLLİLER’DE BAKIM ANLAYIŞI VE UYGULAMALARI Yahudiler tek tanrıya inanırlardı ve Tevrat’ın “Levililer Kitabı” hasta bakımı ve ebeliğe ilişkin bilgileri vermektedir. Bu kitabın on birinci başlığında temizlik kurallarından,sağlığın korunmasında,ilaç yapımı için kullanılan otlardan,12. ve 15. başlıklarında ise evlilik ilişkilerinden ,temizlik görevleri ve temizlikleri anlatılmaktadır. İsraillilere göre sağlık tanrıdan gelir,yoldan çıkan toplumu ancak tanrı yola getirebilirdi. Sağlıkla uğraşanların saygın tutulmasına inanılırdı. Hastalıkların oluşumunda safranın birikmesi ,oluşumunun değişmesi,havanın kötü etkisi,ısı değişmeleri,salgı bozuklukları da etkili idi. Vebanın oluşması ve yayılmasında farenin etkisini,sivrisinek,karasinek ve diğer taşıyanların önemini anlamışlardı. Cerrahi girişimler gelişmişti. Ölen kadının karnındaki canlı bebek karnı yarılıp çıkarılırdı. Kol-bacak ameliyatları yapmışlardır. Bu organlara protezler geliştirmişlerdi. Bulaşıcı hastalıkların bildirimi ilk uygulayan toplumdur. Bulaşıcı hastalık çıktığında (özellikle difteri) borazanlarla çevreye duyurulurdu. ESKİ HİNT’TE BAKIM ANLAYIŞI VE UYGULAMALARI HEKİMLİĞİN GELİŞİMİ İKİ KOLDAN OLMUŞTUR. 1.Atharea Vega:bir tür büyücü hekimlik uygulamasıdır. 2.Rig Veda:Otlardan ilaç yapılarak uygulanan hekimliktir. Dhavantari,hekimlik ve sağlık tanrısı idi. Susruta adlı hekimlikle ilgili yapıtta cerrahi bölüm,tanı yöntemleri,iç hastalıklar,iyileştirme yöntemleri,zehirler, panzehirler, göz-kulak hastalıkları bölümleri vardı. Eski Hint hekimleri koruyucu önlemlere öncelik vermişlerdir. Verem hastalığını ilk tanımlayan ,idrarın tadına bakarak şeker hastalığını bulan kişilerdir. Hastalardan kan almışlardır,vantuz çekmişlerdir. Lavman yapmışlar,gerektiğinde kusturmayı tedavi yöntemi olarak kullanmışlardır. Katarakt ,bademcik ameliyatı yapmışlar, derin atardamarları bağlama yöntemlerini bulmuşlardır. Ceza olarak burunların kesilmesi ile plastik cerrahi ameliyatlarını gündeme getirmişlerdir. Embriyoloji, gebe sağlığı ve ilk ana sağlığına ilişkin uygulamalar Hint hekimlerine aittir. Diş fırçalama ,besin sağlığına özen gösterilmesi ilk olarak Hintlilerde görülmüştür. Omuz gelişi bebeği doğurmak ,amputasyon,mesane taşlarının üretra yoluyla çıkartılmasını ilk kez uygulamışlar,ince cerrahi aletler geliştirmişlerdir. ESKİ ÇİN’DE BAKIM ANLAYIŞI VE UYGULAMALARI Dinsel inanışlar hekimliği derinden etkilemiştir. Klan başkanı, en büyük din adamları ilkel hekimlerdi. Eski Çin’de hekimlikle ilgili her şey Ying ve Yang diye ikiye ayrılıyordu. Bunlar dişilik ve erkeklik gibi iki büyük gücü simgeliyordu. İlaçlarda aynı özellikleri taşıyordu. Uyarıcılar,eriticiler,balgam söktürücüler,Tat veren maddeler,acı ilaçlar Yang kökenli,damar daraltıcılar,ishal yapan ilaçlar,kan yapıcılar,soğuk ilaçlar Ying olarak ayrılmıştı. İnsan bedenindeki beş şey (odun,ateş,yerküre,metal,su) dengede ise sağlık vardır,denge yok ise hastalık vardır. Çinliler Pythagoras gibi hekimliğin her alanında sayı gizemciliğine dayalı bir sistem kurup ,geliştirip,kullanmışlardır. Örneğin evrende üç ruh vardır. İnsan bedeninde beş tür yakınma vardır. Durağanlık,saldırganlık,sakatlık, biçim bozukluğu,cücelik. Evrende on iki ırmak,insanda on iki nabız vardır. Daire 360 derecedir,insanda 360 kemik vardır. ESKİ YUNANİSTAN’DA BİLİMSEL GELİŞMELER İONYA VE ESKİ YUNAN HEKİMLİĞİ 1.Mitolojik Dönem:30 tanrı ve tanrıça sağlıkla ilgiliydi. Hipokrat’a kadar hekimlik felsefe ve dinsel inançlardan ayrılmamıştı. Mitolojiye göre iyileştirici tanrı Asclopies Epione ile evlenir ve üç çocuğu olur. Kızı Hygea sağlığı koruma tanrıçası,Telesphore ise iyileştirme(nekahat) tanrısıdır. Diğer oğlu Podalyre Hipokrat’ın babasıdır. Apollon iyileştirme tanrısıydı. Çocukların tanrısı Diana ,genç kızlarında tanrısı idi. 2.Düşünür Hekimler: Hipokrat’tan önce ve onun döneminde düşünür hekimler dönemi vardı. Theles’e göre her şey sudan var olmuştur. Bozulan sağlığı yerine koymak için suya başvurulurdu. Bu hekimlik okulu ;temizliğe önem vermiş,banyo,sıcak-soğuk hamamlar ile sağlığın korunması üzerinde durulmuştur. Heracleitos ,kükürt banyoları ile deri hastalıklarını iyileştirmiş,Pythagorascılar ,hayvanlar üzerinde otopsi ,insanda diseksiyon yaparak düşünme merkezinin kalp olmadığını prtaya koymuşlardır. Empedocles okulu üyeleri su,hava,toprak,ateşin her şeyin aslı olduğunu söylemişlerdir. Empedocles ,evrim görüşünü ilk kez ortaya atmıştır. Ruhun ölmezliğine inanmış,ölen kişinin ruhunun hayvana geçtiğini belirtmiştir. 3.Aesculope Sağlık TAPINAKLARI: Görgüsel (ampirik) hekimlik yanında dinsel törenlerde yapılırdı. 4.Jimnazlar: Beden eğitimine dayanan ve hastalıkları iyileştirdikleri öne sürülen kuruluşlardı. Kırık –çıkılarda iyileştirilirdi.Beden eğitimi salonu,hamamlar ve terleme odaları vardı. 5.Hipokrat: Eski çağın en büyük hekimi hipokrat M.Ö. 460 da İSTİNKÖYDE doğmuştur. Bedenin dört ana özden oluştuğunu ,bunların kan,balgam,sarı safra,kara safra olduğunu suyuklar kuramı ile ortaya koymuştur. Hastalık durumunda bedenin kendini savunma çabası girdiğini belirtmiştir. Doğayı inceleyerek,yaşamın devamı için dış etkenlere uyulmalıdır der ve din-büyücülüğe dayalı hekimliğe karşı çıkmıştır. Dış etmenlerin ,vücudun dengesini bozduğunu ortaya koymuştur. Hekim klinik gözlemle dengenin kurulmasına yardımcı olmalıdır. Döllenmenin erkek ve dişinin birleşmesinden oluştuğunu ortaya koymuştur. Bazı maddeleri müshil olarak kullanmıştır(Hint keneviri tohumu,sıcak su,haşhaş). Yaraları kurşunlu,arsenikli,bakırlı merhemle dıştan kapatmıştır. Göz hastalıklarında yağlı merhemler kullanmıştır. Epilepsinin doğal bir nedeni olduğunu ,kutsal bir hastalık olmadığını ortaya koymuştur. Eski Yunanistan’ın düşünce,bilim,hekimlik alanında Sokrates ile başlayan dönemi”Doğadan insana dönüş “ evresidir. Sokrates: (M.Ö. 470-400): İnsanın duyularının doğayı ,evreni,tanrıları tanımaya yeterli olmadığını belirtip,gözlem yöntemini yadsımıştır. İçe bakışa önem vermiştir. En önemli ilkesi “kendini bil” dir. Öğretisi ,soru-yanıt yöntemi ile basit olgulardan asıl amaca doğru ilerlemekti. Platon (M.Ö.430-347): Aristocles ,Atinalıdır.”İnsanın duyma ve düşünme yeteneği vardır. Duyum geçicidir. Kişinin düşüncesi maddesel evreni oluşturur. Madde düşünceden sonradır.”görüşündedir. Toplum düzenini bozduğu için her türlü yeniliğe karşıdır. Aristotales (M.Ö. 394): Biyolojinin kurucusu sayılmaktadır. Soyaçekimden söz etmiştir. Tümden gelim ve tüme varım düşünce yöntemlerini otaya koymuştur. Galenos (M.Ö. 131): Deneysel fizyolojinin kurucusudur. Doğadaki yedi öğeden (elementler,nitelikler,sıvılar,sayılar,öğeler,uygulamalar ve ruhlar) bahsetmiştir. Hastalıkları üç bölüme ayırmıştır. Birinci bölümde bedenin benzer dokularını tutan hastalıklar(kas,sinir hastalıkları),ikinci bölümde ;genel hastalıklar, (nedenleri sıvılar arasındaki denge bozukluklarıdır.),üçüncü bölümde;organları tutan hastalıklar şekil bozukluğu yaparlar. Anatomide motor ve lokomotor sistemi tanımlamıştır. Beyin zarlarını tanımlamıştır (havyanlar üzerinde çalışmıştır.). kanın atardamarlardan toplar damarlara geçtiğini ilk kez bulmuştur. Reçeteleri ünlüdür (Galenik ilaçlar). ROMA VE YUNAN HEKİMLİĞİ Yunan hekimliğinin son geliştiği kent Korint M.Ö. 146 da yakılınca yunan hekimliği Roma’ya göçmüştür. Bu döneme kadar İtalya’ya tüm hekimler Anadolu’dan, Bergama ve Efes’ten gelirdi. Romalılar döneminde sağlığı koruma kuralları son derece sıkıdır. Romalılar döneminde Asklepiadoslar geniş yaygınlık göstermiştir. Bu kurumlarda hekimlik Hipokrat’ın dört suyuk kuramına karşıt görüşlere dayanmaktaydı. Hastalıklar bedeni oluşturan atomların baskı altında kalmasından ortaya çıkar ,doğanın iyileştirici etkisi üzerinde de durmuşlardır. Asklepiadoslar ,akıl,ruh sağlığı hizmetlerinde öncü olmuşlardır. Hastaları iyileştirmek için uğraşı tedavisi,müzik ve şarabı tedavide ilk kez bu kuruluşlar kullanmışlardır.ilk trakeostomiyide bu kuruluşlardaki hekimler uygulamışlardır. Roma hekimliğinde pneumature kuramına göre bedendeki gazlar sağlık –hastalık durumunu belirler. Cesar döneminde yaşayıp Yunanlı Aurelius Cornelius Celsus ,Yunan hekimlik yapıtlarını latinceye çevirmiştir. Bu çeviride irinleşmenin dört temel bulgusuna yer verilmiştir. Bunlar; Cooler (kızarma),deler (ağrı),tumer (şişme9),rumor (yerel ısı artışı)dur. Romalılar cerrahi aletler geliştirmişlerdir. Herniotomi,plastik cerrahi,katarakt ameliyatı,doğumda döndürme ve sezeryan yapılmakta idi. Materia Mediko ve Medical Botanik yapıtları ilk kez Romalılar zamanında yapılmıştı. Roma döneminde hamamlar ve havuzlar yaptırılmıştır. Bel soğukluğunu tanımışlardır. ORTAÇAĞDA BAKIM ANLAYIŞI VE UYGULAMALARI Ortaçağ terimi 15. yy.dan kalmadır. M.S.500 ile 1500 yılları arasındaki bin yılık devrenin tıbbı ortaçağ tıbbı diye adlandırılır. ÇEŞİTLİ DİNLERİN SAĞLIĞA YAKLAŞIMI Dinlerin hemen hemen hepsi insanlara insan sevgisi ve hastalara acıma duygusu ile yaklaşımı buyurmuşlardır. Hasta bakımı ve özellikle analıkla ilgilenmişlerdir. Özellikle devlet gücünün ortadan kalktığı zamanlarda ,toplum içinde örgütlü tek kurum olarak sağlık hastalıkla yakından ilgilenmişler ve bu alanda önemli gelişmeler ortaya çıkmasına olanak hazırlamışlardır. İSLAM UYGARLIĞI-İSLAM HEKİMLİĞİ-HASTA BAKIMI İslamiyet2in temel kuralı insanlara yardım etmek üzerine temellenmiştir. İslamiyet’in yayıldığı yıllarda yapılan savaşlarda yaralı askerlere bakan kadınlara bazı istisnalar dışında rastlanmamaktadır. Ancak şifa evleri ve imarethanelerle sosyal yardım hizmetleri gerçekleştirilmekteydi. İslam dininin cinsler arasında ayrım getirmesi kadını toplumsal olarak ikinci plana itmiştir. Bu nedenle hemşireliğin İslam dininde bir yeri yoktur. Ancak aile içinde yaşlı,çocuk bakımı gibi uğraşlar ,aile içi görevlerle kadına bakma rolünü gerçekleştirmiştir. Ebelik ise ,toplumda daha belirgin bir yere olmuştur.bir çocuğun dünyaya gelişi aile için büyük bir sevinçti. İslam inancına göre gebeliğin başlamasından dört ay sonra çocuğun ruhu ile bedeni birleşirdi. Bu nedenle gebelik başlangıcından dört ay sonra eşler arasında cinsel ilişki yasaklanırdı. Gebelik süresince kadın özel bir odaya yerleşir ve günde en az yüz adım yürütülürdü. Ebeler genellikle iri yarı yaşlı kadınlar olurdu. Gösterişli giysiler giyer ,eşeğin üstünde ,kentin sokaklarında sürekli dolaşıp,doğuracak kadın ararlardı. Geceleri bir fener taşıyan uşak eşeğin önünden yürürdü. Doğum için özel bir masa geliştirilmişti ve kadına yardım için dört kişi vardı. İslam ülkelerinde eczacılık konusunda da göze çarpan gelişmeler vardı. Mısırlılar ilk kez eczane açan ,eczacılık okulu kuran ve ilaç hazırlama yöntemleri geliştiren Müslüman topluluklardandır. Uygurlular ilaç yapmada geniş bir bilgiye sahiptirler. İlaçları balla tatlandırdıkları gibi ,yarada nişasta ve küflü peynir karışımı kullanırlardı. Toksikoloji dalında İslam yapıtları yüzyıllarca temel yapıtlar olmuştur. On üçüncü yüzyılda cami El İbn-i Baytar’da 1400 den çok ot-ilaç depolanmıştır. Bunların üç yüz kadarı günümüzde de kullanılmaktadır. Bu alanda en tanınmış kişi Abu Mansur’dur.44’ü hayvan kaynaklı ,75’i mineral,466’sı ot kaynaklı 585 ilacın bileşimini vermiştir. Kimya bilimini kuranlar İslam hekimleridir. En tanınmış kimyager hekim Geber (702-765)’di. Nitrik asidi ,aqua uginayı ,su banyolarını ilk kez o kullanmıştır. İslamiyet’te ilk hastaneyi M.S. 707 Yılında Halife El Velid Şakir yaptırmıştır. 847 yılında Kahire’de ve 918 yılında da Bağdat’ta hastaneler yaptırılmıştır. Dünyada ilk defa tıp eğitiminde klinik uygulamayı İslam hekimleri başlatmıştır. İslam dininin toplumsal yaşamı düzenlemede etkili kurallar getirmesi,dinin toplum hayatını ve hijyenik uygulamaları etkileyecek kuralları ön görmesi,sağlığı koruyucu uygulamaların yer alması ve bilimsel düşünceyi desteklemesi,İslam dünyasının tıp alanında büyük gelişmeler göstermesine neden olmuştur. Ancak İslam dininin bedeni kutsal sayması ve otopsiye izin vermemesi anatomi,fizyoloji ve cerrahi alanında ilerlemelerini engellemiştir. Bugünkü anlamda koruyucu hekimliğin ilk kez İslam uygarlığında başlamasının kanıtları Kurtubalı İbn-ül Hatib’in bulaşma ve Razi’nin kokuşma konusundaki gözlem sonuçlarıdır. Koruyucu hekimlikte beslenmenin önemi,dinlenme ve spor yapmayı da ilk kez İslam hekimleri yer vermişlerdir. Tarihte ilk kez gezici hekimlik uygulamasına başlanmış ,hastalar için toplumsal yardım örgütleri(vakıflar) kurulmuştur. Vakıf adı verilen bu yardım örgütünü ,tarihte ilk kez Urfa’da Hıristiyanlar kurmuşlarsa da ,işleyen ve etkin ilk örneğini Müslümanlar geliştirmişlerdir. Eski Yunan ve GREKO-Romen hekimlikleri,bir din tartışması yüzünden doğuya taşınmıştır.İstanbul patriği Nestorius ve onun yandaşları (Nestoilenler) M.S. 431 YILINDA sürüldüler ve Edessa (Urfa) ’ya yerleştiler. Orda çalışmakta olan hastane ve tıp okulunu canlandırdılar. Yanlarında getirdikleri tıp kitaplarını Süryanice’ye çevirdiler.Buradan da sürülerek İran’da Cinduşapur kentine yerleştiler.İranlı,Suriyeli,Hintli,Yahudi, hekimlerle tanınmış bir hastane ve tıp okulu kurdular. M.S.529 yılında Bizans imparatoru Justinien Atine Akademisini kapatınca Platon’un izinde çalışmalar yapan bilginler Cinduşapur ‘a sığındılar. İran’ın Arapların eline geçmesi Cinduşapur’da gelişen tıbbın tüm İslam dünyasına yayılmasına neden olmuştur. Daha önce Süryanice’ye çevrilen tıp kitapları Arapça’ya çevrilmiştir. Arapların kendi geleneksel hekimlikleri ve hadislerde buna eklenince,ortaya özgün bir hekimlik okulu açılmış oldu. 12.yy.da İspanya’da Endülüs medeniyeti (Emeviler) döneminde kadınlar açısından bir farklılık gözlenmektedir.Burada kadınlar harem hayatı yaşamamışlar ve tüm toplumsal faaliyetlere katılmışlardır.Tıp öğrenimi oldukça gelişmiş,bu okullara bağlı hastabakıcılık okulları bulunuyordu.Kadınlarda erkeklerle beraber tıp ve hastabakıcılık eğitimi almışlar ve hastanelerde bu hizmetleri yürütmüşlerdir. Boşaltıcı ve besleyici lavman uygulamaları,bugünkü anlamda ilk kez Endülüs Emevileri uygulamıştır. Tıp kitaplarını da içeren büyük bir kütüphaneye sahipti.İspanya’da Hıristiyanlığın yerleşmesinden sonra yetişen Archbishop Raymond 1130-1150 yıllarında Toledo’da bir otis açmıştır.Arapça tıp yapıtlarını Latince’ye çevirmek için bir topluluk kurmuştur.Çevirileri Yahudiler yapmıştır. İslam hekimliğinin batıyı etkilemesi ise bu batılı topluluğun çabaları ile olmuştur.Kütüphane daha sonra sofu Hıristiyanlar tarafından yakılmıştır. Anadolu’ya yayılan Müslüman Türk Beylikleri zamanında ise,12-13.yy.lar arasında Kayseri’de (Gevher nesibe sultan ve Gıyaseddin Keyhüsrev Tıp Sitesi1206) ,Konya’da (Sultan Alaaddin,Kemaleddin Karatay Darüşşifaları) Sivas’ta çeşitli tıp okulları ve şifahaneler açılmıştır. Bu hastaneler vakıf şeklinde teşkilatlandırılmıştır.Hasta muayene ve tedavisi yapılıyor ,usta çırak ilişkisi ile hekim yetiştiriliyordu. Anadolu Selçuklularında göze çarpan dört temel özellik vardı 1.Sağlık hizmetleri ve hekimlik uygulamaları serbest meslek uygulamaları şeklindedir. Parası olanlar öncelikle bu hizmetlerden yararlanmaktaydılar. 2.Parası olmayan halk için vakıflar kurulmuştu.Hizmet parasız sunulmaktaydı. Vakıflar yoluyla tıp öğretimi desteklenmiştir 3.Gezici ordu hastaneleri oluşturmuşlardır.Sadece savaş zamanı kurulur,savaştan sonra dağılırdı. 4.Çevre sağlığı ve bayındırlık hizmetlerine büyük önem vermişler ,su arıtma sistemleri,sarnıçlar ve kanalizasyon çalışmaları yapmışlardır. Kadınlar ,zorunlu olmadıkça hastaneleri kullanmamışlar,yattıkları zaman da o bölümlerde kadın yardımcılar varmış.Prenses ve Sultanlar ise vakıflara katkı yaparak sosyal yardım hizmetlerine katılmışlardır. Osmanlılarda sağlık hizmetleri ,daha çok Selçukluların devamı niteliğindedir. Merkezde hekimbaşılar,taşrada ise darüşşifalardan başka sağlık kuruluşlarına rastlanmaz.hasta tedavilerini ücret karşılığı hekimler ve cerrahlar yapardı. Hekimbaşı sarayın olduğu kadar tüm ülkenin de sağlık işlerinden sorumluydu.Günümüzün sağlık bakanıyla eşdeğerdi.Fatih Sultan Mehmet zamanında kurulmuş,ilk hekimbaşı Kutbettin’dir. Sadrazama bağlıydılar. Sarayda otururlar,emirlerinde bir eczane bulunurdu. Hekimlerin atanma ,yükselme, yer değiştirme ve işten el çektirilmeleri hekimbaşlarının yetkisindeydi. Buyruğunda cerrah kehhalbaşılar( göz hekimleri başı) görev yaparlardı.Ordunun ilaç ve gereçlerinin sağlanmasından ,saklanmasından ve korunmasından hekimbaşları sorumlu idi. Salgın hastalıklarla ,savaş durumlarında gereken yerlere hastane açılması gibi işlerde hekimbaşlarının görevleri arasında idi. Hastaneler;darüşşifa,maristan(sayrılar-hastalar evi) ,darülraha (rahatlama kapısı) adları ile anılıyordu. Hastane adı ilk kez Edirne’de açılan ve sekiz yıl çalıştıktan sonra kapanan bir hastane için kullanılmıştır. Osmanlılar ,Selçuklardan kalan darüşşifaları vakıflarıyla birlikte ele alarak işletmişler,endi başkentleri dışında pek az hastane kurmuşlardır. Hastanelerin ve onları izleyerek diğer sağlık örgütlerinin yurt düzeyine yayılması 19.yy. ortalarında (1840) başlar. ÜNLÜ TÜRK HEKİMLERİ Ebu Bekir Razi (854-932):Ortaçağın en ünlü hekimi,kimyacısı ve filozofudur.Horasan’ın Rey kasabasında doğmuştur. Çiçek ve kızamık hastalıklarını ilk kez incelemiştir.113 yapıtı vardı ve çoğu latinceye çevrilmişti.(Kitab-ül Tıp il Mansuri) İbn-i Sina (980-1037) :Batı medeniyetlerinde Avicenne olarak tanındı. Beş yapıttan oluşan Kanun adlı eseri bütün tıp bilimini kapsamakta idi.Bu eseri 9. ve 17.yy.lar arasında Avrupa’da tıp okullarında okutulmuştur. İbn-i Sina2YA GÖRE YALNIZCA hastalıkların nedenini değil,sağlıklı kalmanın nedenlerini de bilmek gereklidir. Bu görüşten yola çıkarak sağlığı koruma (Hıfzısıhha) bilimini geliştirdi. Sağlığı korumanın üç temel nedeni vardır. Bunlar;beden eğitimi,beslenme ve uykudur. Farabi (870-950) :Türkistan’ın Farab kentinde doğduğu için bu adla anıldı. Tüm bilimleri ve hekimliği çok iyi biliyordu.Asıl ünü toplum bilimleri ve hekimliği çok iyi biliyordu.Aristo’nun tüm yapıtlarını Arapça’ya çevirmiştir. MUSEVİLERDE HASTA BAKIMI Akdeniz kıyılarında Mısır ve eti toprakları arasında yerleşmişlerdir.Tıp alanında oldukça ileri uygulamalar yapmışlardır. Hasta bakımıyla ilgili bilgileri Kutsal kitapları olan Tevrat’ta Levililer bölümünde yer almaktadır. Burada önerilenler;domuz eti yeme yasağı,hijyenik uygulamalar,otlardan ilaç yapımı gibi önerilerdir.Yine lepra tanımlanmıştır. Erkek çocukların doğduktan sonraki sekizinci günde sünnet edilmeleri bir diğer buyruktur. HIRISTİYANLIKTA HASTA BAKIMI Hıristiyanlığın yayılışı ile Avrupa’da bilimsel görüşün yerini kilise bağnazlığı almıştır.İlk Hıristiyan rahip ve rahibeler Bizans ve Roma’da hastalara ,sakatlara,kimsesizlere yardım etmek amacıyla çeşitli kuruluşlar açmışlardır. Ortaçağ Avrupa’sında sağlık bilimlerinde bir bilimsel gelişme gözlenmemiştir. İlk kiliselerin sağlık gelişimini engelleyici olduğu ileri sürülmüştür. Ortaçağ Avrupa’sında sağlık durumu denince büyük salgınlar gelir. M. S. 500-1500 yılları arasında Avrupa insanı çiçek,lepra,veba,grip gibi birçok bulaşıcı hastalıktan kırılıp durmuştur. Ortaçağ hekimlerince en iyi bilinen hastalıklar arasında lepra,veba,çiçek,diftei,kızamık,grip,verm,uyuz,yılancık,ruam,trahom vardı. Bulaşıcı hastalıklar arasında önemli bir yeri olan hastalıklardan biride lepradır. Hastalık M.S. VI ve VII yoksullar arasında endemik lepra ve diğer hastalıklara karşı doktorlar duyarsız kalınca kilise öncülüğü ele aldı ve bu hastaları ayırmaya başlamıştır. Ortaçağda Avrupa’sında kiliseler sağlık hizmetlerinin başlıca kaynağı durumuna gelmişler ve bu hizmetler İsa Peygamber’in öğretileri doğrultusunda gerçekleştirmişlerdir. Tarihçiler hemşireliğin gelişimini ise İsa Peygamber’e dayandırmaktadırlar. İsa’nın görüşleri doğrultusunda pek çok zengin ve asil kadın rahibe olarak kendilerini sağlık ve sosyal yardım hizmetlerine adamalarına neden olmuştur.Ortaçağ Roma toplumunda kadınlar son derece güçlü ve bağımsızdılar. Her iki cins arasında eşitlik gözlenmekteydi. Bu özellik nedeniyle bu dönemde kadın sağaltıcılar hem hastanelerde görev yapmışlar hem de toplumun ayağına giderek onlara çeşitli hizmetler götürmüşlerdir. Kadınlar arasında ilk hemşirelik örgütü Phobe (M.S. 50) tarafından kurulmuştur. Bu örgüte çalışan kadınlar ,hemşirelik hizmetini son derece basit bir biçimde uygulamışlardır.Ör. açların doyurulması,fakirlerin giydirilmesi,evsizlerin barındırılması gibi.Ancak o dönemde son derece güçlü olan Katolik kilisesi sağlık hizmetlerinin temel kurumlarıydı. Bu kurumlarda rahipler ve rahibeler hizmet veriyordu. O dönemde bu hizmetleri veren kişiler aziz ve azize sıfatlarıyla anılmaktaydı. Hemşirelik mesleğinin kutsallıkla nitelendirilmesi o dönemden günümüze gelmektedir. Katolik kilisesine bağlı olmak bir süre için hemşireliğe güç katmıştır. Ancak kilisenin otoriter izleri mesleğe büyük ölçüde yansımıştır.O dönemde hemşirelik ,hekimlik mesleği gelişmediğinden oldukça güçlü bir biçimde uygulanmıştır.Ör: Hıristiyanlığın ilk yıllarında dua ve oruç,ilaçlardan önce gelmekte idi. Erken Hıristiyanlık döneminde hasta bakımına baktığımızda (M.S.500 yılına kadar) bu dönemde kiliseye bağlı sosyal hizmetlerde çalışan kadınlara Deaconesse ,erkekler ise Deacon denmiştir. Her iki grupta eşit çalışma şartlarına sahip olmuşlar ,gerek kilisenin içinde , gerekse dışında çeşitli sosyal hizmetlerde bulunmuşlardır.Özellikle yoksullara ,hastalara,yolculara,yabancılara yardım etmişlerdir. Bu kişileri manastırlara yerleştirmişlerdir. Bu sosyal yadım hizmetlerinde kadınlar daha başarılı olmuşlar,özellikle manastırlarda verilen hizmet ,giderek kadınlara özgü bir hizmet olmuştur. Kilise ve manastırlar Deaconesse olacak kadınlar için kurallar getirmişlerdir. Deaconneslerin bakire olmasını, dul ise yalnız bir kere evlenmiş olmasını ön koşul olarak koymuşlardır. Kimlerin Deaconesse olacağını daha yaşlı bir Deaconesse karar verir ve bunlar takdis edilerek göreve başlarmış. Tarihte ilk Deaconess'in Phobe olduğu ileri sürülür Deacon ve Deaconessler kendi evlerini birer bakımevine dönüştürmüşler,bunlara Diakonya adı verilmiştir.Bunun yanı sıra kilise manastırların bazı bölümleri de bu amaç için kullanılmıştır. Bu yerlere ise Ksenedokya adı verilmiştir. O dönemde tıbbın en büyük başarısı hastanelerin kurulmasıdır. İlk Hıristiyan hastanesini M.S. 372 yılında Kayseri’li Saint Basil kurmuştur.Saint Basil hastalıkların işlenen günahlar sonucu ortaya çıktığını ileri sürüyordu. Bu dönemde anatomi ve fizyoloji görüp deneyerek değil Galenos’un yapıtlarından öğrenilen ölü bilimler durumuna gelmiştir. Eğitim ve öğretime karşı bir direnç oluşmuş ve M.S.391 yılında İskenderiye kitaplığı sofu Hıristiyanlar tarafından yakılmıştır. Bu dönemde hekimliğe karşı yapılan en büyük katkı İslam ülkelerindeki hekimlerin yapıtlarının Latince’ye çevrilmesi olmuştur. St. Basil hastanesi hekimlere ,hemşirelere, hastalara ve hastaneyi yaşatmak için gereken geliri sağlamak amacıyla çeşitli dükkan ve imarethanelerin bulunduğu bir çok bölümü de kapsamaktaydı. Bu hastaneler giderek yaygınlaşmış ,yoksulların hastaların ,kimsesizlerin ve yolcuların barındığı ,bakıldığı bir yer halini almıştır. Dünya hemşireliği tarihi gelişiminde öncelikle savaş ve doğal afetler gibi olaylardan etkilenmiştir.Rönesans ile Avrupa’da, Amerikan Devrimi (1775-1783) ile Amerika’da tıbbi gelişmeler artmıştır. Bu gelişmelere Kırım Savaşı ve pek çok iç savaş ve I. Dünya Savaşı’nın da etkisi olmuştur(5). Önceleri hayırsever hemşirelerin yaptığı hasta bakım işleri Dekonesler tarafından yürütülmüş ve Kırım Savaşı hasta bakımında dönüm noktası olmuştur(5). Modern anlamdaki hemşireliğin de Kırım Savaşı (1854-56) sırasında, Florance Nightingale (1820-1910) ile başladığı kabul edilmektedir. Böylece Türkiye Üsküdar Selimiye Kışlasında dünyaca ünlü hemşire liderin verdiği hizmetlerle mesleğin doğuşuna tanıklık etmiştir(1,3). F. Nightingale rahibelerden ve sivil hastanelerdeki kişilerden seçilen 38 kişilik bir hemşire kafilesi ve malzeme ile 1854 Ekiminde İstanbul’a gelmiş ve disiplinli çalışmaları neticesinde ölüm oranını %42’den %2’ye düşürmüştür. F. Nightingale ’ in yaralı ve hastalara bilgi ve şefkatle bakması onun efsaneleşmesine neden olmuştur. 1855 yılında F.Nightingale Kırım’da iken başarısından dolayı İngiltere’de ismine bir tesis kurulması ve müdireliğini yapacağı bir hemşire okulu açılmasına karar verilmiştir. Dünyada ilk modern sivil hemşire okulu Londra’da 1960 yılında açılmıştır. Bu olaydan sonra tüm ülkede “Nightingale Yöntemi” uygulanmıştır. Üç yıl içinde eski bakım yöntemleri kaldırılarak yardımcı personel görevleri ile hemşirelik bakım görevleri yavaş yavaş birbirinden ayrılmıştır(3). 1860 yılında Kızılhaç Teşkilatı kurulmuş ve Dorethea Dix hemşireliği subaylık formasyonuyla birleştirmiştir(1861). 1873 de Bellevue’de açılan hemşirelik okulu mezunlarına lisans derecesi verilmesi izlemiştir(1903)(5). 1887 yılında İngiliz Hemşireler Cemiyeti kurularak organize olunmuş ve 1899’da da Dünya Hemşireler Birliği(ICN) kurulmuştur. 1926 yılında hemşirelik yüksekokulları açılmıştır. İngiltere bu alanda dünyaya örnek olmuştur(3,5). Aynı tarihsel süreçte Türkiye’de Gevher Nesibe Sultan ile başlayan tıbbi tedavi merkezlerinin açılmasına Hafize Sultan, Nurbanu Bezmi Alem gibi varlıklı kadınlar da katılmıştır. Bu gelişmeler ebelik eğitiminin yapılmasını sağlamıştır. 1860’lı yıllar dünyada olduğu gibi ülkemiz açısından da önemli gelişmelerin içine girdiği yıllar olmuştur. Zeynep Kamil Hastanesi’nin kuruluşu, Rieder Paşa ile hastabakıcılık eğitiminin başlaması ve Askeri Salname’de ebe ve hemşirenin yer alması önemli gelişmelerdir(5). Osmanlı-Rus savaşlarının olduğu yıllarda Bimarhane Nizamnamesinde kadın hasta bakıcılardan “inas hademe” olarak söz edilmekte ve bunlara ilişkin bazı hükümler yazılı olarak bulunmaktadır. Bu hükümlerde kadın ve erkek hastabakıcıların aynı işleri yaptığı görülmektedir(5). Hasta bakımı alanındaki bu çalışmaları “gönüllü şefkat hemşireleri” “aşıcı hanımlar(1898)” izlerken; Dr. Besim Ömer, ebelik ve hastabakıcılık eğitimini başlatmıştır. Meşrutiyetin ilan edildiği yıllarda(1908) Dr. Refik Münir ve Kenan Tevfik tarafından Hastabakıcılık Kitabı(1909) yazılmıştır. Balkan Savaşı’nda Alman hemşirelerin hastanelerde çalışmasıyla “hemşire” sözcüğünün yerleşimininin sağlandığı kaynaklarda belirtilmektedir. Bu yıllarda kurulan Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nde varlıklı ve nüfuslu bayanların çalışmaları hasta bakımında ilerlemelere neden olmuştur. Özellikle Safiye Hüseyin Elbi ve Nesime Hanım’ın bu konuda büyük rol oynadığı bildirilmektedir(5). I. ve II. Dünya savaşları Avrupa’da hemşireliğin gelişiminde oldukça etkili olmuştur. I. Dünya Savaşı başladıktan sonra Amerika, İngiltere ve Fransa’nın müşterek çalışmaları sonucu hemşirelikte ilerleme hızlanmıştır. Hemşireler dayanışma ve haberleşmeyi sağlamak amacı ile Kuzey Hemşirelik Federasyonu, Avrupa Hemşireler Grubu gibi çeşitli topluluklar kurmuşlardır(3). Hemşirelik eğitim standartlarını yükseltmek ve hemşireliğin ahlaki prensiplerini korumada dünya hemşireleri ile işbirliği yapabilmek için İngiltere, Amerika, Kanada, Yeni Zelanda, Danimarka ve Avustralya 1899 yılında Londra’da yapılan bir toplantı ile Uluslararası Hemşireler Birliğini kurmuşlardır. 1919 yılında Kızılhaç Kongresi’nde mezuniyet sonrası hemşirelik eğitimi için, burs verilmesi öngörülmüş ve 1920 de İngiliz Kızılhaç’ının öncülüğü ile dünyanın her yerinden gelecek hemşirelere yüksek öğretim sağlamak amacı ile Londra Üniversitesi Hemşire Koleji (College of Nursing) açılmıştır. 1924 de koleje bağlı hemşirelik yönetimi ve hemşirelik öğretimi dalları da açılarak yüksek eğitim görmüş yönetici ve öğretmen hemşireler yetiştirilmeye başlanmıştır(3). Uluslararası Hemşireler Birliği(ICN), dünyadaki en eski meslek örgütlerinden biridir. 1899 yılında kurulan bu örgüte 122 ülkenin ulusal hemşirelik dernekleri üyedir. ICN, uluslararası hemşireler gününde(IND) tartışılmak üzere her yıl bir konu belirler ve bu konunun tartışılmasına yönelik dokümanlar hazırlar ve dokümanları üye olan tüm ulusal hemşirelik derneklerine yollar. Florance Nightingale’in doğum günü olan 12 Mayıs, 1954 yılından bu yana tüm dünyada, ülkemizde ise 1964 yılından bu yana hemşireler günü olarak kutlanmaktadır. Profesyonel hemşirelik felsefesini ve amacını oluşturmak üzere ICN tarafından hazırlanmış meslek ilkeleri ve ahlak yasası vardır(4). Dünya Sağlık Örgütü’nün çalışmaları ile de hemşirelik eğitiminde büyük gelişmeler olmuştur. Alınan kararlara göre gelişmekte olan ülkeler için temel hemşirelik eğitimi orta okuldan sonra 4 yıl, gelişmiş ülkeler için liseden sonra 4 yıl olması uygun görülmüştür. Diğer önemli çalışma da hemşirelik eğitiminin hastanelerin veya özel kuruluşların değil, devletin milli eğitim politikası içine alınmasını sağlamış olmasıdır(3). 1854-1856 yıllarında Florance Nightingale'in İstanbul’da dikkati çeken çalışmalarından sonra II. Abdülhamit zamanında Osmanlı ordusunun yaralılarına bakmak üzere Almanya’dan 11 rahibe hemşire getirilmiştir. Türkiye’de ise modern hemşireliğin kurucusu olan Dr. Besim Ömer(Akalın) Paşa (1862-1940), 1907’de Londra’da toplanan Uluslararası Kızılhaç Konferansına Osmanlı delegesi olarak katılmış ve toplantının şeref konuğu olan Florance Nightingale ile tanışmıştır. Hemşirelik mesleğinin gereğini çok iyi anlamış olan Besim Ömer Paşa, ilk kez 1911’de İstanbul’un tanınmış ailelerine mensup hanımefendileri derslerini kendisinin verdiği “Gönüllü Hastabakıcılık Kursu” na çağırmıştır. Bursa ve İstanbul’da kurslar açılmış ilk defa (1912) Müslüman Türk kadınları hasta bakımına katılmışlardır. Münire İsmail, Kerime Salahor, Safıye Hüseyin v.b. Böylece, 6 aylık kurstan sonra ilk defa Balkan Savaşı(1912) ve Çanakkale Savaşı (1915-16) sırasında Müslüman Türk kadınlarının hasta bakımına katılmaları mümkün olmuştur. Dr. Besim Ömer Paşa, diğer yandan Kızılay Cemiyeti’ni bu konuda etkilemeye çalışmıştır(1,4). Osmanlı imparatorluğunun çöküş döneminde kadınlar askere alınan eşlerinin yerine geçerek ücretli işçiliğe ve memuriyete geçmişlerdir. Bu dönemde hemşire yetiştirmek üzere Emma Coshmen’ın Konya’da açtığı okul uygun öğrenci bulunamaması nedeniyle hemen kapanmış ve hemşire yetiştirme girişimleri 1920 yılına kadar ele alınmamıştır(1). Türk ailelerin kızlarının rağbet etmediği, daha çok azınlık çocuklarına yönelik İstanbul’da açılan “Amiral Bristol Hemşirelik Okulu” 1920 yılında öğretime açılmıştır. Açılışında öğrenim süresi 2 yıl 6 ay olarak düzenlenen program, 1929 yılında 3 yıla, 1957’de 4 yıla çıkarılmıştır(1). Cumhuriyetin kuruluş döneminde ülkede yaşanan sağlık sorunları ve sağlık personeli yetersizliğini göz önüne getirerek, Besim Ömer Paşa örgütlü çabalarla hemşirelik eğitimi konusundaki düşüncelerini gerçekleştirme fırsatı bulmuştur. Böylece Kızılay Derneği’ne bağlı bugünkü adı “Kızılay Özel Hemşirelik Okulu” olan “Kızılay Hasta Bakıcı Okulu” kurulmuştur(1925).Başlangıçta eğitim süresi 2,5 yıl ve öğrenci olarak okur - yazar, iyi ahlaklı ve sağlıklı kız öğrenciler kabul edilmiştir. Bu okul 50’li yıllara kadar ülkeye hemşire sağlayan tek kaynak olmuştur. Bu okulun mezunları daha ileriki yıllarda, ülkemizde hemşirelik hizmetlerinin ve eğitiminin örgütlenmesinde danışmanlık, öğretmenlik, yöneticilik ve bakım görevleri üstlenmişlerdir. Yurtdışı öğretimi için başka ülkelere gönderilip yüksek lisans yapanlar hemşirelik yüksekokullarının kuruluşunda görev almışlardır. Kısacası Türk Hemşireliğinin gelişiminde Kızılay Hemşire Okulu mezunları büyük katkı sağlamışlardır. Lider olan bu kişilerden Fatma Acar, Hayriye Ece, Fatma Bengisu, Esma Deniz ve Asuman Türer, 1933’de Dr. Besim Ömer’in kurduğu Türk Hemşireler Derneği’ni yeniden organize ederek meslektaşlarını bir araya getirmişler ve uluslararası hemşireler platformunda yer almayı başarmışlardır(1,5). Kızılay Hemşire Okulu’nun ilk 50 yılını anlatan kitapta 41 mezundan * 28’i dış ülkelerde kurs ve yüksek lisans eğitimi görmüşler *Prof. Dr. Eren Kum, Prof. Dr. Perihan Velioğlu hemşirelik yüksekokulu kuruluş çalışmalarını sürdürmüş ve ilk hemşire müdürler olmuşlar *M. Denizsever(1944) ve Prof. Dr.Leman Birol (1953) Kızılay’ın 100.yıl madalyası ile ödüllendirilmiş *Dış ülkelerde ve kuruluşlarda (Pakistan, İngiltere, WHO ve ICN) önemli görevlerde bulunmuşlar *Yabancı dergilerde makaleleri yayınlanmış *Okul dernekleri kurmuşlar *Yurt dışında madalyalar almışlardır (M. Denizsever 1944- Pakistan Quad-i Azami Liyakat Madalyası)(5). Bunu izleyen yıllarda hemşirelikte okullaşma yavaş gelişmiştir. İlk askeri hemşire okulu Ankara’da 1939 yılında Milli Savunma Bakanlığı’nca açılmış, 1947 yılında parasal sorunlar nedeniyle kapatılmış, 1972 yılında Gülhane Askeri Tıp Akademisinde TSK Sağlık Meslek Lisesi olarak açılmış ve 1995 yılında kapatılmıştır(1). Tüberkülozun bulaşıcı hastalık olarak yaygın olduğu 1943’lü yıllarda Verem Savaş Derneği’nce 2 yıl eğitim veren Tevfik Sağlam Hemşire Lisesi İstanbul’da açılmıştır. 1946 yılında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ilk kez, bünyesindeki sağlık kuruluşlarının hemşire gereksinimini karşılamak için Haydarpaşa Numune ve Şişli Çocuk Hastanesinde iki hemşire laborant okulu açmıştır(1). 1952 yılında çeşitli illerde, hemşire-laborant, hemşire-ebe, hemşire-ebe-laborant, okulları açılmış, 1958 yılına kadar 3 yıl süreli olan programlar, daha sonra 4 yıla çıkarılmıştır. Sağlık Koleji olarak açılan bu okulların adı 1976 yılında Sağlık Meslek Lisesi olarak değiştirilmiştir. Değişik kurumlar gereksinimlerini karşılamak üzere bünyelerinde sağlık meslek liseleri açmışlardır. Amaç kurumlara ve hastanelere insan gücü yetiştirmek olduğundan öğrencilere ezbere dayalı bir eğitim verilmiş ve eleştirel düşünme yeteneğinin geliştirilmesi göz ardı edilmiştir. Sağlık Bakanlığı 1990’lı yıllarda hemşirelik eğitimini standardize etmek üzere bu okulların kapatılıp yüksek öğretime geçilmesi gereğini benimsemiştir(1). Türk hemşireliğinde yüksek öğretiminin ilk adım, 1955 yılında Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu’nun açılmasıyla atılmıştır. Bunu 1961 yılında Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi, 1977 yılında Atatürk Üniversitesi, 1982 yılında Cumhuriyet Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi’nde açılan yüksekokullar izlemiştir. 1985 yılında muvazzaf askeri yüksek hemşire yetiştirmek üzere GATA Hemşirelik Yüksekokulu açılmıştır. GATA Hemşirelik Yüksekokulundan 1989-2001 yılları arasında sağlık teğmen rütbesi ile mezun olmuşlar, 1997 yılından itibaren alınan öğrenciler sivil yüksek hemşire olarak mezun olmaktadır(1,3). Bugün GATA’nin Akademi Kurulu’nda profesör albay yüksek hemşire statüsü ile ilk defa hemşireler temsil edilmektedir. Bugün sayıları 12’ye ulaşan hemşirelik yüksekokulları, hemşire müdürlerce yönetilmekte ve öğretim programları kendi öğretim elemanlarınca yürütülmekte olup sayıca ve yeterli akademik kadrosu ile fakülte olabilecek düzeye ulaşmıştır(4). Ülkemizde ilk kez Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu’nda, 1968 yılında yüksek lisans 1972 yılında doktora eğitimi başlamıştır. Bugün doktora programları, Ege Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Florance Nightingale, Marmara Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve GATA Hemşirelik Yüksekokullarında yürütülmektedir(1). 1996 yılında, üniversitelerde hemşire, ebe ve sağlık memuru yetiştirmek üzere, sağlık yüksekokulları adı altında 79 sağlık meslek lisesi ve meslek yüksekokulu lisans düzeyi yüksekokula dönüştürülmüştür(1). Hemşirelik eğitiminin uzun yıllar gelişen, ancak değişik eğitim düzeylerinde verilmiş olması, uygulama ortamlarında görev, yetki ve sorumlulukların objektif olarak belirlenmemiş olması nedeniyle kaos yaratmıştır. Bu eksikliğin yasalar, yönetmelikler doğrultusunda düzenlenmesi gerekmektedir(1). Yasal Düzenleme Günümüzde hemşirelik hizmetleri 1954 yılında çıkartılmış 6283 sayılı hemşirelik kanunuyla yürütülmektedir. Bu kanunda hemşirelik lise düzeyinde bir eğitimle kazanılan, görevlerinde hekime bağımlı, kadın mesleği olarak tanımlanmaktadır. Bu yasa günümüz hemşirelik eğitim ve hizmetlerine yanıt verecek durumda değildir. 1992 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan sağlık reformu çalışmaları kapsamında hazırlanan “Hemşirelik ve Türk Hemşireler Birliği Kanun Tasarısında” hemşirelik lise üzerine dört yıllık düzeyinde bir eğitimle kazanılan, özerk bir sağlık mesleği olarak tanımlanıyor, cinsiyet ayrımı kaldırılıyor, meslek odaları ve meslek birliği kuruluyordu. 55. Hükümet döneminde TBMM gündemine giren bu yasa tasarısı hükümet düştüğü için kadük olmuştur. Yasa tasarısının, TBMM’ inin gündemine girmesinden yaklaşık iki yıl geçmesine ve tüm hemşirelerin yasanın çıkarılmasını istemelerine rağmen Sağlık Bakanlığı, tasarıyı TBMM’sine göndermemektedir. Hemşirelik eğitiminin ülke genelinde lisans düzeyinde sürdürülmesi, Sağlık Bakanlığı’nın 1999-2000 öğretim yılında Sağlık Eğitim Enstitülerini açması ve 20 Ekim 2000’de toplanan Yüksek Sağlık Şurası’nda, hemşirelik liselerinin açılmasının kararlaştırılmasıyla sonlanmıştır(4,8). HEMŞİRELİK KANUNU Kanun Numarası : 6283 Kabul Tarihi : 25/2/1954 Yayımlandığı R. Gazete: Tarih: 2/3/1954 Sayı: 8647 Yayımlandığı Düstur : Tertip: 3 Cilt: 35 Sayfa: 460 Madde 1 - Ortaokulu bitirmiş olup 25 yaşından yukarı bulunmayan kadınlardan Hükümetçe açılmış veya tanınmış bir (Ebe - Laborant Hemşire) okulunda 3 sene tahsil görüp Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletince teşkil olunan jüri huzurunda meslek imtihanı vererek aldığı diplomayı usulüne göre Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletine tescil ettirenlerle 3 üncü maddenin 2nci fıkrasında yazılı olanlara(Hemşire) unvanı verilir. Bu kanunun yürürlüğe girmesinden evvel usulüne göre hemşirelik sınıfına alınmış olanlar sanatlarını yapmaya ve hemşire unvanını kullanmaya devam ederler. Madde 2 - Bu kanunun yayımından sonra diğer Vekaletlerle özel veya tüzel kişiler tarafından hemşirelik okulu açılması için Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletinin müsaadesini almak şarttır. Gerek bu kanunun yayımı tarihinde mevcut bulunan, gerekse yayımından sonra açılacak olan bu gibi hemşirelik okulları Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletinin murakabesine tabidir. Madde 3 - Türkiye`de hemşirelik sanatını bu Kanun hükümleri dahilinde hemşire unvanını kazanmış Türk kadınlarından başka hiç bir kimse yapamaz. Ancak yabancı memleketlerde ve mahalli Hükümetlerce tanınmış hemşire okullarında tahsil görerek diploma alan Türk hemşirelerinin alelusul hüviyetleri tespit edilerek, tahsil ettiği memlekette tescil edilmiş olanların diplomaları,uygun görüldüğü takdirde, aynen Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletince onanıp tescil edildikten sonra sanatlarını yapmalarına müsaade olunur. Yabancı memleketlerin yukarıdaki şartları haiz okullarını bitirmekle beraber diploması oraca tescil edilmeyenler Türkiye`de meslek imtihanı vererek hemşire olabilirler. Öğretim programları Türk hemşire okulları programından ve müddetinden az olan yabancı hemşire okullarından gelenler,noksan olan kısım ve müddetleri Türk hemşire okullarında tamamlamaya mecburdurlar. Madde 4 - Hemşirelerin vazife ve salahiyetleri: A) Hemşireler müdavi tabip tarafından tavsiye edilen tedavi tedbirlerini uygulamaya yetkilidirler. KANUNLAR, ŞUBAT 1989 (EK - 3) B) Hemşireler çiçek aşısını ve acil hallerde icap eden pansumanları re`sen tatbik edebilecekleri gibi müdavi tabibin tavsiyesi üzerine sağlık kurumlarında veya dışarıda hastalara deri altına, adale içine ve damar içine şırınga yapmaya yetkilidirler. Bu sebeple mesuliyetleri şırınganın tatbikindeki bilgisizlik, dikkatsizlik ve ehliyetsizlik hallerine münhasırdır. C) Hemşireler dispanserler ve sağlık kurumlarınca görevlendirildikleri koruyucu hekimlik işlerinde halka bilcümle sıhhi tedbirleri, sağlık korunma çarelerini ve müracaat etmeleri lazım gelen sağlık kurumlarını bildirirler. Bulaşıcı hastalıklarla savaş tedbirlerini alır ve tatbik ederler. Hemşireler hususi sıfatla girdikleri aile muhitlerinde de yukarıdaki fıkrada yazılı işleri görürler. Madde 5 - Hemşire okulundan mezun hemşireler mecburi hizmetlerini bitirip memuriyetten ayrılınca;mecburi hizmeti olmayan hemşire okulu mezunları istedikleri vakit sanatlarını serbestçe yapabilirler. Serbest çalışacak hemşireler lüzumlu vesikalarını bir dilekçeye bağlayarak mahallin en büyük sağlık amirine verirler. Serbest çalışan hemşire ev adresiyle çalışmak istediği yerde bir değişiklik olduğu takdirde bir hafta içinde aynı makama haber vermeye mecburdur. Madde 6 - Bu Kanun hükümlerine göre hemşire okullarından mezun olup hemşire unvanını kazanmış bulunanlar hemşire olarak memuriyete alınırlar. Bu madde mucibince yapılacak tayin ve terfilerde ve maaşların verilmesinde 3656 sayılı Kanun esasları cari olur. Madde 7 - İlkokulu bitirmiş ve 18 yaşını tamamlamış olan kadınlar hemşire yardımcısı olabilirler. İlk tahsilden sonra hastanelerde altı aylık nazari kurs gördükten sonra en az bir senelik ameli ve nazari bilgi edinmek için staj görenler ehliyetlerini bir jüri huzurunda ispat ettikleri takdirde hemşire yardımcısı olurlar. Bu madde mucibince hemşire yardımcısı olanlara 3656 sayılı kanun hükümleri tatbik olunur. Madde 8 - Uzman hemşirelerin (Öğretmen, okul idarecisi, başhemşire, klinik,ameliyathane, dispanser, laboratuar hemşireleriyle ziyaretçi hemşireler, diyet hemşireleri,sosyal hizmet hemşireleri ve saire) nasıl yetiştirilecekleri Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletince hazırlanacak bir yönetmelikte gösterilir. Madde 9 - Lise veya hemşire okulu mezunu olup da Türkiye’nin veya yabancı bir memleketin yüksek hemşirelik okullarında tahsillerini tamamlayanlar kabiliyetlerine göre, hemşire okulu öğretmeni, başhemşire ve idareci hemşire olurlar. Bunlar hizmete ilk girdiklerinde hemşire olarak tayin olunurlar. Hastane veya sağlık kurumu başhemşiresi olabilmek için bir terfi süresince çalışarak ehliyetlerini ispat etmiş olmaları şarttır. Hastane başhemşireliklerine tayinde yüksek hemşire okulu mezunlarının rüçhan hakları vardır. Bu maddeye göre yapılacak tayin ve terfilerde ve maaşların verilmesinde 3656 sayılı kanun esasları cari olur. Madde 10 - Resmi ve özel sağlık kurumlarında çalışan hemşireler haftada bir buçuk gün ve senede bir ay izinlidirler. Nöbetçi olmayan hemşirelere hastane hizmetlerine halel gelmemek şartıyla mesai saatleri dışında baştabip tarafından ayrıca gece izni verilebilir. Madde 11 - 3 üncü madde hükümlerine riayet etmeyen, dördüncü maddede yazılı vazife ve salahiyet hudutlarını tecavüz eden ve 5 inci maddenin ikinci bendi hükmünü yerine getirmeksizin serbest çalışan hemşirelerden (50) liradan (200) liraya kadar hafif para cezası alınır. Madde 12 - Mecburi hizmet mükellefiyetine tabi olarak yetiştirilecek hemşireler hakkında 2919 sayılı kanun hükümleri tatbik edilir. Madde 13 - 1219 sayılı kanunun 64 üncü maddesiyle 3017 sayılı kanunun 4253 sayılı kanunla değiştirilen 61 inci maddesi hükümleri kaldırılmıştır. Madde 14 - 4862 sayılı kanun ile bu kanunun eklerine bağlı kadro cetvellerindeki başhemşire, hemşire, ziyaretçi başhemşire,ziyaretçi hemşire ve ebe kadroları kaldırılmış ve onların yerine bu kanuna bağlı (1) sayılı cetvel eklenmiştir. Ekli (1) sayılı cetveldeki kadrolar, doğum evleri,nisaiye klinikleri ve sağlık merkezlerine tayin olunacak ebeler hakkında da tatbik olunur. Ekli (2) sayılı cetveldeki kadrolar 1954 mali yılında kullanılamaz. Geçici Madde 1 - (6283 sayılı Kanunun kendi numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.) Bu kanunun neşrinden evvel hastabakıcılık yapmakta olanlardan yedinci maddeye göre hemşire yardımcılığına talip olanlar jüri huzurunda ehliyetlerini ispat ettikleri takdirde hemşire yardımcısı olabilirler. Madde 15 - Bu kanun 28 Şubat 1954 tarihinden itibaren mer`idir. Madde 16 - Bu kanunun hükümlerini icraya Maliye ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekilleri memurdur. LİDERLERİMİZ PROF. DR. PERİHAN VELİOĞLU Hemşireliğin ve hemşirelerin bu gününü hazırlayan kuşağın nadir temsilcilerinden biri olan, çağdaş hemşirelik felsefesi,anlayışı, düşünceleri, bilgi ve birikimleri ile inancını bugüne değin eğitsel,yönetsel ve bilimsel faaliyetlerin yanı sıra yapıtlarına da coşku ile yansıtarak, ülkemiz hemşireliğinin meslekleşmesinde büyük uğraş veren Prof. Dr. Perihan VELİOĞLU, 1945‘de Kızılay Hemşire Okulu’nda hemşirelik mesleğine ilk adımı atmıştır. 1948 yılında bu okulda öğrenimini tamamlamış ve aynı yıl mezun olduğu okula “Hemşire Öğretmen” olarak atanmıştır. 1949-1950 yıllarında İngiltere’de Cambridge Üniversitesi Addenbrooks Hemşirelik Okulu’nda Ameliyathane Hemşireliğinde ihtisas yapmıştır. İngiltere dönüşünde edindiği deneyimlerle Kızılay Hemşire Okulu öğrencilerini eğitmek üzere yeniden okulda görev üstlenmiştir.1954 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tedavi Kliniği ve Farmakoloji Enstitüsü’nde Hemşirelik Hizmetlerinin yönetimini üstlenmiş , bu görevini 1957 yılına dek başarı ile sürdürmüştür. 22 Mart 1956’da “Florance Nightingale Hemşire Mektepleri ve Hastaneleri Tesisi” kurulduktan sonra Milletlerarası İktisadı İşbirliği Kurulu (AID) Ankara temsilciliği bu girişimi büyük bir ilgi ile karşılamış ve bir yüksek hemşire okulu kurulması için teknik ve mali destek sağlamayı programına almıştır. Bu kuruluşun aracılığıyla Columbia üniversitesi Hemşirelik Bölümü ile işbirliği yapılarak Florance Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu’na öğretim üyesi yetiştirmek amacıyla on aday öğretmen Amerika’ya gönderilmiştir. Bu adaylardan biri olan Perihan VELİOĞLU Columbia Üniversitesi Teachers College’in Hemşirelik Fakültesini bitirerek “ Lisans Diploması” almış, bunu 1959 yılında “Yüksek Lisans” diploması izlemiştir. Bir yandan eğitimine devam eden Perihan VELİOĞLU diğer yandan hocası Prof. Mc.Manus’la birlikte , ülkemizde açılması öngörülen Yüksek Hemşire Okulunun müfredat ders programını geliştirme çabalarını sürdürmüştür. Columbia Üniversitesi’nde öğrenimlerini tamamladıktan sonra yurda dönen ilk üç öğretim üyesi Perihan VELİOĞLU, Rüçhan TÜZÜN ve Eren KUM Milletlerarası İktisadı İşbirliği Kurulu Müşavirleri ile birlikte okulun başarılı bir biçimde kurulabilmesi için bilimsel bir inceleme yapmışlardır. Okulun ilk kurucu müdürü Perihan VELİOĞLU olmuştur. 1975 yılında okulun Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının okulu Üniversiteye devretmesi ile müdürlük görevinden ayrılmış, 1982 yılına kadar aynı okulda öğretim görevlisi olarak eğitim hizmetlerine devam etmiştir.1982 yılında tekrar okul müdürlüğüne atanan VELİOĞLU bir taraftan bu görevini yürütürken diğer taraftan İstanbul Üniversitesi Hemşirelik Hizmetleri Başmüdürü olarak bakım hizmetlerinin niteliğini arttırmada büyük uğraş vermiştir. 1980 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde Psikiyatri Hemşireliği Dalındaki çalışmaları ile “Tıp Bilimleri Doktoru”, sırasıyla 1982 yılında “Yardımcı Doçent “, 1984 yılında “Doçent” ve 1990 yılında da “Profesör” unvanlarını alarak hemşirelik bilim ve sanatında akademik aşamalarını tamamlamıştır. 1985-1986 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hastane Hizmetlerinin re organizasyonu çalışmalarında , hemşirelik hizmetlerinin yeniden yapılandırılması faaliyetlerini ilk kez başlatmış, gerçekleştirmiş ve İstanbul Üniversitesi Hemşirelik Hizmetleri Başmüdürü olarak görev yapmış, hastane hizmetleri yönetim kurulunda ilk hemşire öğretim üyesi olarak yerini almıştır. Ülkemize, hemşireliğin düşünsel temelleri ile ilgili kapsamlı yapıtlar kazandıran bilimsel kişiliği ve yaklaşımı ile hemşireliğin meslekleşmesinde yaşamsal önemi olan ilk yapı taşlarını yerleştirmiş nadir liderlerden biri olan Perihan VELİOĞLU'nu Mart 2002 de kaybettik. PROF.DR. EREN KUM Türk hemşirelik tarihinin ender kilometre taşlarından biridir.1948 yılında Kızılay Özel Hemşirelik Kolejinden mezun olmuş. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Columbia Üniversitesinde yapmıştır. 1961-1963 yılları arasında Ankara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri ve Hemşirelik Yüksekokulunun kurucu üyeliğini yapmış ve Hemşirelik Sanatı, İç Hastalıkları ve Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği derslerinin öğretim görevliliğini yürütmüştür. 1963 de Pediatri Hemşireliğinde doktora derecesi almış ve aynı yıl hemşirelik yüksekokulu müdürlüğüne atanmış ve bu görevini 1994 yılına kadar sürdürmüştür. 1961 yılında öğretime geçen H.Ü. Hemşirelik Yüksekokulunda, kuruluş aşamamalarından itibaren Eren KUM’un tükenmeyen enerjisi ve azmi ile bu alanda çok değerli mezun hemşireler ile öğretim üye ve elemanları ile yurdun dört bir yanındaki hemşirelik okullarının eğitim kadrosu yetişmiştir. Eren KUM’un Türk Hemşireler Derneğine gerek üye olarak gerekse başkan olarak yıllarca katkıları olup, derneğin uluslararası örgütlerle işbirliğini yoğunlaştırıp tanınmasında çok önemli başarılar kaydetmiş, Türk Hemşireler Birliğinin yasallaşması için bir grup arkadaşıyla birlikte öncü olmuştur(10). PROF. DR. NEBAHAT KUM Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Hizmetleri Müdürlüğü, H.Ü. Hemşirelik Yüksekokulunda Psikiyatri Hemşireliği dersi öğretim üyeliği ve H.Ü. Hemşire Kolejinde müdür olarak görev yapmıştır. Prof. Dr. Leman BİROL 1953 yılında Kızılay Hemşire Okulundan mezun oldu. 1961-1962 Kanada Toronto Üniversite Mezuniyet sonrası programında “Hemşirelik Eğitimi”, 1962 ABD Kızılhaç bursu ile “Felaketlerde Hemşirelik, İlk Yardım ve Ev Hemşireliği” kursları; 1966, H.Ü. Hemşirelik Yüksekokulu’ndan mezun oldu. 1966-1968 ABD Boston Üniversitesi Hemşirelik Okulu’ndan bilim uzmanlığı diploması, 1969-1971 H.Ü. hemşirelikte doktora diploması, 1980 de doçent, 1986 da profesör olmuştur. Mesleki Deneyimleri: 1953-1955 Çorum Göğüs Hastalıkları Hastanesinde hemşirelik ve başhemşirelik, 1955-1964 Kızılay Hemşirelik Kolejinde öğretmen hemşire, 1964-1966 ve 1968-1974 H.Ü. Hemşirelik Yüksekokulunda öğretim görevlisi, 1974-1977 Kızılay Özel Hemşirelik Koleji Müdürlüğü, 1978-1982, H.Ü. HYO Dahiliye-Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği öğretim üyesi ve müdür yardımcılığı, 1982-1986 Ege Üniversitesi HYO Müdürlüğü, 1986-1993 H.Ü. HYO İç Hastalıkları Hemşireliği öğretim üyesi, 1993-1997 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi HYO Müdürlüğü ve İç Hastalıkları Hemşireliği ABD Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. Bir dönem Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Birliği Hemşirelik Danışma Kurulu Başkanlığı ve Türk Hemşireler Derneği Genel Başkanlığı yapmıştır. Onkoloji Hemşireler Derneğini kurmuştur. CLARA ADAMS ENDER 30 yıldan fazla Amerikan ordusunda çalışmış ve tuğgenerallik rütbesine ulaşmış bir hemşiredir. Askeri özgeçmişine baktığımızda yoğun bakım hemşireliği, öğretmenlik, başhemşirelik, ordu hemşiresi alımında görevli personel subayı, bir üsteki operasyonlardan sorumlu olan, zamanının tek bayan üs komutanı olduğunu görmekteyiz. Adams Ender emekli olalı 10 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen hayatı boyunca devam eden misyonu genç insanları özellikle de kadınları başarılı bir yaşam için eğitmek, motive etmek, onlara cesaret, ilham ve tavsiyeler vermeye devam etmektedir. En iyi ve en hırslı olduğu konunun hemşirelik olmasından dolayı hemşire olmaya teşvik etmeye devam etmekte ve de hemşire olanlara da meslekle gurur duymalarını söylemektedir. SİGMA THETA TAU: Altı tane hemşirelik okulu öğrencisi tarafından 1922 yılında kurulmuş mesleki onursal bir topluluktur. Yunanca’dan ismini almıştır ve sevgi, cesaret ve onur kelimelerini ifade etmektedir. Hemşirelik bilgisinin uygulanması, destekleme, geliştirme ve yaymada liderlik rolü almış ve 1936 yılında Amerika’da ilk hemşirelik araştırmasının gerçekleştirilmesini sağlamıştır. 1991-1993 yılları arasındaki hedeflerinde klinik bilgi temellerinin geliştirilmesine, bilimsel bilgininin yayılmasına yer vermiş araştırmalar ve hemşirelik pratiği arasındaki boşluğa köprü kurulmasına yardım etmiştir. 1996 yılında bir raporunda akademisyenler ile klinisyenleri bakım kalitesini yükseltmek için bir araya gelmeye ve tartışma, yeni fikir, bilgi ve teknolojilerle hemşirelik uygulamalarını geliştirmeye teşvik etmiştir (6,7,8). Sigma Theta Tau’da Malanie C.Drehen’nin belirttiği gibi Eğer, hemşireler olarak halkın istediği gibi, Ø Açlık kan şekerine bakmada Ø IV başlamada Ø Nabız ölçmede Ø Pansuman değiştirmede Ø v.d. konularda uzman gibi kendimizi düşünüyorsak, bunları doğru yapmaya devam etmeliyiz. Ancak eğer düşündükleriniz de profesyonel olarak davranmak istiyorsak; Ø Eğitimi, Ø Rehberliği, Ø Savunuculuğu ve rahatı sağlayarak Ø Bunları bilimsel araştırma temellerine oturtacak ve Ø Yaşamsal olaylara dönüştürecek Ø Farklı mesajlar gönderecek KİŞİLER OLACAĞIMIZI DÜŞÜNMELİYİZ. KAYNAKLAR 1. BAYIK, A., EREFE, İ., ÖZSOY, S.A,ve ark.: Kadın Mesleği Olarak Hemşireliğin Son Yüzyıldaki Gelişimi, Hemşirelik Forumu, Cilt 5, Sayı 6, sf:16-25, Kasım-Aralık 2002. 2. ULUSOY, F., GÖRGÜLÜ, F.; Hemşirelik Esasları, II. Baskı, Sf:1-7, 72 TDFO Ltd.Şti., Ankara, 1996. 3. BAŞ, S.; Hemşireliğin Gelişimini Etkileyen Etmenler, Türk Hemşireler Dergisi, Cilt:42, Sayı:2, Sf:22-25, 1992. 4. ERDİL, F.; Cumhuriyet Döneminde Hemşirelik, (Atatürk’ün Ölümünün 62. yılında Cumhuriyet Türkiye’sinde Bilimsel Gelişmeler Sempozyumu, 8-10 Kasım 2000, Ankara), H.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi enstitüsü yayını, Ankara, 2001. 5. HATİPOĞLU, S.; Hemşireliğin Dünü Bugünü ve Yarını, VIII. Ulusal Hemşirelik Kongresi, 22 haziran 1999, Erzurum. 6. Weiler K: Current Issues in Nursing.4 th Ed.,Mosby,61,1994. 7. CARAMANICA L., et.all.; Evidence-based Nursing Practice, The Journal of Nursing Administration, vol.32, no.1, p.27-30, January 2002 8. OKTAY,S., AKSAYAN, S.; 2000’e İki Kala Türkiye’de Hemşirelik için Yasal Düzenlemelere bir Bakış, Hemşirelik Forumu, Sf: 77-80, Cilt:1, sayı.2, Nisan 1998 http:// www.nursing.society.org/ 9. AKDEMİR N.; Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, 1961’den 1995’e, Metaksan Anonim Şirketi, Ankara. 10. ŞENTÜRK ERHAN SELVA;Hemşirelik Tarihi,AR BASIM YAYIM VE ANONİM ŞİRKETİ ;İSTANBUL 1985 11. EREN N;UYER G;SAĞLIK MESLEK TARİHİ VE AHLAKI; Hatipoğlu Yayınevi,Ankara 1991 ÖN NOT 1. SINIF : l. SINIF 2. DERS : Hemşireliğin Doğası Komitesi 3. KONU : Hemşireliğin Sosyolojik Özellikleri 4. TARİH : 16-17-18 ARALIK 2003 5. AB/BD. BŞK./TEM.VE MES. : Tümay Oğuz DERS.GRP BŞK./ KOMÎTE BŞK. 6. SORUMLU ÖĞRETİM ELEMANI : Tümay Oğuz Berna Kızılkaya 7. ÖĞRETİM METODU : Takrir, Soru -cevap, Tartışma 8. İLGİLER (KAYNAKLAR) a. İncelenecek Ulusoy F., Görgülü S.,”Hemşirelik Esasları” Cilt:1 Hacettepe, Ankara, 1997 Kozier B., Erb C., Fundamentals Ofnursing-Concepts And Procedures, California,Addison-Wesley Publishing Company Tuzun R., Hemşirelik Eğitiminin Tarihi Gelişimi ve Temel Tikeleri,Türk Hemşireler Dergisi sayı 2.13-14 Birol L., Hemşirelik Süreci,Bozyaka Matbaacılık, İzmir ,2000 b. Okunacak Ulusoy F.Görgülü S., Hemşirelik Esasları.Cilt I.Hacettepe , Ankara, 1997 9. GÖREVLER/ÖDEVLER a. Bütün öğrencilere verilecek görevler/ödevler 1. Erkek hemşirelerin olması hemşirelik mesleğim nasıl etkiler? 2. Hemşire sayısının artması bakımı ne yönde etkiler? 3. Hemşirelikteki eğitim farklığı hemşirelik mesleğim nasıl etkilemektedir? 4. Günümüzde ,geçmişten farklı olarak hemşireler hangi alanlarda çalışmaktadırlar? 5. Sizce hemşirelik meslek midir? 6. Topluma hemşireliği daha iyi tanıtmak için neler yapılmalı? 7. Hemşirelikte branşlaşma olmalımıdır? 8. Mesleki bağımsızlık için neler yapmalıyız? b. Fert veya grup/gruplar hazımla verilecek görevler/ödevler 09.12.2003 09:25-12:00 Apolet No 4001-40284.Sınıf Dershanesinde Apolet No 4029-4058 Okul Kütüphanesinde Apolet No 4059-4088 GATA Kütüphanesinde Apolet No 4089-4116 Bilgisayar Dershanesinde 09.12.2003 13:15-15:00 Apolet No 4001-4028 Okul Kütüphanesinde Apolet No 4029-4058 GATA Kütüphanesinde Apolet No 4059-4088 Bilgisayar Dershanesinde Apolet No 4089-4116 4. Sınıf Dershanesinde 10.12.2003 08:30-10:20 Apolet No 4001-4028 GATA Kütüphanesinde Apolet No 4029-4058 Bilgisayar Dershanesinde Apolet No 4059-4088 4. Sınıf Dershanesinde Apolet No 4089-4116 Okul Kütüphanesinde 10.12.2003 10:20-12:00 Apolet No 4001-4028 Bilgisayar Dershanesinde Apolet No 4029-4058 4.Sınıf Dershanesinde Apolet No 4059-4088 Okul Kütüphanesinde Apolet No 4089-4116 GATA Kütüphanesinde 10.12.2003 13:15-15:00 Apolet No 4001-4028 4.Sınıf Dershanesinde Apolet No 4029-4058 Okul Kütüphanesinde Apolet No 4059-4088 GATA Kütüphanesinde Apolet No 4089-4116 Bilgisayar Dershanesinde Öğrencilerin tümü numara sırasına göre 4 gruba ayrılarak çalışacaklar.Her grup yukarıdaki soruların cevabım kendi aralarında tartışacaklar, sonuçlarım sırayla tüm sınıfa sunacaklardır. 10. KOŞULLAR a. Özel hazırlayıcı talimat Öğrenciler konuyu okuyarak, soruların cevaplarım araştırarak gelecekler Verilen soruların cevabım grup olarak hazırlayıp.grup sözcüleri diğer gruplarla sırayla tartışacaklardır. b. Öğrencinin kıyafeti teçhizatı ve beraberinde getireceği malzemeler Ders kitapları, defteri, kalemi, silgisi ve kaynak ders kitapları c. Dersin işleneceği yer Sınıf dershanesi d.Varsa diğer hususlar Barko cihazı ve tepegöz sınıflarda hazır bulunacaktır. 11.HEDEF VE HEDEF DAVRANIŞLAR Hedefler 1. Hemşireliğin sosyolojik özelliklerini bilme, 2. Hemşireliği tanımlama, 3. Hemşirelik mesleğini benimseme, 4. Hemşirelikle ilgili Konulara Duyarlı Davranabilme, 5. Hemşirelikle ilgili Bilimsel Toplantılara Katılabilme 6. Uygulamalarında Ekiple îşbirliği,Eğitici,Değişim Ajanı.Hasta Savunucusu Ve Bakım Sunma Rollerim Kullanabilme Hedef davranışlar 1. Hemşireliğin sosyolojik özelliklerini bilir, 2. Hemşireliği tanımlar, 3. Hemşirelik mesleğim benimser, 4. Hemşirelikle ilgili Konulara Duyarlı Davranır, 5. Hemşirelikle îlgili Bilimsel Toplantılara Katılır 6. Uygulamalarında Ekiple îşbirliği,Eğitici,Değişim Ajanı.Hasta Savunucusu ve Bakım Sunma Rollerim Kullanır 12. TAMAMLAYICI BİLGİLER 13. KONU İLE İLGİLİ ÖNKOŞUL BİLGİ VE BECERİLER : a. Hemşireliğin tarihsel gelişimim bilmesi, b. Konu ile ilgili ulaşabildiği diğer kaynakları okuma HEMŞİRELİĞİN SOSYOLOJİK ÖZELLİKLERİ Tümay Oğuz Berna Kızılkaya CİNSİYET Hemşireliğin sosyolojik özelliklerinin en başında cinsiyet faktörü gelir. Hemşireliğin tarihi, kadının şifa verici rolü ile başlar. Türkiye’de Kemalist devrimle birlikte Kadın-Erkek eşitliğine dayalı eşitlikçi aydınlanmacı bir gelenek oluşturulmaya çalışılmış , kadının her meslekte yer almasının önü açılmış, medeni yasayla uygar ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yönünün batı olduğu gösterilmiştir. Seçme ve seçilme haklarının verilmesi ile kadının da politik bir unsur haline gelmesine doğru önemli bir adım atılmıştır. Türkiye’de kadın hareketinin oluşumu Devlet eli ile batılılaşmayı içerir. Görüldüğü gibi Türk kadını Cumhuriyetin ilk yıllarında hakları için mücadele etmemiştir. Bağımsızlık Savaşının isimsiz kahramanları olan Vefakar, Cefakar , Fedakar Türk kadınına haklarını elleriyle teslim eden M. Kemal Atatürk onları ödüllendirmiştir. Ancak kadınlarımızın bu kazanımları ileriye götürmek için çabaları yetersiz kalmıştır (Arat 1996). Çağdaşlık düzeyinde kadın ve erkek bireylerin iyi bir eğitim almalarıyla ulaşılabileceğini düşünen Atatürk, bu inancını şu sözlerle ifade etmiştir. İlim ve fen bilgilerini hem erkek hem de kadınlarımızın kazanmaları zorunludur". (Ocak 1923) Kadınlarımıza insan olma, yurttaş olma hakları Atatürk'ün bu düşüncesi ışığında verilmiştir. Öteden beri kadınlarımızın hakları mücadele ederek almadıkları söylenir. Oysa sağlık alanında durum farklıdır. Sağlık alanında cinsiyete dayalı ayrımcılık ne yazık ki sürmektedir.Toplumdaki cinsiyet ayırımı, tıp meslekleri içine büyük ölçüde gir­miş ve özellikle hemşireliğin gelişimini son de­rece engellemiştir. Toplumda kadından, erkeğe boyun eğme ve saygı beklenir ki, bu beklenti hemşireliğe büyük ölçüde yansımıştır. Hemşirelikte hastalara gösterilen fiziksel ve psikolojik yakınlık ve ev işleriyle benzerlik taşıyan bazı görevler, geleneksel olarak kadın­ların doğal etkinlikleri sayılan ev kadınlığına oldukça yakındır. 19'uncu yüzyılda Nightin­gale gibi, ev dışında yasal bir etkinlik arayan orta ve yüksek sınıftan kadınlar (matronlar / yönetici kadınlar), evdeki işlerin bir uzantı­sı olarak bu işleri hastanelerde uygulamaya başlamışlardı. Bu kadınlar tıp gücüne bir tehdit olarak ortaya çıkmamış, becerikli yardımcılar rolünü benimsemişlerdi. Sonuçta matronlar, belli başlı hastanelerde büyük bir güç odağı oluşturdular ve işin yükünü çeken diğer hemşi­releri ve hizmetlileri sıkı denetimleri altına al­dılar. Böylece hemşirelik hastanelerde geniş ölçüde yaygınlaştı. Geleneksel kadın görevleri­ni üstlenmek kadınların iş yaşamına kabul edilmelerini sağlamıştı ama, ev işlerinin düşük ko­numlu işler olduğu düşünülmemişti (1). Hemşirelik, ev işleriyle bağlantısı nede­niyle bugün bile fazla saygı uyandırmamakta­dır. Hemşireliğin, hemşirelerce de küçümsen­mesi, toplumsal önyargıdan kaynaklanır ve ay­nı zamanda bu yargıyı pekiştirir (1). Hemşire­lik, kadınlara ev dışında çalışma olanağı sağla­yan ilk uğraşılardandır. Çalışma yaşamında kadının kendisine bir kariyer hedefi oluşturması, hedeflediği tepe noktasındaki işin kendisine "kadın" olduğu için keyfi olarak kapatılması, özde kendi yaşamlarında da evlilik aile ve çocuğun yerinin kariyerden önce gelmesi, kadınların evlilik ve çocuk sahibi olana dek sürecek esnek kariyer planları yaptıklarına neden olduğu gözlenmektedir (Aytaç-2000) . Ancak kadınlara çeşitli eğitim ve iş alanlarının açılması, hemşireliğin iş alanı olarak çekiciliğini kısa zamanda yitir­mesine neden olmuştur. Bundan sonra orta ve üst düzeydeki aile kızları, daha İyi eğitim ve daha geniş olanaklar sağlayan diğer meslekleri seçmeye başlamışlardır. Yapılan bir araştırma­da, hemşirelik yüksekokulu öğrencilerinin yük­sek eğitime devam eden diğer öğrencilerle kar­şılaştırıldıklarında, farklı kişilik özellikleri gösterdikleri saptanmıştır (3). Şöyle ki; hem­şire öğrencilerin sosyo-ekonomik düzeylerinin düşük olduğu; insanlara yardım etmeyi sevdik­leri; hemşireliği bir meslek olarak değil daha çok yapılacak bir iş olarak gördükleri; yüksek derecede uyumlu oldukları; bireysel olarak ta­nınmayı önemsemedikleri; paraya az önem verdikleri; liderlik özelliklerine önem verme­dikleri anlaşılmıştır. Diğer okullardaki öğrenci­lerin ise, bu özelliklerin tersi olan özelliklere daha çok sahip oldukları görülmüştür. Her ülkede hemşirelik iş gücünün büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturur. Özellikle tek cins tarafından yapılandırılan Hemşirelik, Kadının tarihsel süreç içerisindeki ataerkil toplum yapılarından ve kadının “ikincil” konumundan en çok etkilenen mesleklerden biri haline getirilmiştir . Erkek hemşireler varsa da sayıları % 10'lar üzerinde değildir.Batı ülkelerinde erkeklerin hemşirelik mesleğini seçmesi, hemşirelik adına bir geliş­me olarak görülmektedir. Öte yandan az sayı­daki bu erkek hemşireler, eskiden beri kadın işi sayılan görevlerden kaçarak, hızla yönetim ve eğitim kadrolarına kaymaktadırlar. Bir görüşe göre, eskiden hemşireleri yöneten matronların yerini erkek hemşireler almaktadır. He­men hemen bütün mesleklerde olduğu gibi, hemşirelikte de erkeklerin doruk noktasına ulaşmaları kadınlara göre daha kolaydır. Bir araştırmada da, hemşirelik yüksekokulu me­zunlarının, okullarına erkek öğrenci alınmasın­dan yana oldukları görülmüştür . Bu araş­tırmada mezunlar, erkek hemşireler için uygun gördükleri görevleri "Yöneticilik, "Eğiticilik", "Yatak başı hemşireliği" biçiminde sıralamış­lardır. Bu sonuç, bazı hemşirelerin şimdiye ka­dar kendilerine ait olan bir alanda, karşı cinsin hemen yükselmesine sıcak baktığının bir gös­tergesidir. (1) NİCELİK Diğer sağlık meslek gruplarıyla karşılaştı­rıldığında hemşire sayısının az olmadığı görü­lür. Sayısal büyüklük iyi kullanılabilirse, hem­şirelik mesleği için bir üstünlüktür. 1990 yılı ülkemiz sağlık insan gücü değerlendirilmeleri­ne bakıldığında, en yüksek sayıyı hekimler oluştururken, bunu hemşirelerin izlediği görül­mektedir. Diğer taraftan hem­şire ve sağlık memuru grubu bir arada düşünül­düğünde, toplam sayılarının hekim sayısının üzerinde olduğu anlaşılacaktır. Türkiye'de 1999 Yılı Değerlendir­melerine (DİE Verileri) Göre Sağlık İnsan Gücü. Sağlık Personeli Sayı Pratisyen Hekim 45.134 Uzman Hekim 36.854 Diş Hekimi 14.226 Hemşire 70.270 Sağlık Memuru 43.032 Ebe 41.271 Toplam 250.787 Not. Devlet hesabına ve serbest çalışan tüm sağlık personelini kapsar. Pratisyen hekimler, asistan hekimleri de kapsar. Hemşire:Hemşirelik yüksekokulu mezunu hemşire ve yardımcılarını da kapsar. Sağlık memuru :Sağlık memuru, sağlık koleji, sağlık meslek lisesi ve köy enstitüleri sağlık bölümünü bitirenleri kapsar. EĞİTİM FARKLILIĞI Hemşirelik Eğitimi Programları Diploma Programları Yurdumuzda ilk defa 1920 yılında, Amiral Bristol Hastanesine bağlı hemşire okulu açılmıştır. Cumhuriyet döneminde açılan ilk hemşire okulu, Kızılay Hemşire Okulu'dur (21.2.1925). Eğitim süresi iki yıl üç ay olan bu okula başlangıçta kabul şartları, okur-yazar olmak, iyi ahlak sahibi olmak ve vücutça sağlam olmaktır. 1936 yılında bu okula, ortaokul mezunları alınmaya başlanmış, eğitim süresi üç yıla, 1958'de dört yıla çıkarılmıştır. Kızılay hemşire okulunun açılısını izleyen yıllarda hemşirelikte okullaşma çok yavaş gelişmiştir. Kızılay hemşire okulundan mezun olan birçok hemşire, hemşirelikte öncü girişimlerde bulunarak, önemli görevler üstlenmişlerdir. 1946 yılında Sağlık Sosyal Yardım Bakanlığı, bünyesindeki yataklı tedavi kurumlarının ihtiyacını karşılamak üzere hemşire okulları açmıştır. Ortaokul mezunlarını alan bu okulların eğitim süresi 1958 yılına kadar 3 yıl, 1958'den sonra 4 yıl olmuştur. 1988-1991 yılları arasında Sağlık Meslek Liselerinin (SML) sayısı büyük bir patlama göstererek 90'li sayılarda 300'lü sayılara ulaşmıştır. Bu sayı artışında politikacıların kendi seçim bölgelerinde sağlık meslek lisesini açtırmayı son derece iyi bir seçim yatırımı olarak görmeleri rol oynamıştır. Meslek eğitimi verilemez durumda olan bu okulların, ülkeye getirdiği mali yük yanında, Sağlık Bakanlığı’nın mezunlarını atayacak kadrosu da kalmamıştır. 1957 yılında 18-30 yaş arasındaki bayanlara bir buçuk yıl teorik ve pratik eğitim veren "hemşire yardımcısı" kursları açılmıştır. 1967 yılında bu kurslar sonlandırılmıştır. Üniversite Düzeyindeki Programlar 1. Lisans Programları Hemşirelik Yüksekokulları Ülkemizde üniversite düzeyinde ilk Hemşirelik Yüksekokulu 1955 yılında Ege Üniversitesi’nde açılmıştır. Bu ayni zamanda Avrupa'da üniversite düzeyinde açılan ilk hemşirelik okuludur. Daha sonra Avrupa'da 1965 yılında İngiltere’de üniversite düzeyinde hemşirelik okulu açılmıştır. Ege Üniversitesi’nde açılan Hemşirelik Yüksekokulu'nu (HYO) 1961 yılında Ankara'da Hacettepe, İstanbul'da Floranca Nighingale Hemşirelik Yüksekokulları izlemiştir. Bu okulların hemşirelik eğitiminin ve hemşirelik mesleğinin gelişmesine önemli katkıları olmuştur. 1982 yılında Atatürk ve Cumhuriyet Üniversiteleri Hemşirelik Yüksekokulları açılmıştır. 1985 yılında "Muvazzaf Askeri Yüksek Hemşire" yetiştirmek üzere Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Hemşirelik Yüksekokulu açılmıştır. Bu okulun varlığı hemşirelik için ayrı bir önem taşımaktadır. Daha sonraki yıllarda Marmara, Dokuz Eylül, Gazi Üniversiteleri Hemşirelik Yüksekokulları açılmıştır. Vakıf Üniversitelerinden Başkent, Fatih ve Haliç Üniversitelerinde de Hemşirelik Yüksekokulları bulunmaktadır. Bu okullara Lise ve Sağlık Meslek Lisesi mezunları üniversite giriş sınavlarıyla (sayısal puanla) kabul edilmektedir. Eğitim süresi 4 yıl olup, mezunlarına "Hemşirelikte Lisans" diplomasi verilmektedir. 2. Sağlık Yüksekokulları 1996 yılında Bakanlar Kurulu Kararıyla (Resmi Gazete: 2.11.1996/22805), 79 Sağlık Yüksekokulu (SYO) açılması kararlaştırılmış, Sağlık Bakanlığı ile YOK arasında yapılan protokol ile Sağlık Meslek Liselerinin hemşirelik, ebelik ve sağlık memurluğu bölümlerine; Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokullarının, hemşirelik ve ebelik programlarına; Anadolu Üniversitesi, Açık Öğretim Fakültesi, hemşirelik programına öğrenci alınmasına son verilmiştir. Bu okullara lise ve sağlık meslek lisesi mezunları, üniversite giriş sınavıyla (sayısal puanla) kabul edilir, eğitim süresi 4 yıldır. Bu okulların hemşirelik, ebelik ve sağlık memurluğu bölümleri vardır. Sağlık Yüksek Okullarının açılmasıyla, farklı düzeylerdeki hemşirelik eğitimine son verilip, hemşirelik eğitiminin lisans düzeyinde verilmesi çok önemli bir gelişmedir. 3. Ön Lisans Programları Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulları 1985 yılında üniversitelerin bünyesinde yer alan ve eğitim süresi 2 yıl olan bu okullarda hemşirelik Programları’nda yer almış olup, sayıları hızla artmıştır. Sağlık Yüksek Okullarının açılmasıyla 1997-98 öğretim yılından itibaren bu okulların hemşirelik ve ebelik programlarına öğrenci alınmamıştır. Açık Öğretim Fakültesi "Hemşirelik Ön lisans Programı" 1991 yılında Anadolu üniversitesinde açılmıştır. Sağlık Meslek Lisesi mezunlarının devam edecekleri bir programdır. SYO'larının açılmasıyla bu programa da öğrenci alınmamıştır. Hemşirelik eğitim programlarının %50'si teorik, %50'si pratik öğretimi içerdiğinden Açık Öğretim programları hemşirelik eğitimi için uygun değildir. Ancak SML 'si mezunlarına açık öğretimle ön lisans eğitiminin verilmesi, açık öğretimle lisans tamamlama talebini yaratmıştır. Lisans tamamlama YÖK tarafından hazırlanan ön lisans programlarından, lisans programına geçiş yönetmeliği doğrultusunda örgün eğitim kurumlarında olmalıdır. Temel Eğitim Sonrası Programlar Sağlık Eğitim Enstitüleri Tüm SML'si mezunlarına "Toplum Sağlığı, Ana ve Çocuk Sağlığı ve Medikal" bölümlerde yüksek öğrenim yaptırmak üzere 1961 yılında Gevher Nesi be Sağlık Eğitim Enstitüsü açılmıştır. Eğitim süresi 3 yıldır. Bu okul mezunlarına "Tıbbi Teknolog" ünvanı verilir. SYO'larının açılmasıyla bu okullara öğrenci alınması sonlandırılmıştır. Ancak Sağlık Bakanlığı 1999-2000 öğretim yılında bu okulları tekrar açmıştır. Yüksek Lisans ve Doktora Programları Ülkemizde ilk kez Hacettepe Üniversitesinde 1968 yılında Hemşirelikte Yüksek lisans ve 1972 yılında Doktora programları açılmıştır. Yüksek lisans ve doktora programları hemşirelikte sekiz ana bilim dalında yürütülmektedir. Bu programların başladığı tarihten günümüze kadar Hacettepe Üniversitesi’nde Hemşirelikte 256 yüksek lisans ve 148 doktora derecesi verilmiştir. Doktora programları Ege Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi Florance Nightingale, Marmara Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve GATA Hemşirelik Yüksekokullarında yürütülmektedir. Diğer sağlık meslek gruplarıyla karşılaştı­rıldığında, hemşirelik eğitimindeki heterojenlik hemen dikkati çeker. Batı ülkelerinde ve Ame­rika'da liseye dayalı iki yıl ve daha uzun süreli eğitim veren çeşitli hemşirelik okulları vardır. Günümüzde hala, yüksek eğitimi hemşirelik için lüks görenler bulunmaktadır. Bunlar hemşireliğin pek fazla bilgi ve beceri gerekmediğine inanırlar. Sevecenlik ve özveri gibi bazı niteliklere sahip olmanın, iyi hemşire olmak için yeterli olduğu görüşündedirler. Nitekim bu yıl 20 Ekimde toplanan Yüksek Sağlık Şura'sında hemşirelik liseleri açılmasının kararlaştırılması bu görüşü destekler niteliktedir. Bilim uzmanlığı ve doktora yapmış ve akademik ortamda öğretim üyeliğine yük­selmiş hemşireler de vardır. Bütün bu gruplar mesleği algılama, mesleksel çabaları benimse­me, gelir ve diğer özellikler yönünden birbirle­rinden farklılıklar gösterirler. Öte yandan, okulları kapatılmış olmakla beraber henüz görevde bulunan hemşire yardımcıları ve ayrıca hastabakıcı personel de bulunmaktadır. Bu yö­nüyle hemşirelik, dışardan bakan kimseleri son derece şaşırtabilir ve yanıltabilir. Günümüzde hala, yüksek eğitimi hemşire­lik için lüks görenler bulunmaktadır. Bunlar, hemşireliğin pek fazla bilgi ve beceriyi gerek­tirmediğine inanırlar. Sevecenlik ve özveri gibi bazı niteliklere sahip olmanın, iyi hemşire ol­mak için büyük ölçüde yeterli olduğu görüşün­dedirler. Hatta, Nightingale' in "Hemşirelik bir meslek olmaktan çok, bir çağrıdır'' inancı da bu görüşü destekler durumdadır. (1) Hemşire­likte yükselmek pek çok kimse, hekim ve hatta hemşire tarafından kuşkuyla karşılanmakta ve anlamsız bulunmaktadır .(1) Özellikle ülkemizde farklı düzeylerdeki okullardan mezun olan hemşirelerin unvan, gö­rev, yetki ve sorumlulukları birbirlerinden ay­rılmamıştır. Eskiden sağlık meslek lisesi çıkışlı hemşirelerin yönetimi bir hemşire yardımcısına verilebilirken, aynı çarpıklık şimdi sağlık mes­lek lisesi ve yüksekokul mezunları arasında ya­şanmaktadır. Sonuç olarak, hemşirelik bu konuda çok başlılık göstermektedir. Bu durum hemşireler arasında iç çatışmalara neden olmaktadır. 1965'te Amerikan Hemşireler Birliği, hemşire­lik eğitiminin en az lisans derecesi veren yük­sek eğitim kurumlarında olması gerektiğini vurgulamıştır (2). Hemşireliğin gelişmiş oldu­ğu ülkelerde, bu amaca doğru yöneliş, ülkemizi de etkilemiş bulunmaktadır. Nitekim 1997-1998 öğretim yılından İtibaren hemşirelik eği­timindeki bu farklılık ortadan kaldırılarak, hemşirelik okulları üniversitelere bağlı 4 yıllık lisans okulları haline getirilmiştir. İŞ ALANI Hemşireliğin çalışma alanı çok geniş olmakla beraber, dünyanın pek çok yerinde hemşirelerin büyük bir kesimi hastanelerde çalışırlar. Bu demektir ki, hemşirelerin pek çoğu, aşırı bürokratik ve hiyerarşik bir düzenin varolduğu ortamlarda yer almaktadırlar. Özellikle lisans derecesi veren okullarda kazandırılmaya çalışılan meslek anlayışı, öğrencinin gelecekte görev alacağı ortamdaki gerçeklerden oldukça uzaktır. Genç hemşireler bu ortama girdikleri zaman işlevsel bağımsızlığa sahip olmadıklarını görürler. Zamanla bu ortama uyarlar, otomatikleşirler ve mesleklerinin en verimli bir çağında körelirler. Bu düzene uyamayanların ise, mesleği baştan terk ettikleri gözlenmektedir. Sağlık meslekleri içindeki hiyerarşik sıralamada en üst basamakta hekimlik yer alır. Bunu eczacılık ve diş hekimliği izler. Diğer sağlık mesleklerinin bağımsızlıkları, hekimliği destekleyecek şekilde hizmet vermeleri için, son derece sınırlandırılmıştır. Hekimlik ve hemşirelik birbirini tamamlayan iki meslek olup, hemşirelik hekimliğe en yakın olan sağlık disiplinidir. Bununla beraber hekimler, hemşirelerin pek çok konudaki mücadelelerine genellikle destek vermemişlerdir. Bu durum doğal sayılır, çünkü politik açıdan güçlü olan meslek grubu zayıf olanı desteklemez (1). Dünyanın hemen her yerinde hekimler, hemşireleri emirlerini yerine getirecek ve çevreyi düzenli tutacak kimseler olarak algılar ve onların varlıklarını bu şekilde kabul ederler. Saylan (1990), bir makalesinde hekimleri eleştirirken "ekibin bir parçası olduklarım kabul ettirmek için daha da hırçınlaşan ve hekimlerce emir kulu olarak benimsenmiş hemşireler." demektedir (1). Sonuç olarak, hastanelerin kalıplaşmış bürokratik ve hiyerarşik yapısı içinde hemşirelerin bağımsızlık kazanmaları çok zordur. Hemşireler arasında gittikçe büyüyen bağımsızlık isteği, bunu egemenliklerine başkaldırı olarak gören hekimleri rahatsız edebilir. Hemşireler kendilerine alışılmışın dışında bir rol belirlemeye kalkarlarsa, sert tepki görebilirler. Meslek grupları, meslekleriyle ilgili önemli değişikliklere gidecekleri zaman, bunu öncelikle kendilerine en yakın olan güçlü meslek gruplarına kabul ettirebilecek güçte olmalıdırlar. Kırsal alana kaymak ve kentlerde özel olarak çalışma olanakları aramak (kabin açmak gibi) hemşireliğe hastane ortamından daha çok açılım sağlayabilir. Ancak hemşirelerin yetkilerinin sınırlı oluşu, bu alanlarda istenen düzeyde verimi engelleyebilir. MESLEKLEŞME "Meslekleşme", bir işin meslek olma yolunda güç elde edilen belli nitelikler kazandığı, dinamik bir süreçtir (2). Yani meslekleşme, mesleksel statü kazanmak için çaba harcamayı içerir. Meslekleşmeyi kavrayabilmek için meslek ve iş tanımlarına bakmak gerekir. Meslek şu şekilde tanımlanabilir: "Genellikle uzun ve yüksek dereceli bir öğrenimi gerektiren, kendine özgü yasal ve ahlaksal kuralları bulunan ve bir kimsenin geçimini sağlayan uğraş". Diğer bazı tanımlar da şöyledir: "Eğitim ve entelektüel yetenekler gerektiren ve yaşamı kazanmak için yapılan iş", "Mekanik olmayan ve belli düzeyde eğitim gerektiren uğraş.". İş de şu şekillerde tanımlanabilir; "Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç har­cayarak yapılan etkinlik" veya "Bir değer yaratan emek". Hemşireliğin gerçek anlamda bir meslek olup olmadığına ait tartışmalar uzun senelerden beri süregelmektedir. Aslında mesleksel statüyle ilgili şüphenin derecesi, bu konuyla ilgili konuşmaların miktarıyla doğru orantılıdır (3). Flexner'in (1915) meslek olmanın ölçütlerini belirlemesinden sonra pek çok düşünür ve yazar, o günden bugüne bu ölçütleri geliştirmiştir. Meslekleşmenin ölçütleri ideal olup, bir mesleğin her üyesinin bu ölçütlere tam olarak uyabilmesi beklenemeyeceğinden, hiç bir mesleğe tam meslek denemez. Ancak iş-meslek yelpazesindeki pek çok grup, gökkuşağı gibi yaklaştıkça uzaklaşan mükemmelliğe doğru sürekli koşarlar. Caplow (1954), meslek olma sürecinde geçirilen aşamaları şöyle belirlemiştir: Birinci aşamada, belli üyelik koşullarıyla bir örgüt kurulur. Bundan sonra yeni meslek, kendini eski uğraştan ayırdedebilmek için unvanını değiştirir. Daha sonra ahlak kuralları konur. Son olarak da meslek üyelerine yasal lisans derecesi kazandırabilmek için girişimlerde bulunulur (2). Meslekleşme sürecinin bir ucunda iş, diğer ucunda meslek yer almaktadır. Bir mesleğin uyması gereken ölçütler, bu süre­cin iş ucunda zayıf, meslek ucunda ise kapsam­lıdır. Povalko (1971), bir işin meslek sayılabilmesi için uyması gereken sekiz ölçüt belirle­miştir (2). 1-Bilgi yükü 2-Sosyal değerlerle bağlantı 3-Eğitim 4-Topluma hizmet sunma 5-Bağımsızlık 6-Mesleğe bağlılık 7-Sosyallik 8-Meslek ahlakı MESLEK Meslekleşme Süreci Meslekleşme ölçütleri şunlardır: 1. Bilgi Yükü (teori,kuram): Bir meslek belli bir teoriye veya entelektüel bir tekniğe sahiptir. Bilgi dağarcığı ne kadar büyükse, bir iş o kadar meslek sayılır. Bilimsel yapıya sahip olan bir meslek, sürekli araştırmalarla bilgi yükünü genişletir. Hemşirelikte araştırmacılık henüz çok yeni olduğundan, hemşireliğin teorik tabanı zayıftır. Çalışma ortamında yapılacak araştırmalar, hemşirelik uygulamalarına bilimsel temel oluşturacaktır. 2. Toplumun Temel Sosyal Değerleriyle Bağlantı: Meslekler kendi varlıklarını yaşam, özgürlük, mutluluk gibi soyut değerlerle özdeşleştirirler. Yani, toplumun temel sosyal değerleriyle içiçedirler. Böyle mesleklere "Çok önemli ve gerekli meslekler" gözüyle bakılır. İş düzeyindeki uğraşların ise, sosyal değerlerle yakın ilgisi yoktur. Hemşirelik, sağlık kavramıyla özdeşleşmiş bir meslektir. Hemşireliğin temel görevi olan bakım, çok eski ve vazgeçilmez bir insan gereksinimidir. 3. Eğitim: Mesleksel eğitimin dört boyutu vardır. Bunlar, eğitimin süresi; uzmanlaşma aşaması; sembollerin kullanılması ve idealizasyon süreci; ve eğitimin içeriğidir. Lisans diplo­ması elde etmek, meslekleşme sürecinin aşa­malarından bindir. Genellikle bir mesleğin en yüksek noktasına, uzun bir eğitim sürecinden sonra ulaşılır. Bu noktada uzmanlaşma görülür, sembollerin kullanımı ve idealler en yüksek düzeye ulaşır. Bir meslek için gerekli olan bilgi ve beceriye ek olarak, her meslek üyesinin geliştirmek zorunda olduğu değerler, kurallar ve roller vardır ki, eğitim bunları içermelidir. Bunlar mesleğin alt kültürü olarak tanımlanır ve meslek üyelerini diğer meslek gruplarından ayırt eder. Hemşirelikte eğitim süresi önemli farklılıklar göstermekte olup, buna bağlı olarak eğitimin içeriğinin niteliği de değişmektedir. Bunlar meslekleşme açısından olumsuz puanlardır. Diğer taraftan uzmanlaşmanın varlığı, çok önemli bir aşamanın kaydedilmiş olduğunun göstergesidir. 4. Topluma Hizmet Sunma (güdüleme) :Bir meslek, topluma hizmet ediyorsa ve amacının bu olduğunu topluma benimsetebiliyorsa meslektir. Burada, meslek üyesinin güdülenmesinden çok, meslek üyelerinin mesleklerinin ideallerini topluma benimsetebilmesi esas alınmış ve buna güdüleme denmiştir. Diğer bir deyişle, önce meslek üyeleri mesleklerini topluma ve ilgili mesleklerin en güçlü olanlarına kabul ettirirler, daha sonra toplum bu hizmeti daha çok isteyerek meslek üyelerini güdüler. Hemşirelik bakımı vermek, yardım ve hizmet sunmaktır. Hemşireler bu bakımın niteliğini yükselttikçe, hemşirelik daha çok aranan bir meslek haline gelecektir. 5. Bağımsızlık (otonomi): Bağımsızlık, meslek üyelerinin işlevlerini kendilerinin özgürce düzenlemesi ve kontrol etmesi demektir. Genellikle iş gruplarının üzerinde, grup dışından gelen pek çok baskı ve kontrol vardır. Gelişmiş mesleklerde ise, kontrol içten gelir, yani meslek üyeleri kendi kendilerini kontrol ederler. Günümüzde bir mesleğin işlevsel bağımsızlığı, bir işin meslekleşmesinde bilgi yükü kadar önemli görülmektedir. Hemşirelerin çoğu, çalışanların karar verme yetkisini sınırlayan, aşırı bürokratik ve hiyerarşik düzenin egemen olduğu büyük kurumlar içinde çalışırlar. Diğer taraftan hemşireler geçmişte uzun yıllar çalıştırılan konumunda olduklarından, kendi kendilerini yönetmekte yeterince deneyimli değildirler. Bu bağlamda, hemşirelikte gerçek lider açığı da büyüktür. Ayrıca hekimliğin hemşirelik üzerinde hala önemli ölçüde kontrol gücü vardır. Diğer taraf­tan hemşireler rol karmaşası içindedirler ve zaman zaman rollerinin hekiminkiyle çakıştığını görmektedirler. İşlevsel bağımsızlık kazanmaktaki bütün bu olumsuzluklara rağmen unutulmamalıdır ki, sağlık ekibi gerçekte birbiriyle karşılıklı bağımlılık içindedir. Hemşirelik de bu ekibin içinde düne göre daha güçlü bir konumdadır. 6. Mesleğe Bağlılık: Bir meslek, meslek üyeleri tarafından yaşam boyu yapılacak bir uğraş olarak kabul edilir. İş düzeyindeki uğraşlar ise, kolayca bırakılabilir ya da başka bir işle değiştirilebilir. Hemşirelikte mesleğe bağlılık eskiden beri zayıftır. Hemşireliğin kadın mesleği oluşu bunu önemli ölçüde etkiler. Birçok hemşire evlendikten sonra meslekten ayrılır. Bazıları da çalışma koşullarının güçlüğü nedeniyle başka işlere kayarlar. Meslekten ayrılmanın önemli nedenlerinden biri de toplum içinde hemşireliğin saygınlığının düşük olmasıdır. Diğer taraftan, hemşire öğrencilerin de mesleklerini yeterince benimsemedikleri görülmektedir. Bazı öğrenciler ise, mezun olduktan sonra gerçek çalışma ortamının, ideallerinden çok farklı olduğunu görerek hayal kırıklığına uğramaktadır. Sonuçta, maddeten olmasa bile, hemşirelerden bir kısmı da duygusal olarak görevlerinden ayrılmış olurlar. Oysa hiç bir mesleğin sürekli yetişmiş eleman kaybına ve üyelerinin ilgisizliğine dayanma gücü yoktur. Bu durum mesleğin gelişimini büyük Ölçüde baltalar. 7. Sosyallik: Sosyallik, meslek üyelerinin genel özdeşliklerinin olması, kader birliği yapmaları ve ayırıcı bir alt kültüre sahip olmaları demektir. Bu ortak alt kültür, meslek üyelerinin mesleksel ve meslek dışı davranışlarını etkiler. Bir mesleğin yasal olarak tanınmış olması gerekir. Meslek üyeleri aralarında örgütlenirler. Meslek örgütlerinin çalışmalarıyla mesleksel roller tanımlanır, ahlak kuralları geliştirilir, politikalar saptanır, mesleksel hakları elde edebilmek için güçler birleştirilir, yayın organları kurulur ve en önemlisi, üyeler grup bilincine ulaşır ve bundan gurur duyarlar. Mesleksel örgütlerin çokluğu sosyalleşmenin ileri düzeyde olduğunun göstergesidir. Hemşireliğin geleneksel bir alt kültürü vardır. Ancak bu kültür bazı noktalarda hemşireliğin bağlayıcısı olmaktadır. Örneğin, toplumdan soyutlanmış, içe dönük, edilgen ve verici kişilikler geliştirme özelliği bu alt kültürün bir ürünüdür. Konuya örgütlenme açısından bakılacak olursa, günümüzde hemşireler örgütlenmenin önemini kavramış durumdadırlar. 8. Meslek Ahlakı: Meslek üyeleri, mesleklerine özgü ahlak kuralları geliştirmişlerdir. Bu kurallar önceleri sözel olup, zamanla yazılı hale gelir ve meslek güçlendikçe bu kuralların yaptırım gücü artar. İş düzeyindeki uğraşlar için ise, bu tür kurallar konulmamıştır "Etik" Hemşirelik, mesleksel konumuna ulaşma sürecinde, gelişmiş ülkelerde ortada bir noktadadır. Bernhard ve Walsh (1981) Povalko'nun bu ölçütlerini hemşirelik mesleğine uygulayarak, Amerika Birleşik Devletlerindeki durumu irdelemişlerdir. Bu irdeleme sonunda hemşireliğin bilgi yükü, eğitim, bağımsızlık ve mesleğe bağlılık alanlarında yeterince olgunlaşamadığı görüşüne varmışlardır (2). Meslekleşme Ölçütleri içinde, en can alıcı olanlar gözden kaçırılmamalıdır. Bir grup için açıkça ve duraksamadan, bunlar bir mesleğe sahiptir dedirten en çarpıcı, en önemli ve en ayırt edici ölçütler şunlardır: Öncelikle işin niteliği toplum tarafından, toplumun önde gelen temel gereksinimlerinden biri olarak algılanmalıdır. Bu gereksinimleri karşılayan mesleklerin, toplum için yaşamsal önemi olduğu düşünülür ve toplum bu mesleklere çok fazla saygı gösterir. İkinci nokta ise, meslek üyelerinin işlevlerini yerine getirirken sahip oldukları bağımsızlığın derecesidir. İşlevsel bağımsızlık ve üretimini kontrol edebilme özelliğine sahip olma, bir mesleğin gücünü artırır ve böyle meslekler ilgili diğer meslekleri egemenlikleri altında tutarlar (3). HEMŞİRELİĞİN TANIMI Her meslek için olduğu gibi, hemşirelik için de bir rol tanımı yapmak gerekir ki, zaten pek çok tanım geliştirilmiş bulunmaktadır. Gerçekte ise, hemşirelik için bir rol tanımı yapmak çok zordur çünkü, hemşirelik karmaşık ve bilinmeyen bir çok yönü (yüzü) olan bir iştir (3). Ancak, hareket noktasını belirleyebilmek için sağlıklı bir tanım yapmak gereklidir. Bu tanım geçmişi göz önüne alan, günün koşullarına yanıt verebilen ve geleceğe dönük bir tanım olmalıdır. Aslında her hemşirenin, kendi hemşirelik felsefesine uygun bir hemşirelik tanımı vardır. Yine hemşirelik liderleri tarafından yapılmış daha geçerli çeşitli tanımlar vardır. Ayrıca bazı hemşirelik örgütleri tarafından geliştirilmiş, kapsamlı ve genel olarak kabul görmüş tanımlar da bulunmaktadır. Florence Nightingale 1860'da hemşireliği, "Hastayı iyileştirmek için hasta çevresini düzenleme ve iyileştirme eylemi"" diye tanımlamıştır (4). Nightingale, hastayı iyileştirmek için temiz, iyi havalandırılmış ve rahat bir ortam öngörmüştür. Virginia Henderson ise, 1955'te hemşireliğin hala en beğenilen, modern tanımını yapmıştır. Henderson hemşireyi, "'bireyin sağlığına ve bağımsızlığına kavuşma sürecindeki dinamik güç" olarak görmüştür. Henderson'a göre, "Hemşirenin temel ve benzersiz görevi, sağlam veya hasta bireylere, sağlıklarını korumaları veya tedavileri sırasında veya huzur içinde ölmeleri için, yardım eden güç olmaktır. Hemşire bu yardımı, birey yeterli kuvvet, istek ya da bilgiye sahip oluncaya ve bunları yardımsız yapabilecek duruma gelinceye kadar sürdürür ve bireyi en kısa zamanda bağımsızlığına kavuşturmayı amaçlar" (3). Uluslararası Hemşireler Birliği (ICN) de Henderson'un bu tanımını benimsemiştir. Hemşireliğin Amerikan Hemşireler Birliği (ANA) tarafından yapılmış tanımı ise, en kapsamlı tanımdır. Hemşirelik uygulamaları için ANA'nın 1955'te yaptığı tanım, hemşireliğin daha sonraki dönemlerde kabul edilmeyen bağımlılığını vurguladığı için, 1965'te yenilenmiştir. 1965'te yapılan tanım, hemşireliği daha kapsamlı bir şekilde tanımlar ve hemşireliğin bağımsız bir meslek olduğunu vurgular (1). Amerikan Hemşireler Birliğinin hemşirelik tanımı: "Hemşirelik yardım sunan bir meslek olup, bu hizmetleriyle insanların sağlık ve esenliğine katkıda bulunur. Hemşireliğin, hizmet alan bireyler için yaşamsal bir önemi vardır: Hemşirelik hizmetleri, hastanın kendisi, ailesi veya toplumun başka bir üyesi tarafından karşılanamayan hizmetlerdir. Hemşirelik mesleğinin üç temel öğesi bakım, tedavi ve koordinasyondur. Bakım kavramı, sâdece bakım vermenin üstünde bir kavram olup, görev edinmek, önemsemek gibi kavramları da kapsar. Hemşirelik bakımı sıklıkla, uzun süreden beri stres (gerilim) altında olan insanlara dönüktür. Hemşirelik bakımı huzursuzluk, yalnızlık ve yardımsızlık anlarında bireylere rahatlık ve destek sağlar. Hemşirelik bakımı dinlemek, değerlendirmek ve uygun önlem almaktır. Sağlığın yükseltilmesi ve iyileştirme, profesyonel hemşireliğin tedavi edici özelliğidir. Bu özellik, bireylerin kendi sağlık sorunlarını anlamalarını ve gerekeni yapmalarını sağlar. Bu özellik, ilaçların ve tedavilerin uygulanmasıdır. Bu özellik, aynı zamanda hastanın durumuna göre uygulanmakta olan tedavi planının devam etmesine veya değiştirilmesine yönelik kararları almayı sağlar. Yine bu özellik, hastanın iyileşmesine katkıda bulunacak var olan ve gizil kaynakların ne zaman ve nasıl kullanılması gerektiğini bilmeyi sağlar ve hastanın kendi kaynaklarının kullanımını uyarır. Profesyonel hemşirelik uygulamaları bunlardır. Bunların da ötesinde hemşirelik, toplumdaki tüm insanların sağlık ve gönenci için sorumluluk almak, sağlığı korumak ve hastalıkları önlemek için düzenlenen çalışmalarda yer almaktır. Yine hemşirelik, hasta bakımını etkileyen tıp profesyonelleri ve diğer profesyoneller ile teknik hizmetler arasındaki koordinasyonu sağlamaktır. Hemşirelik koordinasyonu, hemşirelik bakımıyla ilgili olan herkesi gözleme, eğitme ve yönlendirmedir". 1979 yılında Amerikan Hemşireler Birliği, hemşirelik uygulamalarının yasal yönlerini incelemiştir. 1980'de ise, hemşirelik uygulamasını "var olan ve olabilecek olan sağlık sorunlarına karşı gösterilen insan tepkilerinin tanı ve tedavisidir" diye tanımlamış ve hemşirelikte sistematik yaklaşıma yer vermiştir (1). Türk Hemşireler Derneğinin (THD) 1981 yılında yaptığı hemşirelik tanımı da şöyledir: "Hemşirelik bireyin, ailenin ve toplumun sağlığını ve esenliğini koruma, geliştirme ve hastalık halinde iyileştirme amacına yönelik hemşirelik hizmetlerinin planlanması, örgütlenmesi ve değerlendirilmesinden; bu hizmetleri yerine getirecek bireylerin eğitiminden sorumlu bilim ve sanattan oluşan bir sağlık disiplinidir" (1). Dünya Sağlık Örgütünün bir yayınında (1993), hemşirelerin işlevleri, dört ana başlık altında toplanmaktadır (1). Bu işlevler şunlardır: •Hemşirenin birinci işlevi, koruyucu, tedavi edici ya da rehabilite edici amaçlarla bireye/hastaya, aileye ya da topluma hemşirelik bakım hizmetinin götürülmesi ve bu hizmetin yönetimidir. •Hemşirenin ikinci işlevi, hastalar ya da hizmet sunulanlar ile sağlık bakımı personelinin eğitilmesidir. •Hemşirenin üçüncü işlevi, sağlık bakım ekibinin etkin bir üyesi olarak çalışmaktır. •Hemşirenin dördüncü işlevi, eleştirel düşünce ve araştırmalar yoluyla hemşirelik uygulamalarının geliştirilmesidir. KAYNAKLAR Ulusoy F., Görgülü S.,”Hemşirelik Esasları” Cilt:1 Hacettepe, Ankara, 1997 Kozier B., Erb C., Fundamentals Ofnursing-Concepts And Procedures, California,Addison-Wesley Publishing Company Tuzun R., Hemşirelik Eğitiminin Tarihi Gelişimi ve Temel Tikeleri,Türk Hemşireler Dergisi sayı 2.13-14 Birol L., Hemşirelik Süreci,Bozyaka Matbaacılık, İzmir ,2000 ÖN NOT 1. SINIF: I 2. DERS: Sağlık ve Sağlığı Geliştirme Komitesi 3. KONU: İyi Olma ve Sağlıklı Yaşam Davranışları 4. TARİH: 12-24 Şubat 2004 5. AB/BD. BŞK./TEM.VE MES. DERS.GRP BŞK/KOMİTE BAŞKANI.: Yrd. Doç. Dr. Filiz Arslan Dr. Dilek Yıldız 6. SORUMLU ÖĞRETİM ELEMANI: Tümay Oğuz Belgüzar Kara 7. ÖĞRETİM METODU : Küçük Grup Çalışması, Grup Tartışması, Takrir, Soru-Cevap, Uygulama. 8. İLGİLER (KAYNAKLAR): 1. Vural H ve ark:Hemşirelik Esasları Ders Kitabı. GATA Basımevi, Ankara, 1998. 2. İnanç N. ve Ark: Hemşirelik Esasları GATA Basımevi,Ankara,1994 3. Ulusoy F.,Görgülü S.:Hemşirelik Esasları Temel Kavram,Kuram, İlke Ve Yöntemler,Cilt I Ankara 1997 4. Arpacıoğlu O: Rehabilitasyon Hemşireliği. GATA Basımevi, 1997, Ankara. 5. Uyku Bozuklukları Birimi: Uyku http://www.mcaturk.com/uyku-birim (13.10.2003) 6. Türk Uyku Araştırmaları Derneği: Uyku İle İlgili Bilgiler http://www.tsrs.org.tr (13.10.2003) 7. Buzlu S: Gençlerde Madde Kullanımı, İntihar, Stres ve Başa Çıkma Yolları. Hemşirelik Bülteni, 12(45), 1999: 1-11. 8. Akın M: Lise Öğrencilerinin Madde Kullanımının Zararlarına İlişkin Sağlık Eğitim Gereksinimleri http://www.bagimlilik.net (13.10.2003) 9. .......: Madde Bağımlılığı. http:/candidates.emcdda.eu.int (8.1.2004) 10. .......:Bağımlılık nedir, türleri ve bağımlılığın sonuçları. http://aile.gov.tr/bagimlilik.htm (8.1.2004) 11. Baltaş A, Baltaş Z: Stres ve Başa Çıkma Yolları, Remzi Kitabevi, 16. Basım, İstanbul, 1997. 12. Pektekin Ç: Stres ve Başa Çıkma Yolları. Hemşirelik Bülteni, 4(15), 1990: 95. 13. Ünal M, Uguz Ş: Stresle Başa Çıkma Yolları. http://www.geocities.com (24.4.2003) 14. ......:Etkili Stres Yönetim Teknikleri http://www.geocities.com (24.4.2003) 15. Mocan G: Stres Nedir? http://www.tip2000.com/tedavi/stres.html (24.4.2003) 16. ........Stres, Sorunlar ve Gevşeme Yöntemleri http://www.e-psikolog.net/gevseme.html (24.4.2003) 17. Sezgin M: Stres Hastalıklara Yardım ve Yataklık Yapıyor. http://www.genetikbilimi.com/genbilim (24.4.2003) 18. Ocakcı A: Sağlığın Korunma Ve Geliştirilmesinde Hemşirelik Hizmetlerinin Rolü. http://www.geocities.com/sagliktoplum (10.10.2003) 19. Polat S: 2000/2010 Sağlıklı İnsanlar: Ulusun Sağlık Tahmini Ve Geleceğe Ait Hedefleri. Atatürk Üniversitesi HYO Dergisi, 4 (2), 2001: 81-82. 20. .........: TC Sağlık Bakanlığı “Sağlık 21 Politikası” Kopenhag 1998, Ankara. 21. Stanhope M, Lancaster J: Community Health Nursing: Promoting Health of Aggregates, Families, and Individuals. Fourth Edition, Mosby-Year Book, Inc, USA, 1996. 22. Bertan M, Güler Ç: Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Güneş Kitabevi, Ankara, 1995. GÖREVLER/ÖDEVLER a. Öğrenci Grupları: 1. Grup A Grubu (4001-4007 apolet numaralı öğrenciler) B Grubu (4008-4014 apolet numaralı öğrenciler) C Grubu (4015-4021 apolet numaralı öğrenciler) D Grubu (4022-4028 apolet numaralı öğrenciler) 2. Grup A Grubu (4029-4036 apolet numaralı öğrenciler) B Grubu (4037-4043 apolet numaralı öğrenciler) C Grubu (4044-4050 apolet numaralı öğrenciler) D Grubu (4051-4057 apolet numaralı öğrenciler) 3. Grup A Grubu (4058-4064 apolet numaralı öğrenciler) B Grubu (4065-4071 apolet numaralı öğrenciler) C Grubu (4072-4078 apolet numaralı öğrenciler) D Grubu (4079-4085 apolet numaralı öğrenciler) 4. Grup A Grubu (4086-4093 apolet numaralı öğrenciler) B Grubu (4094-4101 apolet numaralı öğrenciler) C Grubu (4102-4109 apolet numaralı öğrenciler) D Grubu (4110-4117 apolet numaralı öğrenciler) Öğrenciler önce 4 gruba, her grup da kendi içinde 4 gruba ayrılacaktır. Her grubun bir başkanı, sekreteri ve grup sözcüsü olacak ve kendilerine bir grup adı belirleyeceklerdir. Öğrenciler ; 12.02.2004 14.15-15.00 4001-4028 I.Sınıf Etüt Odası 4029-4057 Bilgisayar Dershanesinde 4058-4085 Okul Kütüphanesinde 4086-4116 GATA Kütüphanesinde 17.02.2004 08.30-09.15 4001-4028 Bilgisayar Dershanesinde 4029-4057 Okul Kütüphanesinde 4058-4085 GATA Kütüphanesinde 4086-4116 I.Sınıf Etüt Odasında çalışacaklardır. 09.25-10.10 4001-4028 Okul Kütüphanesinde 4029-4057 GATA Kütüphanesinde 4058-4085 I.Sınıf Etüt Odası 4086-4116 Bilgisayar Dershanesinde çalışacaklardır. 10.20-11.05 4001-4028 GATA Kütüphanesinde 4029-4057 I.Sınıf Etüt Odası 4058-4085 Bilgisayar Dershanesinde 4086-4116 Okul Kütüphanesinde çalışacaklardır. 11.15-12.00 4001-4028 I.Sınıf Etüt Odası 4029-4057 Bilgisayar Dershanesinde 4058-4085 Okul Kütüphanesinde 4086-4116 GATA Kütüphanesinde çalışacaklardır. b. Bütün Öğrencilere Verilecek Görevler: 12 Şubat 2004 tarihinde 13.15-14.00 saatleri arasında uygulama dershanesinde konunun tanıtımı yapılacak ve grup dağılımları planlanacaktır. 12 Şubat 2004 tarihinde 14.15-15.00 saatleri arasında ve 17 Şubat 2004 tarihinde 8.30-12.00 saatleri arasında öğrenci çalışmaları sorumlu öğretim elemanları nezaretinde sürdürülecektir. Aşağıdaki sorular gruplar tarafından araştırılacak ve belirtilen ders saatinde sunulmak üzere hazırlanacaktır. 1. Örneklerle vücut mekaniğini ve hareketi tanımlayınız? 2. Bir cismin dengede kalabilmesi için kurallar nelerdir? 3. Hastaya neden pozisyon veririz? 4. Hijyen alışkanlıklarını neler etkilemektedir? 5. Yeterli ve dengeli beslenme nasıl olmalıdır? 6. Yemek yerken sizin için neler önemlidir? 7. Uyku nedir? Ø Uykunun fonksiyonlarını açıklayınız. Ø Yeterli uyku ve dinlenme gereksinimi karşılanmazsa gelişebilecek sorunlar nelerdir? Ø Gelişim dönemlerine göre uyku gereksinimlerini açıklayınız. Ø Uykuyu etkileyen faktörleri açıklayınız. Ø Dinlenmeyi sağlayan şartlar nelerdir? Ø Uyku ve dinlenmenin sağlanmasında hemşirenin rolünü açıklayınız. Ø Uykunun sağlanması ve sürdürülmesinde alınması gereken önlemler nelerdir? 8. Bağımlılık kavramını açıklayınız. Ø İlaç bağımlılığı için riskli grupları açıklayınız. Ø İlaç ve madde bağımlılığının önlenmesi için alınması gereken önlemler nelerdir? Ø İlaç ve madde bağımlılığının önlenmesinde hemşirenin rolünü açıklayınız. 9. Stres nedir? Ø Stressör nedir? Ø Stres çeşitlerini örnek vererek açıklayınız. Ø Genel adaptasyon sendromu nasıl gelişir? Ø Stresin farklı aşamalarındaki belirtileri nelerdir? Ø Stresin yararları nelerdir? Ø Strese dayanma gücünü etkileyen faktörleri açıklayınız. Ø Stresin etkilerini açıklayınız? Ø Stresle başa çıkma (stres yönetimi) yöntemlerini örnek vererek açıklayınız. Ø Streste uyum sağlayıcı başaçıkma stratejilerini açıklayınız. Ø Streste uyum göstermeyen başaçıkma stratejilerini açıklayınız 10. Sağlığı geliştirme kavramını açıklayınız. Ø Bir birey olarak sağlığınızı etkileyen faktörler nelerdir? Ø Sağlıklı yaşam biçimini açıklayınız. Ø Sağlık davranışını açıklayınız. Ø Sağlığı geliştirme davranışını örnek vererek açıklayınız. 11. Aşağıda yer alan vakalar incelenerek, sorular yanıtlanacaktır. a) Ayşe Hanım, patronundan ekonomik kriz nedeniyle işine son verildiğini öğrenir. Aniden kalp atışında hızlanma, ağız kuruluğu, terleme hisseder. Evine geldiğinde kalp çarpıntıları, yorgunluk, şiddetli baş ağrısı, gerginlik yaşamaktadır. Ø Ayşe Hanımın yaşadığı durumu tanımlayarak, olası nedenlerini belirtiniz. Ø Bu durumla başetmesine yönelik olarak Ayşe Hanıma yapılacak öneriler neleri içermelidir? b) Bir arkadaşınız uykusuzluktan yakınmaktadır. Ø Arkadaşınızda yeterli uyku ve dinlenme gereksinimi karşılanamadığı için hangi sorunlar gelişebilir? Ø Arkadaşınıza uyuyabilmesi için neler önerirsiniz? c)17 yaşındaki Mehmet, arkadaşlarına özenerek arada sırada kendisine damardan morfin yapmaya başlar ve zamanla kullandığı dozu artırır. Mehmet, artık morfinsiz yaşayamayacağını hissetmektedir. Ø Mehmet’i morfin bağımlılığına yönlendiren nedenler neler olabilir? Ø Toplumun madde kullanımının engellenebilmesi için hangi birimler ne tür görevler üstlenmelidir? c. Fert veya grup/gruplar bazında verilecek görevler/ödevler : Gruplar tarafından aşağıdaki görevler yerine getirilecektir. 1.Aşağıda belirtilen yerler her gruptan bir kişi tarafından gezilerek, izlenimler sınıfla paylaşılacaktır. a) Araştırma binasında yer alan Psikofarmakoloji Araştırma Ünitesi gezilerek, Ütğm. Hakan Kayır ile görüşülerek, izlenimler sınıfa aktarılacaktır. (1A grubu, 2A grubu, 3A grubu, 4A grubu) 17.02.2004,08.30-9.30 b) Ruh Sağlığı Daire Bakanlığında görevli Dr. Toker Ünal ile görüşülerek, madde kullanımının engellenmesi için faaliyetlerle ilgili bilgi alınarak, toplanan materyal ve izlenimler sınıfla paylaşılacaktır. (1B grubu, 2B grubu, 3B grubu, 4B grubu) 17.02.2004, 08.30-10.00 2. Diyet polikliniğine gidilerek diyetisyenlerle görüşülerek, izlenimler sınıfla paylaşılacaktır. (1C grubu, 2C grubu, 3C grubu, 4C grubu) 17.02.2004,09.00-11.00 3. Her gruptan bir öğrenci fiziksel tıp ve rehabilitasyon kliniğinin egzersiz salonuna giderek fizyoterapistlerle görüşerek,izlenimlerini tüm sınıfa aktaracaktır.(1D grubu, 2D grubu, 3D grubu, 4D grubu) 17.02.2004,09.00-10.00 17.02.2004–18.02.2004-19.02.2004-24.02.2004 tarihlerinde grup sunumları yapılarak, konu özetlenerek, komite geri bildirimleri alınacaktır. 10.KOŞULLAR a. Özel hazırlayıcı talimat : Verilen kaynaklardan konulara hazırlanılarak gelinecektir. Öğrenciler soruların cevaplarını araştırarak gelecekler, Tartışma günlerinde grup isimleri kartona yazılıp tartışılacak sınıfa asılacaktır. 12.2.2004 de Grup başkanı, sekreteri, sözcüsü ve görüşme yapacak kişiler seçilecektir. b.Öğrencilerin kıyafeti, teçhizatı ve beraberinde getireceği malzemeler Defteri, kalemi, silgisi ve kaynak ders kitapları Boş saydam, asetat kalemi, flip chart. c.Dersin işleneceği yer IV. Sınıf dershanesi, etüt odaları, uygulama dershanesi d.Varsa diğer hususlar Sınıfta barko cihazı, ve tepegöz hazır bulunacak. 12. HEDEF VE HEDEF DAVRANIŞLAR : a. Hedefler : Hareket ve vücut mekaniğini tanımlayabilme. Vücut mekaniğinin fiziksel kanunlarını sıralayabilme. Doğru vücut mekaniğini uygulayabilme. Hastaya bakım verirken vücut mekaniği ilkelerine uyma. Hastaya uygun yatış pozisyonlarını verebilme. Temel ilkelere göre hastayı transfer edebilme. Kişisel hijyeni etkileyen faktörleri tanımlayabilme. Hasta bireyin hijyen gereksinimlerini tanıyabilme. Hasta bireyin hijyen gereksinimini uygulamada yardımcı olabilme. Besin öğelerini tanımlayabilme. Beslenmeyi etkileyen faktörleri sıralayabilme. Yeterli ve dengeli beslenmeyi tanımlayabilme. Beslenme ile ilgili sorunları tanımlayabilme. Uykuyu açıklayabilme. Uyku ve dinlenmenin sağlanmasında hemşirenin rolünü sıralayabilme. Bağımlılık kavramını açıklayabilme. İlaç ve madde bağımlılığının önlenmesi için alınması gereken önlemleri sıralayabilme. Stres kavramını açıklayabilme. Stresle başaçıkmayı açıklayabilme. Sağlığı geliştirme kavramını açıklayabilme. b. Hedef Davranışlar : 1. Doğru vücut mekaniğini uygular. 2. Hastaya uygun yatış pozisyonlarını verir. 3. Temel ilkelere göre hastayı transfer eder. 4. Hasta bireyin hijyen gereksinimini uygulamada yardımcı olur. 5. Yeterli ve dengeli beslenmeyi uygular. 6. Beslenme ile ilgili sorunları tanır. 7. Uykuyu tanımlar. 8. Uyku fazlarını sayar. 9. Uykunun fonksiyonlarını sıralar. 10. Yeterli uyku ve dinlenme gereksinimi karşılanmazsa gelişebilecek sorunları açıklar. 11. Gelişim dönemlerine göre uyku gereksinimlerini açıklar. 12. Uykuyu etkileyen faktörleri bilir. 13. Dinlenmeyi sağlayan şartları açıklar. 14. Uyku ve dinlenmenin sağlanmasında hemşirenin rolünü sıralar. 15. Uykunun sağlanması ve sürdürülmesinde alınacak önlemleri açıklar. 16. Uyku ve dinlenmenin insan yaşamındaki önemini farkeder. 17. Uyku ve dinlenmenin sağlanmasında danışmanlık yapar. 18. Uyku ve dinlenmenin sağlanmasında gerekli önlemleri alır. 19. Bağımlılık kavramını açıklar. 20. İlaç bağımlılığı için riskli grupları açıklar. 21. İlaç ve madde bağımlılığının önlenmesi için alınması gereken önlemleri sıralar. 22. İlaç ve madde bağımlılığının önlenmesinde hemşirenin rolünü sıralar. 23. İlaç ve madde bağımlılığının önlenmesi için danışmanlık yapar. 24. Stresi açıklar. 25. Stressörü açıklar. 26. Stres çeşitlerini bilir. 27. Genel adaptasyon sendromunu bilir. 28. Stresin farklı aşamalarındaki belirtileri bilir. 29. Stresin yararlarını açıklar. 30. Strese dayanma gücünü etkileyen faktörleri açıklar. 31. Stresin etkilerini açıklar. 32. Stresle başaçıkma (stres yönetimi) yöntemlerini sıralar. 33. Streste uyum sağlayıcı başaçıkma stratejilerini bilir. 34. Streste uyum göstermeyen başaçıkma stratejilerini bilir. 35. Stresin birey üzerindeki etkilerini farkeder. 36. Stresle başaçıkma (stres yönetimi) yöntemleri konusunda danışmanlık yapar. 37. Stresle başaçıkma (stres yönetimi) yöntemlerini uygular. 38. Sağlığı etkileyen faktörleri sıralar. 39. Sağlığı geliştirme kavramını açıklar. 40. Sağlıklı yaşam biçimini açıklar. 41. Sağlık davranışını açıklar. 42. Sağlığı geliştirme davranışını açıklar. 43. Sağlığı geliştirme davranışlarını benimser. 44. Sağlığı geliştiren uygulamaları tanır. 45. Sağlığı geliştiren uygulamaları tekrarlar. 13. TAMAMLAYICI BİLGİLER Psikofarmakoloji Araştırma Ünitesinin gezilmesi. Ruh Sağlığı Daire Bakanlığının gezilmesi. Diyet polikliniğin gözlenmesi,diyetisyenlerle görüşülmesi. Fizyoterapistlerle görüşülmesi. Sağlığı geliş